ogo.edebiyat ve yaşam
Günün Sorusu
Umut ve Belleğin bir kız çocuğu vardır ve onun adı Sanat'tır
ve insanların giyitlerini savaş sancağı olarak çatallı dallara
astığı umutsuz düzlüklerden uzakta kurmuştur yurtluğunu.
Ey sevgili kızı Umut ve Belleğin, biraz benimle kal.

- William Butler Yeats

Selim İleri,
edebiyat okurunun durumunu nasıl görüyor

"Bugünün iğrenç 'en çok satanlar' listelerinin vurgunuyla çarpılıp kalmamış bir okur..."

Zaman zaman konuşuyorum o kişilerle : Yakup Kadri okumamış, Behçet Necatigil'i tanımıyor, Dostoyevski'den herhangi biri, çoktan sönüp gitmiş bir romancı gibi söz açabiliyor. Ama bizdeki falanca filancanın koyu hayranı.

Sayın Selim İleri, 1970'lerden bu yana düzenli romanları yayımlanan ve yaygın okur kitlelerine ulaşmış bir yazarsınız. Sizce bu yıllar içinde ülkemizdeki okur kimliği nasıl değişti?

BELKİ 1960'lara dönmek gerekiyor. Soruna Türk edebiyatını odak alarak yaklaşacaksak, o yıllar, Varlık Yayınları'nın hala başını çektiği yıllardır. Gerçi Varlık Yayınları'nda Türk yazarlarının eserleri giderek azalmıştır. Ama bir yayıncılık geleneği söz konusudur. Varlık Yayınları bu geleneği neredeyse tek başına kurmuştur.
O gelenekte, okur, kitabın kendisiyle baş başadır. Kitabevine gidersiniz, edineceğiniz kitabın arka kapak yazısını okursunuz. Daha doğrusu kitapların arka kapak yazıları size çok şey söyler. Bu kapak yazıları eseri gerçekten okumuş editörlerce kaleme alınmıştır.
Varlık Yayınları'nın o yıllarda yayımladığı eserleri bulun, arka kapak sayfalarını okuyun, ne demek istediğim açık seçik anlaşılacaktır. Ben, Yaşar Nabi Bey'i hepi topu bir iki kez gördüm : uzak, ölçülü, bir insandı. Ama o yayıncılık sevecenlik doluydu.
Varlık Yayınları'nın yanı başında, Türk ressamlarının illüstrasyonlarıyla bezenmiş Yeditepe kitapları, o eşsiz kitaplar, Halikarnas Balıkçısı'ndan Ege'nin Dibi, Oktay Akbal'dan Bizans Definesi, daha niceleri... Ataç Kitabevi'nin, De Yayınevi'nin verimleri... Bunlar hepsi dertleri, tasaları 'içerikli' kitap yayımlamak olan yayınevleriydi.
İşte böylesi bir okur da o zamanın okuruydu. Okuyacağı kitabı kendisi seçen, edebiyattan haberli, kişisel beğenisi gelişkin, farklı bir okur. Bugünün iğrenç 'en çok satanlar' listelerinin vurgunuyla çarpılıp kalmamış bir okur.
Sonra bu okur usul usul kenara çekilmek zonunda kaldı. Yeni bir 'okumaz' ya da 'okuduğunu anlamaz' okur portresi belirdi. Moda kitapları okumak yarışında başı çeken yeni okur, Türk edebiyatının, dünya edebiyatının başyapıtlarından bütünüyle habersiz gibime geliyor. Zaman zaman konuşuyorum o kişilerle : Yakup Kadri okumamış, Behçet Necatigil'i tanımıyor, Dostoyevski'den herhangi biri, çoktan sönüp gitmiş bir romancı gibi söz açabiliyor. Ama bizdeki falanca filancanın koyu hayranı.
Falanca filancanın nesini okumuş, o pek belli değil. Denek taşını yitirmiş bir okur bu. Kimi kiminle kıyaslayabileceğini bilmiyor. Aslında hiçbir şey bilmiyor. Sabah ya da akşam hangi kitaplar okunur, onu bile bilmiyor. Medya denen korkunç örgüt kendisine ne sunmuşsa, ona razı. Üstelik, bu durumdan ötürü utanç da duymuyor.
Öteki terbiyeden gelen okurlarsa, gerçek sanatın son koruyucuları olarak sessiz sedasız yaşıyorlar.
Hosted by www.Geocities.ws

1