|
Verimlilik
Nedir?
İşçilere
daha çok ücret, işverenlere daha çok kar, devlete daha çok
vergi sağlamanın havuzunu oluşturan verimlilik, iç, ve dış
pazarlarda rekabet eden bir işletmenin kalite,
satış
sonrası hizmetler ve imaj gibi kozları arasında seçkin bir
yer tutar.Bir işletme, ürettiği mallara yönelik talebi sürekli
kılabilmek ve böylece pazarlarda tutunabilmek için ürün
fiyatını düşük tutmak, ürün kalitesini yükseltmek, satış
sonrasında sunduğu hizmetleri geliştirmek ve imaj yaratmak
için olduğu kadar, verimlilik düzeyini yükseltmek için de
savaş vermek durumundadır.
Verimliliği
yükseltmek demek, eldeki emek, sermaye ve toprak gibi
kaynaklardan eskisine göre daha çok ürün elde etmek
demektir. Verimlilik artışları bireylerin yaşam koşullarını
derinden etkileyen sayılı değişkenlerden biridir. Genel
olarak toplumu oluşturan bireyler
den
hiç birininkini azaltmadan en azından bir kişinin gelirini
yükseltebilmek, yalnızca verimlilik artışlarına bağlıdır.
Öte yandan verimlilik artışları geniş kuşaklara daha
uzun süreli eğitim sunabilmesine olanak sağlayan temel
kaynaktır da. Yetişkinler, kendilerini yaşatacak düzeyin
çok üstünde bir üretim düzeyini başardıklarında genç
kuşaklan yaşatmanın ötesine geçerek onlara daha uzun süreli
bir eğitim fırsatı da sunmuş olurlar. Çalışma dönemlerini
noktalayıp emeklilik dönemine adım atmış insanların gönenç
düzeylerindeki yükselişler de ancak verimlilik artışlarıyla
kalıcı bir biçimde temellendirilebilir. Ve bütün bunlar
ölçüsünde önemli olan bir konu da şudur: Dinlenebilmek
ve kendilerini geliştirebilmek işin boş zamana en çok
gereksinim duyan yetişkinlere, istediklerini verecek temel
kaynağı da verimlilik artışlarından başka yerlerde
aramamak gerekir.
Verimliliği
Neden Ölçülmelidir ?O
ki bir işletme iç ve dış pazarlarda rekabet edebilmek işin
başka kozların yanı sıra verimlilik kozunu da kullanır,
öyleyse ilk iş olarak onu düzenli olarak ölçmenin adım
larını
atmak durumundadır. Çünkü ölçülmeyen bir büyüklüğün
artıp artmadığı da bilinemez. Kaldı ki rakip işletmelerin
verimlilikleri göz önünde tutulduğunda ölçülmeyen
verimliliğin daha iyi mi, yoksa daha kötü mü olduğu da
anlaşılamaz. Ancak verimliliğin ölçülmesini gerektiren
tek neden bu değildir. Bir işletme yöneticisi, satınalmadan
üretime, planlamadan pazarlamaya dek uzanan geniş bir
alandaki herhangi bir konuda bir önlem aldığında, yaptığı
işin bir anlam taşıyıp taşımadığını anlamak için
verimlilik değişmelerine bakmak, söz konusu göstergeyi ve
onunla ilgili öteki göstergeleri ölçmek durumundadır.
Önderlik sanatı, yalnızca önderin beğenilmeye değer kişiliğinden,
anlak gücünden, işleri çekip çevirmekteki becerisinden,
özdeşleşme duygusu yaratmaktaki hünerinden ve güdüleyiciliğinden
değil, bütün bunların yanısıra onun uzmanlığından da
fılizlenir. Uzmanlık ise ilkönce ölçmek, sonra elde
edilen verilerden yola çıkarak işlemler yapmak (en yalın
ölçüde toplama, çıkarma, çarpma, bölme gibi işlemler...)
ve en sonra da bulunan sonuçlan anlamlandırmak (yorumlamak)
demektir. Bütün bu çabalara girişen önderin ikna yeteneği,
asla öncekiyle özdeş değildir.
