İNSAN GONADLARININ İNTRAUTERİN GELİŞİMİNİN HİSTOLOJİK DEĞERLENDİRİLMESİ Dr.Murat TOSUN, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji Embriyoloji Anabilim Dalı

İNSAN GONADLARININ İNTRAUTERİN GELİŞİMİNİN HİSTOLOJİK DEĞERLENDİRİLMESİ


[Ana Sayfa]

[Giriş]

[Tarihçe]

[Dişi Üreme Sistemi]

[Genetik]

[Etkin Faktörler]

[Anomaliler]

[Materyal ve Metot]

[Bulgular]

[Tartışma]

[Özet]

[Summary]

[Literatür]

[Özgeçmiş]

[Teşekkür]

2.2.ERKEK ÜREME SİSTEMİNİN ANATOMİSİ, HİSTOLOJİSİ ve ULTRASTRÜKTÜREL YAPISI, EMBRİYOLOJİSİ ve FİZYOLOJİSİ

2.2.1.Erkek üreme sisteminin anatomisi

Erkek üreme sisteminin temel fonksiyonu sperm üretmek ve bunları dişi vaginasına taşımaktır. Bu amaç için 4 farklı tipte yapıya ihtiyaç vardır. Bu yapılar testisler, aksesuar kanallar, aksesuar bezler ve penistir.Testisler, sperm ve primer erkek cinsiyet hormonu olan testosteronu üretirken aksesuar kanallar, testislerdeki ve aksesuar bezlerdeki salgıları depolayıp penise taşırlar. Aksesuar bezler ise spermin penise taşınması için uygun ortamı oluşturacak sıvıyı üretirler. Bu sıvı ve spermler semen adını alır. Penis, semeni vaginaya taşıma görevi görür(April 1984, Williams ve ark 1995) . Testisler, erkek üreme organları olup 4.5 cm x 3 cm x 2.7 cm ebadlarındadır. Tunica albuginea adı verilen fibröz bir kese ile sarılı olup bu kese testislerin içine girerek testisi lobüllere ayırır. Her testis 800'ün üzerinde sıkı bir şekilde bir araya gelmiş seminifer tübüllerden meydana gelir(Williams ve ark 1995). Bu tübüller genç sağlıklı erkeklerde saniyede binlerce spermin yapıldığı yerler olup her testisdeki seminifer tübüllerin uzunluğu 225 m kadardır. Testisin üst kısmında küçük, oval şekilli testis appendiksi bulunur. Bu yapı paramezonefrik kanalın üst ucunun kalıntısıdır. Testisler a. testicularisler tarafından beslenirler ve oldukça zengin bir kollateral ağına sahiptir. (Philo 1996, Paker 1993, Williams ve ark 1995). Testisin merkezi arka kısmında seminifer tübüller kaynaşarak mediastinum testisi meydana getirirler. Bu seminifer tübüller düzleşerek tubuli recti'yi meydana getirir ve rete testis içine açılır. Rete testis, üst kısmında ductuli efferentes adı verilen 15-20 tübül içine direne olur. Ductuli efferentes testisin üst arka kısmında tunica albuginea içine yapışır ve kıvrımlı tübüller kitlesi içine doğru uzanır. Bu sayede ay şeklinde bir görünüm alarak testisin üst kısmının üstünden geçip aşağıya doğru uzanarak epidydimis adını alırlar. Sık kıvrımlı olan epidydimisin açılıp düz hale getirildiğinde 6 m ye kadar varan uzunluğu olduğu tespit edilir. Epidydimis baş, gövde ve kuyruk olmak üzere 3 bölüme sahiptir. Epidydimisin son kısımda bu tübüller genişleyip yukarı doğru dönerek ductus deferensi meydana getirir. Olgun sperm seminifer tübülleri terk ederek epidydimis içine hareket eder. Epidydimis boyunca yolculuk 10 gün ile 4-5 hafta arasında devam eder ve sonunda sperm olgun hale gelir. Depolandığında sperm epidydimis döşemesi tarafından beslenir. Sperm olgunlaştığında ductus deferense girer. (Ham 1979, April 1984, Erkoçak 1982, Williams ve ark 1995, Goldstein 1998). Aksesuar kanallar içinde epidydimis, ductus deferens, ductus ejaculatorius ve urethra bulunur ve testislerde yapılan sperm penisteki ejakülasyon noktasına bu kanallar sistemi sayesinde taşınır. Bu kanallar testislerden abdominopelvik kaviteye kadar uzanır ve sonunda urethranın prostatik parçasına bağlanarak penise kadar uzanır(Williams ve ark 1995). Ductus deferens, vas deferens veya sperm kanalı adınıda alır ve spermin esas taşındığı bölümdür. Ductus deferens çiftleri epidydimis ve ductus ejaculatorius arasında