|
ERİŞKİNLERDE KİSTİK FİBROZİS
|
YAZININ ALINDIĞI
YER
http://www.toraks.org.tr/journal/text.php3?id=406
Erişkinlerde Kistik Fibrozis |
|
Prof.Dr.
Uğur Özçelik |
|
Hacettepe
Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD,
Göğüs Hastalıkları Ünitesi, Ankara |
|
Anahtar
Kelimeler:
kistik fibrozis, erişkin,cystic fibrosis, |
|
Özet |
|
Kistik
fibrozis (KF), beyaz ırkta en sık görülen yaşamı tehdit eden
otozomal-resesif geçiş gösteren genetik hastalıktır. “Kistik
fibrozis transmembran düzenleyen protein” genindeki çeşitli
mutasyonlar sonucu değişken klinik tablolar gösteren bir
hastalıktır. Bu genin ürünü olan proteinin akciğerler,
gastrointestinal sistem, ter bezleri ve üreme organlarının
epitelinde bulunması sonucunda hastalık birçok organı tutan
niteliktedir. KF’deki akciğer hastalığının özelliği,
tekrarlayan akciğer infeksiyonları ve nötrofillerin aracılık
ettiği inflamasyondur. Vakaların çoğuna bebeklik veya çocukluk
döneminde tanı konulmasına karşın, küçük ancak giderek artan
oranda hastaya erişkin yaşta tanı konulmaktadır. Ayrıca KF’li
hastaların yaşam süreleri de gelişen antibiyotik tedavileri ve
beslenme desteğiyle son yıllarda geçmiş yıllara göre belirgin
şekilde artmıştır. Çocukluk döneminde KF’nin tipik
prezentasyonları; mekonyum ileus, büyüme geriliği, tekrarlayan
akciğer infeksiyonları, ishaller ve yağlı dışkılama iken;
erişkin döneminde tekrarlayan akciğer infeksiyonları,
bronşektazi ve erkeklerde infertilitedir. Ter testi halen KF
tanısında altın standarttır. Günümüzdeki KF tedavisi;
beslenmenin düzenlenmesi ve pankreas enzim replasmanı; solunum
yollarındaki sekresyonların düzenli fizyoterapi ve
mukolitiklerle temizlenmesi; infeksiyonların antibiyotiklerle
tedavi edilmesi ve önlenmesi ve antiinflamatuar tedavilerdir.
Bronşektazisi ve nedeni açıklanamayan kronik akciğer hastalığı
veya malabsorbsiyonu olan veya ikisini birden gösteren tüm
ergen ve erişkinler etiyolojik araştırmalarının bir parçası
olarak ter testini hak etmektedirler.
|
|
Giriş |
|
İlk
kez 1938 yılında çocuk patoloğu Dorothy Andersen [1]
tarafından tanımlanan ve “pankreasın kistik fibrozisi” olarak
isimlendirilen, günümüzde yaygın kullanımıyla “kistik fibrozis”
(KF), halen bazı ülkelerdeki kullanımıyla “mukovisidozis”
hastalığı, beyaz ırkta sık görülen genetik bir hastalıktır.
Salgı yapan epitel hücrelerinin etkilendiği bu hastalıkta en
başta solunum sistemi, gastrointestinal sistem ve üreme
sistemi tutulur. Yıllarca bir çocukluk dönemi hastalığı olarak
bilinmesine karşın, son veriler KF’nin artık bir erişkin
dönemi sorunu da olduğunu desteklemektedir. İlk kez, erişkin
bir KF vakasının literatürde 1946 yılında bildirilmesinden
sonra, giderek erişkin yaşta bildirilen KF vakalarının sayısı
artmıştır [2].
Günümüzde KF’li erişkin hastaların sayısının artmasının
nedeni; çocuk yaşta tanı konulan KF’li hastaların iyi ve uygun
bakımla giderek yaşam sürelerinin uzaması ve KF genetiği
konusunda artan veriler ışığında ilk kez erişkin yaşta tanı
konulan atipik prezentasyonlu hafif mutasyonları taşıyan
hastaların tanınmasıdır. Halen Amerika Birleşik Devletleri’nde
(ABD) yaşayan KF’li hastaların 1/3’ünün erişkin yaşta olduğu
bildirilmiştir [3].
ABD KF istatistiklerine göre, 1997 yılında yeni tanı konulan
KF’li hastaların %11.5’i tanısını 18 yaş ve üzerinde almıştır
ve bu hastaların ortanca yaşı 27’dir [4].
Hollanda’da çıkan bir yayında, KF’li hastaların %20’sine 16
yaşından sonra tanı konulduğu bildirilmiştir [5].
Literatürde en geç yaşta KF tanısı konulan hasta, 82
yaşındadır. ABD’de KF hastalığının artık bir geriatrik problem
olduğu da tartışılmaktadır [6].
Ülkemizde de KF ile ilgilenen
merkezlerin artması, uygun ekip tedavileriyle erişkin yaşlara
ulaşabilen hastaların sayısı artmaktadır. Buna karşılık bu
hastalık ülkemizde erişkin göğüs hastalıkları yaklaşımı
içerisinde bir sorun olarak düşünülmediği için, erişkin yaşta
ilk tanıları konulan hasta sayısı çok azdır ve bu hastaların
yakınmaları başladıktan sonra tanı konulana kadar geçen süre
genellikle çok uzundur.
Bundan sonraki kısımda, hastalığın
patogenezi, ergen ve erişkin yaşlarda sıklıkla görülen klinik
bulguları, tedavisi ve prognozları hakkında bilgi verilecek ve
kliniğimizde izlenen bazı erişkin olgulardan örnekler
verilecektir.
ETİYOPATOGENEZ
Kistik fibrozis hastalığında patogenezin anlaşılması, KF
geninin ilk olarak 1989 yılında 7. kromozomun uzun kolunda
tanımlanmasından sonra hız kazanmıştır. Bu gen, “kistik
fibrozis transmembran regülatör protein”i (KFTR) adı verilen
ve primer olarak epitel hücrelerinin apikal membranlarında
yerleşmiş olup, hücrelerde ATP ile aktive olan bir klor kanalı
olarak rol oynayan bir proteinin salgılanmasından sorumludur [7].
Günümüzde bu gende 1000’den fazla mutasyon tanımlanmıştır [8].
Bu klor kanalının KF’de uygun şekilde çalışmaması ve bunun
diğer klor kanalları ve sodyum kanallarına olan etkisiyle
salgı yapan epitel hücrelerinden dışarıya klor salgılaması
azalır, hücrenin içine ise klor ve sodyum geçişi artar. Sonuç
olarak oluşan salgı elektrolitten fakir ve suyun geçişi pasif
olarak elektrolit salgılarını izlediği için sudan da fakir,
koyu, yapışkan niteliktedir. Son yıllarda KF’de hastalığın
patogenezinde bikarbonat iletiminin de önemli olduğu
düşünülmektedir. Ağır klinik gösteren KF’li hastalarda
bikarbonatın epitelden transportu hiç olmazkan, hafif KF’li
kliniği gösteren hastalarda kısmen olduğu gösterilmiştir [8].
Bu koyu, yapışkan salgılar bulundukları organlarda atıldıkları
kanallarda akamayıp, tıkaçlara neden olurlar. Örneğin daha
intrauterin dönemde koyu barsak salgıları mekonyum ileusa,
pankreasın kanallarındaki tıkaçlar pankreasta yetmezliğe ve
doğumdan sonra akciğerlerde bronşiyal salgılar oluşturdukları
tıkaçlarla akciğerlerde obstrüksiyon ve atelektazilere yol
açarlar. Akciğerlerdeki salgıların normal dışı yapıları, bazı
mikroorganizmaların solunum yollarına yerleşmesi için
kolaylaştırıcı bir faktör oluşturur. Bu mikroorganizmalardan
biri Pseudomonas aeruginosa’dır. KF’li hastaların solunum
yollarına çok sık yerleşir ve koloniler oluşturur. Bu
koloniler kısa zamanda mukoid forma döner. KF’de epitel
hücrelerinin yüzeyindeki glikokonjugatların özel yapısının
psödomonasın kolay tutunmasında rol oynadığı düşünülmektedir.
