..:: Anasayfaya
Dönüş ::..

Taoculuk nedir?
İşte soruların en kolayı gibi görünse de, Taoculuk
paradoksunun tipik bir örneği olarak, yanıtlanması
hemen hemen imkansız olan bir soru. Bunun nedeni
de yanıtların çok ve çeşitli olması. Öncelikle
Taoculuğun ne olmadığından başlayalım:
- Yeni değildir.
Taoculuk insanlığın bildiği en eski geleneklerden
biridir. Taoculuğun özüne ilişkin, tarihi İ.Ö.
5000 yılına dayanan belgelere rastlanmıştır.[1]
- “Sabit” veya
“katı” bir gelenek değildir. Taoculuğun
çeşitli versiyonları mevcuttur; örneğin, günümüzde
uygulandığı biçimiyle popüler Taoculuk, gelişmiş
Şamanist bir din olmasına karşın, bir diğer büyük
doğu geleneği olan Tantrik Budizm gibi, doğrudan
Taoculuğun temel prensiplerinden
kurumsallaşmıştır. Bir de büyük ölçüde Budizm’in
Chian (Japonca’da, Zen) ekolüne dönüşmüş olan (Huston
Smith’in isimlemesiyle) Ezoterik Taoculuk vardır.
Ancak Ezoterik Taoculuk artık kaybolmuştur.[2]
Geriye sadece ilkel Taoculuk’la eşanlamlı olan
Felsefi Taoculuk kalıyor, ki orijinal Taoculuğa en
yaklaşan gelenek budur. Çin toplumunu asırlar boyu
yönlendiren bir ideal olan Felsefi Taoculuk, bu
yazının da odağını oluşturacaktır.
- Ataerkil
değildir. Çin toplumun ataerkil olmasına
karşın, gariptir ki, ilkel Taoculuk’ta durum
farklıdır. Birazdan göreceğimiz gibi Taoculuk
oldukça dişil değerleri olan bir gelenektir.

- Metafizik
değildir. Beden/ruh ikiliği Taoculuk’ta yer
almaz. Taoculuk, fiziksel olarak gözlemlenemeyen
hiçbir şey üzerinde yorumda bulunmaz.
Beden/zihin/ruh üçlüsünü, hiçbir savunmaya veya
açıklamaya gerek görmeden, ayrılamaz bir bütün
olarak değerlendirir.
- Vahyedilmiş bir
din değildir. Taoculuk acı verecek derecede
aşikar olan gerçeğe uyanık olmaktır. Hiçbir şey
gizli değildir --düşünceli, duyarlı bir kişinin
kendi başına keşfedemeyeceği hiçbir şey yoktur.
Taoculuğun
yeryüzü-kökenli bir din olma niteliğini test etmek
için, Starhawk'ın “Yeryüzü-Kökenli Geleneklere
dair Ortak Kavramlar” sıralamasına bir göz atalım:
- Dünyada, doğada ve yeryüzünde form buulan ruhun
kutsallığı.
-“Herşey
bağlantılıdır” anlayışı.
-Ölüm, doğum,
gelişme ve yenilenme döngülerine saygı.
-Topluma, genel
dengeye ve sağlığa önem verme.
-Ölümden sonraya
uzanan toplum kavramı, atalara ve doğmamış
nesillere saygı.
-Günah veya ceza
nosyonu yerine, dürüstlük, kişisel ve toplumsal
sorumluluk anlayışı.
- Ritüellere,
seremoniye, vizyona ve (vahiy edilmiş metinler
veya dogma yerine) doğrudan deneyime odaklanma.
-Kutsal çember, tıp
çarkı ve dört kutsal yön.
-Kapsayıcıdır,
zorlayıcı değil.
-Her gelenek
engellemelerle karşılaşmış ve çeşitli baskılara
direnmek zorunda kalmıştır.
Kolay takip
edilebilir ve mantıklı bir düşünce akışı sunduğu
için burada aynı sırayı takip edeceğiz.
Dünyada, doğada ve
yeryüzünde form bulan ruhun kutsallığı
The Tao Te Ching şöyle der:
dünyayı geliştirmek mi istiyorsun?
mümkün değil,
inanmıyorum.
dünya kutsaldır
daha iyi olamaz.
fazla kurcalarsan,
zarar verirsin
ona bir nesne gibi
davranırsan,
kaybedersin.
