Seçme Yazılar
Geri Anasayfa İleri

 

Entelektüel (Ahmet Altan)
Acıyla söylemek gerekir ki, bir felsefe geleneğinden kopuk olan Türkiye gibi toplumlarda entelektüellerin sayısı çok fazla değildir ve onların önemli bir bölümü de zor zamanlarda işlerini, paralarını, şöhretlerini, rahatlarını tehlikeye atmaktansa geçmişlerini yok etmeyi tercih ederler. Bir daha varolamayacak bir biçimde kendilerini yokederler. Bugün bir entelektüeli, sıradan bir hayat dolandırıcısı olmaktan ayıracak şey, gerçeği, yalnızca gerçeği söylemektir.
...
Pautus (Ahmet Altan)
Hayatı bir yiğitlik imtihanına çevirenler, başkalarından yiğitlik isteyenler, başkalarına kapılarını ölüme açmaları için emir verenler, ölüm bir gün kendi kapılarını çaldığında en azından kendileri yüzünden ölenler kadar cesur durmak zorundadır.
Deniz Gezmiş, hiç kimseyi öldürmediği, kimseye ölüm emri vermediği halde, genç yaşında darağacına bir efsane gibi yürümüştü.
Yakalandıktan sonra bir dağ köyündeki boş ilkokulda tek kurşunla vurularak öldürülen Che Guevara'nın yalvaran bir sözünü duymamıştı hiç kimse.
...
Özal-Apo Pazarlığının içyüzü (Can Dündar)
Abdullah Öcalan önceki gün İmralı'da "Özal'la Talabani aracılığı ile görüştüm" deyince ortalık karıştı. PKK lideri ile Türkiye Cumhurbaşkanı arasında dolaylı da olsa bir mesaj trafiği yaşanıp yaşanmadığı sorusu kafalarda dolaşmaya başladı. Bu trafiğin en yoğunlaştığı 1993 baharında, Apo'nun Bekaa'da düzenlediği basın toplantısını izleyen gazetecilerden biriydim. O süreçte, Apo ile Türkiye arasında bir haberleşme ağının kurulmasına yardımcı olmaya çalışan Iraklı Kürt lider Celal Talabani'yle ve yerli yabancı bazı meslektaşlarımla olayın perde arkasına ışık tutabilecek söyleşiler yapmıştım. Daha sonra da Celal Kazdağlı ile birlikte hazırladığımız "40 Dakika" programı için Doğan Güreş'ten, Kaya Toperi'ye, Sırrı Sakık'tan, Hüsamettin Cindoruk'a kadar dönemin diğer tanıklarıyla da konuşmuştuk. Bugün Apo'nun iddiası üzerine bütün o tanıklıkları bir araya toplayınca, Özal'ın nasıl bir çözüm peşinde olduğu ve bunu nasıl uygulamaya çalıştığı daha iyi görülebiliyor. O dönemin notlarını, tarihe bir belge olarak burada sunmak istiyorum.
...
Türküler özgür olsun (Celal Başlangıç)
Yıllardır Kürtçe yasak mı, değil mi, kimse bilmiyor. Bir yandan Kürtçe kitaplar, dergiler çıkıyor; Kürtçe kasetlere Kültür Bakanlığı izin veriyor; ama diğer yandan da bunların tümü yasaklanıyor. Şivan'ın Kürtçe kasedi de 'bölücülük' içerdiği gerekçesiyle DGM'lik oldu.
...
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, 3 Eylül'de gazetecilere, "Kürtçe gazete ve kasetler serbest. Yasak olmasına rağmen Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Kürtçe televizyon ve radyo yayınları var" diyordu.
...
Örneğin Ses Plak 15 yıldan bu yana toplam 140 kaset çıkartmış. Bunların yarısına yakını da Kürtçe. Bu kasetlerin hepsi yasaklanmış.
...
Dıgıdık dıgıdık uygarlık (Mine G. Kırıkkanat)
...
Zaten bizim Türkiye'de yaşayan ve Orta Asya'daki etnik kökenleriyle ilgisi alakası olmayan Türk milletinin, niçin ve ısrarla, ne kadar çekik gözlü Moğol, Hun vb. varsa hepsini atalarımız diye bağrına basmasını, yakıp yıkmaktan oluşan tarihlerine sahip çıkmasını, övünmesini ve onun bunun malını iç etmekten oluşan cengaverlik becerileriyle böbürlenmesini asla anlayamayacağım. Aslında anlıyorum da, 'insan' olarak kabullenemiyorum anladıklarımı. Yoksa aynı Türkiye, bugünün çetecilerine, çapulcularına, mafyacılarına ve katillerine de 'Türkiye seninle gurur duyuyor!' diye bağırıyor.
...
Din ve Büyü (Mine G. Kırıkkanat, Radikal, 22/05/2000)
...
Müslüman Türkler, dün güneşe, aya, dağa, taşa nasıl tapınıyorsa, bugün Kuran'a, İslamiyet'in diğer işaretlerine ve bu arada Atatürk büstlerine de aynı 'büyü' yaklaşımını sergiliyorlar. Kuran'ın bilinmedik bir dilde yazılıp okunması, onu büyülü bir eşya yerine geçiriyor. Berber dükkânından kebapçılara kadar (üstelik çok güzel bir yüzü birbirinden çirkin heykellere dönüştürerek) uyar uymaz her yere Atatürk büstü dikmek ise Şamanist kutsamanın, büyülü kutsallığın bir başka tezahürü.