Önderlik
ile buyurganlık kavramlarını birbirine karıştıran kişilerin
yönetici olabilecekleri, ancak önder olamayacakları
konusuna dikkat çeken de yine çağdaş yönetimbilimdir. Bir
işletmede yönetici, aldığı önlemlerin gerekliliğini pek
çok biçimlerde kabul ettirilebilir.
Fakat bunların çoğalan etkiler yaratanı, güdüleyici olanı,
denetim için ek giderler gerektirmeyeni, ikna etme biçiminde
olanıdır. Başkalarını ikna edebilmek için ise bilimin
ortaya koyduğu kanıtlama araçları bulunmaktadır. Canlılar
için hava ve su ne ise, bu araçları kullanabilmek için de
ölçmek odur.
Verimlilik
Nasıl Ölçülür?
Tek
bir girdi kullanan ve bununla da yalnızca tek bir mal üretilen
bir işletmede girdiyi, çıktıyı, dolayısıyla da girdi başına
çıktı olarak tanımlanan verimliliği ölçmekte bir zorluk
yoktur. Yapılacak iş, topu topu çıktıyı girdiye bölmektir.
Çünkü verimlilik, fiziksel büyüklükleriyle ölçülen
girdilerin gene fıziksel büyüklükleriyle ölçülen çıktıları
ne ölçüde oluşturabildiğini yansıtan bir göstergedir.
Girdileri ve çıktıları fıziksel olarak ölçmenin sorun
olmadığı bir yerde, verimliliği ölçmek de sorun olmaz.
Girdi ve çıktı türlerinin çoğaldığı durumlarda ise büyük
bir sorunla yüz yüze gelinmektedir: Türdeş nitelikte olan
girdiler
ve çıktılar toplanabilirken biri başka, öbürü başka
niteliklerde olan girdiler nasıl toplanabilir?
Burada baş gösteren zorluklardan birincisi girdilerin,
ikincisi de çıktıları ölçümü konusundadır. Acaba on
usta ile on mühendis ya da on kilogram şeker ile on kilogram
küspe nasıl toplanabilir? Kimi kez bir işletmede çok az eğitim
görmüş kişilerden çıraklara, ustalara, mühendislere dek
uzanan bir yelpazede, değişik niteliklerde insanlar çalıştırıldığı
gibi, fırın, buzdolabı, çamaşır makinası, bulaşık
makinası, mikser gibi çok çeşitli ürünlerden oluşan bir
şıktı da üretilmektedir. Burada tek sorun çırakların,
ustaların, mühendislerin nasıl toplanabileceği sorunu değildir.
Fırınların, buzdolaplarının, çamaşır makinalarının,
bulaşık makinalarının, mikserlerin nasıl toplanabileceği
sorunu, bir önceki ölçüsünde karışık niteliktedir.
Girdiler ve çıktılar, ancak içerdikleri ortak varlık bakımından
toplanabilir. Elma ile armut toplanamazsa da içerdikleri
ortak varlık olan ağırlık bakımından toplanabilir. Bu bağlamda,
girdiler içerdikleri ortak varlık olan maliyet bakımından,
çıktılar ise yine içerdikleri ortak varlık olan değer
bakımından toplanabilir. İşte verimlilik ölçümlerinde
yapılan işlem de budur.
Bir
işletmede çıktı ya da katma değer tek tek girdilere bölünerek
söz konusu girdilerin verimlilikleri ölçülebilir.
Verimlilik, kuramsal olarak çıktının girdiye oranı biçiminde
tanımlanırsa da, uygulamada daha çok katma değerin girdiye
oranı tercih edilmektedir. Çünkü katma değer, çıktının
girdilerden arındırılmış bölümünü simgelemektedir. Üretimdeki
en önemli girdilerden biri emektir ve bu nedenle de yukarıda
belirtilen işlem ilk olarak emek için yapılabilir. Emek düzeyi
denildiğinde bundan çoğu kez çalışanların sayısı anlaşılmaktadır.
