| Ana sayfa|Atatürk|Kitap |Projelerim |Türküler| Yazarlar |

KENDİ ŞİİRLERİM

  Kısa Şiirlerim I
  Kısa Şiirlerim II
  Kısa Şiirlerim III
  Kısa Şiirlerim IV
  Uzun Şiirlerim
  Mühendis Şiirlerim

YAZILARIM

  Sevgi Üzerine
  Sevmek Üzerine
  Günlüğümden
  Bilim Siyaset
  Mühendislik

 ŞAİRLERDEN

  Atilla İlhan
  Atol Behramoğlu
  A.Kadir
  Yılmaz Odabaşı
  Adnan Yücel
  Ahmet Telli
  O.Veli Kanık
  Aydın Öztürk
  Necati Cumalı
  Behçet Necatigil

SEÇMELER

  Seçmeler I
  Seçmeler II
  Hayyamdan
  Seçme Yazılar
 BİLİM ve SİYASET

Bu çalışmanın temel amacı; ortaçağın endüstriyel yaklaşımını , 

yaşamını ve kurumlarını yeni bakış acılarından ayrıntılı bir biçimde incelemektir.

 Ortaçağ Avrupasının ne denli gelişmeler sağladığı ve karanlık diye nükse edilmeye çalışılan bu çağın parlamış ışıklarının olup olmadığını irdelemektir. 

Amacım, o dönemdeki koşullar ile şu anki kendi toplumumuzdaki karşılaştırmaları yapmanızı sağlamaktır

ORTAÇAĞDA ENDÜSTRİ DEVRİMİ

       Ortaçağ , insan oğlunun yaşadığı ,yaratıcılığa  en elverişli çağlardan birisi olmuştur. İlk Edüstriyel Devrim’e geçiş aşamaları bu çağda gerçekleşmiştir. Bilim adamları ve teknisyenlerin su ve rüzgar güçünün yerini tutabilecek yeni enerji armaya başlaması  da o günlere rastlar. On ve onbeşinci yüzyılda Avrupa teknolojilk bir patlamaya tanık olmuştur. O zamanda günümüzde olduğu gibi nufus büyük ölçüde artmış dolayısıyla kitlesel göçler başlamış ; başka yörelere acılan yerleşim alanlarına yeni yeni kentler kurulmuştu. Sosyo- ekonomik koşulların serbest girişimciliğe  elverişli bir ortam yaratması sonucu kendi kendini yetiştiren iş adamı tipi ortayaçıkmıştır. Kapitalist şirketler kurulmuş , bunların hisseleri borsada alınır ,satılır olmuştur. Özel girişimciler birbirleriyle rekabet edebilmek için acımasız yöntemlere başvurmuşlar , verimliliği artırmak amaçıyla iş bölümüne yönelerek sömürebilecekleri bir işgüçü yaratmışlardır.  Öte yandan işçiler elleri kolları bağlı durmamaışlar ,işe gelmeme,işi yavaşlatma gibi eylemler yaparak hak arama yoluna gitmişlerdir.

           

 

Enerji tüketiminde artışların olması , yeni enerji kaynaklarının bulunmasına yönelik çalışmalarada ön ayak olmuştur. Önceleri el becerisi gerektiren işlerin çoğu ,artık makinayla yapılır hale gelmiştir. Doğal olarak tarım alanında  da devrimsel gelişmeler kayıt edilmiş ,böylece çiftciler çoğalan nufusu besleyebilecek biçimde bol ve çeşitli ürün elde edilebilir duruma gelmişlerdir.Hepisinden önemlisi genel yaşam düzeyinde bir iyileşme sağlanmıştır. Bir yandan bütün bunlar olurken öte yandan sanayileşme nedeniyle su havzalarında ,ileride çok olumsuz sorunlar doğurabilecek büyük çapta kirlenmeler başlamıştır.

           

 

Özel girişimciler , toprak sahipleri ve finans kuruluşları endüstriyel gelişmeden büyük kazanç elde etmişlerdir. Gelişen kapitalizm işletme ve bankacılık alanında yeni yatırımlar getirmiştir. Bu ise giderek daha fazla büyüme anlamına geliyordu. Ekonomik güçe sahip olanlar siyasal güçleride ellerine geçirmekte gecikmediler ve politik çıkarlar uğruna ekonomik yaptırımlarda ustalıkla uygulanır oldu.

