|
Yürek
Çağrısı
Acili
yağmurlarla duşmuşum yere
Tatlı su gollerine akamıyorum
Yüzüm yüreğim deprem dalgası
Bu gül kıyımlarına bakamıyorum
Her sevi bir türküdür bağrımda
Her öfke bir ağıt
Ağıtlar kuşatmış dört yanımı
Kendi türkülerimi haykıramıyorum
Şarkılarla bezeniyor ufuklar
Yüreğim patlıyor dagbaslarinda
Yüreğim
Sancımı duyar misin yaralarında
Kus seslerinde yas nağmeleri
Şarkılar sabır ve çile makamında
Mendilimde öfke çıkınımda bilinç
Uykusuz kalır misin kitaplarıma
Dudaklarımda hüzün
Avuçlarımda sevinç
Kulak verir misin çığlıklarıma
Dağları asarak gelmişim sana
Demir kapıları kırarak
Işık olur musun karanlıklarıma
İsterim ki senden
Yaylalarda otlak olasın
Ovalarda ırmak olasın
Yayılasın göğsümün kırlarına
Sarasın beni sarasın
Dalların sevdası duşmuş toprağa
Olgun meyvelere hasret gençliğimiz
Zamanın billur çağlayanı
Gürül akarken avuçlarımızda
Bir damla yağmur adına
Yakarmış dagbaslarinda yüreğimiz
Gökyüzünde sanılmış bütün yasam
Gökyüzüne çivilenmiş ellerimiz
Ateşler yine parlıyor dağlarda
Dolular yine kırıyor çiçekleri
Gecenin karnına inerken şafağın tekmeleri
Bulutları delen ışıklar
Ezik ve kinli
Aydınlık iri
Sanki kocaları işkencede kadın gözleri
Nasıl kapanır bu kanayan yara
Nasıl anlatılır ki sana bu hal
Terimde tuz gözyaşımda bal
Bağdaş kurar misin soframa
Gözlerimde umut yüreğimde aşk
Ölümleri boşlayıp düşer misin sevdama
İsterim ki senden
İnancıma asık olasın
Zindanıma ışık olasın
Yürüyesin gönlümün yollarına
Sorasın beni sorasın
İnce kabukları zorlanıyor zamanın
Gelecek damlıyor yorgun havuzlara
Damlalarla yılların gelin yüzü
Suların üstünde koskoca bir cağ
Umutlar sığmaz oluyor alanlara
Baharda gazel dökme bahçelerime
Ben yasamayı bilmez miyim
Çocuklarım okul yollarında
Okullarım sabah kollarında
Sanki güzellikleri görmez miyim
Papatya beyazlığında olum sarisi
Karanfil kıvrımlarında kan
Bu çiçekler uğruna ölmez miyim
De gülüm ben seni sevmez miyim
Bahar değil acı yükleniyor dallarıma
Yapraklarımda ayrılık
Meyvelerimde gurbet
Vuslat olup gelir misin kollarıma
Ellerimde kıs saclarımda kar
Cemre olup düşer misin toprağıma
İsterim ki senden
Yılgınlıkta inanç olasın
Zulme karsı direnç olasın
Gömülesin askımın sularına
Göresin
beni göresin
Göresin ki destan edesin
Söyleyesin dillerden dillere
Bir türkünün dizelerinde
Bir kavalın nağmelerinde
Alıp başını gidesin
Bağrı yanık yeller üstünde
Günesin rengiyle düşesin ufuklarıma
Kırasın karanlıklarımı kirasın
|
Kutup
Yıldızı
O
korku vardı hep çıkılan yolda
O korkusuzluk vardı
Suyun su olduğu günden beri akardı
Biri can verip aydınlatır
Diğeri boğar ve yakardı
Yasamın her donum noktasında
Bir ileri bir de geri
Atılan adımlar gibi alçalma ve yücelme
Atılan adımlar gibi
Büyüme ve küçülmeydi adi
Biri sevgi olup yapardı
Diğeri öfke olup yıkardı
O korku vardı hep çıkılan yolda
O korkusuzluk vardı
Geceler güvensizdi
Gökyüzünde soluklar tükenirken
Ay sevinçsizdi
Bir şey vardı sanki hep yarim kalan
Bir ani ya da bir duş gibi
Uzak Uçurumlarda sessizce sallanan
Yıllardan beri canlı tutulan ateşler
Söndürülürken yüreklerde birer
Kim yakacaktı
Uğrunda ölünen o büyük ateşi kim
Daha gün batmadan