Tarihte tüm dinler adına kan dökülmüş. Tüm dinlerin kabul ettirilmesinde 'şiddet' var. Ancak İslamiyet, hem 'şiddet' unsurunu YAZILIMINA almış olmakla, hem de dogmalarının tartışılmazlığıyla HALEN diğerlerinden daha baskıcı bir din. Baskının belirgin bir örneğini bizzat yaşıyorum. Ne zaman böyle bir yazı yazsam, tehditle, korkutularak susturulmaya çalışıyorum. İslamiyetçi fanatizmin evrensel şiddet boyutlarını, her yerde ve bizim ülkemizde de görüyoruz. Ilımlı ve hoşgörülü dindarlar, inançlarını bu şiddet dalgasına karşı: "İslamiyet böyle değil, ama yanlış yorumlanıyor!" diye savunuyorlar.
...
Korsika'nın Kürtleri (Mine G. Kırıkkanat, Radikal, 22/07/2000)
...
AB'ye girmek isteyen Türkiye'nin üniter devlet yapısını savunanlar, düne dek savunmalarını, Türkiye'nin devlet yapılanmasında örnek aldığı, AB üyesi Fransa'nın 'üniter devlet' sistemine dayandırdılar. Ve uluslararası platformlarda, Kürtlere yönelik kültürel özerklik istemlerini: "Bakın Fransa da üniter devlet, dil birliği ve ulus kavramı üzerine oturuyor. Biz Kürtlere nasıl kültürel ayrıcalık tanımıyorsak, Fransa da Korsika'ya ayrıcalık tanımıyor," derlerdi. Bu savunma, artık yapılamayacak. Bizimkinin ikiz kardeşi ulus devlet Fransa, dün Başbakan Lionel Jospin'in ağzından Korsika'ya 2004 yılında özerkliğini kazandıracak iki aşamalı bir plan açıkladı. Fransa'nın topuğundaki deve dikeni Korsika, ilk aşamada kendi dilini okullarda okutabilecek, yerel meclisi savunma, dışişleri ve vergi toplama dışında kalan alanlarda yasama yetkisine sahip olacak. Ve eğer Korsika, önümüzdeki dört yıl içinde ev ödevlerini iyi yaparsa, 2004 yılında Fransız Anayasası değiştirilecek ve Korsika, Fransa Ulusal Meclisi'nden tümüyle bağımsız bir meclise ve tam özerk bir yönetime sahip olacak. Tam özerklik diyorum, çünkü örneğin 17 özerk bölgeli ve federal yapılı İspanya'da birkaç türü var bu uygulamanın. Korsika'ya, İspanya'nın yalnızca Katalonya ve Bask bölgelerine tanıdığı tam özerklik öneriliyor.
...
Hasankeyf'te bir ressam (Celal Başlangıç, Radikal, 15-07-2000)
...
Ressam ve heykeltıraş Sait Keleş, Hasankeyf'i yok edecek Ilısu Barajı'nın yapımını protesto için Ankara ve Diyarbakır'da sergilediği 33 adet tablosunu Hasankeyf'te yaktı. Gözaltına alındı, bir gece hücrede kaldı. 'Pişman değilim' diyor Keleş, 'Yine yapar, yine yakarım'
Ankara'dan sonra Diyarbakır'a taşıdı 'İnsandan İsyana. İsyandan Renklere' sergisini. "Renkler ve fırçalarla resmime temel konu aldığım Anadolu ve Mezopotamya kadınlarının binlerce yıllık yüzlerindeki acıyı Diyarbakır'ın acılı yüzüyle buluşturdum. Resimlerimi Diyarbakır'da halkla yüzleştirdim."
Daha sonra resimlerini Hasankeyf'e taşıdı. Serginin sonunda tüm resimlerini yakma kararındaydı. Hemen herkes "Yapma" diyordu ama bir türlü ikna edemiyordu Sait'i. Dostlarının yardımıyla resimlerini antik Hasankeyf kentinin tepesine taşımaya başladı. Ama bu arada polis de önlem almıştı. Birkaç tablodan sonra kalenin kapısını tuttu polisler. Geri kalanların çıkarılmasına izin vermiyordu. Yukarıya taşıdığı resimleri de ters çevirdiler, "Bunları kapat" diyerek. Kaymakama gitmek gerekiyordu.