           

Ancak , öyle bir noktaya gelindiki ortaçağın bu çanlılığı giderek tökezlemeye başladı. Çok geçmeden adım adım çöküşe doğru gidiş belirtileri çıktı ortaya . Nufus artışı durmuş ,sınıflar arası çelişkiler keskinleşmiş ,toplumsal devinimdeki o eski çanlılık kalmamıştı artık. İş kollarındaki kısıtlamalar, verimliliğin düşüşü ,enerji üretimi ve makinalaşmada doyum noktasına varılmış , yaşam standartı düşüşe gecmişti.

           

Geleneksel ahlaki değerlerde aşınmalar sözkonusu olmuş , topluma karşı kayıtsızlığın artması sonucu bir aldırmazlık bir çeşit serbestlik oluşmuştur.  Toplumda bir çok kimse geleneksel inançalarından koparak yeni ve yanlızca belirli dar çevrelere özgü düşüncelere ,akımlara yönelmişlerdi. Akılcılıktan ,mistizme doğru bir kayış başlamıştı....

           

Betimlemeye çalıştığım bu Ortaçağ dünyası “KARANLIK ÇAG”  ya da “ROMANTİK ŞOVALYE” çağı görüntüsü vermiyorsa bunun başlıca nedeni ; akademisyen ve aydınların emeğe, teknik koşullara , mühendisliğe karşı öteden beri sürdüregeldikleri  küçümseyici tutum sonucu teknoloji tarihinin evrensel anlamda ihmal edilmesidir. Akademisyen ve aydınların mühendislere karşı tarih boyunca böylesine önyargılı bir tutum içinde olmaları ,onların bir alt tabakadan gelen teknik adamlarca yaratılan teknolojiye ilgisiz kalmalarına neden olmuştur.  Teknolojiyi mühendislerin üretmesi aydın kesimde her zaman hor görülmüştür.

 

 1.AVRUPANIN ENERJİ KAYNAKLARI ve GELİŞTİRİLMELERİ

 

Ortaçağ önceki çağlardan görülmedik derecede MAKİNALAŞMAYA tanık olmuştur..batının tüm dünya üzerine egemenlik kurmasına yol açan temel etmenelerden birisi aslında buydu. Kuşkusuz klasik çağlardada makinalar vardı. Ama kimi önemsiz şeylerin yapımında kullanılan ilkel tezgahlardı. Ortaçağda ise makine gerçek anlamda işe koşulmuş birçok işkolunda insan gücünün yerini almıştı. En yaygın biçimde kullanılanlarıda su gücününü işgücüne çeviren çarklı düzenekler ve değirmenlerdi. Bu makinalarla donatılmış işyelerinde tahıl öğütme, bitkisel yağ çıkarma,kumaş dokuma,deri işleme,kağıt çekme gibi işlemler yapılıyordu. Bir bakıma bunlar ORTAÇAĞIN FABRİKALARIYDI...

 

1.1               DEĞİRMENCİLİK:Bu yerlerin fabrika olmalarından başka işlevleride vardı. Özelliklşe değirmenler ,yörenin buluşma yerleriydi. Köylüler olsun kentliler olsun tahıllarını öğütmek için buralarda nöbet beklerlerdi. Kimi zaman değirmen dışında,açık alanlarda olurdu bekleşmeler. Buralara zamanın hayat kadınları gelir ,kalabalık arasına karışarak müşteri ayartırlardı. Güç kaynağı olarak çağımızda “petrol” ne derece önemliyse ortaçağda da “su” o derece önemliydi. Ortaçağda bu su gücüne dayalı sistemler genellikle MANASTIRLARIN egemenliği altındaydı.

Ortaçağda su gücüyle işleyen üç ana işkolundan sözedilmektedir.

1. Değirmencilik;

2. Dokumacılık

3. Dericilik

4. Keşlerin içtiği biranın maylandığı  kazanların kurulu olduğu ocaklardaki körüklerin çalıştırılmasında su gücünden yararlanılır.

            Suyu kurşun borular ve tahtadan oyulmuş künklerle bahceye ve eve bile getiriyorlardı....