Mikroorganizma solunum yoluna yerleştikten sonra inflamatuar
yanıt başlar. KF’de inflamatuar yanıt kısırdöngü oluşturarak,
akciğer hastalığının ilerlemesine neden olur. KF’li hastaların
solunum yollarındaki inflamatuar hücrelerin önemli kısmını
polimorfonükleer lökositler (PNL) oluşturur. Önemli kısmı
ortamdaki PNL’lerden gelmek üzere bakterilerin ve PNL’lerin
parçalanmasıyla ortaya çıkan DNA’lar zaten koyu olan
sekresyonların daha da koyu olmasına yol açarlar ve
obstrüksiyonu artırırlar. Ayrıca dejenere olan lökositlerden
filamantöz aktin de (F-aktin) ortaya çıkar. Proteazlara
dirençli bu yapılar balgamın viskoelastisitesini artıran bir
diğer nedendir. Ortama toplanan PNL’lerden oksidanlar ve
proteazlar salgılanır. Serbest oksijen radikallerinin ortamda
bulunan psödomonaslarda mutasyona neden olarak mukoid
koloniler haline dönmesine yardımcı olduğu düşünülmektedir.
Elastaz, proteazlar arasında en önemlilerindendir. Ortamda çok
miktarda bulunan bu proteaz, antiproteazlar tarafından
nötralize edilemez ve proteolitik enzim aktivitesi gösterir.
Elastaz direkt olarak solunum yollarının yapısında bulunan
elastini ve diğer yapısal proteinleri parçalayarak
bronşektaziye neden olur. Elastazın başka olumsuz etkileri de
söz konusudur. Sekretuar aktiviteyi artırarak hava yolu
obstrüksiyonunu artırır. Kemoatraktanları, özellikle LTB4 ve
IL 8’i artırarak ortama nötrofillerin göçünü artırır. Vital
opsoninleri ve reseptörlerini ayırarak fagositoz üzerine
olumsuz etkileri vardır. Kemoatraktanlar hava yolu epitel
hücrelerinden, ortamdaki makrofaj ve nötrofillerden
salgılanır. Bakteriler ve ürünleri de kemoatraktanların
oluşmasında önemli rol oynarlar. Tümör nekrozis faktör α (TNF
α), IL-1, IL-2, IL-6 ve özellikle IL-8 bunların arasında
önemli sitokinlerdendir. Özellikle infeksiyon dönemlerinde
KF’li hastaların kanlarında ve akciğer salgılarında bu
sitokinlerin arttığı gösterilmiştir [9-13].
KF’li hastaların solunum yollarındaki salgı ortamının değişik
iyonik yapıda olmasının da lokal konakçı savunma sistemini
etkileyerek ortamda infeksiyonun ve inflamasyonun devamına
neden olduğu sanılmaktadır. Solunum yollarında, solunum
yollarındaki tuz miktarına duyarlı defensin (human β defensin-1)
denilen ve epitel hücrelerini infeksiyonlardan koruyan
bakterisidal polipeptidler tanımlanmıştır. KF’li hastalarda
solunum yollarındaki tuz miktarının değişikliğinin bu
moleküllerin fonksiyonlarını etkilediği gösterilmiştir ve bu
da mikroorganizmaların solunum yollarına yerleşmesini
kolaylaştırır [14].
Kistik fibroziste solunum sistemine
yönelik fizyopatoloji böyle iken, hastalığın önemli etkilerini
gösterdiği gastrointestinal sistemde de benzer mekanizma söz
konusudur. Pankreas kanalı duktuller epitel hücreleri de KFTR
proteini eksprese ederler. KF’li hastalarda bozuk yapıdaki
protein nedeniyle oluşan salgı elektrolitsiz ve koyu
kıvamlıdır. Bu koyu salgı pankreas kanallarında tıkanmaya yol
açarken içinde taşıdığı proteolitik enzimlerle giderek
pankreasın kendi dokusuna zarar vermeye başlar ve fibrozis ve
atrofiye giden pankreasta yağlanma oluşur. Önce ekzokrin
fonksiyonları etkilenen pankreasın giderek endokrin
fonksiyonlarında bozulma, adacık hücrelerinin hasar görmesiyle
insülin eksikliği şeklinde ortaya çıkar [15].
Karaciğerde de safra kanallarındaki
epitel hücreleri KFTR eksprese ederler. KF’li hastalardaki
defektif KFTR proteini sonucunda anormal duktuler sekresyon ve
bu sekresyonun safra yollarında tıkaç oluşturması sonucunda
intrahepatik safra yollarında obstrüksiyon oluşur. Ancak bu
obstrüksiyon tek başına siroz oluşumundan sorumlu değildir.
KF’li hastaların dolaşan safra asidi havuzunun önemli kısmını
hidrofobik yapıdaki safra asitlerinin oluşturduğu ve bunların
hücre membranlarına zarar verdiği bilinmektedir. Sitokinlerin
de karaciğerdeki inflamasyonda rolleri olduğu düşünülmektedir
[16,17]. |
|
|
Bulgular |
|
KLİNİK BULGULAR
Kistik fibrozis hastalığı, ekzokrin salgı yapan organlara ait
bozukluklarla kendini gösterir. Solunum sistemi tutulumu tüm
hastalarda vardır ve hastalarda yaşam süresini ve kalitesini
belirleyen, bu sistemdeki tutulumunun ağırlığıdır.
Gastrointestinal sistem tutulumu %85-90 hastada görülür. Üreme
sistemi tutulumu özellikle erkek hastalar için infertilite
yönünden sorun oluşturur. KF hastalığında mutasyonların
tanımlanması, hastalığın klinik bulgularındaki değişkenliği de
ortaya koymuştur. Bazı hastalara hastalığın tuttuğu sistemlere
ait bulgularla erken dönemde tanı konulurken, bazı hastalara
daha hafif bulgularla daha geç yaşta tanı konulur. Ergen ve
erişkin dönemdeki hastaların sistemlere göre bulguları gözden
geçirilecek olursa [18-20]:
Üst solunum yolu bulguları: Üst
solunum yolu bulguları anormal, yapışkan sekresyonlara ve
mükoz membranlardaki hipertrofi ve ödeme bağlıdır. Tekrarlayan
nazal polipler, tedaviye yanıt vermeyen veya tekrarlayan tüm
yüz sinüslerini tutan sinüzit hali sık görülür. Erişkin
hastalarda yapılan bazı çalışmalarda, kulak-burun-boğaz
kliniklerinde tekrarlayan ve düzelmeyen sinüzit ve nazal polip
tanılarıyla izlenen ve diğer bulguları önplanda olmayan
hastalarda KF araştırılmış ve tanımlanmıştır.
