Hikaye
1-5 | Hikaye
6-10 | Hikaye 11-15 | Hikaye
16-20 | Hikaye 20-25
|
KURABİYE
HIRSIZI (16)
|
Bir gece genç bir kadın havaalanında uçağının kalkmasını
bekliyordu. Daha epeyce zaman vardı. Havaalanındaki
dükkandan bir kitap ve bir paket de kurabiye alıp, kendisine
oturacak bir yer buldu ve kitabını okumaya başladı.
Kendisini okumaya öyle kaptırmıştı ki, yanında oturan
adamın aralarındaki paketten birer birer kurabiye aldığını
paket yarıya geldiğinde fark edebildi. Görmezden gelmeye
karar verdi. Gözü bir yandan da saatteydi, "kurabiye
hırsızı" yavaş yavaş kurabiyelerini tüketirken.
Her kurabiyeye uzandığında adam da uzatıyordu elini.
Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca " Bakalım
şimdi ne yapacak?" dedi kendi kendine. Adam yüzünde
bir gülümsemeyle son kurabiyeyi aldı, ikiye böldü. Yarısını
ağzına atıp, diğer yarısını kadına uzattı. "Aman
Allah'ım , ne cüretkar ve kaba bir adam" diye düşündü
kadın. Hayatında bu kadar sinirlendiğini hatırlamıyordu.
Uçağının kalkacağı anons edildiğinde eşyalarını topladı
ve dönüp "kurabiye hırsızı"na bir kere bile
bakmadan, çıkış kapısına yürüdü. Uçağa bindi, koltuğuna
oturdu. Bitmek üzere olan kitabını almak için çantasını
açtı ve çantanın içinde duran bir paket kurabiyeyi gördü.
Adamın onunla kurabiyelerini paylaştığını, özür dilemek
için çok geç olduğunu anladı üzüntüyle. Kaba ve cüretkar
olan "kurabiye hırsızı" asıl kendisiydi.
|
|
|

|
SEDEF
ÇİÇEĞİ (17)
|
Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu
içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun, Nine'nin
ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle
bıkkın bakışları süzüyordu etrafını... Ve hakimin tokmak
sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına
verdi, hakim...
"Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun...?"
Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle
ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı...
"Bu herif yetti gari, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda...
Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden
birinin flaşıyla bozuldu, kim bilir nasıl bir manşet
atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından... Çok sayıda
gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti.. Herkes
onu dinliyordu.. Yaşlı kadının gözleri doldu... Ve devam
etti...
"Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim...
O bilmez... 50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçeklerin
arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle
büyüttüm.. Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim...
Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak
adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla
sulayacağım onu diye... İyi gelirmiş dedilerdi... 50
yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği
ben sulayayım demedi... Ta ki geçen geceye kadar...
O gece takatim kesilmiş.. Uyuyakalmışım... Ben böyle
bir adamla 50 yıl geçirdim... Hayatımı, umudumu her
şeyimi verdim... Ondan hiçbir şey göremedim.. Bir kerecik
olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını
bekledim.... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim"
Hakim, yaşlı adama dönerek ; "Diyeceğin bir şey
var mı baba" dedi.
Yaşlı adam bastonla zor yürüdü kürsüye, o ana kadar
suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle
hakime yöneldi.
"Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak
yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için
emeklerimi verdim... Fadime’mi de orada tanıdım... Sedefleri
de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim... O
çiçeklerle doludur bahçesi... Kokusuna taptığım perişan
eder yüreğimi... İlk evlendiğimiz günlerin birinde boyun
ağrısından onu hekime götürdüm... Hekim çok uzun süre
uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir
dedi.. Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin dedi...
Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun... lafım geçmedi...
O günlerde tesadüf bu çiçek kurudu... Ben ona gece sularsan
geçer dedim.. Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım.
Ve onu seyrettim... O sevdiğim kadının yavrusu bildiği
çiçekleri sularken seyrettim... Her gece o çiçek ben
oldum... Sanki... Ona bu yüzden tapabilirdim..."
dedi adam o yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle...
"Her
gece o yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki suyu boşalttım...
Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey.. Geçen gece
de... Yaşlılık.. Ben de uyanamadım.. Uyandıramadım...
Çiçek susuz kalırdı amma, kadınımın boynu yine azabilirdi...
Suçlandım.. Sesimi çıkartamadım..."
O an Mahkeme salonunda her şey sustu... Ertesi sabah
gazeteler "Sedef susuz kaldı" diye yine yalnızca
neticeyi haber yaptılar..
|
|
|

