|
|
| Yılmaz
ODABAŞI |
 | |
|
Hayat
Gül Kokulu Bir Sağanak yine
gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı
ne varsa uçurumlar eşiğinde
hüzünlerle yalpalayan ne varsa
gözlerimin önünde
ve hayat gül kokulu bir sağanak yine
bir şeyler anlatmak istiyor hayat
ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına
gün batıyor
gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım
unutuyorum sevgilim suretini
durgunluğun “niçin”di unutuyorum
gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma
umurumda değil ne yağmur ne ayaz
ne de kerpiç kokusu havada
unutuyorum/sabaha/kadar/ gün batıyor
sonra bir akasyayı okşuyor gözlerim
geciken sabahlara koşuyor kuşlar
gözlerimin önünde
ve hayat gül kokulu bir sağanak yine
|
İkinin
Şiiri
bugün
iki kez yağdı yağmur
iki kez eskidim sanki
iki ömrü kol kola yaşadım
biri nergis bahçesi, diğeri mahşer yeri
hep iki şömine yandı yüreğimde
birinde ateşti diğerinde kül
ve iki kez aşık oldum
bundandır iki kez ölmüşlüğüm
sonra bir serüvende ikiye böldüm ömrümü
şimdi sömestrdeyim
ilk iki kitabımdan sonra sıtmaya tutuldu coşkum
daha depremlerdeyim
ve iki kere iki
kitabımda benim
ya çok eder
ya sıfır...
|
|
Pusuda
Yalnızlık
karaca
dağ
yamaçlarında kardelen çiçekleri
her bahar umuda rengini verir
ve her bahar
Dicle’de ak köpüklere üşüşür papatyalar
Siverek düzü
hayata vurgun yürekli yiğitleri
ve sabahın eteklerinde ter taneleriyle
"memleketimdir benim"
orada
tüfekler yağlanır kerpiç damlarda
türkü kaçak
tütün kaçak
kaçak çay buğulanır şavkı vurur mağlara
ve korku ve umut ve can
pusuda
pusuda yalnızlık
karaca dağ,
önü diyarbekir’dir
ben hüznü avuçlarken ora mahpuslarında
bulutlarla yalpalayan rüzgarları resmedip
bakıp bakıp iç çekerdim doruklarına
karaca dağ,
patikalarında ceylan ölüleri
ve bakır renkli göğüslerimizde görkemli güneşiyle
sabıra tutunan sevdaların gönüllü erleriydik
ve yollarımızda ayaklarımıza batıp çıkan devedikenleri
özlemler biraz uzak biraz diri
bekleyişlerde alçalıp yükselirken köpük köpük yalnızlık
|
Kendine
Benim İçin Bir Gül Ver
sensizlikle
flört etmeyi sen değil
sensizlik bilir
sesi ses/sensizliği sensizlik bilir
korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
ellerinden tuk!
çok ağrımış kendinin, siyah
ve ayaz kendinin
hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver...
*
bak, palandöken dağlarında karlar erimiş
teknelerde kol kola bahar sulara inmiş
dağlar için, sular için bana bir gül ver
bir gül ver söküldüğüm günler için
-ve önce kendinin ellerinden tut!-
*
kendimin ellerinden tutunca
içimden nehirler gibi akmak geliyor
yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor
geberesiye içip salaş meyhanelerde
buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor
tutunca kendimin ellerinden
pusulasız gemilerde yatmak
yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda
sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor
sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden
ömrümün içinden akmak geliyor...
|
|
Akşamdır
I
suları
boğdu
dalgalar
...
ses hoyrat
sevinç yılgın
şakaklarım sonbahar
II
“muhbiri çoğalmış sevdanın”
yapışmış tenime ter
elime kir
sessizliğin ortasında bir deli rüzgar
akşamdır
avuçlarında Marmara’nın
akşamdır
şiire karıştı sular
sularda çoğalır sevdalar
ellerim ah! ellerim
nasıl
anlatsam
gece gece kokuyor çocuklar
|
Genelleme
arınıyor,
deviniyor gökyüzü
toz
ve ter karışıyor hayatıma
uzak git bölünüp dağılan
eksilip savrulan ne varsa!
...
merhaba doğrulup dirilten yanım
ve deli dizelerime biriken çığlık
merhaba
uğultusu rüzgarların bahar akşamlarında
arıyor, deviniyor gökyüzü
akıyor zaman
sevdalar karışıyor hayatıma
Kurtulamazsın
önce
sesini
sonra yankısını çaldırdın şu beton ormanında
bu kent de tükürdü aşklarına
kal orada!