Alt solunum yolu bulguları:
Kronik veya tekrarlayan akciğer infeksiyonları, bronşit,
atelektaziler, bronşektazi, kronik öksürük görülebilir. Erken
çocukluk döneminde önceleri yapışkan balgamı çıkartmak için
kuru nitelikte olan öksürük; ileri yaşlarda giderek infeksiyon
etkenleriyle renkli, kötü kokulu, bol balgamlı öksürüğe
dönüşür. Kronik süpüratif akciğer hastalığı ve hipoksi ile
parmaklarda çomaklaşma sık görülür. Akciğer grafilerinde erken
dönemde aşırı havalanma ve bronş duvarlarında kalınlaşma
görülürken; erişkin yaş grubunda genellikle yaygın bronşektazi
vardır. Üst loblarda ve özellikle sağ üst lobda olan
bronşektaziler KF hastalığı için tipiktir. Akciğer
grafilerindeki bu görünüm nedeniyle erişkin KF’li hastalara
ülkemizde KF tanısı konulana dek defalarca tüberküloz tedavisi
uygulandığı gözlemlenmiştir. Hastaların solunum yollarından
alınan sekresyonları n kültürlerinde sıklıkla P. aeruginosa,
Staphylococcus aureus, Haemophilus influenzae, daha nadir
olarak Burkholderia cepacia ürer. Akciğer hasarının artması
ile solunum yetmezliği bulguları görülebilir. Bronşektatik
alanda yerleşen Aspergillus fumigatus’a bağlı allerjik bronko-pulmoner
aspergillosiz (ABPA) ve buna bağlı akciğer bulgularının
kötüleşmesi ergen ve erişkin dönemdeki KF’li hastalarda
görülebilir. Spontan pnömotoraks sıktır ve erişkin KF’li
hastalarda sıklığı %19 oranında bildirilmiştir. KF’li
hastaların solunum fonksiyon testlerinde önce küçük hava
yollarının obstrüksiyonu ile giden obstrüktif bulgular
önplanda iken, akciğer hasarının ilerlemesi ile restriktif ve
obstrüktif bulgular birlikte görülür. İleri derecede akciğer
hasarı olan hastalarda solunum yetmezliği ve kor pulmonale
sıktır.
Gastrointestinal sistem bulguları:
KF’li hastaların %85’inde pankreas yetmezliği sonucu
malabsorbsiyon görülür. Malabsorbsiyon sonucunda steatore ve
yağda eriyen vitaminlerin eksiklikleri görülebilir. Protein
malabsorbsiyonu sonucu hipoproteinemik ödem görülebilir. Çok
miktarda, sık, yağlı, kötü kokulu gaita yaparlar. Karınları
gaz nedeniyle şişkindir ve kötü kokulu gaz çıkarırlar. Rektal
prolapsus ve barsaklarda bazen koyulaşmış gaitanın yaptığı
“distal intestinal obstrüksiyon sendromu” görülebilir.
Gastroözofageal reflü KF’li hastalarda sıktır. Pankreas
fonksiyonları tam kaybedilmemiş hastalarda pankreasın kendi
enzimleriyle inflamasyonu sonucu pankreatit görülebilir.
Malabsorbsiyona bağlı değişik bulgular ortaya çıkabilir. Bu
yaşlarda karaciğerde bulguların ilerlemesiyle fokal biliyer
siroz ortaya çıkabilir. Multilobüler siroz ve karaciğer
yetmezliği görülebilir.
Tuz kaybı: KF’li hastaların
terlerinde tuz kaybına bağlı olarak, özellikle sıcak
mevsimlerde ciltte tuz birikimi sonucu tuzlu tat ve dermatit
görülür. Erişkin hastalarda istekle aşırı tuz alımıyla
dengelenmekle birlikte, özellikle sıcak havalarda ciltten
aşırı tuz kaybı sonucu hipokloremik, metabolik alkaloz tablosu
(psödo Bartter) ve dehidratasyon gösterebilirler.
Endokrin sistem: Ergen yaşta
pankreas hasarı sonucu adacık hücreleri zarar görür ve
diabetes mellitus ortaya çıkabilir. Kronik infeksiyon ve
malabsorbsiyon sonucu gecikmiş puberte sıktır. Malabsorbsiyon,
kronik infeksiyon, hareketsizlik ve kullanılan ilaçlara bağlı
osteoporoz da sık görülür.
Ürogenital sistem: KF’li
erkeklerin %98-99’u infertildir. Obstrüktif azospermi vardır.
Azosperminin nedeni, iki taraflı gelişmemiş vas deferens’e
sahip olmalarındandır. Bazen diğer bulguları önplanda olmayan
ve sadece infertilite ile üroloji kliniklerine başvuran ve
değerlendirilen hastalarda yapılan testis biyopsileriyle vas
deferens agenezisi gösterildikten sonra araştırılarak KF
tanısı konulmuştur. KF’li kadınlarda da fertilite koyu
kıvamdaki servikal mukus ve kronik hastalık nedeni ile
azalmıştır.
Laboratuvar Bulguları
Terde klor değerinin ölçülmesi:
KF hastalığının tanısında terde klor ölçülmesinin, ilk
tanımlanan ve halen geçerli bir test olması nedeniyle özel bir
önemi vardır. 1953 yılında Gibson ve Cook tarafından
pilokarpin iyontoferezis sonrası toplanan terdeki klor
değerinin ölçülmesi yöntemi geliştirilmiştir. 60 meq/L ve
üzerindeki değerler pozitif olarak kabul edilir. Özellikle
bazı hafif mutasyonları taşıyan hastalarda terde klor değeri,
sınır değerler olarak kabul edilen 40-60 mEq/L veya normal
değerler olarak kabul edilen 40 mEq/L’den daha düşük olabilir.
KF dışı bazı hastalıklarda da terde klor değeri yüksek
olabilir ve ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Kan
elektrolitlerinin düşük olduğu durumlarda, ciltte ödem
olduğunda terde klor ölçümleri yanlış olarak düşük bulunabilir
[21,22].
Mutasyon analizi: Günümüzde KF
hastalığında 1000’den fazla mutasyon tanımlanmıştır. Ülkeler
kendi toplumlarında en sık görülen mutasyonlardan
geliştirdikleri tarama panellerini kullanmaktadırlar. Kuzey
Avrupa ve Kuzey Amerika ülkeleri için, 20-25 mutasyonu içeren
bu paneller ile KF allellerinden %80-85’ni tanımlamak
mümkündür. Ülkemizde ise durum daha farklıdır. Toplumumuzda
yapılan çalışmalarda en sık görülen mutasyon « Δ-F-508 »
mutasyonu olmakla birlikte, bunun sıklığı %18-20’dir. Aynı
derecede veya daha çok görülen bir başka mutasyon
saptanamamıştır. Bu nedenle ülkemizde kullanılan tarama
panelleriyle, vakaların yarıdan çoğunda mutasyon
gösterilememektedir [23].
Nazal potansiyel farkı ölçümü:
KF’de epitelden iyon transportu bozuk olduğu için, hücrelerde
transepiteliyal elektriksel potansiyel farkında normale göre
değişiklik söz konusudur. Bu, KF hastalığında bir tanı testi
olarak kullanılmasını gündeme getirmiştir. Burna yerleştirilen
elektrotlarla bu ölçümün yapılması mümkündür.
KF’li hastalarda; 1- Bazal değer
olarak nazal potansiyel farkı daha fazladır; 2- Burun içi
hücreye sodyum girişini engelleyen bir sıvıyla yıkandıktan
sonra (amilorid) KF’li hastalarda daha fazla inhibe olur; 3-
Klor kanalı çalışmadığı için klor salgılanmasını normalde
değiştirecek bir solüsyon olan isoprotorenolün, klor
içeremeyen bir solüsyon içinde burna verilmesinden sonra,
potansiyel farkı etkilenmez. Teknik iyi uygulanmadığında veya
burun mükozasında inflamasyon varsa, yanlış negatif sonuçlar
elde edilebilir [24].
KF Tanısına Yardımcı Olabilecek
Diğer Testler
Pankreasın ekzokrin
fonksiyonlarının ölçülmesi: Pankreas enzimlerinin ve anyon
sekresyonunun ölçülmesi, bentiromid testi, serum tripsinojen
ölçümü, 72 saatlik gaitada yağ miktarı ölçümü, yağda eriyen
vitamin düzeylerinin ölçümü, fekal tripsin ölçümü, fekal
elastaz 1 ölçümü pankreas yetmezliğine yönelik kullanılan
testlerdir [25].