[3]
Taocu üstat dünyayı müthiş gizemli, kutsallıkla
dopdolu ve varolan herşeyin kutsal olduğu bir yer
olarak görür.
Yüce Tao her yerde devinir.
herşey ondan doğar,
ama ondan varolmaz.
O sonsuz dünyaları
besler,
ama onları sahiplenmez
. [4]
En eski Taocu mitolojide, gök
yüzü
tüm yaradılmışların babası, yeryüzü ise annesi
olarak ifade edilir.[5] Diğer mitlerde tanrıça ve
tanrıların farklı versiyonları ve kozmozun doğuşu
tasvir edilir. Ayrıca Vedik mitolojiyi anımsatan
bir şekilde yeryüzünün bir yumurtadan çıkışını
betimleyen hikayeler de mevcuttur.[6] Yeryüzü
doğrudan bir tanrıça olarak değil de, Tao’nun
temsilcisi olarak tanımlanabilen tanrıçanın bir
parçası olarak düşünülür.
Tao çoğu Batılı için
kavranılması zor, çok yabancı bir kavramdır. Tao
Te Ching’in ilk beyitinin bizi uyardığı üzere, Tao
kelimelerle anlatılamaz, ancak sezgilerle idrak
edilebilir.[7] Tao, Batılı tanrıların çoğu gibi
kişisel bir tanrı değil, ancak ilahi uyumdan daha
azını ve muhteşem kaostan daha fazlasını vaat
etmeyen (ki ikisi de aynı kapıya çıkar) yargısız
bir güçtür.
Alan Watts’a göre
“…ilk olarak
netleşmesi gereken şudur ki, Tao, yönetici,
hükümdar, lider, mimar veya evrenin yaratıcısı
anlamında bir ‘Tanrı’ değildir. Bir askeri ve
siyasal süper başkan veya doğadışı bir yaratıcı
imajının Tao’da yeri yoktur.”[8]
Lao Tzu (Tao Te
Ching’in efsanevi yazarı), "Tao herşeyi besler ama
onları yönetmez” sözleriyle aynı fikri dile
getirir.[9]
Bu gücün erotik
niteliği, başta Lao Tzu’nun dizeleri olmak üzere
çok sayıda yazıda ifade edilmiştir. Watts’a göre
Lao Tzu’nun çizdiği Tao imajı paternal değil,
maternaldır, (babasal değil anasal). Söz konusu
olan, kadınlara atfedilen karakterde pasif bir
güçtür.[10]
“Tao, Yüce Anne
olarak anılır: Bomboş ama tükenmeyen ve sonsuz
dünyaları doğuran.”[11] Başka bir tercümede şöyle
geçer: “O gizemli dişi olarak bilinir. Bu gizemli
dişinin kapısı, gökyüzü ve yeryüzünün
köküdür.”[12] Tao’yu içtenlikle kucaklayan bir
üstat, yaşamında bu dişil enerjiyi tezahür
ettirmesi yönünde Lao Tzu tarafından “erili tanı,
ama dişili seç.” sözleriyle teşvik edilir.[13] Tao
ile bağlantısı hakkında hiç de alçakgönüllü
olmayan Lao Tzu, bu yakınlığı şu sözlerle dile
getirir: “Ben sıradan insandan farklıyım. Ben Yüce
Anne’nin göğüslerinden besleniyorum.”[14]
Herşey bağlantılıdır
Taoculuğun merkezinde bağlantılılık kavramı yatar.
Hiçbir şey bir vakum içinde yer almaz ve ne kadar
küçük olursa olsun bir nesne etkilendiğinde, buna
bağlı olarak tüm evren fayda veya zarar görür.
Bunun nedeni, Tao’nun herşeyin sadece kaynağı
değil, aynı zamanda mekanı olmasıdır.
Tao varlıkları doğurur,
besler, yaşatır,
şefkat gösterir, rahatlatır, korur.
onları kendilerine döndürür.
yaratmak, sahiplenmeden
davranmak, beklentisizce
yönlendirmek, yönetmeden.
