|
Bu
çalışmanın temel amacı; ortaçağın endüstriyel yaklaşımını
,
yaşamını
ve kurumlarını yeni bakış acılarından ayrıntılı bir
biçimde incelemektir.
Ortaçağ
Avrupasının ne denli gelişmeler sağladığı ve karanlık
diye nükse edilmeye çalışılan bu çağın parlamış
ışıklarının olup olmadığını irdelemektir.
Amacım,
o dönemdeki koşullar ile şu anki kendi toplumumuzdaki karşılaştırmaları
yapmanızı sağlamaktır
ORTAÇAĞDA
ENDÜSTRİ DEVRİMİ
Ortaçağ , insan oğlunun yaşadığı
,yaratıcılığa en
elverişli çağlardan birisi olmuştur. İlk Edüstriyel
Devrim’e geçiş aşamaları bu çağda gerçekleşmiştir.
Bilim adamları ve teknisyenlerin su ve rüzgar güçünün
yerini tutabilecek yeni enerji armaya başlaması
da o günlere rastlar. On ve onbeşinci yüzyılda
Avrupa teknolojilk bir patlamaya tanık olmuştur. O zamanda günümüzde
olduğu gibi nufus büyük ölçüde artmış dolayısıyla
kitlesel göçler başlamış ; başka yörelere acılan yerleşim
alanlarına yeni yeni kentler kurulmuştu. Sosyo- ekonomik koşulların
serbest girişimciliğe
elverişli bir ortam yaratması sonucu kendi kendini
yetiştiren iş adamı tipi ortayaçıkmıştır. Kapitalist
şirketler kurulmuş , bunların hisseleri borsada alınır
,satılır olmuştur. Özel girişimciler birbirleriyle
rekabet edebilmek için acımasız yöntemlere başvurmuşlar
, verimliliği artırmak amaçıyla iş bölümüne yönelerek
sömürebilecekleri bir işgüçü yaratmışlardır.
Öte yandan işçiler elleri kolları bağlı durmamaışlar
,işe gelmeme,işi yavaşlatma gibi eylemler yaparak hak arama
yoluna gitmişlerdir.
Enerji tüketiminde artışların olması
, yeni enerji kaynaklarının bulunmasına yönelik çalışmalarada
ön ayak olmuştur. Önceleri el becerisi gerektiren işlerin
çoğu ,artık makinayla yapılır hale gelmiştir. Doğal
olarak tarım alanında da
devrimsel gelişmeler kayıt edilmiş ,böylece çiftciler çoğalan
nufusu besleyebilecek biçimde bol ve çeşitli ürün elde
edilebilir duruma gelmişlerdir.Hepisinden önemlisi genel yaşam
düzeyinde bir iyileşme sağlanmıştır. Bir yandan bütün
bunlar olurken öte yandan sanayileşme nedeniyle su havzalarında
,ileride çok olumsuz sorunlar doğurabilecek büyük çapta
kirlenmeler başlamıştır.
Özel girişimciler , toprak sahipleri ve
finans kuruluşları endüstriyel gelişmeden büyük kazanç
elde etmişlerdir. Gelişen kapitalizm işletme ve bankacılık
alanında yeni yatırımlar getirmiştir. Bu ise giderek daha
fazla büyüme anlamına geliyordu. Ekonomik güçe sahip
olanlar siyasal güçleride ellerine geçirmekte gecikmediler
ve politik çıkarlar uğruna ekonomik yaptırımlarda ustalıkla
uygulanır oldu.
Ancak , öyle bir noktaya gelindiki ortaçağın
bu çanlılığı giderek tökezlemeye başladı. Çok geçmeden
adım adım çöküşe doğru gidiş belirtileri çıktı
ortaya . Nufus artışı durmuş ,sınıflar arası çelişkiler
keskinleşmiş ,toplumsal devinimdeki o eski çanlılık
kalmamıştı artık. İş kollarındaki kısıtlamalar,
verimliliğin düşüşü ,enerji üretimi ve makinalaşmada
doyum noktasına varılmış , yaşam standartı düşüşe
gecmişti.