yer alırlar. Epidydimisin kuyruğundan geçen her bir kanal, içinde a. testicularisler, venler, otonomik sinirler, lenfatikler ve ön abdominal duvara ait bağ dokusunun bulunduğu spermatik kordonla çevrilir(Philo 1996). Ductus deferens spermatik kordondan ayrıldıktan sonra vesicula seminalisi geçip spermlerin depolandığı ampullayı oluşturur ve ilerleyerek ductus ejakulatoriusu meydana getirir(Paker 1993, Junquiera ve ark 1993, Williams ve ark 1995, Goldstein 1998). Depolanan spermler bir ay içinde ejaküle edilmezse parçalanır ve vücut tarafından yok edilir. Bu epidydimis içindeki yolculuk süresince spermatozoa hareket yanında yüzey kısımlarında da değişimler gösterirler(Dacheux ve ark 1987). Ductus ejaculatorius çiftlerinin her biri yaklaşık 2 cm uzunluktadır. Bu kanallar vesicula seminalisden gelen salgıyı alırlar ve prostat bezinin arka yüzeyine geçerler ve burada ek salgılarıda alarak urethraya bağlanırlar(Maskar 1982, April 1984). Urethra, 18-20 cm uzunlukta olup erkekde erkek üreme sisteminin son kısmını oluşturur. Mesaneden prostat bezini geçmek suretiyle penis içine uzanır ve preprostatik, prostatik, membranöz ve penil bölümler olmak üzere 4 bölümden meydana getirir. Mesane boynunu saran düz kaslar iç sfinkteri oluşturur. Bu sfinkterin kasılması ejakulatın mesaneye geriye kaçmasını engeller(Carola ve ark 1992, Noyan 1993). Urethra'yı kayganlaştıran glandula bulbourethrales urethranın penil kısmına açılır (April 1984, Stevens ve Lowe 1992, Williams ve ark 1995). Aksesuar bezler içinde vesicula seminalis, prostat bezi ve glandula bulbourethrales yer alır. Bir çok aksesuar bez salgılarını ductus deferens içinde bulunan sperme katarak ileride bulunan kanalların kolayca geçilmesini sağlarlar. Bu sperm ve bez salgılarından ibaret sıvı semen adını alır(April 1984, Ross ve Reith 1985). Vesicula seminalis bir çift olup ductus deferensin ampulla bölgesinin sonrasına kadar uzanan lobüler yapıda salgı keseleridir. Vesicula seminalis çiftleri prostat üzerinde mesane tabanında biraraya gelirler. Her biri prostatın arkasında ductus deferensin ampulla bölümünün alt ucu ile birleşerek ductus ejakulatoriusu meydana getirirler(Bloom ve Fawcett 1968, Kayalı 1984, Williams ve ark 1995). Prostat bezi, mesanenin yanında ve ürogenital diyaframın üzerinde bulunan ve urethranın proksimal parçası tarafından delinen 4 cm x 3 cm x 2cm ebatlarında fındık şekilli bir organdır. Fibröz bağ dokusu ve düz kasdan zengin ince fakat sıkı bir kapsülle sarılıdır. Seminal sıvının %20'si prostat tarafından üretilir. Prostat bezinin üst, alt, ön, arka ve inferolateral bölümleri vardır. Prostat yapısında bulunan lobüller birbirinden kesin sınırlarla ayrılmış durumda değildirler. En önemli bölüm ductus ejakulatorius ile proksimal urethra arasındaki bölümdür(Junquiera ve ark 1993, Paker 1993, Williams ve ark 1995, Goldstein 1998). Glandula bulbourethrales bir çift bez olup Cowper bezleri adınıda alırlar. Prostat bezinin altında urethranın alt yüzünün her iki tarafında bir tane olacak şekilde uzanan ve membranöz urethranın lateralinde, perineal membranın üstünde yer alan hemen hemen bir bezelye büyüklüğünde fibröz kapsülle sarılı bezlerdir. (Mc Minn 1992, Erbengi 1990) Penisin iki fonksiyonu mevcuttur. Bu fonksiyonlardan birisi ürinasyon süresince idrarın taşınmasını diğeride ejakülasyon süresince semenin taşınmasını sağlamaktır. Urethraya ek olarak penisin yapısında erektil dokuya ait 3 adet silindirik halka mevcuttur. Bunlar dorsal kısımda birbirine paralel uzanan iki adet corpora cavernosa ve içinde urethra bulunan corpus spongiosumdur(April 1984,Erbengi 1990, Williams ve ark 1995).

