Hikaye
1-5 | Hikaye
6-10 | Hikaye 11-15 | Hikaye
16-20 | Hikaye 20-25
|
CESARET
ÜZERİNE (21)
|
Yıllar
önce Stanford Hastanesi'nde gönüllü olarak çalıştığım
zaman, çok ciddi ve az rastlanan bir hastalığa yakalanmış
Liza adında bir kız tanıdım. İyileşmesi için bir tek
yol vardı,beş yaşındaki erkek kardeşinden kan nakli
yapılması gerekiyordu. Erkek kardeşi aynı hastalığın
üstesinden gelmişti ve vücudunda hastalığı yenebilecek
antikorlar oluşmuştu.
Doktor bu durumu Liza'nın erkek kardeşine açıkladı ve
ona ablasına kan vermeyi isteyip istemediğini sordu.
Küçük çocuk bir an tereddüt etti ve derin bir nefes
aldıktan sonra,"Evet, eğer Liza kurtulacaksa veririm"
dedi.
Kan nakli yapılırken, küçük çocuk ablasının yanındaki
yatakta yatıyor ve ablasının yanaklarına renk geldikçe
bizimle birlikte
gülümsüyordu. Sonra yüzü sarardı ve yüzündeki gülümseme
kayboldu. Başını kaldırıp doktora baktıktan sonra titreyen
bir sesle, "Hemen mi öleceğim?" diye sordu.
Anladık ki yaşı çok küçük olduğu için, doktorun sözlerini
yanlış anlamış ve kanının tümünü ablasına vermesi gerektiğini
düşünüp onu kabul etmişti
|
|
|
|
YAPILAN
İYİLİLER (22)
|
Bir
kurdu avcılar fena halde sıkıştırmışlar. Kurt ormanda
oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcıları bir
türlü def edemez. Canını kurtarmak için deli gibi
koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla
tarlasına girmektedir. Kurt adamın önüne
çöker ve yalvarmaya başlar: "Ey insan ne olur
yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim
kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp
öldürecekler."
Köylü
bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar,
kurda içine girmesini söyler.
Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam
eder. Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar. Avcılar
köylüye bu civarda
bir kurt görüp görmediğini sorarlar, köylü "görmedim"
der ve avcılar uzaklaşır.
Avcıların iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra
köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu
dışarı salar.
"Çok teşekkür ederim" der kurt, "Bana
büyük bir iyilik yaptın" "Önemli değil"
der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye başlar.
"Bir dakika" diye seslenir kurt: Çok uzun
zamandır bu avcılardan kaçıyorum, çok bitkin düştüm,
açım, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazım
ve burada senden başka yiyecek bir şey yok."
Köylü şaşırır: "Olur mu, ben senin hayatını kurtardım."
"Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha
çabuk unutulan bir şey yoktur" der kurt. "Ben
de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni
yemek zorundayım."
Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak
olan ilk üç kişiye bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya
karar verirler.
Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar. "Ne
vefası" der kısrak, "Ben sahibime yıllarca
hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum, gezdirdim.
Ve yaşlanıp bir işe yaramadığımda beni böylece kapıya
koydu..."
Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar.
"Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim"
der köpek, "Yıllardır sadakatle hizmet ederim
sahibime, koyunlarını korurum, yabancılara saldırırım,
ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur..."
Kurt köylüye döner, "İşte gördün" der. Köylü
de son bir çabayla "Ama üç diye konuşmuştuk,
birine daha soralım, sonra beni ye" diye cevap
verir. Bu kez karşılarına bir tilki çıkar.
Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar.
Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı
için keyiflenir. "Her şeyi anladım da" der
tilki "Bu küçücük torbaya sen nasılsığdın?"
Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar:
"Gözümle görmeden inanmam..." İşin sonuna
geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez, tilki
köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca
bağlar. Köylü eline bir taş alır ve "Beni yemeye
kalktın ha nankör yaratık" diyerek torbanın içindeki
kurdu
bir süre pataklar. Sonra tilkiye döner "Sana
minettarım beni bu kurttan kurtardın" der.
Tilki de "Benim için bir zevkti" diye cevap
verir. O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne
takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve
hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi
öldürür.
Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter:
"Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk
unutulan bir şey yokmuş..."
Yaptığımız
iyiliklerin unutulmaması ve yapılan iyilikleri unutmamak.
|
|
|
|
KEHF
SURESİ (23)
|
|
66-
Musa ona: "Allah'ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten
bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"
dedi.
