Türküler
Geri Anasayfa Yukarı İleri


Türküler özgür olsun(*)

Yıllardır Kürtçe yasak mı, değil mi, kimse bilmiyor. Bir yandan Kürtçe kitaplar, dergiler çıkıyor; Kürtçe kasetlere Kültür Bakanlığı izin veriyor; ama diğer yandan da bunların tümü yasaklanıyor. Şivan'ın Kürtçe kasedi de 'bölücülük' içerdiği gerekçesiyle DGM'lik oldu.

Salon tıklım tıklım dolu. ANAP Diyarbakır Milletvekili Nurettin Dilek kürsüye geliyor ve salonu dolduran yüzlerce partiliye 'müjde'yi veriyor:
"Bizler gönül rahatlığıyla 'tu çawa yi lo' diyebileceğiz."
'Tu çawa yi lo', yani 'Nasılsınız'.
Bu konuşma ANAP'ın Diyarbakır Merkez İlçe Kongresi'nde yapılır. Tarih de 1991'in ocak ayıdır.
Dilek'in bu sözleri dinleyiciler arasında hiçbir etki yapmadı. Çünkü o tarihlerde insanlar kendi aralarında, evlerinde, kahvelerde, alışverişlerde anadillerini kullanıyorlardı. 12 Eylül sonrası resmi dairelerin duvarlarında yer alan 'Vatandaş Türkçe konuş' gibi 'komut'lara artık pek rastlanmıyordu. Siyasi içerikli olmaması koşuluyla Kürtçe kaset dinleniyor, Diyarbakır'daki lüks otellerin restoranlarında davullu zurnalı Kürtçe şarkılarla yemek yenebiliyordu.
Bu konudaki sorun, Kürtçe yazıya dökülünce, derneklerin, partilerin, sendikaların kongrelerinde mikrofona yansıyınca, kısaca siyasileştikçe ve somutlaştıkça çıkıyordu.

2932 Sayılı Kanun
Dayanak da, 12 Eylül cuntacıları tarafından çıkartılan '2932 sayılı Türkçeden Başka Dillerin Kullanımı Hakkındaki Kanun'du. Yasaya göre, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının anadili Türkçeydi ve bu dilden başka bir dili anadil kabul etmek ve yaymak yasaktı. Yasaya aykırı davranmanın cezası da bir yıldan üç yıla kadar hapisti.
Yasanın kaldırılması için 1989 yılında SHP Meclis'e bir tasarı getirdi. Ancak içlerinde ANAP'lıların da olduğu komisyon üyeleri bu girişimi 'bölücülük' diye niteledi. O tarihte ANAP'lıların da oylarıyla tasarı komisyondan geçemedi.
Ancak ne hikmetse, yedi yıldır iktidarda olan, daha önce yasanın kaldırılmasına karşı çıkan aynı ANAP, Körfez Krizi'nden sonra, genel seçimlerden önce yasayı kaldırmaya kalktı.
TBMM'de yasanın kaldırılması ile ilgili görüşmelerde de bu girişimi iki yıl önce 'bölücülük' diye suçlayan ANAP'lılar en ateşli savunucuları oldular.
Aslında özellikle sağcı milletvekillerinin bu yasa karşısında iki yıl içinde birbirinin zıttı iki davranış biçimi bile Türkiye'de politikanın ne denli ucuz, ne denli pragmatik, ne denli dar görüşlü yapıldığının kanıtı.
ANAP Hakkâri Milletvekili Naim Geylani, TBMM'deki görüşmelerde kürsüden yasanın kalkacağını müjdeleyip "Yerine yeni bir yasa gelecek. Onu beraber göreceğiz" diyor.