Çalışanların sayısı diye adlandırılan değişkende
deneyimsiz işçiler, çıraklar, ustalar, mühendisler eşit
ölçülerde ağırlıklandırılır. Bu farklı kalitedeki
emek türleri üretim sürecinde değişmez bir oranda kullanılıyorsa,
emek düzeyinin çalışanlar sayısı olarak görülmesinde
bir sakınca yoktur. Çünkü bu koşul altında emek türlerinden
biri hangi hızla değişiyorsa, ötekiler de o hızla değişir
ve dolayısıyla çalışanlar sayısı emek düzeyindeki değişmeleri
duyarlılıkla yansıtma başarısını gösterir. Ancak üretim
tekniklerinde ortaya çıkacak hızlı bir değişme
sonucunda, üretimin mühendis yoğun ya da bir başka emek türü
yoğun bir biçimde yapılması durumunda, çalışanların
sayısı, herhangi bir ağırlıklandırmayı (tartılandırmayı)
içermediğinden ötürü emek girdisini ancak eksik bir biçimde
temsil edebilir. Kısa dönemlerde böyle köklü değişmeler
olmayacağı düşüncesiyle, çalışanlar sayısı emek düzeyinin
iyi bir yansıtıcısı olarak görülebilir ve böylece, şıktı
çalışanların sayısına bölünerek emek verimliliği
ortaya konabilir.
Benzer işlemler, enerji, sermaye, arazi gibi başka
girdilerin verimliliğini ortaya koymak için de yapılabilir.
Bütün bunların ötesinde bir başka yöntem daha vardır.Verimlilik
düzeyini ölçmenin amacı verimlilik düzeyindeki değişmeleri
saptamaktır.Verimlilikteki değişmelerin hangi faktörlerden
ileri geldiğini saptama yoluna gidilmeyecekse verimliliği ölçme
yoluna gitmenin bir anlamı yoktur. Verimliliği ölçmek ve
izleyen aşamada da verimliliğin hangi nedenlerle değiştiğini
saptamak, üretim sürecini tasarımlanacak önlemlerle yönlendirebilmek
için yalnızca bir araçtır.
Verimlilik
Nelere Bağlıdır ?
Verimlilik
başlıca şu etkenlere bağlıdır:
1.
Teknoloji düzeyi, doğal kaynak bolluğu ve sermaye yoğunluğu;
2.
Emeğin kalitesi;
3.
Örgütlenme yapısı ve önderlik;
4.
Sosyo-ekonomik yapı.
Teknoloji düzeyi
emeğin verimliliğini etkileyen en önemli etkendir. Bugün dünyanın
en az yorulan, ancak en yüksek verimlilik düzeyine ulaşan kömür
işçilerinin ' Amerikalı olmalarının nedeni, Amerikalı işçilerin
en gelişmiş teknolojiyle donatılmış olmasıdır. Az gelişmiş
ülkelerin düşük teknoloji kullanan kömür işçileri, bütün
gün sabahtan akşama kan ter içinde kalıncaya dek çalışırlarsa
da Amerikalı işçilerin topraktan çıkardıkları kömürün
onda birini bile çıkaramazlar. genel olarak yüksek
teknolojileri üreten ve uygulayan ülkelerdeki verimlilik düzeyleri,
öteki ülkelerdeki verimlilik düzeylerine göre ezici bir üstünlüğe
sahiptir. Az gelişmiş ülkelerin çok zor da olsa bu yüksek
teknolojilerin fiyatlarını ödeyebilecek ölçüde birikim
yapabildikleri görülmüştür. Bu konudaki en büyük
ikilem, ücretlerin düzeyine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.
