Gazeteci Yazar Ayşe Kara Hanımefendi  ile Ebruli Üzerine Yaptığımız  Söyleşi

 

Senolbayburt:İsterseniz sizi tanımakla başlayalım bu kısa söyleşiye. Ayşe Kara
Hanımefendi kimdir? Bayburt'la ilgisi nedir?


Ayşe Kara:Ayşe Kara 1964 Bayburt doğumludur. Bayburtlu bir öğretmen Halil Beyin ve Karadenizli bir aileden olan –Of- Kaniye Hanımın kızıdır. Hikayeci ve Romancıdır. Ayrıca fotoğraf sanatı ile de ilgilenmektedir.
Ayşe Kara’nın ailesinin Bayburt’la ilgisi nasıl başladı pek bilinmiyor. Kafkasya dan göç ettiği de söyleniyor ailenin. Fakat hepimizin bildiği o meşhur “Bayburtluyuh” bizim aile de vardı.
Dedelerim Osman Ve Hasan Efendilerin Yakutiye Medreselerinde müderrislik yaptığı biliniyor. Babam ise memleketimizin çeşitli yerlerinde öğretmenlik yaptıktan sonar, on yıl da kendi köyü olan Erikdibi Köyünde vazife yapmış, emekliliğini isteyip 1974 İstanbul’a göç etmiştir.
Ayşe Kara 1974 den beri İstanbul da ikamet etmektedir. Evli ve dört çocuk annesidir.


Şenolbayburt:Okuyucularınızla ilk buluşmanız "Ebruli" adlı çalışmanızla mı oldu?
Daha önce de gazete veya dergilerde, yazı dizileriniz yayınlanmış mıydı?


Ayşe Kara:Evet okuyucuyla ilk buluşmam “Ebruli” ile oldu… “Ebruli” benim ilk göz ağrım… Ben onu yazmadım. “Ebruli” kendini yazdırdı. Benim için hep özel olacak.
Hikayelerim ve denemelerim daha sonra yayımlanmaya başladı.


Şenolbayburt:Biraz Ebruliden bahsedelim isterseniz. Ebrulide "Gözlerimi açtığımda
kendimi doğunun göğüslerinden emiyor buldum" diyorsunuz. Doğunun
göğüslerinden emen biri için yazacak malzeme çok olsa gerek.


Ayşe Kara: Evet hakikaten öyle… doğuda malzeme çok. Bir kere doğuda hikmet var. Kocaman kitapların, romanların uzun uzun anlatılan hikayelerin söylemek istediği şeyi “Doğu” bir kıssa ile kolaycacık anlatıverir.
Tabi doğu derken doğduğum on yaşıma kadar yaşadığım küçük köyü kastetmiyorum yalnız… Doğu benim için, Mevlana’dır Şebüsteri’dir, Halil Cibran dır,… Akif ve diğerleridir.
Hakikaten malzeme çok… ne vakit ne de güç yeter doğuyu anlatmaya…
Hisseder yaşar ve gidersiniz.


Şenolbayburt:"Ne zaman çocukluğumu hatırlasam kendimi Ponsarak ta bulurum" diyor bir
kahraman, Ebrulide. Siz çocukluğunuzu hatırlayınca nerede, ne yapıyor
olarak bulursunuz kendinizi? Nedir çocukluğunuzun unutulmayanları?


Ayşe Kara:Ben de kendimi şıkır şıkır akan, ışığın suyla oynaştığı, dere kenarlarında, hışır hışır sesler çıkaran kavakların altında bulurum.
Hatta bu hatırlayış… beni o kadar mutlu eder ki… bir çocuk hafifliği, kaygusuz bir mutluluk sarar beni.
Unutmayanlarım arasında tepelerinden inmediğim ağaçlar, peşlerinde koştuğum oğlaklar kuzular… sallanarak çatlayan; içinden bir can;kırmızı gagalı sapsarı yumuşacık canlı bir oyuncak çıkan yumurtalar…
Değirmen taşının dönerken çıkardığı ses… buğdayların un ufak oluşu… taze un kokusu.
Kara mandadan sağılan, ak sütün fış fış diye ses çıkarak kovayı doldurması... Kırlar; eflatun, beyaz kardelenler-bizim çiğdem dediğimiz- ellemediğim fakat peşlerinde olduğum kuş yuvaları gelir...
Şimdi bakıyorum da “varoluş” beni çok cezbetmiş… çocuk kalbim hayrette kalmış varlık karşısında. Ve bu çocuk bakışı hâlâ kalmış ben de-
Bazen de bunları ve başka bir sürü şeyi hatırlamak, -kendi çocuklarımın ve diğer şehirli çocukların bütün bu güzelliklerden mahrum olmaları, evlerde tutsak gibi yaşamaları sebebiyle- mutsuzluk veriyor bana.
Köyün delileri de hatıralarım başköşesinde kendilerine her zaman yer bulmuşlardır. Hatta delisi olmayan bir kitabım olmayacak galiba.
Hep mutluluk olmuyor hatırlarda. Bahçelerden çaldığım bir iki tane erik de suçluluk duygusu uyandıran bir hatıra.


