|

Bu şiir kimin desem, kaç kişi bilir? Eğilmez Başın Gibi, Ufuklara Yaslanmış, Kapıldım gidiyorum, Yıldızların altında, Aşıkım, dağlara kurulu tahtım gibi şarkıların şairi kimdir? Bunlar gibi bir çok şarkının şiirini yazan Eski Ünye Kaymakamımız Ömer Bedrettin Uşaklı
1904 yılında Uşak'ta doğan Ömer Bedrettin, Sivas'ın son Kadısı Ömer Lütfi Efendi ile Hayriye Hanım'ın oğludur. İlkokulu Uşak'ta, ortaokulu Sivas'ta ve liseyi İstanbul Kabataş Lisesi'nde okudu. Mülkiye'yi bitirdi. 1927 yılında Bursa'da maiyet memuru oldu. Daha sonraları sırasıyla nahiye müdürü, kaymakam vekili, kaymakam ve mülkiye müfettişliği yaptı. 1943 yılında Kütahya Milletvekili olarak T.B.M.M.'ne girdi. Bu görevdeyken, evvelce yakalandığı verem hastalığından kurtulamayarak tedavi için yatırıldığı İstanbul Yakacık Sanatoryumu'nda (1946) vefat etti.
Anadolu'da görev yaptığı yıllarda tanıdığı yöreler, kişisel izlenim ve gözlemleri şiirinin duygu ve düşünce kaynağını oluşturmuştur. Doğayı izlenimci bir gözle, ülke gerçeklerini ve bireysel duygulanışları içli bir duyarlığın sezgileriyle ve öznel bir bakışla, şiirinde yansıtmıştır. Anadolu'dan değişik, canlı görünümler çizmiştir. Kullandığı simgeler ve yaptığı betimlemelerle "hayal"i ön planda tutmuştur. Doğa, gurbet, deniz, ölüm ve özlem, şiirlerinin başlıca temalarıdır. Hece ölçüsü geleneğine bağlı kalmıştır. Giderek öz bakımdan, bu geleneğin öncüleri olan F.N. Çamlıbel ve O.S. Orhon'un etkilerinden arınmış, çağdaş Fransız şiirinin yapı özelliklerinden yararlanmıştır.
Uşaklı, 28 yaşında evlenmişti; iki çocukları oldu. İlk çocuğu olan kızları üç yaşında vefat edince içli bir baba olan Ömer Bedrettin, üçüncü kitabı olan Sarı Kız Mermerleri'ndeki bütün şiirlerini ölen yavrusu için yazmıştı. Genellikle Anadolu'nun güzelliklerini, sevgi, gurbet, ölüm, aşk ve deniz özlemlerini işleyen şair, gezdiği yerleri bir ressam gözüyle yansıtmıştı. İnce ve güçlü hayallerini lirik bir anlatımla ve hece ölçüsüyle yazmıştı. Sade, temiz bir dili ve duygulu, hüzünlü bir anlatımı vardı. İlk şiiri kitabı olan Deniz Sarhoşları'nı henüz mülkiyede öğrenciyken 1926'da yayımlamıştı. Yayla Duman 1934'de, Sarıkız Mermerleri ise 1942'da basılmıştı.
Son Şehir - Anneme-
Duvarda canlı ışıklar bir hayal Bu yaldızından alevler taşan resim. Ölümle gölgeli bir düştür, ihtimal Bakıp bakıp bana mahzunlaşan resim. Bu ince çerçeveden başlıyor düşüm Gözümde canlanıyor mavi bir liman. Bu rengi, bilmiyorum, nerde görmüşüm? Deniz parıltılı, dağlar duman duman...
Düşünce yollara köy köy, konak konak Nasıl arardık o aydın şehirleri. Derinleşen uçurumlardan korkarak Nasıl geçerdik o azgın nehirleri... Nasıl arardık o aydın şehirleri.
Önümüzde şarkın o kar yüklü damları Ve işte buzdan ışıklarla bir şafak! Beyaz ufuklara karşıydı camları Benim kızaktır o billur yokuşta bak! Ve işte buzdan ışıklarla bir şafak!