|
|
Aynı kalp rahatsızlığıyla aynı kaderi paylasan iki yaşlı
adam aynı odayı da paylaşıyorlardı. Tek fark biri cam
kenarında diğeri ise duvar dibinde yatıyordu. Cam kenarındaki
yaşlı adam her gün camdan bakarak arkadaşına dışarısını
anlatırdı.
"Bugün
deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanırım çünkü
uzaktaki teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor. Park
bu sabah sakin, iki salıncak dolu iki salıncak bos,
dünkü sevgililer yine geldi, aynı yere oturup konuşmaya
başladılar, elele tutuştular, ne kadar da yakışıyorlar
birbirlerine. Erguvan ağaçları ne kadar güzel açmış
her yer mor bir renk almış, erik ağaçları da beyaz çiçekleriyle
onlara eşlik ediyor. Denizin üzerindeki martılar bugünkü
yemeklerini arıyorlar, ne güzel de dalıyorlar suya"
Günler böyle geçip gidiyordu ta ki cam kenarındaki yaşlı
adam kalp krizi geçirene kadar, iste o anda duvar kenarındaki
adam düğmeye bassa kurtaracaktı arkadaşını ama şeytana
uydu, bunca zamandır sadece dinleyebiliyordu, artık
görebilirdi de, iste bunun için düğmeye basmadı ve hemşireyi
çağırmadı. Aynı kaderi paylaştığı kişiyi ölüme gönderdi,
ama o bunun haklı bir savunma olduğunu düşünüyordu.
Ertesi gün hastabakıcılar ölen yaşlı adamın yerine kendisini
koymaya gelmişlerdi. Hemen yatağının yerini değiştirdiler,
işte o günlerdir bakmak istediği manzarayı nihayet görecekti.
Başını kaldırdı ve pencereden baktı
"Simsiyah
bir duvar
|
|
|

|
SUYU
TAŞIRMAYAN BİR GÜL YAPRAĞI (19)
|
Uzakdoğu'da
bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için
gelenleri kabul ediyordu.
Burada
geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan
açıklayabilmekti.
Bir
gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda
öylece durdu ve bekledi.
Burada
sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi
bir tokmak veya çan, zil yoktu.
Bir
süre sonra kapı açıldı, içerdeki Budist, kapıda duran
yabancıya baktı.
Bir
selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı.
Gelen
yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.
Budist
bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu
bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı.
Bu,
yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.
Yabancı
tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını
kabın içindeki suyun üstüne bıraktı.
Gül
yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.
İçerideki
Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye
aldı.
Suyu
taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.
|
|
|