Şenolbayburt:Ebrulide "Tandır başı küçük bir oturma köşesidir onlar için. Tandır
başında anlatılır olaylar,hikayeler..." diye devam eden bir paragraf var.
Neler anlatılırdı tandır başlarında köy odalarında, sizin
küçüklüğünüzde? Acaba o muhabbetlerin yerini T.V seyirleri alınca bu hikayeler yeni nesillere ulaşmayacak mı dersiniz?


Ayşe Kara:Bu soruya neler anlatılmazdı ki diye cevap vermeli.
Değirmende cirit oynayan cinler, periler. Bütün bu hikayelere eşlik eden gaz lambasının uzanıp kısalan loş ışığı... artık bu fonda dinlenen hikayelerin etkisini sanırım hayal edersiniz.(1974 de kadar elektrik yoktu Bayburt’ta, babam ağ atıp alabalık tuttuğu Çoruh a bir santral kurup elektrik üretme hayalini kurardı hep)
Tabi erkeklerle kadınların anlattığı hikayeler farklıdır… kadınlar gelinliklerinden düğünlerinden kaynanalarından ve kendilerinin tanıdığı yaşlı akrabalarından dinledikleri hikayeleri, gurbette ki kocalarını beklerken yaşadıklarını anlatırken, erkekler de askerliklerini gurbette yaşadıklarını filan anlatırlardı.
T.v …çok renkli ve adeta zorla kendini seyrettiriyor maalesef.
Keşke bu yerli motifler sıkı sıkı korunsa...
Fakat bunun yanında -dünyadaki benzerleri gibi- benim gördüğüm kadarıyla yerel motifleri aksettirmek gibi güzel şeyler oluyor televizyonlarda.
En çok da bu müziğimiz de belirgin olarak görülüyor bu.
Filmler çevriliyor... mesela propaganda, mesela vizontele...gibi.
Bunlar daha bir geriye gidecek, yani ninelerimizin hikayeleri moda olacak gibi.


Şenolbayburt:"Çoruh nehri cennetten doğar. Şimdi gurbette olan Batum’ da Karadeniz'e
karışırmış. Ama inat edip sekiz on kilometre denizin altından
akarmış:)..."Deniliyor Ebrulide halkın dilinden. Sizce Çoruh nehrinin Soğanlı Dağının, kara kışların yöre insanının karakteristik yapısının oluşmasında yeri nedir?


Ayşe Kara:Çocuk hisseder, algılar, fakat anlamlandıramaz. Çocukluğuma geri dönüp anlamlandırdığımda anladım ki benim için gerek Çoruh nehri, gerek dereler olsun, “getiren, götüren” gitmek anlamını taşıyormuş.
Dağlar ise sonsuzluk ulaşılmazlık, ve “perde”; yani kavuşulacak, ulaşılacak şey ardında olan.
Almanya da, İstanbul da o dağların ardındaydı. Hasret dolu bakışları dağlara çevrilmiş görürdüm hep. Tabi efsaneleri, hikayeleri de dağlar barındırırdı.
Dağların insanlara “yücelik, yükseklik” duygusu gibi nitelikler verdiğini düşünüyorum. Dikkat edildiğinde görülür ki yöre insanında genel geçer değerlerin -para, v.s - üzerinde olmak gibi, kendilerine güven ve onurlarına düşkün olmak gibi vasıflar vardır .
Kar, kara kış… o da sonsuzluk ve saflığı temsil ediyordu. Galiba aynı zaman da sabrı, yani karakış da beklemeği öğretiyordu.