2.2.2.Erkek üreme sisteminin histolojisi ve ultrastrüktürel yapısı

Testisin parankima ve stroması olgun ve fertil spermatozoon yapılmasına uygun yapısal elemanlardan meydana gelir. Parankimde lobuli testisleri dolduran seminifer tübüller ve Leydig hücreleri bulunur. Seminifer tübüllerin duvarları germinal doku ile sarılı haldedir ve bu dokuda çoğalma yeteneği olmayan destekleyici Sertoli hücreleri ve çoğalma yeteneğine sahip germ hücreleri olmak üzere 2 tip hücre bulunur(Ham ve Cormack 1979, Gunsalus ve Bardin 1991, Goldstein 1998). Spermatojenik hücreler içinde spermatogonia, spermatositler ve spermatidler bulunur. Bunlar ileride olgun sperm haline dönüşeceklerdir. Seminifer tübüller arasında interstitial endokrinosit veya Leydig hücreleri adı verilen endokrin hücre kümeleri bulunur. Testislerdeki tüm hücreler arasında belirli düzeylerde olmak üzere etkileşim olmaktadır(Skinner 1987, Welsh ve ark 1987, Hardy ve ark 1991, Skinner ve ark 1991). Bu etkileşim organı oluşturan tüm birimlerin entegre çalışmasını sağlayarak tam bir fonksiyonel organ özelliği kazanmalarını sağlar (Bloom ve Fawcett 1968, Williams ve ark 1995, Goldstein 1998) . Spermatogenesis lümenin serbest yüzeyinde spermatogonial stem hücrelerinin seminifer tübül tabanında bölünüp spermatozoaya ileri derecede farklılaşması olayıdır. Spermatogonialar 12mm çapında olup seminifer tübüllerin sınırlayıcı membranında dizili haldedir. Nücleusları ovoid şekillidir ve 6-7mm çaptadır. Nücleolus nücleus zarına yapışmış haldedir. Koyu tip A(Ad), Soluk tip A(Ap) ve Tip B spermatogonia olmak üzere 3 tip spermatogonia vardır(Weiss ve Greep 1977, Erkoçak 1982, Ross ve ark 1995). Bu spermatogoniaların ilk mitotik bölünmeleri sonucu primer spermatositler meydana gelir. Ayrıca preleptoten spermatosit veya dinlenme halindeki primer spermatositler adı verilen hücreler Tip B spermatogoniaların mitotik bölünmesi sonucu meydana gelir. Primer spermatositler diploid sayıda kromozom içerirler ve birinci mayoz bölünmede haploid sayıya inerler ve sekonder spermatositleri meydana getirirler. Sekonder spermatositler primer spermatositlerin hemen hemen yarısı kadar büyüklüktedir ve haploid sayıda kormozom içerirler. Nücleusları yuvarlak ve kromatin yapıları soluk görünümdedir. İkinci mayoz bölünme sonunda spermatidler meydana gelir ve spermatogenez tamamlanmış olur. Spermatidden spermatozoona farklılaşma değişik evreler göstermektedir. Bu 4 evre sırasıyla Golgi fazı, başlık fazı, akrozom fazı ve olgunlaşma fazıdır(Drews 1995, Williams ve ark 1995, Gilbert 1997). Golgi fazında Golgi aygıtı yapısında belirginleşme dikkati çekerken, başlık fazında ise akrozomal kep adı verilen yapı gelişir. Akrozom fazında ise spermatid çekirdeğindeki değişiklikler belirleyici rol oynarlar. Olgunlaşma fazında esas tanımlayıcı özellik residual spermatid sitoplazmasının Sertoli hücreleri tarafından sıkıştırılıp fagosite edilmesidir. (Anthony ve ark 1987, Olson ve Winfrey 1991, Storey 1991, Drews 1995, Williams ve ark 1995) . Sertoli hücreleri bazal lamina üzerine oturmuş seminifer tübül epitelinin bütün kalınlığınca uzanan yüksek piramidal hücreler olup spermatojenik hücrelerden daha az sayıdadır. Germ hücreleri arasında düzenli olarak saçılmış haldedir. Işık mikroskobu ile hücre sınırları çok düzensiz olarak ve güçlükle ayırt edilir. Sitoplazma saydam, nücleus ince uzun ve hücre uzun eksenine paralel yerleşimli olup kromatinden fakir bir yapıda nücleolusa sahiptirler. Olgunlaşmamış testislerde Sertoli hücrelerinde bulunan ara filamanlar hem keratin, hemde vimentin tipindeyken; erişkinde sadece vimentin geriye kalır(Mali ve ark 1987). Bu ara filamanların iç ve dış hücre şekil kuvvetlerine hormon bağımlı mekanik bütünlük göstermede etkin oldukları kabul edilmektedir(Aumüller ve ark 1992). Bu dönemde Laminin dağılımıda ilginç bir özellik gösterir(Moss ve ark 1987). Lizozomların çok olması fagositik aktivitenin bir göstergesidir ve bu organeller spermatosit artıklarını temizlerler(Clermont ve ark 1987, Clermont 1991). Sertoli hücreleri birbirlerine zonula occludensler aracılığıyla bağlanmak suretiyle seminifer tübülleri çepeçevre sarmalayan bir hücre tabakası meydana getirirler. Sadece Sertoli hücreleri ve spermatogoniumlar bazal laminaya oturmuş haldedir. Böylece bazal lamina, kan damarı ve lenfatikleri içeren ekstratubuler aralık ile Sertoli hücreleri birbirinden ayrılmış olur. Zonula occludensler sayesinde ekstratubuler aralıktan seminifer tübüllerin lümenine makromoleküllerin geçişi engellenmiş olur. Bu sayede germ hücrelerinin proteinleri kana ulaşmaz ve buna bağlı olarak bunlara karşı antikor yapımı olmaz. Bu yapı yani peritubuler doku ve Sertoli hücreleri birarada "Kan-Testis bariyerini" oluşturmuş olurlar (Dym ve ark 1987, Erbengi 1990, Şeftalioğlu 1991, Paker 1993, Williams ve ark 1995). Sertoli hücreleri oldukça dayanıklı hücreler olup, spermatojenik hücreler için fiziksel destek sağlama, beslenme, fagositoz ile temizleme ve değişik endokrin ve parakrin salgılarla spermatojenik hücrelerin seminifer epitelde hareketinin sağlanması gibi fonksiyonlara sahiptirler. Sertoli hücrelerinin olgun testisde gelişme gösterememesine karşın, Leydig hücrelerinin doğum sonrasındada