|
ÇANAKKALELİ
KINALI ALİ (20)
|
Üst tegmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol
ediyor bir taraftanda onlarla laflıyordu nerelisin gibi
sorular soruyordu. Bir ara saçının ortasi sararmis bir
cocuk gordu. Merakla "adin ne senin evladim"
der. Çocuk "Ali" diye cevap verir. Nerelisin?
der. Ali Tokat Zilede' nim der. "Peki evladim bu
kafanın hali ne?" Ali "anam cepheye gelirken
kina yakti komutanim der.
Neden? der komutan. Ali "bilmiyorum komutanim"
der: Peki Gidebilirsin Kınalı Ali" der. O gunden
sonra herkes ona Kınali Ali der.
Herkes kafasindaki kinayla dalga gecer. Kisa surede
cana yakin ve cesur tavirlariyla tum arkadaslarinin
sevgisini kazanir Bir gun ailesine mektup yazmak ister.
Ali'nin okuma yazmasi da yoktur arkadaslarindan yardim
ister ve hep beraber baslarlar yazmaya. Ali soyler arkadaslari
yazar "sevgili anne babacim ellerinizden operim
ben burda cok iyiyim beni merak etmeyin" diye baslar.
Kiz kardesini kendinden bir kucuk erkek kardesini sorar
koyundekilerin burnunda tuttgunu yazdirir. Kendilerini
merak etmemesini kendileri var oldukca dusmanin bir
adim bile ilerleyemeyecegini yazdirir Gururla mektubu
bitirir neden sonra aklina gelir ve yazinin sonuna anasina
NOT duser: Alinin kendisinden hemen sonra askere gelicek
bir kardesi daha vardir. "Anacagim kafama kina
yaktin burda komutanlarim ve arkadaslarim benle hep
dalga gectiler sakin kardesim Ahmete de yakma onlada
dalga gecmesinler der ellerinden optum" diye bitirir.
Aradan Zaman gecer. Ingilizler kati netice almak icin
tum gucleriyle Gelibolu"ya yuklenirler. Bu cepheyi
savunan erlerimiz teker teker sehit dusmuslerdir. Bunlara
takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamis
onlarin sayilarida epey azalmistir gelibolu dusmek uzeredir.
Kinali alinin komutanida olayi gorup yerinde duramamaktadır.
Kendisinin bolugu henuz sicak temasa hazir degildir.
Askerler yeni gelmistir ve onlari nsan bedeninin sungu
ve mermilerle orak gibi bicildigi bu yere gondermemek
çin dualar etmektedir. Komutanlarin bu dusunceli hali
goren ve durumun ehametini bilen Kinali Ali ve arkadaslari
komutanlarina yalvar yakar oraya gitmek istediklerini
soylerler. komutanlari onlari olume gonderdigini bile
bile caresiz gonderir.
Iste kalem bu anlari yazarken ne kadar caresiz ve aciz
kaliyor. Bu insalarin bu kadar sevincle cigliklar atarak
olume gittiklerine taniklik edenler yillar sonra yer
kurede bir daha boyle bir olayin yasanamayacagini soylemislerdir.
Kinali Ali'nin bolugunden kimse sag kalmaz hepsi sehit
olmustur. Aradan zaman gecer. Kinali Ali'nin ailesine
yazdigi mektubun cevabi gelir. Komutanlari buruk ve
gozleri dolu dolu mektubu acip okumaya karar verirler.
Babasi anlatir Ali' nin. "oglum Ali nasilsin iyimisin
gozlerinden Operim selam ederim dedikten sonra okuzu
sattik paranin yarisini sana Yarısınıda cepheye gidecek
kardesine veriyoruz simdi okuzun yerine tarlayi ben
suruyorum zaten artik zahireyede fazla ihtiyacimiz olmadigi
icin yorulmuyorumda siz sakin bizi merak etmeyin bizi
dusunmeyin der koyu akrabalarini anlatir ve mektubu
bitirir ali ananinda sana bir sey var" Anasini
anlatir: " oglum ali yazmissinki kafamdaki kinayla
dalga gectiler kardesimede yakma demissin kardesinede
yaktim komutanlarina ve rkadaslarina soyle senle dalga
gecmesinler bizde 3 seye kina yakarlar
1-
Gelinilik kiza gitsin ailesine cocuklarina kurban olsun
diye
2- Kurbanlik koca ALLAH'A kurban olsun diye
3- Askere giden yigitlerimize vatana kurban olsun diye.....gozlerinden
oper selam ederim ALLAH'A emanet olun"
Mektubu
okuyan Alinin komutani ve digerleri hickira hickira
aglamaktadirlar... (bu mektubun asli şimdi Çanakkale
muzesinde sergilenmektedir
|
|
|

|