| Ana sayfa|Atatürk|Kitap |Projelerim |Türküler| Yazarlar |

KENDİ ŞİİRLERİM

  Kısa Şiirlerim I
  Kısa Şiirlerim II
  Kısa Şiirlerim III
  Kısa Şiirlerim IV
  Uzun Şiirlerim
  Mühendis Şiirlerim

YAZILARIM

  Sevgi Üzerine
  Sevmek Üzerine
  Günlüğümden
  Bilim Siyaset
  Mühendislik

 ŞAİRLERDEN

  Atilla İlhan
  Atol Behramoğlu
  A.Kadir
  Yılmaz Odabaşı
  Adnan Yücel
  Ahmet Telli
  O.Veli Kanık
  Aydın Öztürk
  Necati Cumalı
  Behçet Necatigil

SEÇMELER

  Seçmeler I
  Seçmeler II
  Hayyamdan
  Seçme Yazılar
 MÜHENDİSLİK

Verimlilik Nedir?

İşçilere daha çok ücret, işverenlere daha çok kar, devlete daha çok vergi sağlamanın havuzunu oluşturan verimlilik, iç, ve dış pazarlarda rekabet eden bir işletmenin kalite, satış sonrası hizmetler ve imaj gibi kozları arasında seçkin bir yer tutar.Bir işletme, ürettiği mallara yönelik talebi sürekli kılabilmek ve böylece pazarlarda tutunabilmek için ürün fiyatını düşük tutmak, ürün kalitesini yükseltmek, satış sonrasında sunduğu hizmetleri geliştirmek ve imaj yaratmak için olduğu kadar, verimlilik düzeyini yükseltmek için de savaş vermek durumundadır.

 Verimliliği yükseltmek demek, eldeki emek, sermaye ve toprak gibi kaynaklardan eskisine göre daha çok ürün elde etmek demektir. Verimlilik artışları bireylerin yaşam koşullarını derinden etkileyen sayılı değişkenlerden biridir. Genel olarak toplumu oluşturan bireyler den hiç birininkini azaltmadan en azından bir kişinin gelirini yükseltebilmek, yalnızca verimlilik artışlarına bağlıdır. Öte yandan verimlilik artışları geniş kuşaklara daha uzun süreli eğitim sunabilmesine olanak sağlayan temel kaynaktır da. Yetişkinler, kendilerini yaşatacak düzeyin çok üstünde bir üretim düzeyini başardıklarında genç kuşaklan yaşatmanın ötesine geçerek onlara daha uzun süreli bir eğitim fırsatı da sunmuş olurlar. Çalışma dönemlerini noktalayıp emeklilik dönemine adım atmış insanların gönenç düzeylerindeki yükselişler de ancak verimlilik artışlarıyla kalıcı bir biçimde temellendirilebilir. Ve bütün bunlar ölçüsünde önemli olan bir konu da şudur: Dinlenebilmek ve kendilerini geliştirebilmek işin boş zamana en çok gereksinim duyan yetişkinlere, istediklerini verecek temel kaynağı da verimlilik artışlarından başka yerlerde aramamak gerekir.

 Verimliliği Neden Ölçülmelidir ?O ki bir işletme iç ve dış pazarlarda rekabet edebilmek işin başka kozların yanı sıra verimlilik kozunu da kullanır, öyleyse ilk iş olarak onu düzenli olarak ölçmenin adım larını atmak durumundadır. Çünkü ölçülmeyen bir büyüklüğün artıp artmadığı da bilinemez. Kaldı ki rakip işletmelerin verimlilikleri göz önünde tutulduğunda ölçülmeyen verimliliğin daha iyi mi, yoksa daha kötü mü olduğu da anlaşılamaz. Ancak verimliliğin ölçülmesini gerektiren tek neden bu değildir. Bir işletme yöneticisi, satınalmadan üretime, planlamadan pazarlamaya dek uzanan geniş bir alandaki herhangi bir konuda bir önlem aldığında, yaptığı işin bir anlam taşıyıp taşımadığını anlamak için verimlilik değişmelerine bakmak, söz konusu göstergeyi ve onunla ilgili öteki göstergeleri ölçmek durumundadır.