Bir ince kız gibi omuzumda mavzerim "Çakırcalım" diye başlardı türküler... Birer ateşti o çapraz fişeklerim Güneş batınca yavaşlardı türküler "Çakırcalım" diye başlardı türküler...
Uzaklaşırken at üstünde bahçeden Düşerdi omuzuma nurdan bakışların. Limon çiçekleri dallarda ürperen... Alevlenirdi gururdan bakışların Düşerdi omuzuma nurdan bakışların...
Bu son şehirde kapanmıştı gözlerin: Sütun sütundu uzaktan şelaleler. Deniz güzel... geceler, çeşmeler serin... Bahar sefasına dalmıştı bahçeler Sütun sütundu uzaktan şelaleler...
|
| |
|
|
EFENİN BAYRAMI
Eğilmez başın gibi Gökler bulutlu efem. Dağlar yoldaşın gibi Sana ne mutlu efem.
Oyna yansın cepkenin Yansın güneşten tenin. Gün senin, şenlik senin Bayramın kutlu efem...
|
|
AKDENİZ'E DOĞRU /Ömer Bedrettin Uşaklı
Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti, Zaferle kalbimize yazdık Cumhuriyeti...
Sakarya'dan su içtik o çelik süngülerle, Yuvaları dağılmış bir avuç yılmaz erle.
"Hedef Akdeniz, asker!" diyen parmağa koştuk... Zafer bahçelerinden gül koparmağa koştuk...
Yol gösterdi göklerden bize binlerce yıldız, Kıpkızıl ufuklardan taştı al bayrağımız.
Koştuk aslanlar gibi kükreyip dağdan dağa Canavarlar dişinden vatanı kurtarmağa.
Sakarya'dan su içtik o çelik süngülerle, Yuvaları dağılmış bir avuç yılmaz erle.
Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti, Zaferle kalbimize yazdık Cumhuriyeti...
DENİZ HASRETİ Gözümde bir damla su deniz olup taşıyor Çöllere kalmış gibi yanıyor, yanıyorum. Bütün gemicilerin ruhu bende yaşıyor Başımdaki gökleri bir deniz sanıyorum.
Nasıl yaşacağım ey deniz senden uzak? Yanıp sönüyor gibi gözlerimde fenerin. Uyuyor mu limanda her gece sallanarak Altından çivilerle çakılmış gemilerin?
Sevmiyorum suyunda yıkanmamış rüzgarı Dalgaların gözümde tütüyor mavi, yeşil. İçimi güldürmüyor sensiz ay ışıkları Ufkunda yükselmeyen güneşler güneş değil.
Bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden Dağlardan, ormanlardan sana akacak mıyım? Ey deniz, söyle bir gün sana bakacak mıyım Elma bahçelerinden, fındık bahçelerinden?
KİM BİLİR Güneşle beraber söndüğüm akşam, Ağlayacak hangi rüzgâr, kim bilir? Mermer bir heykele döndüğüm akşam, Başucumda kimler yanar, kim bilir?
Her yanında yanık bülbüller öten, Bahçelerden bir gün sessiz geçerken, Tabutumu yeşil dallar içinden, Seyredecek hangi bahar, kim bilir?
"Nerde bizi candan seven o yolcu?" "Niçin türküleri aksetmez oldu?" Diyerek ruhuma çam kokusunu Yollayacak hangi dağlar, kim bilir?
O yıl güllerimi kimler derecek? Bağımda üzümler nasıl erecek? Bana en son yudum suyu verecek Hangi pınar, hangi pınar, kim bilir?
SEVGİLİME Yolunda gençliğim sönse de, yine İçimde kız senin aşkın var yeter. Baygınlık çöksün de kirpiklerine O kumral saçlarla beni sar yeter.
Varlığın uçarken en şakrak çağa Dolaştım bakıştan, nurdan bir ağa; Beni öldürmeye ve yaşatmaya O baygın gölgeli bakışlar yeter..
Karşısında hasretle gelsem dize de Anlatsam şu gönül ne felekzede. Bahar yollarında ikimize de Menekşe türbeli bir mezar yeter..
|
|