Karartılan günlerin rengini
Gün doğarken
Kim haykıracaktı mor bahçelere kim
Kim ağlayacak
Kim gülecekti tüm güzellikler adına
Kim sevecek
Kim dövüşecekti
Kim takacaktı olurken
Olumsuzluğu gül diye yakasına
Kisin kar açıp
Çiçek olacaktı buz sarkıtan dallarda
Yazın güneş açıp
Gelecek olacaktı ufuklarda kim
Bir yıldız vardır hani
Bütün yıldızlar içinde der Homeros
Ne kopmuştur hiç bir zaman
Kok saldığı kutsal yerinden
Ne de boyun eğmiştir
Olum kusan hiç bir karanlık önünde
Nasıl susulursa
Bin yıllık zamana karsı okyanus dilinde
Aynen öyle parlamıştır
Tüm gecelerin gökyüzünde
Aynen öyle
Notaların tören canlanıp
Dile geldiği günden beri
Hiç bir senfoni bulamadı bu sesi
Bulamadı sarayların görkemli sütunlarında
Hiç mi hiç bestelenmeden
Ve seslendirilmeden yasandı zindanlarda
Hücreler senfonisiydi adi
Yaylı sazlar: Demir parmaklıklar
Ve demir kilitli demir kapılar
Vurmalı sazlar: Tas duvarlar
Ve tas katılığında kor baskılar
Üflemeli sazlar: Şafakta idamlıklar
Ve direnen tutuklular
Erkekler kadınlar duvarlar ve ufuklar
Yıldızlar içindeki o yıldızın
Ölüme ve ölümsüzlüğe doğru
Akısıyla başlıyordu hep birden uçuşarak
Ardından diğer bütün notalar
Ki maviliklerde süzülen kuşlar
Kurtuluş savasında
Kursuna ve saza vurulan türküler
Fransız ihtilalinde
Sürgüne ve giyotine gidilen marslar
Ve bir nice kızıl meydanda
Yankılanan uğultular - uğultular
Sonra güneşe gönderilen
Özgürlük renkleri pes peşe
Ve fethedilerek
Ağızdan öpülen enginler - enginler
Ey halkımın demir kazık dediği
Yıldızlar içindeki soylu yıldız
Varsın onlar sondu bilsinler seni
Bulutları delerek saldığın ışıklar
Ki bin renkli gelenek uz re
Balkıyıp çoğalıyor simdi
Susmayan bir hücreler senfonisinde
Kentlerin en yumuşak sessizliğinde
Bildiriler düşüyor artık
İnsanların yüreğine yağmur taneleriyle
Gök gürlemeyince yer gülmez
Gök gürlemeyince yer gülmez diye
|
Gözler
Yangın Şimdi
bunca yıl çığlıklar
koşturulmuş bu yolda
deli taylar gibi ter içinde çığlıklar
savrulan bir yanlışa vurulmak için mi
yoksa dağları yırta yırta yürüyen
bir ırmak diliyle durulmak için mi
gözler yangın simdi-ufuklar duman
dünya değişiyor-masalı koca bir yalan
tam kırk yıl bulandırdılar suları
nilüferleri dağlara taşıdılar
kekikleri çaylara
uğrun uğrun-ince ince-gizlice
ve sinsice yürüdüler karanlıklara
pınar baslarında yarpuzlar utandı
ormanda köknarlar
sonra leylak düşmanı bir aksam vakti
dünyanın değiştiğini buyurdular
ihaneti kanlı bir gelinlik içinde
yeryüzünün yatağında doyurdular
durduk duşunduk sularla birlikte
dağlarla - ormanlarla - bulutlarla birlikte
durduk duşunduk
nergislerle - nevruzlarla - güllerle birlikte
yok olan hiçbir çiçek yoktu yeryüzünde
durduk duşunduk
martılarla - turnalarla - güvercinlerle birlikte
yok olan hiçbir güzellik yoktu yeryüzünde
durduk duşunduk
nehirlerle - denizlerle - okyanuslarla birlikte
yok olan hiçbir dalga yoktu yeryüzünde
tamda yunuslar sevişirken arsipel'de
tamda gökkuşağı sevinle sirken
özlenen renkler siliniyor dediler
tamda insanin insanlığına çeyrek kala
yarim metrelik cam bir savaş alanıyla
çıktılar karsımıza teknoloji yalanıyla
gözler yangın simdi ufuklar duman
dünya değişiyor masalı koca bir yalan