artık hiçbir şeyden kurtulamazsın
ıslanmışsın bir kere oğlum
yaş gününde
kuruyamazsın
|
|
Neyi
Anlatıyorum Ben Bir Ozan Çırağı Bile Olamazken
şimdi
öfkemde dolandı gün allı-mor
neydi az önce
o zifiri karanlık
ağarmadan ortalık
selam civan dost
bozkır mı uyanan
güne dönmüş çorak toprak
seslerle hele yokla kendini
bahçesi olurmuş acılar ülkesinin
tomurcuksuz, çiçeksiz
çocukları oyuncaksız, şekersiz
önceleri böyle değildi insan
bir ala geyik seker ormanda
mağrur, atik
acılar yürür insanlarla yollarda
insan,
ilkyaza vuran
öfkeye gül sunan
doğruya dost, eğriye düşman
sevda olmalı
karanın karanlığında
pusatsızı
sevda olmalı
bir uçtan bir uca ağlamak sız
ve haber haber olmalı
ölümün sesi toktur
çocuklar duymamalı
bak civan dost
mevzilinmiş acı
bilenir toprağın avuçlarında
birşeyler demelisin artık
neyi
anlatır duvaklı güzellikler
neyi anlatıyorum ben
bir ozan çırağı bile olamazken
|
Yine
Dağdır Dağ I
"bir
ölüm uzaklardan vurur yollara bizi
bilge bir yalnızlığa serer hikayemizi
kırık bir kırlangıcı dağlara çeker beyaz
kapanır bir ustura, dindirir öfkemizi..."
-Sefa Kaplan-
fırlatmıştım kalbimi uzağa, en uzağa
denk gelir de rastlar diye bir yıldıza
yanılıp susturdum ağrımın çağrısını
çağrımın köhnemiş ağrısını
"aldırma!" dedim oğlum: yine dağdır dağ
konup göçen kurdun kuşun rağmına
ayazda da, güneşte de yine dağ!
yazılırken
ayrılık
kentin küskün ağaçlarına
tüllerine, pervazlarına ve varoşlarına
yazılırken
kederlerin pasına
yapayalnız yasına
yazılırken
bazen şarap tadına
aşkların büyülü şarkısına
ihanetin hiç dinmeyen yasına
ve bir ömür bakılırken
üç saniyede çekilen fotoğraflara
"aldırma!" dedim yumruğum vurup omzuma
yine dağdır dağ!
ezberinde kaç defnenin, kaç mavzerin masalı
kaç kurşunun, kaç çığlığın hüsranı?
|
|
Yüzde
Yüz/süzlük Yeni Bir Yüz Artık
götürür
uykulu atları onları
çarmıhlar çıkmazına"
-Lorca-
(artıktık artık):
uğultuların artığıyız be çocuk
spermlerin, rahim kanlarının, eski dolunayların
kesilip yakılmış yapanıl ağaçların, susan dağların
aldatılmış avuntuların, kirli lavaboların, anlaşılır günahların
ezberlerin, "ilk"lerin, dinmeyen şehvetlerin
ve kimsesiz özlemlerin, tanıdık kederlerin, zalim
yenilgilerin
apansız sevinçlerin, gündelik zaferlerin;
-zaferler tiner gibi uçucu, yenilgiler kalıcıdır...-
*
bayat yenilgilerle
tükürülmüş hayatların gündüzlerinde
ve miyop gözlerinde, yorgun gölgelerinde
artık
artıkların da artığıyız biz
geceleri bir yıldız ansızın kayarken gökte
düşün ki milatların tortusuyuz biz...
*
daha yorulur günler, güller anısı, dikeni kalplerimizde
hasretim tabutunu da taşır
kaç bahar vurulur hırslı, telaşlı günlerimizde?
bakabilsek utanacak, duyabilsek ağlayacaktık
ne upuzun yaşayacak cesaretimiz
ne an'lara, günlere iz bırakacak sabrımız kaldı
herkes geldi ve gitti
vicdanlarımızda yalan yanlış nice iz kaldı...
*
çok inançlar: kutsayıp tapınışlar
yok! yok inançlar: tükenerek, savrularak kalışlar!
çok aşklar : yok aşklar...
*
yüzde yüz/süzlük yeni bir yüz
artık tükürülmüş
hayatların
gündüzlerinde
böyle
savrulacaktık!
karaya
vurmuş
yaralı
martılar
gibi
yalnız
yaşayacaktık!
*
yaşayıp
yaşamdan
çok
şey
umarak
yetişkinler ormanında kaybolacaktık!
kaybolacaktık
kaybolmakta yeni bir yol var sanarak
*
iradesiz iştahlarımızla
vicdanlar emzirip günleri avutacaktık
sanal aşklar, nankör şehvetler arasında
ağrıyarak körleşen duyularımızla
buruşturup yılları anısız kalacaktık...
hayatlarımıza hükmeden dişliler arasında
günlerimizi ihanetle kutsayıp
özgürlüklerimizi domates gibi satacaktık
artıktık
artık
satacaktık... satacaktık!
*
saman balyaları gibi oturup yılların sofrasında
ağrılarla uyuyup çağrılarla uyanarak
zaaflarımızla kol kola dolaşacaktık
1+1+1=0
artık
yeni artıklar olacaktı
|
|
|
 |
|