Din ve büyü
Geri Anasayfa Yukarı İleri

Din ve büyü*

Şamanizm, eski Türklerin de aralarında bulunduğu Orta ve Kuzey Asya kavimlerinin büyüye dayalı dinsel inanç ve uygulamalarına verilen ad. Eski Türkler nezdinde, özellikle Büyük Göktürk İmparatorluğu (6-8. yy.) sırasında gelişme kaydeden Göktanrı ibadeti ortak ve yaygındı. Daha sonra Türkler, göç ve fetih yıllarında vardıkları yerlere ve karşılaştıkları kültürlere göre din değiştirdiler, Hıristiyanlığı, Budizm'i ve İslamiyet'i kabul ettiler. Bu dinler; düşünsel ve edebi anlamda zengin bir mitoloji, ancak sözlü bir göçebe kültürü olan Şamanizm'den daha güçlü, çünkü yerleşik ve yazılıydılar. Ama Şamanizm hepten yok olmadı. Bugün Asya'da kimi Türk, Moğol ve Tunguz halkları, Kutup bölgesinde Laplar, Samoyetler, Koryaklar, Yeniseyliler, Mançular; hatta Kuzey Çin ve Kore'de bazı topluluklar, Grönland Eskimoları, katliamlardan arta kalan Kuzey Amerika yerlileri, Şamanist kültürü sürdürmektedirler.

Din, bir kültürdür. Zıp diye doğmaz, tümden yok olmaz. İçine sürekli yeni bir malzeme atılan çorba gibi, açıla koyulaşa, karışa örtüşe, tat ve biçim değiştirerek kaynamayı sürdürür insanların ortak belleğinde. Tıp bilimi, son yıllarda gövdemizin genetik haritasını çıkardı. Bin yıllardır taşıdığımız genlerin soyuna sopuna ulaşan özgün bileşime, ADN diyorlar. Böyle bir ADN, beynimizin derinliğinde uyuyan ortak bellek için de var. Henüz adı konulmadı ama, izahı olmayan pek çok korku, ürküntü ve batıl inanç, işte bu ortak belleğin ürünü.

Diğer dinlere geçenleri incelemedim, ama Müslüman olan Türkler arasında Şamanist inançların İslamiyet'e izdüşümü olağanüstü boyutlardadır. Türbelere ve ağaçlara çaput bağlamak, kimi taşları kutsal bellemek, nazar, büyü ve tılsımlı otlar, bunlardan birkaçı. Fakat Şamanist izlerin en önemlisi, 'bilincin kavramadığını kutsal kabul etmek'tir ki, Müslüman Türkler arasında, Arapça Kuran'ı ANLAMADAN, kafayı sallaya sallaya okumayı tapınmanın bir parçası haline getirmiş olup, anlayarak okumayı 'bilinç kavrayacağı için kutsal olmaktan çıkacak' endişesiyle reddetmektedir.

Müslüman Türkler, dün güneşe, aya, dağa, taşa nasıl tapınıyorsa, bugün Kuran'a, İslamiyet'in diğer işaretlerine ve bu arada Atatürk büstlerine de aynı 'büyü' yaklaşımını sergiliyorlar. Kuran'ın bilinmedik bir dilde yazılıp okunması, onu büyülü bir eşya yerine geçiriyor. Berber dükkânından kebapçılara kadar (üstelik çok güzel bir yüzü birbirinden çirkin heykellere dönüştürerek) uyar uymaz her yere Atatürk büstü dikmek ise Şamanist kutsamanın, büyülü kutsallığın bir başka tezahürü.

Tarihte tüm dinler adına kan dökülmüş. Tüm dinlerin kabul ettirilmesinde 'şiddet' var. Ancak İslamiyet, hem 'şiddet' unsurunu YAZILIMINA almış olmakla, hem de dogmalarının tartışılmazlığıyla HALEN diğerlerinden daha baskıcı bir din. Baskının belirgin bir örneğini bizzat yaşıyorum. Ne zaman böyle bir yazı yazsam, tehditle, korkutularak susturulmaya çalışıyorum. İslamiyetçi fanatizmin evrensel şiddet boyutlarını, her yerde ve bizim ülkemizde de görüyoruz. Ilımlı ve hoşgörülü dindarlar, inançlarını bu şiddet dalgasına karşı: "İslamiyet böyle değil, ama yanlış yorumlanıyor!" diye savunuyorlar.

Ancak böylesine çok sayıda kişi, bir öğretiyi bunca yanlış yorumluyorsa, söz konusu öğretide de bir yanlışlık var demektir... İslami fanatiklerin İranlısı ve Afganı, Kuran'ı Farsça öğreniyor. Pakistanlı, Farsça yazılmış Urduca. Kuran, Arap kavimleri için zaten Arapça. Aralarında bir Türkler var, Kuran'ı HİÇ anlamadan kutsayan. Şiddet ise, bu ülkelerin hepsinde. Ancak Türkiye'deki şiddet yanlısı din fanatiklerini diğerlerinden ayıran öge, bu fanatiklerin son Umut Operasyonu'nda yakalanan Hizbullah üyelerinde de gördüğümüz gibi, dışarıdan emir alıp, yönetilmeleri. "İranlı vur dedi, vurduk!" diyorlar. Afgan, Pakistanlı ya da Arap da olabilirdi emirbaşları. Önemli olan bu adamların, kendi kendilerine değil, başkaları tarafından örgütlenmeleri. Neden? Çünkü kültür olarak EZİKLER. Özgün kültürlerine ait olmayan, anlamadan benimsedikleri budalaca davaların peşinde, anlamadan okudukları dualarla, o duaları kendi dilinde okuyanlar daha iyi bilir diye, verilen emri kutsal ve cellatlığı kabul ediyorlar. Geçtiği düşman safına yaranmaya çalışan işgüzar hainler bunlar. Bakımı ve eğitimi yapılamayan bir nüfus artışının devam ettiği, kapatılan Köy Enstitüleri'ndeki laik eğitimin yerini 'büyülü' din öğretisinin aldığı bir Türkiye'de, herkes tarafından manipüle edilebilir daha çok hain yetişir.

* (Mine G. Kırıkkanat, Radikal, 22/05/2000)

Hosted by www.Geocities.ws

1