Geleneksel ahlaki değerlerde aşınmalar
sözkonusu olmuş , topluma karşı kayıtsızlığın artması
sonucu bir aldırmazlık bir çeşit serbestlik oluşmuştur.
Toplumda bir çok kimse geleneksel inançalarından
koparak yeni ve yanlızca belirli dar çevrelere özgü düşüncelere
,akımlara yönelmişlerdi. Akılcılıktan ,mistizme doğru
bir kayış başlamıştı....
Betimlemeye çalıştığım bu Ortaçağ
dünyası “KARANLIK ÇAG”
ya da “ROMANTİK ŞOVALYE” çağı görüntüsü
vermiyorsa bunun başlıca nedeni ; akademisyen ve aydınların
emeğe, teknik koşullara , mühendisliğe karşı öteden
beri sürdüregeldikleri
küçümseyici tutum sonucu teknoloji tarihinin
evrensel anlamda ihmal edilmesidir. Akademisyen ve aydınların
mühendislere karşı tarih boyunca böylesine önyargılı
bir tutum içinde olmaları ,onların bir alt tabakadan gelen
teknik adamlarca yaratılan teknolojiye ilgisiz kalmalarına
neden olmuştur. Teknolojiyi
mühendislerin üretmesi aydın kesimde her zaman hor görülmüştür.
1.AVRUPANIN
ENERJİ KAYNAKLARI ve GELİŞTİRİLMELERİ
Ortaçağ önceki çağlardan görülmedik
derecede MAKİNALAŞMAYA
tanık olmuştur..batının tüm dünya üzerine egemenlik
kurmasına yol açan temel etmenelerden birisi aslında buydu.
Kuşkusuz klasik çağlardada makinalar vardı. Ama kimi önemsiz
şeylerin yapımında kullanılan ilkel tezgahlardı. Ortaçağda
ise makine gerçek anlamda işe koşulmuş birçok işkolunda
insan gücünün yerini almıştı. En yaygın biçimde kullanılanlarıda
su gücününü işgücüne çeviren çarklı düzenekler
ve değirmenlerdi. Bu makinalarla donatılmış işyelerinde
tahıl öğütme, bitkisel yağ çıkarma,kumaş dokuma,deri işleme,kağıt
çekme gibi işlemler yapılıyordu. Bir bakıma bunlar ORTAÇAĞIN FABRİKALARIYDI...
1.1
DEĞİRMENCİLİK:Bu
yerlerin fabrika olmalarından başka işlevleride vardı. Özelliklşe
değirmenler ,yörenin buluşma yerleriydi. Köylüler olsun
kentliler olsun tahıllarını öğütmek için buralarda nöbet
beklerlerdi. Kimi zaman değirmen dışında,açık alanlarda
olurdu bekleşmeler. Buralara zamanın hayat kadınları gelir
,kalabalık arasına karışarak müşteri ayartırlardı. Güç
kaynağı olarak çağımızda “petrol” ne derece önemliyse
ortaçağda da “su” o derece önemliydi. Ortaçağda bu su
gücüne dayalı sistemler genellikle MANASTIRLARIN
egemenliği altındaydı.
Ortaçağda su gücüyle işleyen üç
ana işkolundan sözedilmektedir.
1. Değirmencilik;
2. Dokumacılık
3. Dericilik
4. Keşlerin içtiği
biranın maylandığı kazanların
kurulu olduğu ocaklardaki körüklerin çalıştırılmasında
su gücünden yararlanılır.
Suyu kurşun borular ve tahtadan oyulmuş künklerle
bahceye ve eve bile getiriyorlardı....
1.2 KAM MİLİNİN BULUNMASI:
İlk kez Çin’de bulunan kam milinin Ortaçağ endüstrisinde
kullanım alnı bulması batı yarıküresinin sanayileşmesinde
önemli bir katkı sağlamıştır. Bugün montaj hattından
çıkan her otomobilde bir kam mili vardır. Avrupa’da 10.yüzyılın
bitiminden bu yana değirmen tasarımcıları , o günlere
kadar elle ve ayakla işletilen tüm endüstriyel üretim araçlarını
kam mili sayesinde makinalaştırma olanağına kavuşturmuşlardı.
