Salim
HAŞLAKOĞLU
Bu yazı 21 Şubat 1973 tarihli
“Bayburt’un Sesi” dergisinden alınmıştır.
Bayburt Kop savaşları, tarihte Ruslar’la
yaptığımız en kanlı savaşlardan birini teşkil eder.
25 şubat 1916’da başlayan savaş bütün
şiddetiyle devam ederek, beş aya yakın bir zamana kadar devam
etmiştir. (16 Temmuz 1916).
Kahraman Mehmetçiklerimiz, büyük asker
Mareşal Fevzi ÇAKMAK’ın “ Bayburt –Kop Müdafaası muvaffak olmuş
İKİNCİ PLEVNEDİR” tarihi sözüne lâyık olduklarını isbat
etmişlerdir.
Yirmi misli üstün kuvvetlere sahip olan
Ruslar’a Kop dağlarında, Masat deresinde, Müşankas, Danzut ve
Müşerek’te kan kusturan aziz şehitlerimiz İKİNCİ PLEVNE
yaptıkları mübarek vatan topraklarında ebediyete kadar
yaşayacaklardır.
Kop dağının doruğunda, 2400 m ‘lik Karataş
Tepe’de kutsal şehitlerimizin adına dikilen büyük anıt, Moskoflara
karşı kazanılan İKİNCİ PLEVNE’nin şeref dolu destanını bütün
dünyaya haykırmaktadır.
Yalnız Kop savaşlarında Ruslar 15000 ölü 100
esir verdiler. Bizim şehit toplamımız 5000 kişi idi.
Kop savaşlarında büyük hezimete uğrayan
Ruslar, büyük takviyeler alarak Çimağil köyü istikametinden
Bayburt’a harekâta başladılar. 16 Temmuz 1916 gününden itibaren
Bayburtlular Moskof istilasına uğramışlardı.
Bir buçuk yıl süren acı bir işgalden sonra
kahraman ordumuzun Erzincan’dan yetişmesi ile şehri düşman
zulmünden kurtarılmış oldu.
1918 yılının 20 şubatında Bayburt Kurtuluş
gününün arifesini yaşıyordu. Ama yine de bir kahpe trajedi
oynanıyordu. Ruslar’ın ve Ermeniler’in tertipledikleri katliam
trajedisi…
O sırada Şiran ilçesindeki Rumlar Bayburt’a
gelmişlerdi. Bu tesadüfî bir geliş değildi. Bayburt’taki
Ermeniler Ruslar’ın tertibiyle Şiran Rumlarıyla birlik olarak
Türkler’e tuzak hazırlamışlardı. Hem de masum Bayburtlunun hiçbir
şeyden haberi yokken…
Tarihimizde sayısız kahramanlıkların sahibi
olan yiğit Bayburtlular soysuz Ermeniler tarafından köyden kentten
sözü geçen liderlere tuzak kurarak ele geçirilirler, sonra da bu
aziz milletin şerefli çocukları, Taş Mağazalar’a tıkılarak
süngülenir ve alçakça yakılırlar. Kadın ve kızlarımız en şen’i
işkencelere maruz kalırlar.
Bu tüyler ürpertici tertibin içinde yaşayan
ve canını kurtarabilenlerden Aydıncık (Malansa) köyünden Hacı
Ahmet Salman’a Taş Mağazalar (ı) faciasını anlatmasını rica ettim.
Köy odasında genç ihtiyar 65 kişi vardı. O, olayı yeniden
yaşıyormuşçasına bir iç çekişi ile başladı anlatmaya.
KÖYDEN BAYBURT’A GİDİŞ
Şiran’dan bir çok Rum’un Bayburt’a gelerek
öküz verip at almak istedikleri yayılmıştı. Köyden Bayburt’a saman
satmağa ve Şiran’dan Bayburt’a gelen Rumlara at verip öküz almağa
gitmiştim. Ayrıca Rumlar’dan tüfek de alacaktık.
İki gün Bayburt’ta kaldım. Ne öküz alan
çıktı ve ne de tüfek satan. Sonra bizim Türkler’den öğrendik ki,
Ermeniler ve Rumlar bizi aldatmışlar. Bunun üzerine üçüncü günü
köye döndüm. Dikmetaş’da kardeşim rahmetli Sait ile Ortugulu Emin
Çavuş, Daciraklı Ömer oğlu İbrahim’e rastladım. Bunlar şehre
dönmemi bir birlikte köye gitmemizi söylediler. Ben de onlarla
şehre döndüm.