          Önderlik sanatı, yalnızca önderin beğenilmeye değer kişiliğinden, anlak gücünden, işleri çekip çevirmekteki becerisinden, özdeşleşme duygusu yaratmaktaki hünerinden ve güdüleyiciliğinden değil, bütün bunların yanısıra onun uzmanlığından da fılizlenir. Uzmanlık ise ilkönce ölçmek, sonra elde edilen verilerden yola çıkarak işlemler yapmak (en yalın ölçüde toplama, çıkarma, çarpma, bölme gibi işlemler...) ve en sonra da bulunan sonuçlan anlamlandırmak (yorumlamak) demektir. Bütün bu çabalara girişen önderin ikna yeteneği, asla öncekiyle özdeş değildir.   

              Önderlik ile buyurganlık kavramlarını birbirine karıştıran kişilerin yönetici olabilecekleri, ancak önder olamayacakları konusuna dikkat çeken de yine çağdaş yönetimbilimdir. Bir işletmede yönetici, aldığı önlemlerin gerekliliğini pek çok biçimlerde kabul ettirilebilir.

              Fakat bunların çoğalan etkiler yaratanı, güdüleyici olanı, denetim için ek giderler gerektirmeyeni, ikna etme biçiminde olanıdır. Başkalarını ikna edebilmek için ise bilimin ortaya koyduğu kanıtlama araçları bulunmaktadır. Canlılar için hava ve su ne ise, bu araçları kullanabilmek için de ölçmek odur.

 Verimlilik Nasıl Ölçülür?

Tek bir girdi kullanan ve bununla da yalnızca tek bir mal üretilen bir işletmede girdiyi, çıktıyı, dolayısıyla da girdi başına çıktı olarak tanımlanan verimliliği ölçmekte bir zorluk yoktur. Yapılacak iş, topu topu çıktıyı girdiye bölmektir. Çünkü verimlilik, fiziksel büyüklükleriyle ölçülen girdilerin gene fıziksel büyüklükleriyle ölçülen çıktıları ne ölçüde oluşturabildiğini yansıtan bir göstergedir. Girdileri ve çıktıları fıziksel olarak ölçmenin sorun olmadığı bir yerde, verimliliği ölçmek de sorun olmaz. Girdi ve çıktı türlerinin çoğaldığı durumlarda ise büyük bir sorunla yüz yüze gelinmektedir: Türdeş nitelikte olan girdiler ve çıktılar toplanabilirken biri başka, öbürü başka niteliklerde olan girdiler nasıl toplanabilir?

                Burada baş gösteren zorluklardan birincisi girdilerin, ikincisi de çıktıları ölçümü konusundadır. Acaba on usta ile on mühendis ya da on kilogram şeker ile on kilogram küspe nasıl toplanabilir? Kimi kez bir işletmede çok az eğitim görmüş kişilerden çıraklara, ustalara, mühendislere dek uzanan bir yelpazede, değişik niteliklerde insanlar çalıştırıldığı gibi, fırın, buzdolabı, çamaşır makinası, bulaşık makinası, mikser gibi çok çeşitli ürünlerden oluşan bir şıktı da üretilmektedir. Burada tek sorun çırakların, ustaların, mühendislerin nasıl toplanabileceği sorunu değildir. Fırınların, buzdolaplarının, çamaşır makinalarının, bulaşık makinalarının, mikserlerin nasıl toplanabileceği sorunu, bir önceki ölçüsünde karışık niteliktedir. Girdiler ve çıktılar, ancak içerdikleri ortak varlık bakımından toplanabilir. Elma ile armut toplanamazsa da içerdikleri ortak varlık olan ağırlık bakımından toplanabilir. Bu bağlamda, girdiler içerdikleri ortak varlık olan maliyet bakımından, çıktılar ise yine içerdikleri ortak varlık olan değer bakımından toplanabilir. İşte verimlilik ölçümlerinde yapılan işlem de budur.