                       

 

               1.2       KAM MİLİNİN BULUNMASI:  İlk kez Çin’de bulunan kam milinin Ortaçağ endüstrisinde kullanım alnı bulması batı yarıküresinin sanayileşmesinde önemli bir katkı sağlamıştır. Bugün montaj hattından çıkan her otomobilde bir kam mili vardır. Avrupa’da 10.yüzyılın bitiminden bu yana değirmen tasarımcıları , o günlere kadar elle ve ayakla işletilen tüm endüstriyel üretim araçlarını kam mili sayesinde makinalaştırma olanağına kavuşturmuşlardı.

 

1.3   KAĞIT ÜRETİMİNE GECİLMESİ: Çinlilerce bulunup ,Araplarca kullanıldıktan sonra bin yıl gibi bir süre el ve ayak güçüyle üretilen kağıt , 13.yüzyılda Ortaçağda Avrupa’ya geçer geçmez ,makinayla üretilmeye başlanmıştır. Bu olay Avrupalıların teknolojiye ne denli düşkün olduklarını kanıtlamaya yeter. Gerçekte kağıt, dünyanın neredeyse yarısını dolaşmış ama yolu üstündeki hiç bir uygarlık onun üretimini makinalaştırma çabasına girmemiştir. Su güçüyle işleyen ilk kağıt fabrikaları İspanya’da Valencia yakınlarında bulunuyordu. Bunu italya ve Fransa’da kurulan kağıt fabrikları izlemiştir.

 

1.4    ÇIRPMA FABRİKLARI ve TEKELCİLİĞİN DOĞUŞU:  Kam milli donanımlardan en fazla etkilenen çırpıcılık olmuştur. Önceleri tezgahtan çıkan kumaş önce yıkanıp temizlenir ve ardından su içinde ayakla dövülerek çektirip kalınlaştırılması sağlanırdı. Kam milinin bulunmasıyla bu işlem , milin çarkına bağlı bir döner tambur yardımıyla diblerdeki kumaşlar üzerine kuyruklu çekiç örneği düşüp kalkan ağaçların , ayakların  yerini alması sağlanmıştı.

            Çırpma fabrikalarının büyük kazançlar getirmesi ,tahıl  değirmenlerinin çırpma değirmenlerine dönüşmesine ve feodal beylerin icracı ya da yarıcı köylülere kumaşlarını bu fabrikalarda çırptırmalarını zorunlu kılmaları TEKELCİLİĞİ doğurmuştu. Değirmen hakkını ödemek ve kilometrelerce yol gelmek köylülerin uymaları gereken bir kaide haline gelmişti.

            Kumaş çırpma makinalarının üretim alanına girmesi ,bir 13.yüzyıl devrimi olarak nitelendirilmiştir. Öylesine bir devrimdiki bu , bir yandan kimi eski endüstri merkezlerine yoksulluktan ,umutsuzluktan başka bir şey getirmezken , öte yandan ülke genelinde varlığın, fırsatın gönencin kaynağını oluşturmakla kalmayacak Ortaçağda gelişmiş ülkelerin görünümünüde değiştirecekti. Ve bu gelişme dokumacılığın ve iplikçiliğin makinalaşmasında belirleyiçi bir rol oynayacaktı.

   

            1.5    DENİZ ENERJİSİNDEN YARARLANMA: Ortaçağ mühendisleri yalnızca  ırmaklardan değil , deniz güçündende yararlanmışlardır. Gel-git için seçtikleri yerler o kadar isabetli olmuştur ki, günümüzde işletilen fransız enerji fabrikları ortaçağdaki kurulanların yerine kurulmuştur. Gelgit değirmenleri su akışlarının değirmen döndürecek kadar güçlü olmadığı yerlerde kurulurdu. Gelgite elverişli yerlerde geniş dalyanlar yapılır  ve yükselen suların dalyana dolmasını sağlayan açılır-kapanır ,kanatlı kapıları vardı.  İç tarafta tutulan sular geriye kaçmaya başalayınca ,artan basınç , nedeniyle kapaklar kendiliginden kapanırdı.  Değirmenci su düzeyinin elverişli düzeye düşmesini bekledikten sonra suyolununun kapaklarını açaraçmaz kanallardan hızlıca akan sular çarkları döndrürdü. 