gelişimlerine devam etmeleri dikkate değer bir durumdur(Tsai-Morris ve ark 1987, Pedernera ve ark 1987, Teerds ve ark 1987, Antony ve ark 1987, Grigor ve Skakkebaek 1993, Goldstein 1998). Epidydimis, rete testisden çıktıktan sonra içine giren ve kıvrımlı bir görünüm alan ductuli efferentes gibi modifiye mikrovilluslu yalancı çok katlı silindirik epitel ile döşelidir ve esas hücreler ve bazal hücreler olmak üzere 2 tipte hücre içerir(Paker 1993). Bunların dışında içinde halo hücreleri adı verilen ve intraepitelyal lenfositler olarak adlandırılan başka küçük hücre tiplerininde epidydimiste var olduğu ortaya konmuştur. Epitel ince lamina propria ile çevrilidir ve dış kısmında düz kas tabakası bulunur. Bu epitel memelilerde spermatozoanın fertilizasyon gücünü olumlu yönde etkiler(Moore ve ark 1987). Baş ve boyun kısımlarında düz kaslar dairevi şekilde kanal etrafında dizilmiştir. Kuyruk bölümünde ise kanal boyunca büyük düz kas hücreleri göze çarpar. Kuyruk bölümünün distal kısmında kas fibrilleri içte ve dışta uzunlamasına ortada ise dairevi şekilde sıralanırlar. Bu kaslar ritmik peristaltik kasılma yeteneğine sahiptir ve spermin ilerlemesini artırıcı etki yaparlar(April 1984, Leeson ve ark 1988, Williams ve ark 1995). Ductus deferens, histolojik olarak iç mukoza, ara kas tabakası ve dış adventisya olmak üzere 3 bölümden meydana gelir. Ductus deferens, yapısında modifiye mikrovilluslarınların var olduğu yalancı çok katlı silindirik epitel ile döşelidir. Epitel altındaki lamina propria sayısız elastik fibriller ile döşelidir. Çevredeki kaslar 1-1.5 mm kalınlıkta olup iç ve dışta uzunlamasına ortada dairevi şekilde uzanan düz kas fibrillerinden meydana gelir. Bu düz kasların yapısında yoğun bir otonomik sinir sistemi ağı mevcut olup, pelvik pleksusdan gelen sempatik sinirlerin bazıları da bu düz kaslarda sonlanır. Bu sinirlerin uyarılması peristaltik kasılmalara sebep olur ve bu sayede sperm ileriye doğru penisin yakınındaki ductus ejaculatoriusa doğru ilerler(Junquiera ve ark 1993, Noyan 1993). Ductus ejaculatoriusun proksimal kısmında basit veya yalancı çok katlı silindirik epitel mevcutken distal kısımda ise transisyonel epitel mevcuttur. Epitel hücrelerinde salgısal aktivite mevcuttur ve çok sayıda sarı pigment granülleri içerirler. Mukozada ampulladakinden daha az olmak üzere lümen içine doğru uzanan silindirik katlantılar bulunmaktadır. Lamina propria elastik fibrillerden zengindir ve burada kas tabakası yoktur (Ross ve Reith 1985, Paker 1993) . Urethra duvarı müköz bir membran ve kalın bir düz kas tabakası ile döşelidir. Prostatik kısmı transisyonel epitel ile membranöz ve kavernöz kısmı yalancı çok katlı silindirik epitel veya çok katlı silindirik epitel ile döşelidir ve yapısında intraepitelyal bezler bulunur. Bu bezlerin duvarlarından urethral kanal içine mukus salgılanır. Lamina propria gevşek elastik fibrillerden meydana gelir. Kas tabakasına, esas olarak prostatik ve membranöz kısımda rastlanır. İçte uzunlamasına dışta dairevi kas tabakası bulunur. Kavernöz urethrada düz kas tabakası yoktur. Adventisyal tabakası yoktur(Mc Minn 1992, Williams ve ark 1995). Vesicula seminalislerin duvarları 3 tabakadan meydana gelir. İçte dairevi dışta uzunlamasına uzanan iki düz kas tabakası ve bunların arasında bulunan ve ductus deferense göre daha ince olan ara kas tabakası ve en dış kısımda ise elastik fibrillerden zengin dış adventisyal tabaka bulunur. Mukoza yalancı çok katlı epitel karakterinde olup silindirik ve kübik hücreler arasında bulunan küçük, yuvarlak hücrelerden meydana gelir. Lamina propriada elastik fibriller boldur ve mukozal katlantılar arasında bazı düz kas hücrelerinede rastlanır. Sarımsı, hafif alkalik ve yoğun madde salgılarlar. Semenin fruktoz ihtiyacı buradan karşılanır. Androjene bağımlı bir bezdir ve kastrasyon sonrasında küçülme gösterir(Polin ve Fox 1992, Noyan 1993, Williams ve ark 1995) . Prostat bezi 30-50 tubuloalveolar bezden meydana gelen bir bezdir. Prostatın yapısında en fazla bulunan epitel türü basit veya yalancı çok katlı silindirik epitel olup yer yer küboid veya yassı epitelede rastlanır. Stromasında sayısız düz kas fibrilleri ve yoğun fibroelastik doku tespit edilir. Fibromuskuler doku septaları kapsülden organın içine doğru girer. Ara bağ dokuda bolca kan ve lenf damarları ile sinirler bulunur(Ham ve Cormack 1979, Erbengi 1990, Paker 1993, Williams ve ark 1995). Glandula bulbourethrales bileşik tübüloalveolar bez yapısında olup çok sayıda lobulden meydana gelir. Hücreler yuvarlak şekilli ve tabanda yerleşik bir çekirdeğe sahiptir. Bezin toplayıcı kanalları basit silindirik epitelle döşelidir. Dışa açılma kanalları yalancı çok katlı epitel ile yani urethra epiteliyle döşelidir. Erotik uyarımlar ile berrak, koyu, mukus benzeri bir madde salgılanarak urethra kayganlaştırılır(Weiss ve Greep 1977, Erkoçak 1982, Paker 1993, Williams ve ark 1995). Penisin yapısında bulunan corpora cavernosa, tunica albuginea adı verilen yoğun, fibroelastik bir bağ doku aracılığıyla sarılı haldeyken; diğer bölüm olan corpus spongiosum yapısında düz kas tabakaları olan daha ince bir fibroelastik doku ile sarılıdır. (Ham ve Cormack 1979, Erbengi 1990, Paker 1993, Williams ve ark 1995).