Solunum sisteminin mikrobiyolojisi
(balgam, orofaringeal örnekler, bronkoalveoler lavaj sıvıları,
sinüs sıvısı): Alınan örneklerde KF’li hastalarda sık
görülen, özellikle mukoid koloniler yapan P. aeruginosa, S.
aureus, H. influenzae, B. cepacia gibi mikroorganizmalar ile
kolonizasyon da tanıyı destekler.
Ürogenital sistemin
değerlendirmesi: KF’li postpubertal erkeklerde infertilite
değerlendirmesi tanıya yardımcı olabilir. Bu nedenle atipik
prezentasyona sahip erişkin erkeklerde ürolojik muayene, semen
analizi, ürogenital sistemin ultrasonografik incelemesi, ender
olarak skrotal eksplorasyon gerekir [26].
KF hastalığında prenatal tanı olanağı
vardır. Bu nedenle KF’li çocuğa sahip tüm ailelere genetik
danışmanlık verilmelidir. |
|
|
Tedavi |
|
Kistik
fibroziste (KF), hastalığın tuttuğu iki ana sistem olan
solunum sistemi ve gastrointestinal sisteme yönelik tedaviler
önem taşır.
Solunum
Sistemine Yönelik Tedaviler
KF’li hastalarda solunum yolu problemlerinin tedavisinde
birden çok tedavi yöntemi birlikte kullanılır. Tedavide
kullanılan bazı yöntemlere infeksiyon olmadığı dönemlerde de
koruyucu nitelikte devam edilir. Bu tedaviler çeşitli
başlıklar altında toplanabilir.
Hava
yollarından sekresyonların temizlenmesine yönelik tedaviler:
Kistik fibrozisli hastalarda koyu ve yapışkan nitelikteki
sekresyon hava yollarında tıkanmalara yol açar. İnfeksiyon
dönemlerinde bu sekresyon, enflamasyon sonucu artan nötrofil
göçü nedeniyle daha da koyu hale gelir. Bu sekresyonun
temizlenmesi, hastalığın temel tedavi yöntemlerindendir. Bu
amaçla kullanılan çeşitli tedavi yöntemleri vardır.
Fizik tedavi
ve egzersiz programları: KF’li hastaların solunum
yollarındaki koyu, yapışkan sekresyonları temizlemek için
düzenli olarak uygulanması çok önemlidir. Postural drenaj,
perküsyon ve vibrasyon, aktif solunum döngüsü gibi yöntemler
ve PEP (positive expiratory pressure), flutter gibi aletler
yardımı ile basınca karşı ekspirasyon tekniklerinin
kullanılması ve egzersiz programlarını içerir. Bu konuda
deneyimli bir fizyoterapi uzmanının düzenlediği program
çerçevesinde, hastaların ve ailelerinin gerekli eğitimi alarak
uygulamaları hastalığın ilerlemesini engellemek açısından çok
önemlidir [27].
N-asetil
sistein: Uzun süreden beri kullanılan bu ilaç, balgamdaki
sülfid bağlarını kopararak etkisini gösterir. Ayrıca
glukuronat sistemi üzerinden bir prekürsör rolü oynayarak
antioksidan etki gösterir. Oral, inhale veya bronkoalveoler
lavaj sıvılarına katılarak lokal olarak da kullanılabilir.
İnhalasyon yoluyla ya da doğrudan verilmesi sırasında görülen
bronkokonstruksiyon en önemli yan etkisidir. Bu nedenle
uygulama öncesi bronkodilatör verilmesi uygun olur [28].
Rekombinant
insan DNase (Dornase α): KF’li hastaların özellikle
infeksiyon dönemlerinde akciğerlere nötrofil göçü sonucunda
parçalanan nötrofillerden ortaya çıkan çok miktardaki DNA
büyük molekül ağırlığı nedeniyle balgamın koyuluğunu daha da
artırır. İnhalasyon yolu ile günde bir veya iki kez uygulanan
dornase α’nın balgamın akışkanlığını artırdığı, solunum
fonksiyonlarında düzelme sağladığı ve hastaneye yatış sayısını
azalttığı çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. Tedavi
süresince yarar sağlar [29].
Hipertonik
sodyum klorür: %6-7 konsantrasyonlarda inhalasyon yoluyla
uygulanan hipertonik sodyum klorürün KF’li hastalarda balgamın
akışkanlığını artırdığı gösterilmiştir [30].
Bronkodilatörler: KF’li hastalarda solunum yollarında
hiperreaktivite sık görülen bir bulgudur. Solunum fonksiyon
testleriyle hiperreaktivite saptanan hastalarda ve infeksiyon
dönemlerinde balgamın atılmasına yardımcı özellikleri
nedeniyle kullanılmaktadırlar [31].
Antibiyotikler
KF’li hastalarda antibiyotik tedavisi genellikle hastalıkta
infeksiyon atağı dönemlerinde uygulanmakla birlikte bazı
merkezlerde özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda
profilaktik olarak da kullanılmaktadır. KF’li hastalarda akut
atak dönemi; iştahsızlık, kilo kaybı, dispnenin artması,
egzersiz toleransında azalma, akciğer dinleme bulgularında
değişme, akciğer grafilerinde daha önce olmayan
konsolidasyonlar, ateş, lökositoz, eritrosit sedimentasyon
hızında artma, solunum fonksiyonlarında bozulma, balgam
kültürlerinde yeni izole edilen mikroorganizma göz önüne
alınarak değerlendirilir. Antibiyotikler KF’li hastalarda
oral, parenteral veya inhalasyon yolu ile uygulanabilir.
Antibiyotik seçiminin etken mikroorganizmaya ve hastanın
durumuna göre en az 10 gün süreyle uygulanması önerilir.
İntravenöz antibiyotik tedavisi genel durumu iyi olan ve
hastane tedavisi gerektirmeyen hastalarda evde damar yoluna
takılan bir kateter yardımıyla uygulanabilir. İnhalasyon yolu
ile sıklıkla kolistin ve aminoglikozid antibiyotikler
(özellikle tobramisin) uygulanmaktadır. Özellikle kronik
psödomonas kolonizasyonu olan hastalarda uzun süre inhalasyon
yolu ile uygulanan inhale antibiyotik tedavileriyle hastaların
klinik durumları ve solunum fonksiyon testlerinde düzelmeler
saptanmıştır. İnhale antibiyotik tedavisinde parenteral
yollarla uzun süreli antibiyotiklerin kullanılmasıyla ortaya
çıkan yan etkiler görülmemekle birlikte, direnç gelişim sorunu
vardır. KF’li hastalarda antibiyotik tedavilerinin daha sık ve
uzun süreli kullanımlarıyla ilgili çalışmalar vardır. KF’li
hastalarda beklenen yaşam sürelerinin en iyi olduğu ülkelerden
Danimarka’da, kronik psödomonas kolonizasyonu olan KF’li
hastalarda akut atak bulgusu olmasa bile hastalara üç ayda
bir, iki hafta süreyle verilecek intravenöz antibiyotik
tedavisinin hastaların yaşam süreleri üzerine olumlu
etkilerinden söz edilmektedir. Psödomonasa bağlı akut
infeksiyonlarda, en az iki antibiyotiğin intravenöz yolla
14-21 gün süreyle verilmesi önerilmektedir. Genellikle bir
aminoglikozid ile antipsödomonas özellikte bir β laktam
antibiyotiğin birlikte verilmesi tercih edilir. Antibiyotik
seçiminde direnç durumu mutlaka göz önünde tutulmalıdır.
