|
Can
bir şaraptır, insan onun destsisi;
Beden bir ney
gibidir, kan o neyin sesi.
Hayyam, bilir misin
nedir bu ölümü varlık:
Hayal fenerinde bir
ışık pırıltısı.

Dünyada
akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın
parası çok madem,
Getir şu şarabı,
alın aklımızı:
Belki böyle beğenir
bizi el alem!

Ömür
defterinden bir fal açtım gönlümce;
Halden
anlar bir dost gelip falı görünce;
Ne
mutlu sana, dedi; daha ne istersin:
Ay
gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.

Bahar
geldi; başka bir şey istemem kafamda;
Hele
akla hiç yer vermem bahar soframda;
Şarap,
seninleyim bu mevsim, koru beni:
Söğüt
ağacı, sen de ser gölgeni altıma.

Gece,
gül bahçesinde ararken seni,
Gülden
gelen kokun sarhoş etti beni;
Seni
anlatmaya başlayınca güle
Baktım
kuşlar da dinliyor hikayemi.
|
Bu
uçsuz bucaksız dünya içinde, bil ki,
Mutlu yaşamak iki türlü
insana vergi;
Biri iyinin kötünün
aslını bilir,
Öteki ne dünyayı
bilir, ne kendini.

Bu
varlık denizi nerden gelmiş bilen yok;
Öyle büyük bir
inci ki bu büyük sır delen yok;
Herkes aklına eseni
söylemiş durmuş,
İşin kaynağına
giden yolu bulan yok.

Seher
yeli eser yırtar eteğini gülün
Güle baktıkça çırpınır
yüreği bülbülün
Sen şarap içmene
bak, çünkü nice gül yüzler
Kopup dallarından
toprak olmadalar her gün.

Ben
olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl
dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar,
akşamlar, sevinçler tasalar yok.
Ben
düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.
Düşünce
göklerinin baş konağı sevgidir sevgi;
Gençlik
destanının baş yaprağı sevgidir sevgi;
Ey
sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar,
Bilin
ki tümvarlığın baş kaynağı sevgidir sevgi.
|
Güneşi
balçıkla sıvamak elimde değil;
Erdiğim
sırları söylemek elimde değil;
Aklım
düşüncenin derin denizlerinden
Bir
inci çıkardı ki delmek elimde değil.

Gören
göze güzel, çirkin hepsi bir;
Aşıklara cennet,
cehennem, hepsi bir;
Ermiş ha çul giymiş,
ha atlas;
Yün yastık, taş
yastık, seven başa hepsi bir.

Bu dünyaya
kendi isteğimle gelmedim ben;
Şaşkınlıktan
başka şeyim artmadı yaşarken.
Kendi
isteğimle de gidiyor değilim şimdi,
Niye
geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.

Felek
doğruyu eğriyi tartaydı,
Her işine güzel
demek kolaydı.
Böyle mi yaşardı
iyiler dünyada,
Evrenin özü doğruluk
olaydı?

Açılmaz
kapıları açmanız mı gerek?
Dünyada insanca yaşamanız
mı gerek?
Bırakın öyleyse
iki dünyayı birden:
Ey ölü canlılar,
canlar uyanık gerek!

Gönlümün dilediği
gül yüzüne bakmak;
Elimin özlediği
kadehi kavramak.
Her zerrem nasibini
almalı dünyadan
Yarın güle kavuşturmadan
beni toprak
|
Gönül
dedi: Ben neyim ki, bir damla sadece;
Ben
nerde, görmediğim koca deniz nerde!
Böyle
diyen gönül denize kavuşunca
Baktı
kendinden başka şey yok görünürde.

Dün
gece usul boylu sevgilim ve ben,
Bir kıyıda gül
rengi şarap içerken;
Sedefli bir kabuk açıldı
karşımızda;
Sabah müjdecisi çıkıverdi
içinden.

Eşi
dostu verdik birer birer toprağa;
Kiminden
bir taş bile kalmadı ortada.
Sen,
yorgun katır, hala bu kalleş çöldesin;
Sırtında
bunca yük, yürü bakalım hala.

Dert
içinde sevinci bul da yaşa;
Haksız
düzende haklı ol da yaşa;
Sonu
nasıl olsa yokluk dünyanın,
Varından
yoğundan kurtul da yaşa.

Gönül,
her an sevdiğinin kapısında ol;
Her
istediğini onda ara, onda bul.
Aşk
tavlasında hileye kaçma kalleşçe:
Koy
canını ortaya, soyulursan soyul.

Biz
de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
Bildiklerimizle övündük,
eğlendik.
Şu oldu, bu oldu da
ne oldu sonra?
Bir bulut gibi
geldik, yel gibi geçtik.
|