2.2.3.Erkek üreme sisteminin embriyolojisi

Üreme sisteminin gelişiminde esas olan nokta indifferent dönem sonrasında erkek üreme sisteminin gelişip gelişmeyeceğidir. Nitekim erkek üreme sisteminin gelişemediği durumlarda üreme sistemi dişi üreme sistemini geliştirmek üzere farklılaşmaya başlar. Yani embriyonik gonadın farklılaşması normal embriyonun fenotipik gelişimini direkt olarak etkilemektedir( Blyth ve Duckett 1991, Gilbert 1997, Gilbert 1997). Bu nedenle bu bölümde erkek üreme sistemi embriyolojisi ile birlikte genel anlamda tüm üreme sisteminin erken dönemdeki gelişimide incelenecektir. Üreme sisteminin gelişiminde, gonadların gelişimine, esas olarak 4 farklı türde hücre serisi katkıda bulunmaktadır. a) mesonefrozun medial kesimindeki çoğalmakta olan çölom epiteli b) altta uzanan mezonefrik mezenşim c) hemen hemen mezenşimin her yerinde görülen anjiojenik mezenşimin istilası d) gelişimin erken döneminde epiblasttan köken alan primordial germ hücreleri ilerleyen dönemlerde allantoik duvardaki birikimlerinden göç ederler. Genital kanallar, çölomik epitel kökenli bir dış serosaya, altta yeralan mezenşimden köken alan düz kas tabakasınaki splanknopleural mezenşime benzerliği henüz kabul edilememiştir ve hem mezonefrik kanal hemde paramezonefrik veya Müllerian kanalı oluşturan çölomik epitelin invagine tübünden köken alan iç mukozaya sahiptir. Bu tabakalar anjiojenik mezenşim ve sinirler tarafından istila edilmiş haldedir. Mezonefrik ve paramezonefrik (Müllerian)kanallar tüm embriyolarda gonadal dönemin erken dönemi olan ve indifferent veya ambisexual dönem adı verilen dönemde meydana gelir. Bir seksual fenotipe veya diğerine gelişimin primordial germ hücrelerinin indifferent gonadlara göçü sonrasında görüldüğü düşünülmektedir. Bununla birlikte erkek ve dişi gonadlarının, genital kanallarının ve dış genitallerin gelişimi oldukça komplike bir olaydır ve genetik ekspresyon, gelişim zamanlanması ve cinsiyet hormonlarının arasında gelişen kompleksin bir sonucudur(Sadler 1990, Larsen 1993, Drews 1995, Tekelioğlu 1995, Gilbert 1997). Gonadların şekillenmesi ilk olarak 5. haftada mezonefrik tüberkülün medial kısmında yer alan kalınlaşmış çölomik epitel bölgesinin ortaya çıkması ile tespit edilir(Moore 1988, Sadler 1990). Çölomik epitel kabartısının yüzeyinde başka bir bölgede 1 veya 2 tabakalı hücre kalınlığı mevcutken bu gonadal alan üzerinde çok daha kalın bir hücre tabakası meydana gelir. Bu kalınlaşma tüberkülün medial yüzeyinin tamamını çevreleyinceye kadar uzunlamasına eksende devam eder. Kalınlaşmış epitel çoğalmaya devam eder ve mezonefrozun renal korpüskülleri dorsolateral yönde yer değiştirir ve çölomik kavite içinde gonadal tüberkül adı verilen uzantıyı meydana getirirler. Yüzey çöküntüleri tüberkülün sınırlarını oluşturur ve böylece mezonefroza orijinal broad ligament(mesogenital) aracılığıyla bağlanırlar. Bu sırada mesonefrik tüberkül lateral ve medial olmak üzere ikiye ayrılır. Lateral parça tubal katlantı adını alıp, mezonefrik ve paramezonefrik kanalları içerirken, medial parça gonadal katlantı adını alır. Tubal katlantı aynı zamanda taban kesiminde nefrik tübülleri ve glomerülleri içerirler. Yedinci hafta sonrasına kadar ambisexual gonad herhangi bir cinsiyet farklılaşma belirtisi göstermez(Sadler 1990, Drews 1995, Satoh 1991, Şeftalioğlu 1991, Larsen 1993, Williams ve ark 1995). Çoğalmakta olan çölomik epitel mezenşim tarafından ayrılmış halde bulunan ve bazı yayınlarda (Satoh 1991, Williams ve ark 1995) primer cinsiyet kordonu olarak isimlendirilen gonadal kordonları meydana getirir. Bu kordonlardan primordiumun periferinden kalanlar cortexi oluştururlar. Anjiojenik mezenşim içeren mezonefrozun mezenşiminde orta kesiminde görülen hücre çoğalması ve labirent şekilli hücresel yoğunlaşmanın görüldüğü bölgeden ilerleyen dönemde medulla gelişir. Gonadların cinsiyet farklılaşmasında sadece hücre iskeleti