                Bir işletmede çıktı ya da katma değer tek tek girdilere bölünerek söz konusu girdilerin verimlilikleri ölçülebilir. Verimlilik, kuramsal olarak çıktının girdiye oranı biçiminde tanımlanırsa da, uygulamada daha çok katma değerin girdiye oranı tercih edilmektedir. Çünkü katma değer, çıktının girdilerden arındırılmış bölümünü simgelemektedir. Üretimdeki en önemli girdilerden biri emektir ve bu nedenle de yukarıda belirtilen işlem ilk olarak emek için yapılabilir. Emek düzeyi denildiğinde bundan çoğu kez çalışanların sayısı anlaşılmaktadır. Çalışanların sayısı diye adlandırılan değişkende deneyimsiz işçiler, çıraklar, ustalar, mühendisler eşit ölçülerde ağırlıklandırılır. Bu farklı kalitedeki emek türleri üretim sürecinde değişmez bir oranda kullanılıyorsa, emek düzeyinin çalışanlar sayısı olarak görülmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü bu koşul altında emek türlerinden biri hangi hızla değişiyorsa, ötekiler de o hızla değişir ve dolayısıyla çalışanlar sayısı emek düzeyindeki değişmeleri duyarlılıkla yansıtma başarısını gösterir. Ancak üretim tekniklerinde ortaya çıkacak hızlı bir değişme sonucunda, üretimin mühendis yoğun ya da bir başka emek türü yoğun bir biçimde yapılması durumunda, çalışanların sayısı, herhangi bir ağırlıklandırmayı (tartılandırmayı) içermediğinden ötürü emek girdisini ancak eksik bir biçimde temsil edebilir. Kısa dönemlerde böyle köklü değişmeler olmayacağı düşüncesiyle, çalışanlar sayısı emek düzeyinin iyi bir yansıtıcısı olarak görülebilir ve böylece, şıktı çalışanların sayısına bölünerek emek verimliliği ortaya konabilir.

         Benzer işlemler, enerji, sermaye, arazi gibi başka girdilerin verimliliğini ortaya koymak için de yapılabilir. Bütün bunların ötesinde bir başka yöntem daha vardır.Verimlilik düzeyini ölçmenin amacı verimlilik düzeyindeki değişmeleri saptamaktır.Verimlilikteki değişmelerin hangi faktörlerden ileri geldiğini saptama yoluna gidilmeyecekse verimliliği ölçme yoluna gitmenin bir anlamı yoktur. Verimliliği ölçmek ve izleyen aşamada da verimliliğin hangi nedenlerle değiştiğini saptamak, üretim sürecini tasarımlanacak önlemlerle yönlendirebilmek için yalnızca bir araçtır.

 Verimlilik Nelere Bağlıdır ?

Verimlilik başlıca şu etkenlere bağlıdır:

1. Teknoloji düzeyi, doğal kaynak bolluğu ve sermaye yoğunluğu;

2. Emeğin kalitesi;

3. Örgütlenme yapısı ve önderlik;

4. Sosyo-ekonomik yapı.

                 Teknoloji düzeyi emeğin verimliliğini etkileyen en önemli etkendir. Bugün dünyanın en az yorulan, ancak en yüksek verimlilik düzeyine ulaşan kömür işçilerinin ' Amerikalı olmalarının nedeni, Amerikalı işçilerin en gelişmiş teknolojiyle donatılmış olmasıdır. Az gelişmiş ülkelerin düşük teknoloji kullanan kömür işçileri, bütün gün sabahtan akşama kan ter içinde kalıncaya dek çalışırlarsa da Amerikalı işçilerin topraktan çıkardıkları kömürün onda birini bile çıkaramazlar. genel olarak yüksek teknolojileri üreten ve uygulayan ülkelerdeki verimlilik düzeyleri, öteki ülkelerdeki verimlilik düzeylerine göre ezici bir üstünlüğe sahiptir. Az gelişmiş ülkelerin çok zor da olsa bu yüksek teknolojilerin fiyatlarını ödeyebilecek ölçüde birikim yapabildikleri görülmüştür. Bu konudaki en büyük ikilem, ücretlerin düzeyine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Az gelişmiş ülkelerde ücret düzeylerinin çok düşük olması, yüksek teknolojilerin albenilerini ortadan kaldırmakta ve onları bir çekim alanı olmaktan çıkarmaktadır. Çünkü yüksek teknoloji, işgücünün yerine makineleri çalıştırmaya dayalıdır. Ne var ki, makineler pahalı, işgücü de ucuz olunca makinadan işgücüne kayan tercihler nedeniyle daha çok işçi çalıştırmak, daha çok makine çalıştırmaya göre çekicilik kazanır. Öte yandan tercihleri makinelerden yana değiştirebilmek için yüksek ücret politikaları uygulanacak olursa, bu kez de enflasyon ya da sermaye birikiminde yavaşlama gibi sorunlarla yüz yüze gelinebilir. Çok düşük ücretler de, çok yüksek ücretler de birbirlerine taban tabana karşıt politika amaçlan olmalarına karşın sonuçlan bakımından birbirlerine çok benzerler.