Seftazidim, sefepim, piperasilin, karbenisilin, aztreonam,
imipenem ve florokinolonlar bu amaçla kullanılan
antibiyotiklerdir. Siprofloksasin, oral olarak kullanılması
nedeniyle önem taşır. Seçilen ilaçların dozlarının bu
hastalarda değişen farmakokinetik özellikler nedeniyle yüksek
tutulması önerilmektedir. Burcholderia cepacia’ya bağlı
infeksiyonlar, bu mikroorganizmanın birçok ilaca karşı
dirençli olması nedeniyle sorun oluşturur. Genellikle
aminoglikozidlere ve kolistine dirençlidir. Trimetoprim-sulfametaksazol,
kloramfenikol, meropenem, seftazidim direnç durumu göz önüne
alınarak kullanılabilecek antibiyotiklerdir. Stafilokoklara
bağlı infeksiyonlarda nafsilin, oksasilin, dikloksasilin gibi
penisilin türevleri; sefalosporinler, florokinolonlar ve
makrolid grubu antibiyotikler kullanılabilir. Haemophilus
influenzae’ya bağlı infeksiyonlarda ampisilin, amoksisilin, ve
bunların β laktamaz inhibitörü içeren kombinasyonları,
trimethoprim-sulfametaksazol, makrolidler kullanılabilir [32-33].
Son yıllarda makrolid antibiyotiklerin KF’li hastalarda
antiinflamatuar etkileri nedeniyle uzun süre kullanımları
gündeme gelmiştir [34].
Antiinflamatuar ve oluşan immün yanıta yönelik tedaviler
KF’li hastalarda son yıllarda akciğer hastalığının
gelişmesinde konakçının savunma mekanizmasının rolünün
anlaşılması bunu baskılamaya yönelik tedavi yöntemlerini
gündeme getirmiştir. Bu amaçla denenmekte olan çeşitli tedavi
yöntemleri vardır.
Steroidler:
Dört yıl süren çokmerkezli bir çalışmada uzun süreli 2 mg/kg
dozundaki oral steroid tedavisinin yan etkileri nedeniyle
kullanılması önerilmezken; seçilmiş hastalarda 1 mg/kg gün
aşırı steroid tedavisiyle akciğer hasarındaki ilerlemeyi
önleyici etkisi gözlenmiştir. Son yıllarda KF’li hastalarda
inhale steroidlerin de başarılı bir şekilde kullanılmasıyla
ilgili çalışmalar vardır [35].
İbuprofen:
Bir non-steroidal antiinflamatuar olan ibuprofenin
kullanılmasının akciğer hasarının ilerlemesi üzerinde önleyici
etki yaptığı gösterilmiştir [36].
Pentoxyphillin: Antisitokin etkisi olan bu maddeyle ilgili
çalışmalar halen araştırma aşamasındadır [37].
Antiproteazlar: KF’li hastalarda balgamda ve bronş yıkama
sıvılarında nötrofil elastazın yüksek bulunmasından sonra
proteaz-antiproteaz dengesinin sağlanması için α-1-
antitripsin ve sekretuar antiproteaz inhibitörlerinin
inhalasyonu tedavisi ile denendiği hastalarda başarılı
sonuçlar alınmıştır [38].
İyon
transportunu dengeleyen tedaviler: Rutin kullanıma
girmemiş olan, bazıları araştırma aşamasındaki tedavi
yöntemleridir.
Amilorid:
Sodyum kanalı antagonistidir ve epitel hücrelerinin apikal
yüzlerine uygulandığında aşırı sodyum emilimini önler [39].
Uridin
trifosfat (UTP): Diğer klor kanallarını uyararak hücreden
dışarıya klor sekresyonunu artırır [40].
8-cyclopentyl-1-3-dipropylxanthine
(CPX): A1 adenosin reseptörü antagonisti olan bu ilaç,
araştırma aşamasındadır. Δ-F-508 mutasyonunda KFTR’nin
salgılanmasından sonra, sitoplazmaya taşınmasını sağlar (trafficking)
ve KFTR’nin klor transportunu artırır [41].
4-phenylbyturat:
Δ-F-508 mutasyonunda “traficcking”i düzeltici rolü vardır [42].
Milrinone:
Klas III fosfodiesteraz inhibitörüdür. Hücre içi cAMP’yi
artırarak KFTR’yi aktive eder [43].
Genistein:
Tirozin kinaz inhibitörüdür. KFTR’yi aktive eder [44].
Gentamisin:
Prematür stop kodon tipinde mutasyon taşıyan KF’li hastaların
nazal epitellerine topikal olarak uygulanan gentamisinin tam
uzunlukta KFTR proteini salınmasını sağladığı ve bu hastaların
nazal epitel potansiyel farklarının düzeldiği gösterilmiştir [45].
Akciğer
transplantasyonu: Akciğer transplantasyonu son dönem
akciğer hastalığı olan KF’li hastalara önerilen bir tedavi
yöntemidir. Akciğer, kalp-akciğer, canlı donörden lob
transplantasyonu gibi değişik yöntemler kullanılmaktadır.
Donör bulunmasının güçlüğü nedeniyle transplantasyon beklerken
hastaların kaybedilmesi, transplantasyon sonrası gelişen
komplikasyonlar bu alandaki zorluklardır. Erişkin KF’li
hastaların artmasıyla, akciğer transplantasyonu ihtiyacı da
artmaktadır. Ülkemizde de akciğer transplantasyonu yapılan
merkezlerin geliştirilmesi diğer son dönem akciğer
hastalıkları yanında KF hastalığı için de önemlidir [46].
Gen
tedavisi: 1993 yılında ilk kez KF’li hastalarda denenmeye
başlayan bu tedavide adenovirüsler, liposomlar gibi vektörler
yardımıyla düzgün genin hücreye ulaşması amaçlanmaktadır.
İnhalasyon yoluyla gönderilen genin kalıcı olmaması, tüm vücut
hücrelerine ulaştırılamaması bu konuda yaşanan güçlüklerdir [47].
Aşı:
KF’li hastaların rutin aşı programlarında, her yıl influenza
aşısı yaptırmaları önerilmektedir. Psödomonas aşısı üzerindeki
çalışmalar devam etmektedir [48].
Kistik
Fibroziste Gastrointestinal Sisteme Yönelik Tedaviler [49-52]
Diyet içeriği ve kalorisi: KF’li hastaların
malabsorbsiyonları, metabolik hızlarının fazla olması, enerji
kayıplarının fazla olması, kronik infeksiyonları, solunum için
daha fazla enerji harcamaları nedeniyle negatif enerji dengesi
söz konusudur. Bu nedenle diyetlerinde normale göre
ihtiyaçları olan enerjinin %120-150’sine göre diyetleri
düzenlenmelidir. Enerjilerinin %15-20’si protein, %45-50
karbonhidrat, %35-40 yağ içeren bir diyet önerilir.
Vitaminler:
Özellikle yağda eriyen vitaminler diyete artırılmış dozlarda
eklenmelidir. Ergen ve erişkin hastalarda A vitamini 5000-10
000 ünite/gün, D vitamin 800 ünite/ gün, E vitamin 200-400
ünite/gün, K vitamini 2x5 mg/hafta önerilir.
Tuz:
Hastalar terle aşırı tuz kaybettiklerinden diyetlerine tuz
eklenmelidir ve sıcak mevsimlerde bu tuz miktarı
artırılmalıdır. Ergen ve erişkin bir hastaya günde ek olarak
3-4 gr tuz verilmesi önerilir.