1.3
KAĞIT ÜRETİMİNE GECİLMESİ: Çinlilerce
bulunup ,Araplarca kullanıldıktan sonra bin yıl gibi bir süre
el ve ayak güçüyle üretilen kağıt , 13.yüzyılda Ortaçağda
Avrupa’ya geçer geçmez ,makinayla üretilmeye başlanmıştır.
Bu olay Avrupalıların teknolojiye ne denli düşkün
olduklarını kanıtlamaya yeter. Gerçekte kağıt, dünyanın
neredeyse yarısını dolaşmış ama yolu üstündeki hiç
bir uygarlık onun üretimini makinalaştırma çabasına
girmemiştir. Su güçüyle işleyen ilk kağıt fabrikaları
İspanya’da Valencia yakınlarında bulunuyordu. Bunu italya
ve Fransa’da kurulan kağıt fabrikları izlemiştir.
1.4
ÇIRPMA FABRİKLARI ve TEKELCİLİĞİN DOĞUŞU: Kam milli donanımlardan en fazla etkilenen çırpıcılık
olmuştur. Önceleri tezgahtan çıkan kumaş önce yıkanıp
temizlenir ve ardından su içinde ayakla dövülerek çektirip
kalınlaştırılması sağlanırdı. Kam milinin bulunmasıyla
bu işlem , milin çarkına bağlı bir döner tambur yardımıyla
diblerdeki kumaşlar üzerine kuyruklu çekiç örneği düşüp
kalkan ağaçların , ayakların
yerini alması sağlanmıştı.
Çırpma fabrikalarının büyük kazançlar getirmesi
,tahıl değirmenlerinin
çırpma değirmenlerine dönüşmesine ve feodal beylerin
icracı ya da yarıcı köylülere kumaşlarını bu
fabrikalarda çırptırmalarını zorunlu kılmaları TEKELCİLİĞİ
doğurmuştu. Değirmen hakkını ödemek ve kilometrelerce
yol gelmek köylülerin uymaları gereken bir kaide haline
gelmişti.
Kumaş çırpma makinalarının üretim alanına
girmesi ,bir 13.yüzyıl devrimi olarak nitelendirilmiştir.
Öylesine bir devrimdiki bu , bir yandan kimi eski endüstri
merkezlerine yoksulluktan ,umutsuzluktan başka bir şey
getirmezken , öte yandan ülke genelinde varlığın, fırsatın
gönencin kaynağını oluşturmakla kalmayacak Ortaçağda
gelişmiş ülkelerin görünümünüde değiştirecekti. Ve
bu gelişme dokumacılığın ve iplikçiliğin makinalaşmasında
belirleyiçi bir rol oynayacaktı.
1.5
DENİZ ENERJİSİNDEN YARARLANMA: Ortaçağ mühendisleri
yalnızca ırmaklardan
değil , deniz güçündende yararlanmışlardır. Gel-git için
seçtikleri yerler o kadar isabetli olmuştur ki, günümüzde
işletilen fransız enerji fabrikları ortaçağdaki
kurulanların yerine kurulmuştur. Gelgit değirmenleri su akışlarının
değirmen döndürecek kadar güçlü olmadığı yerlerde
kurulurdu. Gelgite elverişli yerlerde geniş dalyanlar yapılır
ve yükselen suların dalyana dolmasını sağlayan açılır-kapanır
,kanatlı kapıları vardı. İç tarafta tutulan sular geriye kaçmaya başalayınca
,artan basınç , nedeniyle kapaklar kendiliginden kapanırdı.
Değirmenci su düzeyinin elverişli düzeye düşmesini
bekledikten sonra suyolununun kapaklarını açaraçmaz
kanallardan hızlıca akan sular çarkları döndrürdü.
1.6
RÜZGAR ENERJİSİNDEN YARARLANMA: 12.yüzyılda,
teknik adamlar rüzgar enerjisini dizginlemeye yöneldiler.