         

            1.6     RÜZGAR ENERJİSİNDEN YARARLANMA: 12.yüzyılda, teknik adamlar rüzgar enerjisini dizginlemeye yöneldiler.  Su güçüyle dönen çarklar yerini rüzgar  çevirilen yelkenlere bırakmıştı.  Rüzgarın esiş yönünün ters olması sorun olmuştu ve bunuda makine donanımıyla birlikte yelkenleri  de taşıyan ağaçtan çatılmış ana gövdeyi ,rüzgar güçüyle ekseni çevresinde özgürce dönebilen dikey konumdaki çok kalın meşeden bir direğe bindirmişlerdi. Direkli değirmen (post-mili) diye bilinen bu değirmen yalnızca batı’ya özgü bir buluş  gibi görünmektedir; bunun İran ve Afganistan yaylalarında olduğu bilinmektedir. Hızlı akan ırmakların bulunmadığı her yerde bu değirmenler birden çoğalmışlardı. Ayrıca, su değirmenlerin tersine kışın dondururcu soğuğunda  bile çalışabildiklerinden, Kuzey Avrupa’nın geniş düzlüklerinde mantar gibi bitmişlerdi

2.TARIMSAL DEVRİM

 

               Yeni enerji kaynaklarının ilk etkileri tarım alanında görülmüştür. Ortaçağ boyunca nufusun yüzde doksanı geçimini hala topraktan sağlıyordu. Bununla birlikte , bir yandan artmakta olan nufusun beslemek , bir yandanda ticaret amacıyla artık değer üretebilmek için topraklar yoğun bir biçimde işleniyordu. Ortaçağda tarımın belirleyici unsurları:

    

    2.1     İKLİM: Ortaçağda süren ılımlı , sıcaklık farkı az olan iklim türü hem toprakaların daha iyi işlenmesini hemde tahıl üretiminin elverişli hal almasını doğurmuştu. Ayrıca büyük ormanlık alanlarda tarlalar acılarak daha çok ekim alanının oluşması sağlanmıştı.

       

2.2      AT:  Tarımda en önemli katkıyı sağlayan etmelerden birisidir. Roma döneminde yaralanılamayan at güçü ortaçağda taşımacılık ve toprağın işlenmesinde en önemli etken olmuşur. Atları doğru biçimde koşmanın yolu bulunmuş tu.  Hayvanın omuz kürekleri üzerine oturacak keçeli , sert bir hamut yapılarak nefesini almada karşılacağı engel ortadan kaldırılmıştı. İlk kez Norvecin kuzeyinde kullanılmıştır bu yöntem.. sert hamut sayesinde yaratılan beygirgüçü , ortaçağda özellikle nemli yörelerde , yıpranmaya karşı koruyucu bir önlem olarak atların ayaklarına demirden nallar çakılarakdaha da artırılmıştı.

 

2.3   İKİLİ SİSTEMDEN ÜÇ DÖNÜŞÜMLÜ SİSTEME GEÇİLMESİ:  Romalıların kullandığı ikli sistemin yerini ortaçağ avrupasında üçlü sistem almıştı.  Bu sisteme göre üçe ayrılan  ekilen alanın ilk kısmına kış ürünü ,ikincisine yaz ürün ekilir üçüncüsü ise nadasa bırakılırdı. Nadasa bırakılan topraklarda hayvanlar yatar ve toprağın gübrelenmesi sağlanırdı. Bu sistemin iki yararı olmuştur:

 

1. İki dönüşümlü sistemde yüzde ellilik nadas payına karşılık bu sistemde yüzde otuzluk bir nadas uygulaması söz konusu olduğundan ekili arazi oranını atması sağlanmış oluyordu.

 

2.Yılın değişik zamanlarında iki ürünün alınıyor olması , verimsiz geçen bir hasat mevsimine karşı bir güvence oluşturuyordu. At koşan çiftçilerin yulaf ekerek atlarını doyurmaları kolaylaşıyordu...