TEHLİKE İŞARETİ
Şehirde o gün kaldık. Ertesi günü Abranslı
İrfani, kardeşim Sait’i çağırarak etraftan bilgi almasını istedi.
(Kardeşim Sait iyi Rusça ve Ermenice biliyordu.) Bunun üzerine
kardeşim o zaman Tuzcuzade mahallesinde oturan Ruslar’ın, Çerkez
yüzbaşısının adamlarını buldu ve onlardan Erzincan’da Türkler’in
katliamının başladığını öğrendi. Bunun üzerine İrfani’ye haber
gönderdi ve Bayburt’ta Ermeniler’in de katliam yapma ihtimalinin
olduğunu bildirdi. Köyden gelmiş olan bizler de bir an önce
köylerimize gitmek tedarikine koyulduk. Ama akşam olduğu için
Ermeniler’in de tertibinden korkarak yolculuğu sabaha bıraktık. O
gün Kaleardı değirmenini işleten Dacirak köyünden Hüseyin ustaya
misafir olduk. Atımı da değirmende bulunan hana bağladım.
Sabahısı günü ata su vermek için Çoruh
nehrine inmiştim. Dönüşte Hüseyin usta bana dedi ki : “ Bayburt’un
içinde Ermeniler katliama başlamışlar, ne duruyorsun çabuk gel.”
Bu söz bitmişti ki değirmene on Ermeni’nin telaşla hücum ettiğini
gördüm. Değirmene girdiğimde bu Ermeniler orada bulunan bir Türk
ihtiyarını öldürdüler. Bize dönerek doğruca Bayburt’a gitmemizi
söylediler. Biz direnme gösterince üzerimize atılarak zorla
götürdüler.
YANGINLAR ÇIKARILIYOR, TÜRKLER TAŞ
MAĞAZALARA DOLDURULUYOR
Bayburt’a getirildiğimizde şehrin bir çok
yerlerinde yangınların çıkarıldığını gördüm. Bilhassa Pire Mehmet
Efendi’nin konakları alevler içinde yanıyordu. Bu arada bizi Taş
Mağazalar (ı)’na doldurdular. Önce kapısı olmayan bir koğuşa
koydular. İçerisi Türkler’le doluydu.
Bir saat sonra kapısız koğuştan çıkarıldık
ve kapalı mağazaya doldurulduk. Burada altmış kişiydik.
Ermeniler tarafından toptan katledileceğimizi öğrenmiştik. Her
şeyden yoksun olduğumuz bu mağazada herkes bir çare düşünmeye
koyuldu.
İŞKENCE İLE KATLİAM BAŞLIYOR
Bu sırada Bayburt Belediye Başkanı Hafız
Ağa, Abranslı İrfani, Kormaslı Ahmet, Vağındalı Piri ile Mamlı
Şevki’yi teker teker karşımızdaki koğuştan dışarı çıkardılar.
Mağazaların her tarafına dizilmiş olan süngülü Ermeniler önce
Hafız Ağa ile İrfani’yi hunharca süngülemeye başladılar. Bir anda
ortalık kan deryasına bulanmıştı. Sonra da diğerlerini süngülerle
şehit ettiler.
VE KURŞUNA DİZME
Ortalıkta bir vaveylâ kopmuştu. Figanımız
gökleri deliyordu. Ermeniler bu alçakça katliamdan sonra
mağazalarda bulunan Türkler’i kurşuna dizmeğe başladılar.
Bizim koğuşta Kaleardılı Çerkez İlyas dedi
ki : “ Baba iş işten geçti, canımızı kurtarmağa bakalım. Bu sırada
Dacıraklı Hüsetin usta eline büyük bir pencere demiri geçirmişti.
Bu demirle mağazanın altındaki kaldırım taşlarını sökmeye başladı.
Kaleardılı İlyas bu taşlarla kapıyı kapatmamızı söyledi. Biz de
taşlarla kapıyı ördük. Bir taraftan da bu kaldırım taşlarını
parçalıyarak Ermeniler’e atmak için el taşı yapıyorduk.