67- (Hızır) dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla
sabredemezsin.
68- "İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?"
69- Musa: "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın ve
senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim" dedi.
70- (Hızır) dedi ki: "O halde bana tabi olacaksın;
ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana
soru sorma!"
71- Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye
bindikleri zaman, o kul (Hızır) gemiyi deldi. Musa,
ona şöyle dedi: "Geminin içindekileri boğmak için
mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın."
72- (Hızır:) "Sen benimle asla sabredemezsin, demedim
mi?" dedi.
73- Musa dedi ki: "Unuttuğum şeyden dolayı beni
suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma."
74- Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında
Hızır hemen onu öldürdü. Musa: "Kısas olmadan masum
bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey
yaptın" dedi.
75- Hızır dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin
demedim mi sana?"
76- (Musa) dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir
şey sorarsam bana arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan
ileri sürülebilecek son mazerete ulaştın.
77- Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına
varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları
misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere
olan bir duvar buldular. Hızır hemen onu doğrulttu.
Musa: "İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın"
dedi.
78- Hızır dedi ki: "İşte bu, seninle benim aramızın
ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü
haber vereceğim."
79- "Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti.
Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde
her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı."
80- "Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi.
Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk."
81- "İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine
ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden
birini versin."
82- "Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait
idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları
da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki
çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet
olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini
kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin
içyüzleri budur."
|
|
|

|
İKİ
MELEK (24)
|
Iki
melek yer yüzünü dolasmaya çikmislar...Tabii insan
kiliginda.Aksam olmus,kentin en zengin semtinde
lüks bir villanin kapisini Tanri misafir olarak
çalmislar..Ev sahipler somurtarak buyur etmisler
onlari..
Yemek falan teklif etmemisler. Sicacik misafir odalari
yerine,buz gibi ve nemli bodruma iki silte atip"geceyi
burada geçirebilirsiniz", demisler. Silteleri
betona sererken, yasli melek duvarda bir çatlak
görmüs. Elini uzatmis. Söyle bir sürmüs yariga,duvar
eskisinden saglam olmus. Genç melek"niye yaptin
bunu!";diye sormus merakla.."Her sey her
zaman göründügü gibi degildir",demis yasli
melek yavasça.
Ertesi aksam melekler bir köy evice çok fakir,ama
çok iyilik sever bir aileye misafir olmuslar. Her
seyleri bir tanecik inekleri imis. Onun sütünü satip
geçiniyorlarmis. Ev sahipleri,mütevazi sofralarina
almis onlari. Allah ne verdiyse beraber yemisler.
Yatma zamani gelince kadin"siz uzun yoldan
geliyorsunuz,yorgun olmalisiniz";demis."Bizim
yatakta siz yatin,bir rahat uyuyun. Biz su divanda
idare ederiz."
Günes dogarken uyanan melekler,zavalli adamla karisini
iki gözleri iki çesme aglar bulmuslar. Hayatta ki
tek servetlere inekleri bahçede ölü yatiyormus.
Genç melek öfkeden deliye dönmüs."Bunu nasil
yaparsin.. Bu kadar iyi insanlarin yegane servetinin
ölmesine nasil izin verirsin?!Önce ki gece gittigimiz
villada her sey vardi,ama kötü ev sahipleri bize
hiç bir sey vermediler. Sen onlarin bodrumlarini
tamir ettin.Bu fakir insanlar bizimle her seylerini
paylastilar. Ineklerinin ölmesine göz yumdun?!..."
-"Her sey her zaman göründügü gibi degildir
evlat,demis yasli melek yine..
-"Nasil yani?";diye daha da öfkeyle yinelemis
sorusunu genç melek..
-"Her sey her zaman göründügü gibi degildir
evlat;"demis yasli melek,bir daha.. Ve anlatmis..-"Ilk
gittigimiz zengin evinin o duvar çatlaginin içinde
yillar önceden saklanmis bir hazine vardi. Ev sahipleri,zenginlikleri
ile çok magrur,ama hiç paylasmayi sevmeyen insanlar
olduklari için bu defineyi bulmayi hak etmemislerdi.