...
Bakan, katili gördü! (Can Dündar, Sabah Gazetesi, 24 Mart 1999)
Ne zaman işler çatallaşıp da birileri "Türkiye'de Di Pietro gibi savcılar yetişmemesinden" yakınsa Doğan Öz'ü hatırlarım. "Yetişenlere niye sahip çıkmadınız" diye sormak geçer içimden...
Bugün "Türkiye'nin Di Pietro'su", Ankara Cumhuriyet Savcı yardımcısı Doğan Öz'ün öldürülüşünün 21. yıldönümü...
21 yıl önce bugün, saat 8.15'te çocuklarını ve eşini öpmüş Bayındır Sokak'ta parkettiği eski model Anadol'una binmiş, arabanın ısınmasını beklerken karşısında "Zayıf yapılı, şahin burunlu, esmer, bıyıksız birisi"ni görmüştü.
Son gördüğü insan O oldu...Anadol'un ön camına tam 6 el ateş edildi. Kurşunlar beynine saplandı.
Beyninde ne olduğunu ise eşi Sezen Öz, daha sonra masasının çekmecesinde buldu. Bu, giderek yaygınlaşan terör olaylarını inceleyen iki sayfalık bir çalışma raporuydu. Özetle şöyle diyordu:
"Son şiddet olayları, basit anarşik eylemler değildir. Amaç, demokrasiyi tek seçenek olmaktan çıkartarak bütün kurumlarıyla faşizmi kökleştirmek, sıkıyönetimi çağırmak, seçimle, olmazsa darbeyle iktidar olmaktır. Bu sonuca ulaşmada CİA, kontr-gerilla gibi gizli örgütlerin yönlendirmesi vardır. Kontrgerilla, Genelkurmay Harp Dairesi'ne bağlıdır. Siyasal planda ise bütün çalışmalar MHP ve onun kadrolarınca yönetilmektedir."
Öz, 20 yıl sonra ortaya çıkacak çeteyi daha 1978'de yakalamıştı.
...
Noam Chomsky ile medya, küreselleşme ve şiddet üzerine (Virgül 31, 06 2000, s. 6-13, Ragıp Duran-İlke Şanlıer)
İlk gözlem: Chomsky tipik ya da klasik bir Amerikalı değil. Kafası Amerikalı gibi çalışmıyor. ‘Utilitarist’ değil yani, pragmatik filan da değil. Eleştirel, kuşkucu, muhalif. Okuyacağınız söyleşide çağdaş Fransız aydınlarını kıyasıya eleştiriyor
Türk Devletinin Kürtlere yönelik şiddet politikasına ABD’nin verdiği destek inanılmaz boyutta. Türk ordusunun elindeki silahların yüzde sekseni ABD’den geliyor. Ve bu oran artarak devam ediyor. Tam 1 Nisanda, Türk ordusunun Kuzey Irak ve Tunceli dolaylarında başlattığı en son saldırıya denk gelen gün, Savunma Bakanı William Cohen, bir tür dostluk örgütü olan Türk-Amerikan Konseyinde alkışlar ve gülüşmeler içinde –Federal News Service böyle naklediyor– bir konuşma yapıyor, Türkiye’yi Yugoslavya bombardımanındaki işbirliğinden, vahşeti önlemedeki katkılarından dolayı övüyordu. Sonra bunun hiçbir sıkıntıya yol açmadan yapıldığını söyledi. Sonra da Türkiye’nin yeni avcı-bombardıman uçaklarının üretiminde ABD ile ortaklık kurabileceğini ilan etti. Nitekim şimdi, yürüttüğü başarılı etnik kıyımın bir ödülü olarak ve kıyımı bir ileri aşamaya götürebilmek için daha gelişmiş bombardıman uçakları üretebilecek Türkiye.
...

AnaSayfa   Alışveriş     Arama     Bilgi-Belge    Bilgisayar Ders Programı     Download     Gezi     Gorüşleriniz     Internet   İşkence

Kitap     Kürt Siteleri    Medya     Müzik     Photo     Seçme Yazılar     Soru     Sözlük     Üniversite-Kamu Kurumları    Virus

Hosted by www.Geocities.ws

1