AMANSIZ MÜCADELE VE ANA-BABA GÜNÜ
Kapının arkadan örülmesini sezen Ermeniler,
büyük manivelarla kapıya giriştiler. Diğer koğuşlardaki Türkler
işkenceyle katledildikten sonra sıra bize gelmişti. Büyük bir
kalabalık halinde kapıya yüklendiler. Biz içerden her ne kadar
dayandıksa da tutturamadık kapıyı açtılar. Kapının açılmasıyla bir
ana-baba günü başlamıştı artık. Bizler can korkusu ile elimize
aldığımız taşlarla amansız bir mücadeleye giriştik. Pencereden ve
kapıdan ateş etmeğe başladılar. Onlar kurşunla biz taşla boğaz
boğaza gelmiştik. Kapının ağzına attığımız ve Ermeniler’i kapıya
yanaştırmadığımız taşlarla iki Ermeni kapı ağzında ölmüştü.
MAĞAZAYA BOMBALAR ATILIYOR
Ermeniler mağazaların kapı ve
pencerelerinden bu koğuşta başarı sağlayamayınca mağazaların
bacasından aşağıya bir kemere sardıkları bombalarla bizi
bombalamak istediler. İçeri düşen bombalar patlamadı. Bu arada
Ermeniler bizlere “ kapıyı açın, yoksa canınızı işkence ile
alırız” dediler. Biz de cevaben “ Alabilirseniz alın, kapı açacak
değiliz” diye bağırdık.
TÜRKLER’İ YAKMAĞA BAŞLIYORLAR
Ermeniler’in bütün teşebbüsleri boşa çıkınca
bizleri mağazanın içinde yakmağa karar verdiler. Bizim
karşımızdaki koğuşlarda bulunan Türkler, bizim mücadelemizden
önce bir taraftan kurşuna dizilmiş, bir taraftan süngülenerek
şehit edilmişlerdir. Rumların bulundukları koğuşlar cehennemî bir
alev içinde yanıyordu. Et kokusuna tahammül edemez hale gelmiştik.
Yakılma sırası bize gelmişti. Ermeniler
gazladıkları pamuklu eşyaları ve otları alevleyerek mağazanın
üstünden açtıkları bacadan içeriye attılar. Bir taraftan da
tenekelerle gazları döküyorlardı. Bizler bir taraftan canımız
kurtarmak telaşına düştük, diğer taraftan ateşi söndürmeye
koyulduk. Bu sırada arkadaşların bir kısmı içerideki dumanın
çıkması için mağazanın duvarını delmeğe koyuldular. Her tarafımız
sarılı olduğu için kaçma imkânımız yoktu. Bu deliği açmakla dumanı
defetme imkânlarını arıyorduk.
Biz bu ölüm kalım mücadelesinde iken bir ara
ortalığa derin bir sessizlik çöktü.
CEPHANELİĞİN ATEŞLENMESİ VE KURTULUŞ
Bir kadın çığlığı ortalığı inletiyordu. “
Sağ olanlar çıksınlar, Ermeniler kaçtılar” diye. Bu arada binbaşı
hanlarındaki Ermeniler’e ait cephanelik bir vatansever Türk
tarafından ateşlenmişti. Şehre dehşet ve korku saçan bu ateşlenme
sonunda Ermeniler’in kaçtığını öğrendik.
Taş Mağazalar(ın) dan dışarıya çıktığımızda,
karşımızdaki mağazalarda yakılan Türkler’in et kokularından
geçilmiyordu. Bizimle beraber aynı mağazada bulunan altmış kişi
baygın bir halde dışarıya çıkınca, yarım saate yakın bir zaman
içinde aklımız başımıza gelebildi. Bundan sonra doğruca Ozulu
Ethem Efendi’nin yapılarındaki Ruslar’a ait silahları almağa
gittik. Tüfekleri aldığımızda mekanizmalarının alınmış olduğunu
gördük. Ama yine de işimize yarayacakları için herkes birer tüfek
kuşandı ve Ermeniler’i takibe koyulduk. Şehri taramamıza rağmen
tek bir Ermeni’ye rastlayamadık.