Su güçüyle dönen çarklar yerini rüzgar
çevirilen yelkenlere bırakmıştı.
Rüzgarın esiş yönünün ters olması sorun olmuştu
ve bunuda makine donanımıyla birlikte yelkenleri
de taşıyan ağaçtan çatılmış ana gövdeyi ,rüzgar
güçüyle ekseni çevresinde özgürce dönebilen dikey
konumdaki çok kalın meşeden bir direğe bindirmişlerdi.
Direkli değirmen (post-mili) diye bilinen bu değirmen yalnızca
batı’ya özgü bir buluş
gibi görünmektedir; bunun İran ve Afganistan
yaylalarında olduğu bilinmektedir. Hızlı akan ırmakların
bulunmadığı her yerde bu değirmenler birden çoğalmışlardı.
Ayrıca, su değirmenlerin tersine kışın dondururcu soğuğunda
bile çalışabildiklerinden, Kuzey Avrupa’nın geniş
düzlüklerinde mantar gibi bitmişlerdi
2.TARIMSAL
DEVRİM
Yeni
enerji kaynaklarının ilk etkileri tarım alanında görülmüştür.
Ortaçağ boyunca nufusun yüzde doksanı geçimini hala
topraktan sağlıyordu. Bununla birlikte , bir yandan artmakta
olan nufusun beslemek , bir yandanda ticaret amacıyla artık
değer üretebilmek için topraklar yoğun bir biçimde işleniyordu.
Ortaçağda tarımın belirleyici unsurları:
2.1
İKLİM: Ortaçağda süren ılımlı , sıcaklık
farkı az olan iklim türü hem toprakaların daha iyi işlenmesini
hemde tahıl üretiminin elverişli hal almasını doğurmuştu.
Ayrıca büyük ormanlık alanlarda tarlalar acılarak daha çok
ekim alanının oluşması sağlanmıştı.
2.2
AT: Tarımda
en önemli katkıyı sağlayan etmelerden birisidir. Roma döneminde
yaralanılamayan at güçü ortaçağda taşımacılık ve
toprağın işlenmesinde en önemli etken olmuşur. Atları doğru
biçimde koşmanın yolu bulunmuş tu.
Hayvanın omuz kürekleri üzerine oturacak keçeli ,
sert bir hamut yapılarak nefesini almada karşılacağı
engel ortadan kaldırılmıştı. İlk kez Norvecin kuzeyinde
kullanılmıştır bu yöntem.. sert hamut sayesinde yaratılan
beygirgüçü , ortaçağda özellikle nemli yörelerde , yıpranmaya
karşı koruyucu bir önlem olarak atların ayaklarına
demirden nallar çakılarakdaha da artırılmıştı.
2.3
İKİLİ SİSTEMDEN ÜÇ DÖNÜŞÜMLÜ SİSTEME GEÇİLMESİ:
Romalıların kullandığı ikli sistemin yerini ortaçağ
avrupasında üçlü sistem almıştı.
Bu sisteme göre üçe ayrılan
ekilen alanın ilk kısmına kış ürünü ,ikincisine
yaz ürün ekilir üçüncüsü ise nadasa bırakılırdı.
Nadasa bırakılan topraklarda hayvanlar yatar ve toprağın gübrelenmesi
sağlanırdı. Bu sistemin iki yararı olmuştur:
1. İki dönüşümlü
sistemde yüzde ellilik nadas payına karşılık bu sistemde
yüzde otuzluk bir nadas uygulaması söz konusu olduğundan
ekili arazi oranını atması sağlanmış oluyordu.
2.Yılın değişik
zamanlarında iki ürünün alınıyor olması , verimsiz geçen
bir hasat mevsimine karşı bir güvence oluşturuyordu. At koşan
çiftçilerin yulaf ekerek atlarını doyurmaları kolaylaşıyordu...