Kürtçe Yasak mı, değil mi?
Ancak o günden bu yana geçen sekiz yıl içinde de politikacıların söz verdiği gibi yeni bir yasa gelmiyor. İşte o günden bu yana da Kürtçe yasak mı, değil mi, bunu kimse bilmiyor. Bir yandan Kürtçe kitaplar, dergiler çıkıyor; Kürtçe kasetlere Kültür Bakanlığı izin veriyor; ama diğer yandan da Kürtçe kasetler yasaklanıyor, daha önce bakanlık tarafından verilen 'eser işletme belgeleri' iptal ediliyor.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, 3 Eylül'de gazetecilere, "Kürtçe gazete ve kasetler serbest. Yasak olmasına rağmen Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Kürtçe televizyon ve radyo yayınları var" diyordu.
Bu açıklamadan dört gün sonra, 7 Eylül'de Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü 'menşei ve dili' hanesine 'Türkiye-Kürtçe' yazarak Müzik Eseri İşletme Belgesi verdiği kasedin yasaklandığını duyuruyordu Ses Plak'a:
"Şivan Perwer tarafından seslendirilen 'Hêviya Te Tembura Min/Umudum Sende Bağlamam' adlı yapım şikâyet sonucu denetleme kurulunca denetlenerek 'devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü, milli egemenlik, cumhuriyet, milli güvenlik, kamu düzeni, genel asayiş, kamu yararı açısından suç ve suça teşvik unsuru ihtiva ettiği ve dış siyasete aykırılığı nedeniyle gösterim ve icrasına kurulumuzca izin verilmemiştir' şeklinde değerlendirilmiştir. Bu çerçevede verilen eser işletme belgeleri iptal edilmiş olup..."
Ses Plak'ın temsilcisi Hasan Güner, büyük bölümü sevda üzerine olan bir kasette birkaç türküyle Şivan Perwer'in bu kadar suçu nasıl işlediğini anlayamıyor, ama aynı gün terörle mücadele ekipleri tarafından gözaltına alınıyor. Bu zamana kadar hakkında dava açılacak kasetlerle Emniyet'in Basın Bürosu ilgilenirken, bu kez olay Terörle Mücadele'nin ilgi alanına giriyor ve Güner kendini birkaç saat içersinde DGM savcısının karşısında buluyor. Ardından da 4 No'lu DGM 'kasette yer alan Duhok ve Lo Mamo isimli şarkıların Türkçe tercümelerinin incelemesinde bölücülük propogandası ihtiva ettiğinden' toplatılmasına karar veriyor.
Şivan'ın kasedini çıkartan şirketin temsilcisi Hasan Güner, "O kadar haksızlığa uğramamıza rağmen ülkenin içinde bulunduğu hassas dönem nedeniyle sessiz kaldık" diyor. "Biz eninde sonunda ticaret yapıyoruz. Bu albümü hangi mantığa göre yasakladıklarını aklım almıyor. Yüzlerce Kürtçe kaset çıkmış, hepsi de yasaklanmış."

Yasaklanan Ses Kasetleri
Güner, kendilerine tebliğ edilen listeleri uzatıyor önüme. Listenin birinin başlığında 'Yasaklanan Ses Kasetleri' yazıyor. Listede 173 kaset var. Bir diğerinde 'Diyarbakır Valiliği Tarafından İl Sınırları İçersinde Yasaklanan ve Kültür Bakanlığı Tarafından Eser İşletme Belgeleri İptal Edilen Ses Kasetleri' yazıyor. Bu listede de 242 kaset adı var. Yasaklanan kasetlerin büyük bölümü Kürtçe. Ancak Türkçe olanlar da var. Ahmet Kaya'nın, Zülfü Livaneli'nin, Grup Yorum'un, Ferhat Tunç'un da bazı kasetleri yasak listesinde.
Güner, bu durumu, "Türkçe kasetlerin yasaklanması dönem dönem oluyor. Zaten yasaklananlar da muhalif şarkılar. Ama Kürtçe halk müziği, oyun havası da yasak. Ancak listelere bakın, gerek şeriatçı, gerek ırkçı hiçbir kasedin yasak olmadığını göreceksiniz. Sol ve Kürtçe dışında listede hiçbir şeriatçı, ırkçı bir kaset yasaklanmamış" diye değerlendiriyor.
Kürtçe kasetle ilgili başka bir sorun daha yaşanıyor. Bu dilde resmi ya da yeminli tercüman olma-dığı için Kürtçe şarkıların sözleri resmi biçimde Türkçeye çevrilemiyor. Beyan esasına göre işletme belgesi veriliyor. 
İşin bir de ticari boyutu var. Örneğin Ses Plak 15 yıldan bu yana toplam 140 kaset çıkartmış. Bunların yarısına yakını da Kürtçe. Bu kasetlerin hepsi yasaklanmış. Güner, "Üç ay önce Şivan'ın kaseti için işletme belgesi aldık. Tüm Türkiye'ye dağıttık. Şimdi hepsine el konuldu. Madem yasaklayacaklardı, o zaman izin vermeselerdi. Ama burada bir caydırıcılık unsuru da var. Siz tüm depolara, perakendecilere o kasetleri dağıttıktan sonra yasak geliyor. Biz Şivan ünlü bir sanatçı olduğu ve kasedi çok sattığı için ilk etapta 100 bin tane çoğalttık. Yasaklanmasaydı satış 200 bini aşardı. Sırf bu kasetten zararımız 70-80 milyar lira. Zaten Şivan bu kadar çok satmasaydı yapamazdık kasedini. Son yıllarda da bu yüzden doğru dürüst Kürtçe kaset yapılamıyor" diye anlatıyor olayın ekonomik boyutunu.
Şimdi Türkiye'nin tüm illerinde kasetler toplanıyor. Emniyet'in depolarına konuluyor. Kasetle ilgili dava üç ya da beş yıldan daha az sürmüyor. Bu süre sonunda kaset yargı tarafından aklansa da çoğu geri alınamıyor, alınanlar da çalınamaz durumda oluyor.