 

2.4      PULLUĞUN KULLANILMASI: Ortaçağ tarımındaki en kapsamlı değişiklik,  hiç kuşkusuz ,ağır tekerlekli sapanın  yaygın biçimde kullanılmasıyla gerçekleşti. Kesek demiriyle toprağı derinlemesine işleyen ,iki tekerleğiyle çiftçinin bir tarladan ötekisine kolayca gidebilmesini sağlayan ,ormanlarda tarla acılmada büyük kolaylık getiren ve alçak düzlüklerinde işlenmesini olanaklı kılan pulluklar tarım devriminin en önemli araçalarıydı.

 

2.5      ŞARAPÇILIĞIN GELİŞİMİ ve KEŞİŞLERİN ARTMASI:  Su değirmenlerinin çoğunun yerini şarap üretimi yapan değirmenlerin alması ortaçağ tarımında özellikle bağcılık  ve sebze tarımının artmasında önemli rol oynamıştı. Önceleri tahıl üretimi yapılan tarlalar büyük ölçüde bağlara dönüşmüştü. Şarap gelirlerinin daha fazla olması insanları bu gelişimde etkileyen en etkili neden olmuştur. Şarabın kutsal ayin için kaçınılmaz oluşu ; ekmek ,su gibi şarabında bir değişmez sofra malzemesi  olmasını sağlamıştı.....

           

            Ilımlı iklim ,verimli tarım, ve sağlıklı beslenme Ortaçağ Avrupasının nüfus artışının yükselmesine neden olmuştu. Doğum oranındaki artışlar ve kölelerinde artık evlenip ev kurmalarınındı sağlanması buna bir diğer etmendi.

 

 

3. YER ALTI KAYNAKLARI ve İŞLENMESİ

           

Otraçağda  Avrupa madencilik sektörünün belkemiğini taşçılık oluşturuyordu. Bu sanayi belkide diğer endüstriyel iş kollarının tümünden daha önemliydi. Yapı taşı bakımından Fransa Avrupanın başta gelen ülkesiydi. Ortaçağın karmaşık taş galerileri ağı fransa caddelerinde arkoljik olarak inçelenmekten çok günümüzd güvenlik açısından inçelenmektedir. Bu yüzden Paris ,”askıda olan kent”  adını almıştır. Taş ocaklarının yakın mesafede olması ,kuşkusuz büyük ekonomik değer taşıyordu. Kabaca hesaplamalara göre ,12 millik bir uzaklığa karadan arabayla taşımının malıyeti aşağı yukarı taşın maliyetine eşitti. Onun için inşaatçılar taş aramaya yakın yerlerde  başlar, onu ocakta yontarak maliyetini düşürmeye çalışırlardı. Taşın su ylouyla taşınmasının ekonomik olması bir çok su kanlının açımasına neden olmuştu.

 

            Ortaçağda demir endüstrisi Avrupanın ilerlemesinde , halkında yüksek bir yaşam düzeyine erişmesinde çok büyük bir önem taşıyordu. Zamanın insanları demirin yalnız savaş açısından değil ,aynı zamanda tarım ve inşaat açısından  da demirin öneminin bilinçindeydiler.  Demir çağının gerçekte ortaçağda başladığı söylenir. Roma döneminde bronza bağımlılık ortaçağda yerini demire bağımlılığa bıraktı.  At ve öküzlerin ayklarının nallanması ortaçağda her köyde bir demir atolyesinin kurulmasına yol açmıştı. Ayrıcsa demirden savaş için zırhlarda yapılmaktaydı.  Ayrıca pulukların yapımnda, kürek ,tırmık gibi tarım aletlerinin yapımındada  demirden yararlanımaktaydı. İnşşat alanını gelişmeside demir kullanımını artırmıştı. Ör; duvarların sağlam olması için taşların etrafına demirdenzincirler bile çekiliyordu.

            Bu dönemde altın,bakır ve kurşun benzeri madenlerinişletilmesi oldukça azdı . yine bu dönemde 10.yüzyldan itibaren işletilen gümüş madencilği ortaçağ Avrupsında madencilik endüstrisinin gelişmesinde en önemli katkıyı sağlamıştır. Almanlar yanlızca Avrupada değil dünyada madençiliğin ve işletilmelerinin önçülüğünü yapmışlardır. Az buunana alıtn madine karşı ortaçağ Avrupasında gümüş madenden yapılan paraların kulanılması gümüş madenine verilen önemin artmasındaki en önmeli faktördür. Altın akçe ilk kez 1253’de  Cenova’da dolaşıma girmiştir.