2.4
PULLUĞUN KULLANILMASI: Ortaçağ tarımındaki en
kapsamlı değişiklik, hiç
kuşkusuz ,ağır tekerlekli sapanın
yaygın biçimde kullanılmasıyla gerçekleşti. Kesek
demiriyle toprağı derinlemesine işleyen ,iki tekerleğiyle
çiftçinin bir tarladan ötekisine kolayca gidebilmesini sağlayan
,ormanlarda tarla acılmada büyük kolaylık getiren ve alçak
düzlüklerinde işlenmesini olanaklı kılan pulluklar tarım
devriminin en önemli araçalarıydı.
2.5
ŞARAPÇILIĞIN GELİŞİMİ ve KEŞİŞLERİN ARTMASI: Su değirmenlerinin çoğunun yerini şarap üretimi
yapan değirmenlerin alması ortaçağ tarımında özellikle
bağcılık ve
sebze tarımının artmasında önemli rol oynamıştı. Önceleri
tahıl üretimi yapılan tarlalar büyük ölçüde bağlara dönüşmüştü.
Şarap gelirlerinin daha fazla olması insanları bu gelişimde
etkileyen en etkili neden olmuştur. Şarabın kutsal ayin için
kaçınılmaz oluşu ; ekmek ,su gibi şarabında bir değişmez
sofra malzemesi olmasını
sağlamıştı.....
Ilımlı iklim ,verimli tarım, ve sağlıklı beslenme
Ortaçağ Avrupasının nüfus artışının yükselmesine
neden olmuştu. Doğum oranındaki artışlar ve kölelerinde
artık evlenip ev kurmalarınındı sağlanması buna bir diğer
etmendi.
3.
YER
ALTI KAYNAKLARI ve İŞLENMESİ
Otraçağda Avrupa madencilik sektörünün belkemiğini taşçılık oluşturuyordu. Bu sanayi belkide
diğer endüstriyel iş kollarının tümünden daha önemliydi.
Yapı taşı bakımından Fransa Avrupanın başta gelen ülkesiydi.
Ortaçağın karmaşık taş galerileri ağı fransa
caddelerinde arkoljik olarak inçelenmekten çok günümüzd güvenlik
açısından inçelenmektedir. Bu yüzden Paris ,”askıda
olan kent” adını almıştır. Taş ocaklarının yakın mesafede olması
,kuşkusuz büyük ekonomik değer taşıyordu. Kabaca
hesaplamalara göre ,12 millik bir uzaklığa karadan arabayla
taşımının malıyeti aşağı yukarı taşın maliyetine eşitti.
Onun için inşaatçılar taş aramaya yakın yerlerde
başlar, onu ocakta yontarak maliyetini düşürmeye çalışırlardı.
Taşın su ylouyla taşınmasının ekonomik olması bir çok
su kanlının açımasına neden olmuştu.
Ortaçağda demir
endüstrisi Avrupanın ilerlemesinde , halkında yüksek
bir yaşam düzeyine erişmesinde çok büyük bir önem taşıyordu.
Zamanın insanları demirin yalnız savaş açısından değil
,aynı zamanda tarım ve inşaat açısından
da demirin öneminin bilinçindeydiler.
Demir çağının gerçekte ortaçağda başladığı söylenir.
Roma döneminde bronza bağımlılık ortaçağda yerini
demire bağımlılığa bıraktı.
At ve öküzlerin ayklarının nallanması ortaçağda
her köyde bir demir atolyesinin kurulmasına yol açmıştı.
Ayrıcsa demirden savaş için zırhlarda yapılmaktaydı.
Ayrıca pulukların yapımnda, kürek ,tırmık gibi
tarım aletlerinin yapımındada
demirden yararlanımaktaydı. İnşşat alanını gelişmeside
demir kullanımını artırmıştı. Ör; duvarların sağlam
olması için taşların etrafına demirdenzincirler bile çekiliyordu.
Bu dönemde altın,bakır ve kurşun benzeri
madenlerinişletilmesi oldukça azdı . yine bu dönemde 10.yüzyldan
itibaren işletilen gümüş
madencilği ortaçağ Avrupsında madencilik endüstrisinin
gelişmesinde en önemli katkıyı sağlamıştır. Almanlar
yanlızca Avrupada değil dünyada madençiliğin ve işletilmelerinin
önçülüğünü yapmışlardır. Az buunana alıtn madine
karşı ortaçağ Avrupasında gümüş madenden yapılan
paraların kulanılması gümüş madenine verilen önemin
artmasındaki en önmeli faktördür. Altın akçe ilk kez
1253’de Cenova’da
dolaşıma girmiştir.