proteinlerinin tipi ve dağılımında özel farklılaşmalar değil, aynı zamanda gelişen gonadal bölümlerdeki karbohidratlarda ileri derecede değişikliklerde etkin olmaktadır(Satoh ve Egami 1972). Erken dönemde dişi ve erkek gonadal epitellerdeki karbohidratların benzerlikleri bunların düzenlenmesinde etkin olan faktörlerin genel epitel farklılaşmasında etkin olan faktörlerle aynı olduğunu bize göstermektedir. Gonadal farklılaşma çok boyutlu bir sistem oluşmasını sağlayarak her iki cinste farklı zamanlarda hücreye ve dokuya özel düzenleyici bulguların elde edilmesini sağlar(Drews 1995, Satoh 1991, Frödjman ve ark 1992, Williams ve ark 1995, Inomata ve ark 1993). Paramezonefrik (Müllerian)kanallar başlangıçta her iki cins embriyodada gelişir. Fakat dişi üreme sisteminin gelişmesi durumunda dominant hale geçerler. Bununla birlikte, embriyo 10-12 mm uzunluğa ulaşıncaya kadar (ilk 6 hafta) tespit edilemezler(Moore 1988, Moore ve Persaud 1993). Ambisexual dönemde gelişim dişi kanallarının ince detaylarının olgunlaşması ile ve son olarak sınırlı miktarda erkek derivatlarının kısa bölümlerinin oluşması ile devam eder. Mezonefrik tüberkülün yan kısmındaki çölomik epitelin linear invaginasyonu şeklinde her başlangıç tüberkülün ana maddesi içine kaudal bir şekilde büyüme ile devam eder. Bu epiteldeki hücreler solid çubuk şekilli hücreler olup uzunlukları kadar lümene sahiptirler. Mezonefroz uzaması süresince mezonefroz kendisine kılavuzluk yapan mesonefrik kanalın yan tarafına doğru yönelir. Mezonefrozun kaudal alt kesiminde paramezonefrik kanal mediale doğru döner ve mezonefrik kanalın genital korda giriş kısmının ventral bölümünü çaprazlar. İki kanalda 3. ay süresince ürogenital sinusun dorsal duvarına kadar ulaşır ve kör uçları yukarı doğru kalkarak Müllerian sinus tüberkülü adı verilen yapıyı meydana getirir. İndifferent dönemin sonunda her kanal vertikal, kranial ve kaudal parçalar ve aradaki ara horizontal bölgeyi içerir hale gelirler(Kayalı 1984, Rabinovici ve Jaffe 1990, Larsen 1993, Drews 1995). Erkekte paramezonefrik kanal Anti-Müllerian hormon(=AMH) baskısı altında büyük oranda atrofiye uğrar. AMH testisin Sertoli hücreleri tarafından lokal olarak salgılanır (Sadler 1990, Blyth ve Duckett 1991, Gilbert 1997). Bu nedenle, AMH'nin sınırlı lokal etkileri çerçevesinde olmak üzere kranial ve kaudal bölgelerde "kalıcı artık yapılar" geriye kalır. Kanalın kranial ucunun artık kalan bölümü appendix testis adını alır. İki kanalın kaynaşmış kaudal uçları solid utricular hücreler tarafından urogenital sinus duvarına bağlanırlar. Bu durumda, çoğalan sinus epiteli ile kaynaşarak sinu-utricular kordonları meydana getirirler. Bu olay dişideki sinus çoğalmasına benzemekle birlikte daha az yoğunluk göstermektedir. Bu çoğalan epitelin urogenital sinusun endodermi ile mezonefrik kanal ve paramezonefrik kanalları döşeyen epitelin kaynaşmasından oluştuğu iddia edilmektedir(Vigier ve ark 1981). Sinu-utricular kordon büyürken buna bağlı olarak utrıküler kordon tüberkülden geriler. Fetal yaşamın 2. yarısında bileşik kordonda bir lümen meydana gelir ve genişleyerek utriculus prostaticusu meydana getirir. Utriculus prostaticus hiperplastik çok katlı yassı epitel içeren bir döşemedir. Sinus tüberkülü colliculus seminalis olarak bilinir(Hutson ve ark 1981, Sadler 1990, Larsen 1998, Drews 1995, Gartner ve Hiatt 1997). Primordial germ hücreleri oldukça erken dönemde epiblastdan gelişir. Bir çok vücut hücresi ile karşılaştırıldığında 12-20mm çapa kadar ulaşan büyüklükte oldukça iri hücrelerdir (Boczowski 1973, Byskov 1986). Karakteristik olarak nücleus zarları oldukça iyi bir şekilde gözlenebilen veziküler bir nücleusları vardır. Primordial germ hücrelerinin bir kısmınında yarıklanma süresince blastomerlerden gelişip gelişmediği tam olarak açıklanamamıştır. Primordial germ hücreleri gelişimin erken dönemlerinde ilkel çizginin (=Primitive streak) yanındaki ekstraembriyonik