[15]
Doğu felsefelerinin çoğunda ortak bir tema olarak
“birlik” doktrini mevcuttur. Hindu inancına göre,
farklılıkların dünyası sadece bir maya, bir
illüzyondur.[16] Gerçekte, şimdi ve sonra, burası
ve orası, sen ve ben, haz ve acı arasında bir
ayrım söz konusu değildir. Herşey ‘bir’dir. Chuang
Tzu’ya göre, “Evren bizimle beraber varolmuştur;
bizimle herşey ‘bir’dir.”[17] Bu görüş, düşünen
insana inanılmaz çağrışımları olan bir perspektif
sunar. Örneğin, eğer sen ve ben ‘bir’ isek, nasıl
düşman olabiliriz? Huai Nan Tzu Chu Shih şöyle
der: “Gökyüzü, yeryüzü ve evren tek bir insanın
bedenidir.”[18] Buna göre evren, bir parçasındaki
rahatsızlığın bütünün sağlığını etkilediği tek bir
organizma gibidir. Bundan daha fazla bir
bağlantılılık düşünülebilir mi? Peki, Tao herşeyi
kapsadığına ve herşey ‘bir’ olduğuna göre, bir
Taocu ben/ego ile nasıl başa çıkar? Lao Tzu bunu
şöyle yanıtlar:
dünyayı kendin gibi gör
olanın doğasına güven.
dünyayı kendin gibi sev,
böylece herşeyi gözetmiş olursun.[19]
Bu bağlantılılık olgusu fiziksel ve geçici olanın
ötesine uzanır; aynı zamanda varoluşu tanımlar. Şu
klişe koan, bu kavrama harika bir örnek oluşturur:
“Eğer ormanda bir ağaç devrilirse, ama etrafta
duyacak kimse yoksa, ses çıkarmış olur mu?” Dünya,
karşılıklı etkileşim platformudur. Watt’ın dediği
gibi; “hiçbir organizmanın olmadığı bir ortam
mevcut değildir. Herşey, her olgu, ancak bir
diğeriyle bağlantılı olarak gerçeklik kazanır.
Güneşin aydınlığı, gören gözlerle vardır. Bunun
gibi, evren de bilinçte varolur.”[20] Bu noktadan
bakışla, varoluş alemindeki göreceli
önemsizliğimizi ve inanılmaz önemimizi bir an önce
idrak etmemiz gerekir, çünkü evren bizim
bilincimizde yansımakta ve kendini orada
hayranlıkla izlemektedir. Nikos Kazantzakis
yazdığı şekliyle, “yeryüzü sizin beyinlerinizde
ayağa kalkar ve tüm bedenini ilk defa olarak
görür.”[21] Bu bağlantılılık hali, sadece kozmik
dengenin korunması için değil, varoluşun
sürekliliği adına da gereklidir.

Yaratılış ağı öyle
mükemmel örülmüştür ki, insan egosunun ‘biz daha
iyi yapabiliriz’ kurgusuna karşın, yaratılan
herşey kendiliğinden bir uyum içine girer.
Üzerinde ısrar ettiğimiz ve yeryüzünün ancak
kabataslak uyabildiği ‘keyfi, yapay ve soyut düzen
nosyonu’ ancak yıkıcı olabilir. Üstelik bu ‘düzen’
anlayışımız sadece nesnelerle sınırlı değildir.
‘Zaman’ da çarpıttıklarımız arasındadır:
“Sebep-sonuç nosyonu, başta tanımlayabilmek adına
birbirinden ayırdığımız bir olayın evreleri
arasında, sonunda yeniden bağlantı kurabilmek
çabasıyla başvurduğumuz aksak bir yöntemdir.
Kendimize ters düşerek, bu evreleri sonuçta tekrar
sebep-sonuç zamkıyla birbirine bağlanan farklı
olgular olarak düşünürüz. Gerçekte tek olay,
evrenin kendisidir... Kendi hallerine
bırakılırlarsa, herşey birbiriyle uyumlanacaktır...
dışsal bir zorlama olmadan.“[22] Evreni parselleme
çabamız beyhudedir. Lao Tzu’nun yazdığı gibi,
Sonraki Sayfa >>>