4.
ÇEVRE
VE ÇEVRE KİRLİLİĞİ
Ortaçağ endüstrileşmesi
cevreye büyük ölçüde hasar vermişti. Tarlalar ve
otlaklar açmak , , o zamanın başlıca ana hammaddesi
keresteye sürekli olarak artan gereksinimi karşılayabilmek
amacıyla miliyonlarca dönümlük orman
yok edildi. Ağaç
ayrıça evlerde yemeklik ,fırınlarda
ve evlerin yapımında, yel değirmenleri, kale çitlerinin,
köprülerin, şarap fıçılarının yapımında da
ağçtan faydalanılıyordu. Dokuma tezgahlarıda ağaçtan
yapılıyordu.
Doğal kaynaklarını hoyratca kullanan ortaçağ insanı
, çok geçmeden bunun olumsuz sonuçları ile karşı karşıya
geldi. Kereste
fiyatlar çok büyük sıçrama yaptı. Öyle bir duruma
gelinmiştiki alt gelir gurubundan aileler ölüleri için
tabut bile yaptıramaz duruma gelmişlerdi. Çenazeler
kiralanmış tabutlarla kaldırılıyordu.
Demire olan aşırı talep orman kıyımının başlıça
nedeniydi. Demir, altın çehverinin tersine yeryüzünde
hemen hiçbir zaman doğal biçimiyle bulunmaz, bu metlain
eritilmesinde ise odun kömürü kullanılıyordu. Odunun az
olması ve yeni yeni kömür oçaklarının bulunması kömür
kullanımının artmasında en önemli etken olmuştu. Artan kömür
kullanımı ise havanın büyük boyutlarda kirlenmesine neden
olmuştu. Kömür dumanının sağlığa zararlı oldugunun
bilnmesi ,sadeçe odun alamayan düşük gelirliler tarafından
kullanılmasını sağlamıştı.
Demirhanelerden yükselen gürültü,kirlenen hava,
suların temiz kullanılma olasılığının yavaş yavaş
yokolması ortaçağ avrupasında önemli çevre
felaketlerindendi. Akarsulardaki kirlenmeler başta mezbalar
ve tabakhanelerden kaynaklanıyordu . dolayısıyla bu tür işletmeler
zamanın belediyelerince nehirlerin aşağı kesimlerine doğru
kaydırılıyordu.
5.
ORTAÇAĞDAKİ
İŞ KOLLARINDAKİ
ÇALIŞMA KOŞULLARI:
Ortaçağ işvereni hep üretimi artırma çabası içinde
olduğundan ,işçisine yönelik tutum ve davranışlarında
çeki düzen vermesi ve çalışma koşullarında iyileştirmelere
yönelmesi kaçınılmazdı. Madençilik
kolunda çalışanlar en ayrıcalıklı gurubu oluşturuyorlardı.
Çünkü, madencilik bol para getiren bir işkoluydu.
Madencilerin yararlandığı hakların kapsamı gerçektende
şaşırtıcı boyutlardaydı. Madenciler ocakalrı kullanmak
için keresteleri istedikleri kadar serbestçe ormanlardan sağlıyor
, kilise avlusu ,bahçeler ve anayoolar dışında her yerde
maden araması yapbiliyorlardı.
Dahası ırmakların yataklarını değişltirme ve
yakın anayoldanda yararlanma hakkına sahiptiler.
Madencilere karşı çıkanlara karşı Avrupa ülkelerinde
bağımsız bir madencilik daireis kurularak etkinliklerini
serbestçe yürütmeleri sağlanıyordu. (Belediye-toprak
sahipleri-kilise) madenciler
dolaysız verği ,salma ve askerliktende muaf tutuluyordu.
Almış oldukları imtiyazlar deviredilebiliyor ve süreklilik
arzediyordu.