            Emeğin kalitesi de, yüksek verimliliği etkileyen temel etkenlerden biridir. İnsanlarda yarattığı yabancılaşma sorununa çok dikkat çekilmiş olmasına karşın, uzmanlaşma ile birlikte verimlilikteki yükselmelerin yan yana gittiği gerçeğini göz önünden uzaklaştırmamak gerekir. Dolayısıyla yüksek verimlilik, nasıl yüksek gönenç düzeylerine ulaşmanın bir aracı ise, uzmanlaşma da, tıpkı öyle, yüksek verimlilik düzeylerine ulaşmanın bir aracıdır.

             Örgütlenme, verimlilikteki değişmeleri derinden 3 etkileyen etkenlerden biridir. Burada geçen örgüt kavramı, üretim amacıyla bir araya getirilmiş ve bu amaç doğrultusunda yönlendirilmiş insanlar ve donanım birliği olarak tanımlanabilir. Örgütlenmenin üretime ve dolayısıyla da verimliliğe bir katkısı olup olmadığını saptayabilmek iş,in uygulanacak olan yöntem, öteki etkenler değişmezken örgütlenme biçimini değiştirmek ve eski ile yeni örgütlenmenin sonuçlarını karşılaştırmaktır. Sonuçlar arasında anlamlı ölçüde bir fark varsa, bu, ancak örgütlenme ile açıklanabilir.

          Teknoloji düzeyi, değiştirilmesi en güç, olan etkenlerden biridir. Emeğin kalitesini iyileştirmek de zor olmakla birlikte eğitim yoluyla ve deneyimlerin artırılmasıyla gerçekleştirilebilecek olan bir durumdur. Örgütlenme yapısını değiştirmek ve eski yapının üstüne yeni yapılan yerleştirmek ise göreli olarak daha kolaydır.

           Burada ortaya çıkan zorluk, yeni yapıyı örgütün insanlarına benimsetebilmektir ki, bu da örgüt önderliğinin ikna yeteneğindeki farklılığa bağlı bir olgudur.

            Verimlilik düzeyini temelli olarak belirleyen bir etken daha vardır, o da oluşumunu tarihsel sürece borçlu olan, alışkanlıklarla yüklü ve gelişebilmesi için gerekli ivmeyi tarihsel süreçten ödünç alan sosyoekonomik yapıdır. Toplumsal açılım yaratıcı nitelikteki yeniliklere direnç gösterme ve onları daha doğar doğmaz reddetme özelliğiyle kendisini belli eden bu sosyoekonomik yapı en yavaş değişen etkendir. Aykırılığı, farklılığı ve yeniliği dirençle karşılayan sosyo-ekonomik yapının ne ölçüde güçlü olduğunu belgeleyebilmek işin verilebilecek en iyi örneklerden biri matbaadır. İlk olarak 1466 yılında ortaya konulmuş olmasına karşın Osmanlı toplumuna ancak 1727'de benimsetilebilen matbaanın serüveni, hattatlarda işselleştirilmiş olan alışkanlıkların (ki sosyo-ekonomik yapının bir parçasıdır) aykırılığa, farklılığa ve yeniliğe nasıl direndiğini ve onları nasıl bir tepkiyle reddettiğini kanıtlar.

[End.Müh.Yazıları]  [Damal Bebekleri]  [  Secmeler I ]  [Seçmeler II ]  [Sesleniş]  [Duvar Yazıları]  [Özlü Sözler]  [Bitirme Tezi] [Hakkımda]  [Türk Dili Üzerine]  [Şiirlerim] [Arkadaşlarımdan]  [Duvar Kağıtları ]

Hosted by www.Geocities.ws

1