 

4. ÇEVRE VE ÇEVRE KİRLİLİĞİ

            Ortaçağ  endüstrileşmesi cevreye büyük ölçüde hasar vermişti. Tarlalar ve otlaklar açmak , , o zamanın başlıca ana hammaddesi keresteye sürekli olarak artan gereksinimi karşılayabilmek amacıyla miliyonlarca dönümlük orman yok edildi.  Ağaç ayrıça evlerde yemeklik ,fırınlarda  ve evlerin yapımında, yel değirmenleri, kale çitlerinin, köprülerin, şarap fıçılarının yapımında da  ağçtan faydalanılıyordu. Dokuma tezgahlarıda ağaçtan yapılıyordu.

 

            Doğal kaynaklarını hoyratca kullanan ortaçağ insanı , çok geçmeden bunun olumsuz sonuçları ile karşı karşıya geldi.  Kereste fiyatlar çok büyük sıçrama yaptı. Öyle bir duruma gelinmiştiki alt gelir gurubundan aileler ölüleri için tabut bile yaptıramaz duruma gelmişlerdi. Çenazeler kiralanmış tabutlarla kaldırılıyordu.

            Demire olan aşırı talep orman kıyımının başlıça nedeniydi. Demir, altın çehverinin tersine yeryüzünde hemen hiçbir zaman doğal biçimiyle bulunmaz, bu metlain eritilmesinde ise odun kömürü kullanılıyordu. Odunun az olması ve yeni yeni kömür oçaklarının bulunması kömür kullanımının artmasında en önemli etken olmuştu. Artan kömür kullanımı ise havanın büyük boyutlarda kirlenmesine neden olmuştu. Kömür dumanının sağlığa zararlı oldugunun bilnmesi ,sadeçe odun alamayan düşük gelirliler tarafından kullanılmasını sağlamıştı.

 

            Demirhanelerden yükselen gürültü,kirlenen hava, suların temiz kullanılma olasılığının yavaş yavaş yokolması ortaçağ avrupasında önemli çevre felaketlerindendi. Akarsulardaki kirlenmeler başta mezbalar ve tabakhanelerden kaynaklanıyordu . dolayısıyla bu tür işletmeler zamanın belediyelerince nehirlerin aşağı kesimlerine doğru kaydırılıyordu.

 

5. ORTAÇAĞDAKİ İŞ KOLLARINDAKİ  ÇALIŞMA KOŞULLARI:

           

            Ortaçağ işvereni hep üretimi artırma çabası içinde olduğundan ,işçisine yönelik tutum ve davranışlarında çeki düzen vermesi ve çalışma koşullarında iyileştirmelere yönelmesi kaçınılmazdı. Madençilik kolunda çalışanlar en ayrıcalıklı gurubu oluşturuyorlardı. Çünkü, madencilik bol para getiren bir işkoluydu.

            Madencilerin yararlandığı hakların kapsamı gerçektende şaşırtıcı boyutlardaydı. Madenciler ocakalrı kullanmak için keresteleri istedikleri kadar serbestçe ormanlardan sağlıyor , kilise avlusu ,bahçeler ve anayoolar dışında her yerde maden araması yapbiliyorlardı.  Dahası ırmakların yataklarını değişltirme ve  yakın anayoldanda yararlanma hakkına sahiptiler.  Madencilere karşı çıkanlara karşı Avrupa ülkelerinde bağımsız bir madencilik daireis kurularak etkinliklerini serbestçe yürütmeleri sağlanıyordu. (Belediye-toprak sahipleri-kilise)  madenciler dolaysız verği ,salma ve askerliktende muaf tutuluyordu.   Almış oldukları imtiyazlar deviredilebiliyor ve süreklilik arzediyordu.

 

            Ortaçağ madencilerinin hakları ve ayrıcalıklaı ile geniş tekstil sanayı işlerinin hakları arasında tam bir çarpıçı çelişki vardı. Madençiler özgür işçilerken tekstil işçileri kapitalist sistemin altında gercek bir işçi sınıfını oluşturuyorlardı. 13. Yüzyılın sonlarında yün üretiminin azalması ve yün satışının odak noktası olan ingilizlerin dış satımlarda vergi uygulamasına geçmeleri ,tekstil üretiminin azalmasına ve işçi gurublarının ilk kez ayaklanmasına neden olmuştu.  İlk grev fransanın Dubai kentinde 1274 yılında yapılmıştı.