Pankreas
enzim tedavisi: Pankreas yetmezliği hastaların önemli bir
kesiminde görülür. Pankreas enzim tedavisi malabsorbsiyonu
engelleyerek, malnütrisyonu düzeltir. Enzim suplementleri
amilaz, lipaz ve tripsin içerir. Mide asidinden
etkilenmemeleri için barsakta çözünen mikrosferler şeklindeki
preperatlar tercih edilir ve bu preperatlar çiğnenmeden
alınmalıdır. Gaita sayısına, karında gaz bulgularına göre
pratik olarak kapsül sayısı ayarlanır. Kapsüller ana ve ara
öğünlerdeki yemeklerle birlikte alınır. Çok yüksek dozlardan
(10 000 U/kg/gün lipaz ve daha yüksek dozlardan) fibrozan
kolonopati oluşturabileceği için kaçınmak gerekir.
Enteral
beslenme: Yeterli kilo alamayan hastalarda, gece boyunca
beslenmeleri amacıyla enteral beslenme önerilir.
Ursodeoksikolik asit (UDCA): Karaciğer bulguları olan
hastalarda, kolorektik ve sitoprotektif bir safra asidi olan
UDCA verilmesi önerilir.
Karaciğer
transplantasyonu: Siroz, karaciğer yetmezliği gelişen
hastalarda gerekirse uygulanan bir yöntemdir.
PROGNOZ
Kistik
fibrozisli hastaların beklenen ortalama yaşam süreleri ABD’de
2000 yılı verilerine göre 32 yaş olarak belirtilmektedir. Bu
süre yoğun olarak sürdürülen gen ve genin ürünü olan
proteinlerin düzeltilmesine yönelik tedavilerin başarısıyla
çok artacaktır. ABD’de 1996 yılında Kistik Fibrozis Vakfı’nın
ülke olgularını değerlendirdiği çalışmasında; 18 yaşının
üzerinde tanı konulan hastaların klinik ve sosyodemografik
özellikleri, 18 yaş altında tanı konulan hastalarla
karşılaştırılmış ve geç tanı konulan hastaların Δ- F -508
allelini daha az taşıdıkları, hastalığa ilişkin
komplikasyonların daha az görüldüğü, hastaneye daha az
yatmaları gerektiği, evde daha az iv antibiyotik tedavisi
uygulandığı, oksijen kullanımlarının daha az olduğu ve daha az
dozda pankreas enzimlerine ihtiyaç duydukları gösterilmiştir.
Eğitim ve sosyal yaşamda, geç tanı konulan hastalar arasında
yüksek öğrenimlilerin, evli olanların ve tam gün çalışanların
daha fazla olduğu saptanmıştır. Tanı yaşı ile hastalık
nedeniyle kaybedilme yaşının karşılaştırılmasında, geç tanı
konulanların ölüm yaşının da daha geç olduğu bulunmuştur. Bu
veriler de, KF hastalığı tanısı geç yaşlarda konulan
hastaların daha hafif klinik bulgular taşıdığını ve bunun
taşınan mutasyonlarla ilişkisi olduğunu desteklemektedir [4].
|
|
|
Tanı |
|
Kistik
fibrozis hastalığının tanısında, hastanın yukarıda sözü edilen
hastalığın tipik klinik bulgularının bir veya birkaçını
taşıması esastır. Hastanın aile öyküsünde, KF tanısı almış
veya benzer bulguları taşıyan başka aile bireylerinin,
özellikle kardeşlerin olması tanıda önemlidir. Kistik fibrozis
tanısı için, terde klor yüksekliği veya KF mutasyonlarının
gösterilmesine veya in vivo olarak epitelden iyon
transportundaki bozukluğun gösterilmesine yönelik testler
kullanılır.
Klinik
bulgular, bir önceki bölümde anlatıldığı gibi, solunum sistemi
ve gastrointestinal sistem ağırlıklıdır ve yaşa göre
sıklıkları değişebilir. Bazı hastalarda bu klinik bulguların
hepsi birlikte bulunurken, bazı hastalarda sadece biri
önplanda olabilir. KF hastalığında klinik bulgulardaki
ağırlığın, hastaların taşıdıkları mutasyonla ilişkisi
bilinmektedir. Bu nedenle hastalığa ait tüm bulguları
taşımayan hastalarda da, KF’ye ait klinik bulgulardan biri
olsa bile hastalık araştırılmalıdır. |
|
|
Olgu Sunusu |
|
OLGU
ÖRNEKLERİ
Hacettepe
Üniversitesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Bölümü’nde şimdiye dek
yaklaşık 400 KF tanısı konulmuş hastanın 20’si (%5) 15 yaşın
üzerindedir ve bu hastaların sayısı son yıllarda artmıştır.
Bundan sonraki 3 erişkin olgu, bu konuda şimdiye dek anlatılan
teorik bilgilerin klinikteki yansımalarının değerlendirilmesi
amacıyla örnek olgu olarak sunulmuştur.
Olgu 1:
27 yaşında kadın hasta, hastanemize bağlı çocuk hastanesine
ilk kez 13 yaşında öksürük ve balgam yakınmalarıyla başvurmuş.
O dönemde gastrointestinal sisteme ait yakınmaları yokmuş.
Akciğer tomografisinde sağ akciğer üst lobunda bronşektazi
saptanması üzerine, kistik fibrozis olabileceği düşünülerek
yapılan terde klor testi 100 mEq/L bulunarak tanı konulmuş. O
zamandan bu yana izlenen hastanın tedavilere uyumunda halen
sorunları var. Son yapılan solunum fonksiyon testlerinde VC:
%70, FEV1: %60, FEF25-75: %40’dır.
Tekrarlanan tomografilerinde her iki üst akciğer loblarında
bronşektazisi var. Halen iş yaşamını düzenli bir şekilde
sürdürüyor (Şekil
1).
Şekil 1: Akciğer BT’de her iki akciğerde silindirik
bronşektazi alanları.
Yorum:
Hastanın öyküsünde KF hastalığını düşündüren üst loblarda
bronşektazi bulgusu var. Gastrointestinal yakınmaları
olmamasına karşın, KF yönünden araştırılarak tanı konulmuş.
Olgu 2:
Halen 28 yaşında olan ve yeni tanı konulan kadın hastanın
öyküsünde, çocukluk döneminde birkaç kez pnömoni geçirdiği;
nefes darlığı yakınması nedeniyle 22 yaşında astım tanısı
konulduğu; 25 yaşında gebe iken çok yoğun öksürük, balgam,
hemoptizi nedeniyle değerlendirildiğinde akciğerlerinde üst
loblarda bronşektazi ve mediastinal lenf bezi büyüklüğü
saptandığı öğrenildi. Mediastinoskopiyle alınan lenf
nodlarında spesifik bulgu saptanmamış. Bronşektazi tanısıyla
izlenen hasta daha sonra başvurduğu kliniklerde tüberküloz
yönünden birkaç kez araştırılmış. Bronşektazisi yaygın olduğu
için cerrahi tedavi düşünülmemiş. Sağlık personeli olan hasta,
balgamında sürekli psödomonas üremesinden yola çıkarak, kendi
araştırmasıyla kistik fibrozis olabileceğini düşünmüş ve kendi
isteğiyle yaptırdığı terde klor ölçümü değeri yüksek bulunmuş.
Tanısı sonrası kendi isteğiyle kliniğimize başvuran hastanın
öyküsünden üç kardeşinin erken bebeklik döneminde öldüğü
öğrenildi. Hastanemizdeki terde klor ölçümü 82 mEq/L olarak
bulundu. Balgamında psödomonas üredi. Solunum fonksiyon
testlerinde VK: %92, FEV1: %65, FEF25-75:
%30 bulundu. Gastrointestinal yakınmaları ve kilo kaybı yoktu.
