|
ARKADAŞ
(6)
|
Vietnam
Savaşı sonrası... Evine dönmekte olan bir asker San Francisco'dan
ailesini aradı: "Anne, baba eve dönüyorum, ama sizden
bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek
istiyorum." "Memnuniyetle, O'nunla tanışmak
isteriz", diye cevapladılar.
Oğulları
"Bilmeniz gereken bir şey daha var." diye devam
etti. "Arkadaşım savaşta ağır yaralandı, bir mayına
bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir
yeri yok ve O'nun gelip bizimle kalmasını istiyorum."
"Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki O'nun başka
bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz."
"Hayır.
Anne, baba O'nun bizimle kalmasını istiyorum."
"Oğlum."
dedi babası. "Bizden ne istediğini bilmiyorsun. O'nun
gibi özürlü biri bize korkunç yük olur. Bizim kendi hayatımız
var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına
izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin.
O kendi başının çaresine bakacaktır."
Oğlu
o anda telefonu kapattı. Ailesi O'ndan bir süre haber
alamadı. Ama birkaç gün sonra, San Francisco polisinden
bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp
öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu.
Üzüntü dolu anne-baba hemen San Francisco'ya uçtular ve
oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler.
Anne - baba oğullarını hemen tanıdılar yalnız bilmedikleri
bir şeyi de öğrenince dehşete düştüler:
Oğullarının
sadece bir kolu ve bir bacağı vardı...
|
|
|
|
BALON
(7)
|
Küçük
çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını
gizleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve
bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl
havaya kaldırmadığı idi.
Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor ve sonra
yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın kendisine baktığını
fark ederek ona doğru yaklaştı ve bütün cesaretini toplayarak:
-Baloncu amca, dedi. Biliyor musun benim hiç balonum olmadı.
Adam çocuğu söyle bir süzdükten sonra:
-Paran var mı? diye sordu. sen onu söyle.
-Bayramda vardı, diye atıldı çocuk, önümüzdeki bayram yine
olacak.
-Öyleyse bayramda gel, dedi adam. Acelem yok, ben beklerim.
Çocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan ayırmadığı
gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali kalmamıştı.
Bir kaç adım attıktan sonra elinde olmadan tekrar onlara
baktığında, gördüklerine inanamadı.
Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve yol kenarındaki
büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı. Çocuk, olup
bitenleri büyük bir merakla takip ederken, baloncu ona doğru
dönerek:
-Küçük, diye seslendi. Balonları ağaçtan kurtarırsan birini
sana veririm. Yapılan teklif, yavrucağın aklını başından
almıştı. Koşarak ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını
aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı. Hedefine adım adım
yaklaşırken duyduğu heyecan, bacaklarını kanatan akasya
dikenlerinin acısını hissettirmiyordu. Sincap çevikliğiyle
balonlara ulaştığında bir müddet onları seyretti ve dallara
dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı. Ancak balonlardan
birisi iyice sıkıştığından diğerlerinden ayrılmış ve ağaçta
kalmıştı. Çocuk onu kurtarmaya kalkışsa, dikenlerden patlayacağını
çok iyi biliyordu. İster istemez balonu yerinde bırakıp
aşağıya indi ve adama dönerek:
-Birini bana verecektiniz, dedi. Hangisi o?
Adam elini tersiyle burnunu sildikten sonra:
-Seninki ağaçta kaldı evlat, dedi. İstersen çık al.
Çocuk bu sefer ayakta bile duramadı. Kaldırım kenarına oturup
baloncunun uzaklaşmasını bekledikten sonra, dallar arasında
parlayan balona uzun uzun bakarak:
"Olsun", diye mırıldandı. "Olsun." Ağacın
üzerinde kalsa da, bir balonum var ya artık..
|
|
|
|
ARKADAŞLIK
(8)
|
Kötü
karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle
dolu bir torba vermiş. "Arkadaşlarınla tartışıp, kavga
ettiğin her zaman bu tahtaya bir çivi çak" demiş. Genç,
ilk gün tahtaya 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi
kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her gün daha az
çivi çakmış.
Nihayet
bir gün gelmiş ki genç tahtaya hiç çivi çakmamış. Babasına
gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahtanın önüne götürmüş.
Gence "Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin
her gün için tahtadan bir çivi çıkar" demiş.
Günler
geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası oğluna
"Aferin! iyi davrandın ama bu tahtaya dikkatli bak.
Çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak"
demiş.
Arkadaşlarla
tartışılıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir.
Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin
defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin, ama bu delik
aynen kalacak kapanmayacak. Bir arkadaş ender bulunan bir
mücevher gibidir. Seni güldürür, yüreklendirir, ihtiyaç
duyduğunda sana yardımcı olur, seni dinler ve sana yüreğini
açar" demiş.
|
|
|
|
ASIL
FAKİRLİK (9)
|
Günlerden bir gün gerçekten zengin bir baba oğlunu yakın
bir köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların
ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir
bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler.
Yolculuktan dönüşlerinde baba oğluna sordu,
"İnsanların
ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?"
"Evet!"
"Ne
öğrendin peki?"
Oğlu cevap verdi,
"Şunu
gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim
bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa
sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar
var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya
kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."
Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı.
Oğlu ekledi,
"Teşekkür
ederim baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!"
|
|
|
|
YAŞANMIŞ
BİR HİKAYE (10)
|
Portekiz'de
27 yaşındaki Sophie Lagoa ismindeki bir kadın sürücü, sarhoş
bir vaziyette araba kullandığı gerekçesiyle trafik polisleri
tarafından yakalanarak mahkemeye sevk edilir.
Kadın, oldukça ağır olan bu trafik cezasından kurtulabilmek
için sahasında çok iyi bir avukat olan Eduardo Borja ile
anlaşır. Avukat, bütün meslekî marifetlerini kullanarak
bayan Sophie'yı ceza almaktan kurtarır.
Başına gelen musibetten ders alıp uslanmayan Sophie Lagoa,
beraatini kutlamak için bir bara gidip sarhoş oluncaya kadar
içer. Daha sonra da yine sarhoş vaziyette direksiyonun başına
geçer.
Ve o sarhoş kafayla yolda giderken bir vatandaşa çarparak
onu yirmi metre kadar arabasıyla sürükler. Perişan vaziyette
hastaneye kaldırılan adam bütün müdahalelere rağmen kurtarılamayarak
ölür.
Bayan Sophie Lagoa, hapishanenin yolunu tuttuktan günler
sonra, arabasıyla çarparak ölümüne sebep olduğu adamın,
kendisini sarhoş araba kullandığı gerekçesiyle ceza almaktan
kurtaran avukat Eduardo Borja olduğunu öğrenecekti
|
|
|

|