 

            14.yüzyılda gelişme gözteren bir işletim dalıda bankacılıktı. Özellikle italyan tüççarlar iş hayatına yeni, uygulanabilir, yöntemler getirmişlerdir. Gezginler ,din adamları ve tüccarlara kolaylık olarak , yurt dışında bozdurulabien ödeme çekleri, devredilemez tahviller vb.. gibi oluumları gerçekleştirmişlerdi.

 

            Ortaçağda bu dönemde geniş kapsamlı bir İŞBÖLÜMÜ söz konusuydu. Ör, bir kumaşın üretilmesi için yirmi altı değişik işlemden geçmesi gerekliydi. İş bölümünün ve çalışan işçi sayısının fazla olmasına karşılık işçiler arasında patron korkusundan olacak ki bir birliktelik yoktu. Kar oranlarını artırmanın tek yolunun işçilikten geçmesi (%60işçilik ) sermayederleri işçilerin bir köle gibi kullanılmasını sağlayan bir dizi kurallar koymalarına sebeb olmuş ve bunlara uymayanlarıda çezalandırmak için hapishaneler bile kurulmuştu. Serbest dolaşımları ise kısıtlanmış durumdaydı.....

 

            ortaçağ yapı işçileri en bilğili ve boyun eğip kabuğuna çekilmeyen kişilerdi.  Grevleri, iş aksatmaları, iş konusunda seçiçi olmaları, ücretlerinin yüksek olması bunların özelliklerindendi. Ortaçağda yapı işlerinde benimsenen bir yöntemde kabala sistemiydi. (götürü)  Bu sistemle işcilerin savurgan davranmaları önlenmiş ve işe belirli zamanlarda gelip , belirli zamnalarda çıkmaları bir stadüye bağlanmıştı.

            Ortaçağda işçiler yazın 8, kışınsa 6 saat çalşırlar ve yaz-kış farklı üçret alırlardı . bayram tatilleri ise oldukca fazlaydı. Ortaçağa ilişkin inşaat üçret sistemlerinde ilginç bir uygulama sözkonusuydu. Buna göre yapı işçileri kendi özellikve marifetlerine göre  üçret belirliyorlar, işverenler ise bunu kabul  edip etmemekte özgür oluyorlardı.

           

            Yüksek üçret alanlar arsında ,önemli miktarlardaki gelirlerinin yanı sıra başka ayrıcalıklarada sahip olan küçük bir meslek gurubuda yer almaktaydı. Bunlara mimar- mühendis deniliyordu.  Ortaçağda mimarlara olan gereksinim oldukca fazla olduğundan , bunlar her koşullarını işverenlere kabul ettirebiliyorlardı.  Oraçağ insanı kemerleri kuleleri ve görkemli yapılara özlemlerini mimar-mühendis çalışmalarıyla gideriyordu. O günlerde insanlar dünya çapında rekorlar peşindeydiler. Bu bağlamda ortaçağ rekoru 155 metre -kırk katlı bina- yüksekliğindeki Strazburg kulesince kırılmıştı.  Mühendislere ve mimarlar birer kahraman gözüyle bakılması onların mesleki başarı ve beçerilerinin sonucundaydı. Çağdaş mimar ve mühendş,islerin hiç biri , ortaçağ mimarlarının kazandığı saygınlığa ,onura erişmiş değildir. Bunları onurlandıran başka bir ayrıcalıkta ,öldüklerinde yapmış oldukları kilisenin avlusuna gömülmelerine kilise yetkililerince izin verilmesiydi.

 

Ortaçağ insanı 13.ve 14.yüzyıl münyatürlerinde , İsayı elinde kocaman pergelle evreni ölçmekte olan bir mimr bir mühendis olarak betimlemekle , bu meslege verilebilecek en büyük onuru vermiştir.