Yüksek çözünürlüklü akciğer BT’sinde bilateral üst loblarda ve
sağ orta lobda bronşektazi, sol alt lobda bronş duvarlarında
kalınlaşma saptandı (Şekil
2). Evli, bir çocuk sahibi olan hasta, iş yaşamını
sürdürmektedir.
Şekil 2: İki yönlü akciğer grafisinde obstrüktif akciğer
bulguları ve bronşektazi. Akciğer BT’de her iki akciğerde
bronşektazi görünümü.
Yorum:
Tekrarlayan alt solunum yolu infeksiyonları çocuklukta
başlamış. Her iki akciğer üst lobda belirgin olan
bronşektazisi, balgamında psödomonas üremesi, SFT’de
obstrüktif bulgular KF hastalığı için tipik bulgular. Üst
loblarda bronşektazisi olduğu için tüberküloz yönünden
defalarca araştırılmış ve birçok klinikte görülmesine karşın
kendi tanısını kendisi 28 yaşında koymuş.
Olgu 3:
Sık ishalleri nedeniyle 3 yaşında çölyak hastalığı tanısıyla
izleme alınan hastaya, hastanemizde 5 yaşında iken KF tanısı
anne-baba akrabalığının olması, iki kardeşinin daha önce ishal
nedeniyle kaybedilmesi düşünülerek yapılan terde klorun 130
mEq/L ölçülmesiyle konuldu. İzleminde tekrarlayan akciğer
infeksiyonları ve sağ akciğer üst lobda kistik bronşektazileri
gelişti ve 13 yaşında iken sağ akciğer üst lobuna yönelik
lobektomi yapıldı. Diğer akciğer alanlarında da daha hafif
bronşektazi alanları olmasına karşın, kliniği bu ameliyat
sonrası rahatladı, akciğer infeksiyonu atakları azaldı.
İzleminde yıllar içerisinde diğer akciğer loblarındaki
bronşektazi alanları ilerledi (Şekil
3). Balgamında kronik psödomonas kolonizasyonu devam etti.
Defalarca hastaneye yatırılarak izlendi. 21 yaşında vasküliti
gelişti. En son solunum fonksiyon testlerinde VK: %27, FEV1:
%24, FEF25-75: %21’di. Son yıllarda akciğer
transplantasyonu için olanaklar araştırıldı. Memleketinde
akciğer infeksiyonuyla yatırıldığında pnömotoraks geliştiği ve
kaybedildiği öğrenildi.
Şekil 3: PA-Akciğer grafisinde ve akciğer BT’sinde sağ üst
zonda belirgin olmak üzere her iki akciğerde yaygın, büyük,
kistik bronşektazi alanları (Hasta daha önce sağ üst lobektomi
geçirmiştir).
Yorum:
Bebeklik döneminde kronik ishal yakınmasıyla izlenen ve çölyak
hastalığı düşünülen hastanın benzer yakınmaları ile bebeklik
döneminde kaybedilen kardeşleri var. Malabsorbsiyonu,
izleminde sağ üst lobda gelişen ağır bronşektazisi, psödomonas
kolonizasyonu, pnömotoraks geçirmesi ve kronik antijenemi
sonucu gelişen vasküliti KF ile uyumlu.
Önemli
sorunlardan biri de, KF hastalığının hep çocukluk dönemi
hastalığı olarak bilinmesi nedeniyle erişkin hekimlerin bu
konuya ilgilerinin az olmasıdır. KF’li hastalar da çocukluktan
beri aynı ekip tarafından izlenmek istemekte; bu hastaların
erişkin hekimler tarafından izlem deneyimleri de az
olduğundan, devretmek için onlara ilgili klinik bulmak zor
olmaktadır. Dünya üzerinde bugün, geçiş dönemlerinde erişkin
hekimlerin çocuk kliniğine gelerek ya da çocuk hekimlerinin
erişkin kliniğine giderek hastaları birlikte izlemeleri, ortak
toplantılar yapılması gibi yollar denenmektedir. Öncelikle
göğüs hastalıkları uzmanları, dahiliye uzmanları ve pratisyen
hekimler olmak üzere, hastalığın çeşitli organlarda
görülebilecek bulguları ve komplikasyonlarıyla
karşılaşabilecek olan göğüs cerrahisi uzmanlarının,
kulak-burun-boğaz hastalıkları uzmanlarının,
gastroenterologlar ve ürologların KF hastalığının bir erişkin
sorunu olabileceğini düşünmeleri ve hastalık bulguları
konusunda bilgilenmeleri gerekmektedir.
Erişkin
hastalarda da kistik fibrozis hastalığının görülebileceğini
düşünmek tanı için ilk adımdır. Bronşektazisi olan her hastaya
mutlaka çok kolay bir test olan terde klor ölçümü testi
yapılmalıdır. |
|
|
Kaynaklar |
|
1) Andersen DH. Cystic fibrosis of the
pancreas and it’s relation to celiac disease; a clinical and
pathologic study. Am J Dis Child 1938;56:344.
2) Hellerstein H. Cystic fibrosis of
the pancreas in an adult. Ohio Med J 1946;42:616-7.
3) Yankaskas JR, Fernald GW. Adult
social issues. In: Cystic Fibrosis in Adults. Yankaskas JR,
Knowles MR, eds. Philadelphia, Lipincot-Raven Pub, 1999:
465-76.
4) Widerman E, Millner L, Sexauer W,
Fiel S. Health status and sociodemographic characteristics of
adults receiving a cystic fibrosis diagnosis after age 18
years. Chest 2000;118:427-33.
5) Gan KH, Geus WP, Bakker W et al.
Genetic and clinical features of patients with cystic fibrosis
diagnosed after the age of 16 years. Thorax 1995;50:1301-4.
6) Ninkovic M, Milla C, Warwick WJ.
Cystic fibrosis: soon to be a geriatric problem. J Cyst
Fibrosis 2002;1:23.
7) Lap-Chee Tsui. The cystic fibrosis
transmembrane conductance regulator gene. Am J Respir Crit
Care Med 1995;151:47-53.
8) Choi JY, Muallem D, Kiselyov K et
al. Aberrant CFTR-dependent HCO3 transport in mutations
associated with cystic fibrosis. Nature 2001;410:94-7.
9) Hilman BC. Genetic and immunologic
aspects of cystic fibrosis. Ann Allergy Asthma Immunol
1997;79:379-94.
10) Konstan MW, Hilliard KA, Norvell
TM, Berger M. Broncoalveoler lavage findings in cystic
fibrosis patients with stable, clinically mild lung disease
suggest ongoing infection and inflamation. Am J Respir Crit
Care Med 1994;150:448-54.
11) Bonfield TL, Panuska JR, Konstan
MW et al. Inflamatory cytokines in cystic fibrosis lungs. Am J
Respir Crit Care Med 1995;152:2111-8.
12) Konstan MW, Berger M. Current
understanding of the inflammatory process in cystic fibrosis:
Onset and etiology. Pediatr Pulmonol 1997; 24:137-42.
13) Amstrong DS, Grimwood K, Carzino R
et al. Lower respiratory infection and inflamattion in infants
with newly diagnosed cystic fibrosis. BMJ 1995;310:1571-2.
14) Smith JJ, Travis SM, Greenberg EP,
Welsh MJ. Cystic fibrosis airway epithelia fail to kill
bacteria because of abnormal airway surface fluid. Cell
1996;85:229-36.
15) Durie PR. The pathophysiology of
the pancreatic defect in cystic fibrosis. Acta Paediatr Scand
1989;363:41-4.
16) Tanner MS, Taylor CJ. Liver
disease in cystic fibrosis. Arch Dis Child 1995;72:281-84.
17) Colombo C, Apostolo MG, Ferrari M
et al. Analysis of risk factors for the development of liver
disease associated with cystic fibrosis. J Pediatr
1994;124:393-9.