Az gelişmiş ülkelerde ücret düzeylerinin çok düşük
olması, yüksek teknolojilerin albenilerini ortadan kaldırmakta
ve onları bir çekim alanı olmaktan çıkarmaktadır. Çünkü
yüksek teknoloji, işgücünün yerine makineleri çalıştırmaya
dayalıdır. Ne var ki, makineler pahalı, işgücü de ucuz
olunca makinadan işgücüne kayan tercihler nedeniyle daha çok
işçi çalıştırmak, daha çok makine çalıştırmaya göre
çekicilik kazanır. Öte yandan tercihleri makinelerden yana
değiştirebilmek için yüksek ücret politikaları
uygulanacak olursa, bu kez de enflasyon ya da sermaye
birikiminde yavaşlama gibi sorunlarla yüz yüze gelinebilir.
Çok düşük ücretler de, çok yüksek ücretler de
birbirlerine taban tabana karşıt politika amaçlan olmalarına
karşın sonuçlan bakımından birbirlerine çok benzerler.
Emeğin kalitesi de,
yüksek verimliliği etkileyen temel etkenlerden biridir. İnsanlarda
yarattığı yabancılaşma sorununa çok dikkat çekilmiş
olmasına karşın, uzmanlaşma ile birlikte verimlilikteki yükselmelerin
yan yana gittiği gerçeğini göz önünden uzaklaştırmamak
gerekir. Dolayısıyla yüksek verimlilik, nasıl yüksek gönenç
düzeylerine ulaşmanın bir aracı ise, uzmanlaşma da, tıpkı
öyle, yüksek verimlilik düzeylerine ulaşmanın bir aracıdır.
Örgütlenme,
verimlilikteki değişmeleri derinden 3 etkileyen etkenlerden
biridir. Burada geçen örgüt kavramı, üretim amacıyla bir
araya getirilmiş ve bu amaç doğrultusunda yönlendirilmiş
insanlar ve donanım birliği olarak tanımlanabilir. Örgütlenmenin
üretime ve dolayısıyla da verimliliğe bir katkısı olup
olmadığını saptayabilmek iş,in uygulanacak olan yöntem,
öteki etkenler değişmezken örgütlenme biçimini değiştirmek
ve eski ile yeni örgütlenmenin sonuçlarını karşılaştırmaktır.
Sonuçlar arasında anlamlı ölçüde bir fark varsa, bu,
ancak örgütlenme ile açıklanabilir.
Teknoloji düzeyi, değiştirilmesi en güç, olan etkenlerden
biridir. Emeğin kalitesini iyileştirmek de zor olmakla
birlikte eğitim yoluyla ve deneyimlerin artırılmasıyla gerçekleştirilebilecek
olan bir durumdur. Örgütlenme yapısını değiştirmek ve
eski yapının üstüne yeni yapılan yerleştirmek ise göreli
olarak daha kolaydır.
Burada ortaya çıkan zorluk, yeni yapıyı örgütün
insanlarına benimsetebilmektir ki, bu da örgüt önderliğinin
ikna yeteneğindeki farklılığa bağlı bir olgudur.
Verimlilik düzeyini
temelli olarak belirleyen bir etken daha vardır, o da oluşumunu
tarihsel sürece borçlu olan, alışkanlıklarla yüklü ve
gelişebilmesi için gerekli ivmeyi tarihsel süreçten ödünç
alan sosyoekonomik yapıdır. Toplumsal açılım yaratıcı
nitelikteki yeniliklere direnç gösterme ve onları daha doğar
doğmaz reddetme özelliğiyle kendisini belli eden bu
sosyoekonomik yapı en yavaş değişen etkendir. Aykırılığı,
farklılığı ve yeniliği dirençle karşılayan sosyo-ekonomik
yapının ne ölçüde güçlü olduğunu belgeleyebilmek işin
verilebilecek en iyi örneklerden biri matbaadır. İlk olarak
1466 yılında ortaya konulmuş olmasına karşın Osmanlı
toplumuna ancak 1727'de benimsetilebilen matbaanın serüveni,
hattatlarda işselleştirilmiş olan alışkanlıkların (ki
sosyo-ekonomik yapının bir parçasıdır) aykırılığa,
farklılığa ve yeniliğe nasıl direndiğini ve onları nasıl
bir tepkiyle reddettiğini kanıtlar.
|