Ortaçağ madencilerinin hakları ve ayrıcalıklaı
ile geniş tekstil sanayı işlerinin hakları arasında tam bir çarpıçı
çelişki vardı. Madençiler özgür işçilerken tekstil işçileri
kapitalist sistemin altında gercek bir işçi sınıfını
oluşturuyorlardı. 13. Yüzyılın sonlarında yün üretiminin
azalması ve yün satışının odak noktası olan
ingilizlerin dış satımlarda vergi uygulamasına geçmeleri
,tekstil üretiminin azalmasına ve işçi gurublarının ilk
kez ayaklanmasına neden olmuştu. İlk grev fransanın Dubai kentinde 1274 yılında yapılmıştı.
14.yüzyılda gelişme gözteren bir işletim dalıda bankacılıktı.
Özellikle italyan tüççarlar iş hayatına yeni,
uygulanabilir, yöntemler getirmişlerdir. Gezginler ,din
adamları ve tüccarlara kolaylık olarak , yurt dışında
bozdurulabien ödeme çekleri, devredilemez tahviller vb..
gibi oluumları gerçekleştirmişlerdi.
Ortaçağda bu dönemde geniş kapsamlı bir İŞBÖLÜMÜ
söz konusuydu. Ör, bir kumaşın üretilmesi için yirmi altı
değişik işlemden geçmesi gerekliydi. İş bölümünün ve
çalışan işçi sayısının fazla olmasına karşılık işçiler
arasında patron korkusundan olacak ki bir birliktelik yoktu.
Kar oranlarını artırmanın tek yolunun işçilikten geçmesi
(%60işçilik ) sermayederleri işçilerin bir köle gibi
kullanılmasını sağlayan bir dizi kurallar koymalarına
sebeb olmuş ve bunlara uymayanlarıda çezalandırmak için
hapishaneler bile kurulmuştu. Serbest dolaşımları ise kısıtlanmış
durumdaydı.....
ortaçağ yapı
işçileri en bilğili ve boyun eğip kabuğuna çekilmeyen
kişilerdi. Grevleri,
iş aksatmaları, iş konusunda seçiçi olmaları, ücretlerinin
yüksek olması bunların özelliklerindendi. Ortaçağda yapı
işlerinde benimsenen bir yöntemde kabala
sistemiydi. (götürü)
Bu sistemle işcilerin savurgan davranmaları önlenmiş
ve işe belirli zamanlarda gelip , belirli zamnalarda çıkmaları
bir stadüye bağlanmıştı.
Ortaçağda işçiler yazın 8, kışınsa 6 saat çalşırlar
ve yaz-kış farklı üçret alırlardı . bayram tatilleri
ise oldukca fazlaydı. Ortaçağa ilişkin inşaat üçret
sistemlerinde ilginç bir uygulama sözkonusuydu. Buna göre
yapı işçileri kendi özellikve marifetlerine göre
üçret belirliyorlar, işverenler ise bunu kabul
edip etmemekte özgür oluyorlardı.
Yüksek üçret alanlar arsında ,önemli miktarlardaki
gelirlerinin yanı sıra başka ayrıcalıklarada sahip olan küçük
bir meslek gurubuda yer almaktaydı. Bunlara mimar-
mühendis deniliyordu.
Ortaçağda mimarlara olan gereksinim oldukca fazla
olduğundan , bunlar her koşullarını işverenlere kabul
ettirebiliyorlardı. Oraçağ
insanı kemerleri kuleleri ve görkemli yapılara özlemlerini
mimar-mühendis çalışmalarıyla gideriyordu. O günlerde
insanlar dünya çapında rekorlar peşindeydiler. Bu bağlamda
ortaçağ rekoru 155 metre -kırk katlı bina- yüksekliğindeki
Strazburg kulesince kırılmıştı. Mühendislere ve mimarlar birer kahraman gözüyle bakılması
onların mesleki başarı ve beçerilerinin sonucundaydı. Çağdaş
mimar ve mühendş,islerin hiç biri , ortaçağ mimarlarının
kazandığı saygınlığa ,onura erişmiş değildir. Bunları
onurlandıran başka bir ayrıcalıkta ,öldüklerinde yapmış
oldukları kilisenin avlusuna gömülmelerine kilise
yetkililerince izin verilmesiydi.