dokular ile bunların bağlandığı sapta bulunurlar. Burada erken gelişim süresince somatik hücrelerin büyük bir kısmını etkileyen uyarıcı etkide bulunurlar. Primordial germ hücreleri insan embriyosunda muhtemelen 11. basamakta daha hücre sayısı 20-30'un üzerine ulaşmamışken tanınabilir. Kuyruk katlantısı şekillendiğinde bu hücreler endoderm, splanknoplörik mezenşim ve arka beyinin epitelinde en az vitellüs kesesi duvarına bağlanma bölgesinde olduğu gibi belirgin hale gelirler. Ameboid hareketlerle ve büyümeye bağlı yer değişimi sonucunda primordial germ hücreleri dorsokranial yönde mezenter içine geçer. Buradan çölomun dorsal açısını geçerek 15. basamakta genital tüberküle ulaşır. Genital tüberkülün göç etmekte olan primordial germ hücreleri sayısı üzerine geniş bir alanda etki ettiği ve göçün yönünü belirleyip primordial germ hücreleri topluluğuna destek konusunda yardımcı olduklarına inanılmaktadır(Godin ve ark 1990). Bir çok omurgalıda germ hücrelerinde mitoz, genital primordiuma ulaştıklarında yenilenmek için erken dönemde ayrıldıklarından sonra durmaktadır. Bununla birlikte memelilerde duraklama görülmez ve hücreler mezonefrik tüberküle doğru gerek giderken ve gerekse ulaştıktan sonra üremeye devam ederler. Bu göçü tamamlayamayan hücreler parçalanırlar. Ayrılma sonrasında primordial germ hücreleri primer gonosit adını alır. Bu hücreler daha sonra sekonder gonositlere dönüşürler. İki yapı arasındaki farklılıklar birçok omurgalıda barizdir. Fakat memelilerde mitotik duraklamanın olmaması iki basamakta kaynama olması ile sonlanır. Germ hücre sayılarındaki cinse bağlı farklılıklar bazı omurgalı türlerinde görülür. Fakat bunun ayrılma sırasında görülen orijinal farklılıklarmı olduğu yoksa bir cinste daha erken dönemde ve daha hızlı bir çoğalma sonundamı geliştiği kesin değildir. Primordial germ hücreleri sayısı ile doğurganlık arasında bir ilişki olup olmadığı bilinmemektedir. Fakat sayıda meydana gelen büyük eksikliklerin bireysel doğurganlığı etkileyebileceği konusunda bulgular mevcuttur (Byskov 1986). Gonadların intraembriyonik gelişimi sırasında testislerin gelişimi ile ilgili yapılan çalışmaların büyük çoğunluğu seminifer tübüllerin çoğalmakta olan çölomik epitelden köken alan epitel hücre soylarından şekillendiği yönündeki hipotezi destekler niteliktedir. Epitelyal kordonlar çölomik epitelden gelen parçaların katılmasıyla ve medullanın araya girmesiyle yer yer genişler. Bu bölgeler mezenşimden köken alan ağ ile birleşik bir hale gelerek önünde sonunda rete testisi meydana getirir. Primordial germ hücreleri kordonların içine girerek kaynaşır ve sonrasında genişleyerek seminifer tübülleri oluşturmak üzere kanalize olurlar. Gonadların erken dönemlerinde yüzey kısımlarından köken alan hücreler Sertoli hücreleri adı verilen destek hücrelerini meydana getirir. Testislerin interstitial hücreleri mezenşim kökenlidir ve muhtemelen aynı zamanda çölomik epitelden de köken almaktadır. Bu hücreler hiçbir zaman tübüllere ulaşamazlar. Diğer hücre serileri arasında bulunan bu hücreler testosteron salgılayan embriyonik veya fetal Leydig hücrelerini meydana getirirler. Çölomik epitelin hemen yanındaki mezenşimin sonraki göçü testisin tunica albuginea bölümünün gelişmesine neden olur. Sonraki dönemde kanalize olan rete testis kordonları mezonefrozun persistan parçasında yer alan glomerular kapsüllere bağlanırlar. Rete testis kordonları önünde sonunda mezonefrik kanallara bağlanırlar ve oldukça kıvrıntılı hale gelerek epidydimis baş kısmının lobüllerini meydana getirirler. Mezonefrik kanallar mezonefrozun ilkel ureteri olup epidydimis kanalına ve testisin ductus deferensine dönüşür. Seminifer tübüller 7. aya kadar lümene sahip değildirler. Fakat rete testis tübülleri daha erken meydana gelir(Boczkowski 1973, Fujimoto ve ark 1975, Godin ve ark 1990, Larsen 1998, Williams ve ark 1995, Tekelioğlu 1995, Garcia-Castro ve ark 1997) .