Çatlagi kapayip,onlari bu hazineden ebediyken mahrum
ettim. Dün gece fakir köylünün yataginda yatarken
ölüm melegi adamin karisini almaya geldi,kadinin
hayatini bagislamasina karsilik ona inegi verdim.Her
sey her zaman göründügü gibi degildir,isler bazen
istendigi gibi gitmez göründügünde,aslinda olan
budur!"
Eger
inançli isen,her iste bir hayir oldugunu düsünürsün.
O hayrin ne oldugunu da bir süre sonra muhakkak
anlarsin!..
|
|
|
|
SENİ
UYURKEN SEYRETTİM (25)
|
Sevgili çocuğum, seni uyurken seyretmek, nefes
alışını duymak için sessizce odana girdim. Gözlerin
kapalı,huzur içindesin. Sarı buklelerin melek
yüzünü çerçeveliyor. Bir kaç dakika önce çalışma
odamda çalışırken birdenbire içimin sıkıldığını
farkettim. Dikkatimi işime veremedim ve bu yüzden
sessizce seninle konuşmak üzere odana geldim.
Bu sabah, yavaş giyindiğin için sabırsızlanıp,
sana söylendim. Yemek fişini kaybettiğin için
seni azarladım ve kahvaltı ederken gömleğine süt
döktüğün için sana sert sert baktım. "Yine
mi?" dedim, içimi çekerek ve başımı kızgınlıkla
iki yana salladım. Sense bana bakıp, tatlı tatlı
gülümsedim ve bana "Hoşçakal, anneciğim!"
dedin.
Öğleden sonra, sen odanda oynayıp,yatağına dizdiğin
oyuncaklarına bağıra çağıra şarkı söylerken, ben
telefon komuşmalarımı yapıyordum. Sana sessiz
olmanı işaret ettim, sonra yine bir saat kadar
telefonda konuştum. Daha sonra bir asker gibi
sana emir verdim, "Oyalanıp durma, çabuk
ödevini yap!" Bana "Peki, anneciğim."
dedin ve hemen çalışmaya koyuldun. Sonra da odandan
hiçbir ses gelmedi.
Akşam ben masamın başında çalışırken, korkarak
yanıma geldin ve bana umutla, "Anneciğim,
bu gece kitap okuyacak mıyız?"diye sordun.
Sana kesin bir dille, "Bu gece olmaz."
dedim, "Odan hâlâ karmakarışık! Sana kaç
kez anımsatacağım odanı toplamanı!" Başın
önünde, odana gittin. Çok geçmeden geri geldin
ve kapının yanından bana bakınca, "Şimdi
ne istiyorsun?" diye sordum aksi bir ses
tonuyla.
Hiçbir şey söylemedin. Yanıma geldin, boynuma
sarıldın ve beni öpüp, "İyi geceler, anneciğim.
Seni seviyorum!" dedin. Sonra da aceleyle
odana gittin.
Daha sonra, duyduğum vicdan azabı nedeniyle, boş
boş masama bakarak uzun bir süre oturdum. Acaba
neden böyle davrandım, diye düşündüm. Beni kızdıracak
hiçbir şey yapmamıştın. Sadece büyümeye ve öğrenmeye
çalışan bir çocuk gibi davranmıştın. Bugün yetişkinlerin
sorumluluklarla dolu dünyasında kendimi kaybettim
ve sana harcayacak enerjim kalmadı. Bugün sen
benim öğretmenim oldun, beni öpmeyi, bana iyi
geceler dilemeyi unutmadın ve üstelik ruh halimin
iyi olmadığını fark edip, parmaklarının ucunda
gezindin.
Şimdi seni uyurken seyrediyorum ve bugünü yeni
baştan yaşamak istiyorum. Yarın, ben de sana,
bugün senin bana gösterdiğin anlayışı göstereceğim,
böylelikle belki gerçek bir anne olabilirim -
uyandığında sana sıcacık gülümseyip, okuldan geldiğinde
sana moral vereceğim ve yatmadan sana kitap okuyacağım.
Sen gülünce gülüp, sen ağlayınca ağlayacağım.
Kendime daha büyümediğini, bir çocuk olduğunu
ve senin annen olmaktan mutluluk duyduğumu anımsatacağım.
Bugün senin anlayışlı davranışın bana çok dokundu
ve bu yüzden gecenin bu saatinde sana teşekkür
etmeye geldim, çocuğum, öğretmenim ve arkadaşım
olduğun ve bana gösterdiğin sevgi için.
|
|
|

|