| Ana sayfa|Atatürk|Kitap |Projelerim |Türküler| Yazarlar |

KENDİ ŞİİRLERİM

  Kısa Şiirlerim I
  Kısa Şiirlerim II
  Kısa Şiirlerim III
  Kısa Şiirlerim IV
  Uzun Şiirlerim
  Mühendis Şiirlerim

YAZILARIM

  Sevgi Üzerine
  Sevmek Üzerine
  Günlüğümden
  Bilim Siyaset
  Mühendislik

 ŞAİRLERDEN

  Atilla İlhan
  Atol Behramoğlu
  A.Kadir
  Yılmaz Odabaşı
  Adnan Yücel
  Ahmet Telli
  O.Veli Kanık
  Aydın Öztürk
  Necati Cumalı
  Behçet Necatigil

SEÇMELER

  Seçmeler I
  Seçmeler II
  Hayyamdan
  Seçme Yazılar
  SEÇME YAZILAR

 

Yüreğinin Götürdüğü yere Git..

"Ne insanlar var ki yürür hayat patikalarından geçer izsiz
Ne insanlarda vardır ki dokunsa su birikintisine
bırakır bir deniz...
Yürü, bildiğin ,yüreğinin götürdüğü yolda yürü
Yol ki bu en güzel olanıdır."

Bu, bana Susanna Tamaro'nun "Yüreğinin götürdüğü yere git" adli kitabini hatırlattı.
Bilmem o kitabi okuma fırsatınız oldu mu?
Büyükannenin torununa yazdığı, eline ulaşacağından bile emin olmadığı, mektuplardan oluşuyor kitap..

Mektuplardan birinde söyle diyor büyükanne:
""...Kendine dikkat et. Büyürken, yanlışların yerine doğruları koymak istediğinde sunu anımsa:
Yapılacak ilk devrim, insanin kendi içinde yapacağıdır, evet ilk ve en önemli devrim budur.İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken, bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.
Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa. Unutma ki yaprağı gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgarda devrilir.
Oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu bin güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar ayni ölçüde gelişmelidir,
olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin.

Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilmediğin zaman,
herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al.
Hiç bir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle.
Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle.
Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git...""

Her zaman nerde yanlış yapıyoruz biliyormuşsunuz?
Yasamın değişmez olduğunu zannediyoruz.
Hayatimizin, isteklerimiz doğrultusunda "trenin ray değiştirmeden yol alması gibi" süreceğini zannediyoruz.
Oysa kader denilen şey, hayal ettiğimizin ötesinde çok daha farklı şekillerde karsımıza çıkabiliyor.
Bazen çok sevdiğimiz birinin kaybı, bazen islerimizin ters gitmesi, bazen hiç beklemediğimiz anda yakalandığımız bir hastalık, bizi umutsuzluğa sürükleyebilir.

Tüm umutlarımızı yitirdiğimiz bir anda, uzanan bir yardim eli, çakan bir simsek kadar etkili olabiliyor yaşamımızda.
Yada hayatimizin ray değiştirdiğini hissettiğimiz bir anda, tek basımıza mücadele etmek zorunda kalabiliyoruz yasamla...
Kararsız kalırız, ne yapacağımızı bilemeyiz.
Yalnızlığın soğukluğunu, çaresizliği hissederiz.
İnsanin yaşamında karsılaştığı ender durumlardan biridir bu.
Böylesi umutsuzluk içindeyken yapabileceğimiz tek şey, Tamaro'nun söylediği gibi beklemek..Yüreğimizin bizimle konuşmasını beklemek..
Daha sonra da, yüreğimizin söylediği yere gitmek..

 

Kırlangıç ve Mavi

Derlerki,
Dünyanin çukurlar ve tepelerden olustugu zamanlarda,
Küçük bir kirlangicin yolu düsmüs bizim gezegenimize...
Kirlangiç ürküntüyle bakmis, bu kara parçalarindan olusan gezegene..
Yanlizca taslar ve korkunç çukurlar olan dünyamizi yasanilir kilmak istemis.
O sirada rengarenk bir gökkusagi belirivermis.
Iste o zaman kirlangicin aklina çilginca bir fikir gelmis,
Uçmus....
Gökyüzünün sonsuzluguna dogru...
Gökkusagindan renkleri tasimaya baslamis yeryüzüne..

Beyazlari getirip, yeryüzüne biraktiginda;
Papatyalar açmis.
Kirmizilardan gelincikler..
Sonra yesil..
Hertaraf çayir çimen olmus...
Maviyi tasirken yorgun kanatlari daha fazla çekememis bu yükü,
Ve kocaman bir yariktan içeri düsüvermis Mavi...

Kirlangiç çok üzülmüs.
En fazla o rengi severmis.
Öyle aglamis ki,
Gözyaslarindan çukurlar suyla dolmus.

Derler ki, Deniz ondan mavidir, gözyasi tuzludur..


Çogumuz bu mitolojik hikayeyi büyüklerimizden dinlemisizdir.

Güzellikleri görebilmenin bir meziyet olduguna inanmisimdir hep..
Bunlarin varligi bile bizi mutlu etmeye yetmeli.
Güzellikler ki, sadece görsel degildirler.
Güzellikler ki, yasamimizi çekilir kilarlar.

Çogu zaman karsimizdaki güzelligin bizim için ne kadar degerli oldugunu fark etmeden yasariz.
Ta ki onu kaybedinceye kadar...

O zamanda ayni kirlangicin yaptigi gibi oturup aglariz.
Ama gözyaslarimizdan çukurlar dolmaz, denizler olusmaz..
Sedece kaybettigimiz güzelligin acisini çeker,
bir kez daha böylesi bir güzellkle karsilasabilme umuduyla yolumuza devam ederiz

 

           Kızın siyah gözlerini, gülümseme ile susma arasında karar veremeyen dudaklarını görünce, dünyanın konuştuğu ve yeryüzünün bütün yaratıklarının yürekleriyle anladıkları dilin, en temel ve en yüce  bölümünü anladı delikanlı.Ve Aşk’ tı bunun adı,

          İnsanlardan da çölden de daha eskiydi. Tıpkı kuyunun yanında bu iki bakışın buluşması benzeri, iki bakışın buluştuğu her yerde, her zaman aynı güçle ortaya çıkardı. Dudaklar sonunda  gülümsemeyle karar verdiler, ve bir işaretti bu; bütün ömrü boyunca bilmeden beklediği , kitaplarda koyunların yanında , kristallerde ve çölün sessizliğinde aramış olduğu işaretti.

         Ve bu iki insan karşılaşınca ve gözleri buluşunca, bütün geçmiş ve bütün gelecek  artık bütün önemini yitirir, yalnızca o an ve gök kubbe  altındaki her şeyin aynı el tarafından yazıldığı gerçekliliği vardır. Aşkı yaratan ve çalışan, dinlenen ve güneş ışığı altında hazineler arayan her kimse için sevilecek birini yaratmış olan El. Çünkü, böyle olmasaydı, insan soyunun hayallerinin bir anlamı olmazdı.(Simyacı'dan)

[End.Müh.Yazıları]  [Damal Bebekleri]  [  Secmeler I ]  [Seçmeler II ]  [Sesleniş]  [Duvar Yazıları]  [Özlü Sözler]  [Bitirme Tezi] [Hakkımda]  [Türk Dili Üzerine]  [Şiirlerim] [Arkadaşlarımdan]  [Duvar Kağıtları ]

Hosted by www.Geocities.ws

1