2.2.4.Erkek üreme sisteminin fizyolojisi

Erkekte üreme fonksiyonunun esasını spermatozoonu oluşturmak yani spermatogenezis teşkil eder. Sperm hücresini testisler yukarıda anlatıldığı şekilde oluşturur. Aynı zamanda spermatogenesis için gerekli olan testosteronun yapımıda testislerde interstitial hücrelerde gerçekleşir. Ayrıca arteria testicularis ve vena testicularis testis içinde birbirlerine paralel seyrederler ve böylece ters akım oluşarak ısı ve testosteron alışverişi sağlanır. Testislerin perine bölgesinde asılı halde olması ve sıcak havalarda gevşeyip sarkması ve soğuk havalarda m.cremasterin kasılması ile gerilip vücuda doğru yaklaşması ile testis hem normal aktivitelerden zarar görmez hemde vücut ısısından 1 oC kadar daha soğuk bir ısıda tutulmuş olur(Noyan 1993, Junquiera ve ark 1993). Tüm bu faktörler sperm yapımı ve yaşamı için gereklidir. Hormonların erkek gonadları üzerine olan etkileri incelendiğinde Follikül Stimulan Hormon (=FSH)'un Sertoli hücrelerinin androjen bağlayıcı protein salgılamasını uyarıcı etki yaptığı (Benahmed ve ark 1987) bir polipeptid olan İnhibin'in ise FSH salınımını kontrol edici etki yaptığı görülür. Adenohipofizden salınan Luteinizan Hormon (=LH) veya diğer ismiyle Interstitial Cell Stimulation Hormone (=ICSH) ise Leydig hücrelerinin testosteron salgılamasını uyarır(Cunnigham ve ark 1989, Noyan 1993, Vander ve ark 1994). Aksesuar bezlerden salgılanan sıvı içinde bulunan ve spermin beslenmesini sağlayan fruktoz, urethral ve vaginal asiditeyi nötralize eden alkali ortam ve tamponlu tuzlar ve fosfolipidler semen içinde spermin hareketini artırıcı etki göstermektedirler. Semenin %90 ı su olup birçok enerji verici madde içermektedir. Bunların en belirgin olanı yukarıda daha önceden de anlatıldığı gibi enerji deposu olan fruktozdur. Ayrıca vitamin C, inositol, kalsiyum, çinko, magnesium, bakır ve kükürt gibi eser elementlerde semende bulunmaktadır. Vücudun en yüksek prostaglandin içeren salgısıdır(Carola ve ark 1992). Semen ortalama 3-4 ml kadar hacimde olup içinde ortalama 300-500 milyon sperm dışarı atılır. pH sı 7.3-8.5 civarındadır. Yapısında bulunan hyaluronidaz vaginanın müköz salgısını eriterek spermatozoa hareketini artırıcı etki yapar(Noyan 1993, Carola ve ark 1992, Vander ve ark 1994).

[Ana Sayfa]

[Giriş] [Tarihçe] [Dişi Üreme Sistemi] [Genetik] [Etkin Faktörler] [Anomaliler]

[Materyal ve Metot] [Bulgular] [Tartışma] [Özet] [Summary] [Literatür]

[Özgeçmiş] [Teşekkür]
Hosted by www.Geocities.ws

1