çocuklar olurken bütün ülkelerde
ey koca nazım
ey ustamın ustam dediği
milyonlar içindeki vatansız yalnızım
çocuklar güldü demiştin o büyük ülkede
geldi gör simdi
o yüzlerde büyümüş yarınsız öfkeyi
geldi gör
gece gelen telgraftaki yüce değerin
nasıl bir körlüğe kurban verildiğini
yüreklerde yükselen son anıtında
geldi gör nasıl yerlere serildiğini
sonrası vurgun soygun ve talan
sonrası gözyaşı ve kan
caykovski hailemde bir tepinme
Tolstoy sutyen boşluklarında pembe dizi
mayakovski bir papaz duası belki
Puşkin carlık özlemlerinin şiirsel gizi
gözler yangın simdi ufuklar duman
dünya değişiyor masalı koca bir yalan
ne olur tunçtandı demirdendi demeseydin
bir tabuttan korkan o saire gönül vermeseydin
a....... neruda'nin sili kasımpatılarını
hasan Hüseyin’in kırmızı gül dallarını
howard fast'in fırtına sonrası çığlıklarını
ölmeden önce mezarının basına koysaydın
burcu gürcü gürcü koksaydın
dünya değişiyor masalına Kafkalar atsaydın
son anda sokup ellerini kanayan kalbine
çocuk yüzlü yepyeni bir şiir çıkarsaydın
nasılda severim seni
Hiroşimalı bir kızın yaprak dudaklarında
isçi tulumuyla İstanbul da taksim alanında
ve 1960 yazında Küba da nasılda severim
al simdi ellerimi
yattığın o büyük ülkenin topraklarına uzat
yanar parmaklarım yanar
ne solohovlar ne de gorkiler var
yalnızca seni o topraklarda tutsak edenler
ve memem in özlemiyle oraya gömenler var
yanardağlar mi patlıyor bilemiyorum
denizlerle karalar yer değiştiriyor
dinozorlar mi göçüyor yoksa
bir yanım tırpan yine-bir yanım gül bahçesi
bir yanım soygun yine-bir yanım ter ezgisi
soylermisin ey ustaların ustası
nedir bu değişmenin yarınsız sonrası
simdi senin ceviz yaprağı kıvıl ülkende
kimi dünya değişiyor masalının halinde
ki orta Asya nine kimiz tadı hala dilinde
kimi Zonguldak madenlerinde
pasabahcede ve cukobirlikte
yurtiçi kargoda ve toros gübrede
direnen bütün yüreklerle birlikte
kimi dört bin yıllık güneş peşinde
adinin özgürlüğü için doguşmekte
degisen nedir soylermisin
alinterinin nehirleştiği bu yasam içinde
bir tren penceresinde saman sarisi saclar
rüzgarın yelesinde nasıl ülkeden ülkeye
beyinden yüreğe nasıl fırtınalarla koşar
o büyük coşkular
o sonsuz duygular
uzansam her teline simdi ellerim yanar
her biri beş dolara bir masadan uçar
bir başka masaya konar
seninse bu körkütük gidiş içinde
insanlık adına yüreğin bir başka kanar
dikersin gözlerini masmavi yarınlara
insanlığın insanca yaşamını özlersin
ve söylenirsin kendi kendine
cağının tanığı her sair gibi sen de
ne açlık ne zulüm ne de kan
ancak biz kazandığımız zaman
ve bütün insanlık insanca yasadığı zaman |
Rüzgarla
Bir
Hangi
günün gecesidir / yazı kışta kılan bilir
GUT içinde görünmeden / günü suya salan bilir
Dağlar düze iner birden
Askı sonsuz kılan bilir / rüzgarla bir olan bilir
Gol olur damda biri / çentik atar günlerine
Sel akar diğerleri / güneş güler tenlerine
Biri bine döner birden
Yolu yakın kılan bilir / rüzgarla bir olan bilir
Rüzgar çocuk sesleriyle / mavi bir duş kurar gökte
Sözde türkü dalda çiçek / olur acar her yürekte
Gözden perde iner birden
Duşu gerçek kılan bilir / rüzgarla bir olan bilir
|