 

6. MEKANİK SAATİN BULUNMASI

Ortaçağ insanı makinalara o kadar düşkündü ki, bir makine gibi algıladığı evrenin  çarkını meleklerin döndürdüğüne inanıyordu. Ortaçağ buluşçularının hırsları , hayelleri sınır tanımıyordu. Tasarladıkları kimi zamanda kendi elleri ile yaptıkları bu olağan üstü makinalardan biri, çağın yaratıçılığınıda simgelemesi bakımından  özellikle kayda değer olan mekanik saatdi. 14.yüzyılda italyada Giovanni di Dondi’ nin kendi tasarladığı hayli gelişmiş saatini yapmasına değin , bir olasılıkla en gelişmiş göksel saat , Su Sung’un 11.yüzyılda Çin’de yapmış olduğu saatti.

 G.d’nin saati ,su güçüyle dönen bir çarka bağlı bir dizi dişli donanımının yerine ,ağırlık yardımıyla işleyen bir mekanizmaya bağımlı bir sarkaç ve sekteli bir dişliden oluşuyordu. Su güçüyle çalışan saatlerin kışın donmaları insanları böyle bir keşfe zorlamıştı. Dondi işe saatin yedigen biçimindeki iskeletini çizmekle başlamıştır. Üst bölümde Ay ve o zaman bilinen beş gezegenden-merkür,venüs,satürn, jüpiter ve mars- oluşan Pirumu Mobile’in[yok1] [1] simgesel yedi kadranını , alt bölümde ise 24 saati bir sabit yortu günlerini , biri değişken yortu günlerini , biride saat başlarını noktalar halinde gözteren kadranlar yerleştirlecekti.  İtalyada saat üstüne hesaplamalar güneşin doğuşundan başlayan günlük döngüye göre yapıldığından ,dondi 24 saatlik bir kadran yapmıştı. Her iki yanında aylara ve günlere göre düzenlenmiş göztergelerin kazılı olduğu kanatlar ,yani dereçelendirlimiş dilimler vardı. Bu göztergeler yardımıyla güneşin doğuşu ve batışı yılın her günü sapanabiliyordu. Dondi 24 saatlik döngüyü gün batımında değilde öğlen vakti başlatıyordu.  Öğlen vaktini güvenilir bir zaman noktası olarak görüyordu. Kadran saate göre ters yönde döndüğü için , okumalar her bir bölümün sol uçundan alınıyordu. Ayrıca saatte yılın günlerinide belirlemek amacıyla 365 tane dişaçılmış , çember biçimli büyük bir kadran vardı. Kadranın dış kısmına yılın her gününün zamanı dakikasına kadar işleniyordu.

14.yüzyılda avrupanın büyük kentlerinde saatler , çağdaş batı dünyasının biçimlenmesinde  önemli rol oynamıştır. Kiliselerde olsun kent meydanlarında olsun saatlerimn geçe -gündüz aynı aralıklarla çalması zamanın kayıtedilmesinde önemli bir aşama olmasının yanı sıra , aydınlanma,tiçaret ve sanayi dallarında  da ilerlemelerinde önemli katkılar sağlamıştır.

 

Günü 24 saatlik eşit süreler halinde belirleyip bildiren ilk saat Milan ‘daki Saint Gothard Kilisesinin saatidir. Bu saat her gün zaman göre 24 kez çan çalıyordu. 1.saatde bir, 2.saatde2 kez .... çalarak insanların saatden haberdar olmalarını sağlıyordu.



[1] “Klasik Roma dönemi gökbilimine göre ,evrenin iç içe varsayımsal on küresinden en dışta olanı .bu kürenin doğudan batıya doğru dönerek her 24 saat de bir tur yaparken diğer küreleri de döndürdüğüne inanılıyordu.”


 [yok1]“klasik Roma gökbilimine göre evrenin iç içe varsayımsal on küresinden en dışta olanı . Bu kürenin doğudan batıya doğru dönerek her 24 saat de bir tur yaparken diğer küreleri de döndürdüğüne inanılıyordu.”

 

[End.Müh.Yazıları]  [Damal Bebekleri]  [  Secmeler I ]  [Seçmeler II ]  [Sesleniş]  [Duvar Yazıları]  [Özlü Sözler]  [Bitirme Tezi] [Hakkımda]  [Türk Dili Üzerine]  [Şiirlerim] [Arkadaşlarımdan]  [Duvar Kağıtları ]

Hosted by www.Geocities.ws

1