Ortaçağ insanı 13.ve 14.yüzyıl münyatürlerinde
, İsayı elinde kocaman pergelle evreni ölçmekte olan bir
mimr bir mühendis olarak betimlemekle , bu meslege
verilebilecek en büyük onuru vermiştir.
6.
MEKANİK SAATİN BULUNMASI
Ortaçağ insanı makinalara o kadar düşkündü
ki, bir makine gibi algıladığı evrenin çarkını meleklerin döndürdüğüne inanıyordu. Ortaçağ
buluşçularının hırsları , hayelleri sınır tanımıyordu.
Tasarladıkları kimi zamanda kendi elleri ile yaptıkları bu
olağan üstü makinalardan biri, çağın yaratıçılığınıda
simgelemesi bakımından
özellikle kayda değer olan mekanik saatdi. 14.yüzyılda
italyada Giovanni di Dondi’ nin kendi tasarladığı hayli
gelişmiş saatini yapmasına değin , bir olasılıkla en
gelişmiş göksel saat , Su Sung’un 11.yüzyılda Çin’de
yapmış olduğu saatti.
G.d’nin saati ,su güçüyle dönen bir çarka bağlı bir
dizi dişli donanımının yerine ,ağırlık yardımıyla işleyen
bir mekanizmaya bağımlı bir sarkaç ve sekteli bir dişliden
oluşuyordu. Su güçüyle çalışan saatlerin kışın
donmaları insanları böyle bir keşfe zorlamıştı. Dondi işe
saatin yedigen biçimindeki iskeletini çizmekle başlamıştır.
Üst bölümde Ay ve o zaman bilinen beş gezegenden-merkür,venüs,satürn,
jüpiter ve mars- oluşan Pirumu Mobile’in
simgesel yedi kadranını , alt bölümde ise 24 saati bir
sabit yortu günlerini , biri değişken yortu günlerini ,
biride saat başlarını noktalar halinde gözteren kadranlar
yerleştirlecekti. İtalyada
saat üstüne hesaplamalar güneşin doğuşundan başlayan günlük
döngüye göre yapıldığından ,dondi 24 saatlik bir kadran
yapmıştı. Her iki yanında aylara ve günlere göre düzenlenmiş
göztergelerin kazılı olduğu kanatlar ,yani dereçelendirlimiş
dilimler vardı. Bu göztergeler yardımıyla güneşin doğuşu
ve batışı yılın her günü sapanabiliyordu. Dondi 24
saatlik döngüyü gün batımında değilde öğlen vakti başlatıyordu.
Öğlen vaktini güvenilir bir zaman noktası olarak görüyordu.
Kadran saate göre ters yönde döndüğü için , okumalar
her bir bölümün sol uçundan alınıyordu. Ayrıca saatte yılın
günlerinide belirlemek amacıyla 365 tane dişaçılmış ,
çember biçimli büyük bir kadran vardı. Kadranın dış kısmına
yılın her gününün zamanı dakikasına kadar işleniyordu.
14.yüzyılda avrupanın büyük
kentlerinde saatler , çağdaş batı dünyasının biçimlenmesinde önemli rol oynamıştır. Kiliselerde olsun kent meydanlarında
olsun saatlerimn geçe -gündüz aynı aralıklarla çalması
zamanın kayıtedilmesinde önemli bir aşama olmasının yanı
sıra , aydınlanma,tiçaret ve sanayi dallarında
da ilerlemelerinde önemli katkılar sağlamıştır.
Günü
24 saatlik eşit süreler halinde belirleyip bildiren ilk saat
Milan ‘daki Saint Gothard Kilisesinin saatidir. Bu saat her
gün zaman göre 24 kez çan çalıyordu. 1.saatde bir,
2.saatde2 kez .... çalarak insanların saatden haberdar
olmalarını sağlıyordu.
|