Apo'nun Annesinin Fotoğrafı
Ses Plak'ın sahiplerinin müzik piyasasında 15 yıldır başlarına gelmeyen kalmamış. Haklarında 10'a yakın dava, onlarca soruşturma açılmış. Hatta hapse bile mahkûm olmuşlar. Öyküsü de ilginç.
O zaman şirketin sorumlusu olan Ethem Güner daha önce piyasaya çıkmış, haklarında herhangi bir dava açılmamış, toplatma kararı verilmemiş Kürtçe kasetlerdeki şarkılardan 'Umut Türküleri' adı altında bir derleme yapıyor. Almanya'daki bir firma bu kasetle, Grup Kızılırmak'ın bir kasedinden sipariş veriyor. Kasetler Çekoslovakya'ya ait bir TIR'a yükleniyor. Elbette TIR'da başka sektörlerdeki firmaların ürünleri de var. TIR Kapıkule'de aranınca, içinden Kürtçe kaset çıkması yeterli oluyor. Yalnızca Kürtçe mi! Hazırlanan tutanağa göre bakın başka ne bulunmuş TIR'da:
"...kasetlerin üzerinde Kürtçe yazılar bulunduğu, bunlardan örnek olarak PKK örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın annesinin fotoğrafı olduğu düşünülen bir fotoğraf bulunduğu, bu kasetlerden numune alınıp dinlendiğinde Kürtçe olarak propaganda, bölücü ve bölgeci unsurlar taşıdığı tespit edilmiş, özellikle bunların siyasi amaç taşıdığı kanaatine varılarak bunlar da incelenmek üzere tarafımızca geçici olarak alıkonulmuştur."
Neye uğradığını anlayamayan Çekoslovak şoför Nagel Peter günlerce gözaltında kalır. TIR'a el konulur. Bu araca mal veren başka sektörlere ait firmaların malları da yerine ulaşmaz. Hatta, taahhütlerinin yerine getirilmesini engellediği için Ses Plak'a dava açmaya bile kalkarlar.
Yargılama sürecinde, Grup Kızılırmak'ın kasedinin kapağında bulunan yaşlı bir Anadolu kadını fotoğrafının 'Apo'nun annesi' olmadığı anlaşılır. Ancak, Ethem Güner, derlediği kasette yer alan türkülerin piyasada serbestçe satılan kasetlerde yer aldığını anlatmaya çalışsa da bir türlü kurtulamaz, Terörle Mücadele Yasası'na aykırı davranmaktan bir yıl hapis cezası almaktan. Sonunda 1997'de yapılan yasa değişikliğiyle cezası üç yıl ertelenir.

Kürtçe Kasetin Başına Gelenler
Kürtçe konusunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ilginç bir görevsizlik kararı da var.
Bu karara göre, Kars'taki bir kaset satıcısında arama yapan polis üç adet, bandrollü "Kürtçe kaset ele geçirir". Olay savcılığa yansıyınca Kars Cumhuriyet Başsavcılığı kasetleri çıkartan firmaların İstanbul'da bulunması nedeniyle 'görevsizlik' kararı vererek dosyayı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderir. Savcılık da kendisine gelen dosyayı "3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 23-e maddesi uyarınca, 2932 Sayılı 'Türkçeden Başka Dillerde Yapılacak Yayınlar Hakkında Kanun' yürürlükten kaldırıldığından, Kürtçe kaset seslendirilmesi suç oluşturmamaktadır. Ancak, kaset çözümleri incelendiğinde, Türkiye Cumhuriyeti topraklarından bir bölümü Kürdistan, oradaki terörün Kürt halkının ulusal mücadelesi olarak nitelendirildiği, bu mücadelenin başarıya ulaşması için önerilerin yer aldığı, böylece kasetlerin 3713 Sayılı Yasa'nın 8/1. maddede tanımlanan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Ülkesi ve Milletiyle Bölünmez Bütünlüğünü bozmayı hedef alan propagandayı kapsadığından..." diyerek yeni bir 'görevsizlik' kararıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne gönderir.
Türkiye'nin yakın tarihi böylesine örneklerle dolu. Artık Kürtçeyi yasaklayan bir yasa yok, ama Kürtçe aşk şarkıları bile zaman zaman soluğu DGM'de alıyor.
Yeni bir binyılda, geriye dönüp bakınca belki de çok utanacağımız bu 'kötü örnekler'e artık bir son vermenin zamanı gelmedi mi! Türküler özgür olmalı, insanlar da!

(*) Radikal Gazetesi, 26 Eylül 1999 (Alt başlıkları ben ekledim).

 yukari.gif (954 bytes)

Hosted by www.Geocities.ws

1