Şenolbayburt:Ebrulide seferberliğin yöre insanı için bir milat teşkil ettiği
yazmışsınız. Seferberlik yılları ne gibi izler bırakmıştır sizce Bayburt
halkı üzerinde?


Ayşe Kara:Tam anlamıyla milat olmuş. “Seferberlik de doğmuşum, Seferberlik de kayboldu”… gibi.
Birinci derecede bıraktığı etki acı diyebiliriz. Yalnızca benim alimde iki şehit var... dullar yetimler. Anne çocuk ayrılıkları... o kadınların hikayeleri; seferberlik kadınlarının hikayelerinin acısını hâlâ içimden atamadım. Belki de hikayenin ve hüznün tohumunu içime onlar attılar.
Dinlediğim hikayeler arasında, filanca kadın “Urus köydeyken yüzüne tandırın karasından sıvaştır, çalı süpürgesiyle yüzünü yırtardı, evinden öyle çıkardı” hikayeleri de vardı...


Şenolbayburt:Birazda isterseniz yeni kitabınız " Bir Tanzimat Prensesi Refia Sultan" dan bahsedelim.
Kendinizi Refia Sultana çok yakın hissettiğinizi söylüyorsunuz bir söyleşi de. Romandaki karakterle bütünleştikten sonra yazmak daha kolay olsa gerek.


Ayşe Kara:Şöyle başlayabilirim. Ben doğduğum topraktan -ki toprağın, iklimin; coğrafyanın insan üzerinde çok büyük etkisi olduğuna inanlardanım- sonra göç ettiğim Şehr i İstanbul’u aşk derecesinde sevdim diyebilirim. Refia Sultan aslında bir İstanbul Romanı; İstanbul’un sultanlı zamanlarının romanı.
Refia Sultanı kendi mektuplarıyla tanıdım. Mektup metinler kişinin en öz ben hallerini anlatırlar. Refia sultan da mektuplarında o kadar kendisiydi ki… onu çok sevdim. Sevmek de anlatmayı getirdi.
Fakat bu sandığınız kadar kolay olmadı. Uzun aman mahremiyetine giremedim… çevresinde dolanıp durdum. Kitabın içinde ki öykülerde o süre zarfında oluştu. Karakterle bütünleşmek (mi) bilmiyorum fakat hissetmek, anlamak diyebilirim.


Şenolbayburt:Son olarak yeni çalışmalarınızı sormak istiyorum. Türk okuyucusu Ayşe
Kara imzalı çalışmayı beğenmişe benziyor. Zira kısa zaman içinde
çalışmanız bir çok gazete ve dergide tanıtıldı. Kitap hakkında röportajlar
yapıldı. Okuyucularınız ne zaman yeni eserinizle buluşacak?



Ayşe Kara:Baskıya hazırladığım “Kar Düşmüş Hikayeler “ bir hikaye kitabım, temize çektiğim “Bugün Yarın mı “ adlı bir romanım var.
Bunların yanında tarih beni bırakmıyor. Tarihi seviyorum,tarihi okumak ve yazmak beni heyecanlandırıyor. Bu çalışmanın -Refia Sultan – devamı için notlar alıyorum,müsveddeler karalıyorum.


Şenolbayburt:Bu söyleşiden dolayı, ve bize yoğun çalışmalarınız arasında yer
ayırdığınız için teşekkürler?

Ayşe Kara:Ben de size teşekkür ediyorum. Beni hemşehrilerimle buluşturduğunuz için ve sitenizde bana yer verdiğiniz için.

Ziyaretçi Defteri
Haberler
Sizden Gelenler
Bayburt Şiirleri
Link Ekle
Linkler
e-mail

Bayburt Hakkında

Bayburtun Köyleri
Ermeni Mezalimi
Ermeni Mezalimi-2
Coğrafi Konum
Ekonomi
Yemeklerimiz
Yeraltı Şehri
Nöbetçi Eczaneler

Belediyeler

Bayburt Bel.
Arpalı Bel.
AydıntepeBel.
Demirözü Bel.
Konursu Bel.
Gökçedere Bel.

Önemli Linkler

Telefon Rehberi
SSK Hiz. Dökümü
O.S.Y.M
M.E.B.
Vergi Numarası
Kimlik Numarası
Ziyaretçi Defteri
Sizden Gelenler
Bayburt Şiirleri
Linkler

e-mail

Telefon Rehberi
 www.senolbayburt.cjb.net

 

Hosted by www.Geocities.ws

1