18) Rosenstein BJ. What is a cystic
fibrosis diagnosis? Clin Chest Med 1998;19:423-41.
19) Koch C, Hoiby N. Diagnosis and
treatment of cystic fibrosis. Respiration 2000;67:239-47.
20) Ratjen F, Döring G. Cystic
fibrosis. Lancet 2003;361:681-9.
21) Gibson LE, Cooke RE. A test for
concentration of electrolytes in sweat in cystic fibrosis of
the pancreas utilizing pilocarpine by iontopheresis.
Pediatrics 1959;23:545.
22) LeGrys VA. Sweat testing for the
diagnosis of cystic fibrosis: Practical considerations. J
Pediatr 1996;129:892-7.
23) Yılmaz E, Erdem H, Özgüç M et al.
Study of 12 mutations in Turkish cystic fibrosis patients.
Human Hered 1995;45:175-7.
24) Wilson DC, Ellis L, Zielenski J et
al. Uncertainity in the diagnosis of cystic fibrosis: possible
role of in vivo nasal potential difference measurments. J
Pediatr 1998;132:596-9.
25) Littlewood JM. Management of
malabsorption in cystic fibrosis: influence and recent
developments on clinical practice. Postgrad Med 1996;72:
S56-62.
26) Blau H, Freud E, Mussafi H et al.
Uregenital abnormalities in male children with cystic fibrosis.
Arch Dis Child 2002;87:135-8.
27) Thomas J, Cook DJ, Brooks D. Chest
physical therapy management of patients with cystic fibrosis:
a meta analysis. Am J Respir Crit Care Med 1995;151:846-50.
28) Rosenstein BJ, Murphy TM. Advences
in the science and treatment of cystic fibrosis lung disease.
Continuing medical education resource. Duke university medical
center & health system. 1998:1-34.
29) Shah PL, Scott SF, Fuchs HJ et al.
Medium treatment of stable cystic fibrosis with recombinant
human DNAse I. Thorax 1995;50:333-8.
30) Eng PA, Mortan J, Douglass JA et
al. Short term efficacy of ultrasonically nebulized hypertonic
saline in cystic fibrosis. Pediatr Pulmonol 1996;21:77-83.
31) Colombo JL. Long-acting
bronchodilators in cystic fibrosis. Curr Opin Pulm Med
2003;9:504-8.
32) Döring G, Conway SP, Heijerman HGM
et al. Antibiotic therapy againist P. aeruginosa in CF: a
European consensus. Eur Respir J 2000;16:749-67.
33) Fredericsen B, Koch C, Hoiby N.
Changing epidemiology of Pseudomonas aeruginosa infection in
Danish CF patients (1974-1995). Pediatr Pulmonol
1999;28:159-6.
34) Saiman L, Marshall BC, Mayer-Hamblett
N et al. Azithromycin in patients with cystic fibrosis
chronically infected with Pseudomonas aeruginosa: A randomized
controlled trial. JAMA 2003;290:1749-56.
35) Eigen H, Rosenstein BJ,
Fitzsimmons S et al. A multicenter study of alternateday
prednisone therapy in patients with cystic fibrosis. J Pediatr
1995;126:515-23.
36) Konstan MV, Byard PJ, Hoppel JL et
al. Effect of high dose ibuprofen in patients with cystic
fibrosis. N Engl J Med 1995;332:848-54.
37) Aronoff SC, Quinn FJ, Carpenter LS
et al. Effects of penthoxyphilline on sputum neutrophil
elastase and pulmonary function in patients with cystic
fibrosis : preliminary observations. J Pediatr 1994;125:992-7.
38) McElvensky NG, Hubbard RC, Birrer
P et al. Aeresol alpha-1 antityrpsin treatment in cystic
fibrosis. Lancet 1991;337:392-4.
39) Knowles MR, Church NL, Waltner WE
et al. A pilot study of aerosolizied amiloride for the
treatment of lung disease in cystic fibrosis. N Engl J Med
1990;322:1189-94.
40) Knowles MR, Clarke LL, Boucher RC.
Activation by extracellular nucleotides of chloride secretion
in the epithelia of the patients with cystic fibrosis. N Engl
J Med 1991;325:533-8.
41) Casovola V, Turner VJ, Guay-Broder
C et al. CPX, a selective A1-adenosine receptor antogonist,
regulates intracellular pH in cystic fibrosis cells. Am J
Physiol 1995;269:226-33.
42) Rubenstein RC, Egan ME, Zeitlin PL.
In vitro pharmacologic restoration of CFTR-mediated chloride
transport with sodium 4-phenylbutyrate in cystic fibrosis
epithelial cells containing delta F508-CFTR. J Clin Invest
1997;100:2457-65.
43) Middleton PG, Chadwick SL, Pollard
KA et al. Milrinone induces chloride secretion in normal but
not CF airway in vivo. Pediatr Pulmonol 1996;13:282A.
44) Browning J, Farley R, Smith S et
al. Effect of genistein on chloride secretions in CF tissues
in vivo and in vitro. Pediatr Pulmonol 1996;13: 281A.
45) Wilschanski M, Yahav Y, Yaacov Y
et al. Gentamicin-induced correction of CFTR function in
patients with cystic fibrosis and CFTR stop mutations. N Engl
J Med 2003;349:1433-41.
46) Hossenpud JD, Novick RJ, Benneth
IE et al. The registry of the international society for heart
and lung transplantation: thirteenth offical report 1996. J
Heart Lung Transplant 1996;15:655-74.
47) Wagner JA, Moran ML, Messner AH et
al. Safety of delivery of adenoassociated virus mediated gene
transfer of CFTR in the maxillary sinus of CF patients with
antrostomies. Pediatr Pulmonol 1996; Suppl 13: 276A.
48) Lang AB, Schaad UB, Rüdeberg A et
al. Effect of high-affinity anti-Pseudomonas aeruginosa
lipopolysaccharide antibodies induced by immunization on the
rate of Pseudomonas aeruginosa infection in patients with
cystic fibrosis. J Pediatr 1995;127:711-7.
49) Wilson DC, Pencharz PB. Nutrition
and cystic fibrosis. Nutrition 1998;14:792-5.
50) MacDonald A. Nutritional
management of cystic fibrosis. Arch Dis Child 1996;74:81-7.
51) Colombo C, Battezzati PM, Podda M
et al. Ursodeoxycholic acid for liver disease associated with
cystic fibrosis: a double-blind multicentre trial. Hepatology
1996;23:1484-90.
52) Noble-Jamieson G, Valente J,
Barnes ND et al. Liver transplantation for hepatic cirrhosis
in cystic fibrosis. Arch Dis Child 1994;71:349-52. |
|
Yazının alındığı yer:
Toraks Dergisi http://www.toraks.org.tr/journal/summary.php3?id=392
Adolesan ve Erişkin Dönemde Kistik Fibroz
Elif
Karakoç, Refika Ersu, Bülent Karadağ, Tülay Erdoğan, Fazilet
Karakoç, Elif Dağlı
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları AD, İstanbul
Gelişmiş ülkelerde yeni tedavilerin kullanımıyla kistik
fibrozlu (KF) hastaların ortalama yaşam süresi 30 yıla kadar
uzamıştır. Ülkemizde ise KF’nin sıklığına ilişkin bir bilgi mevcut
değildir ve çok az sayıda erişkin hasta vardır. Bu çalışmada,
Marmara Üniversitesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Bilim Dalı’nda izlenen
15 adolesan ve erişkin KF’li (5 kız, 10 erkek) hastanın klinik
özellikleri ve tedavi yaklaşımları sunulmaktadır. Hastalara KF
tanısı klinik semptomlar ve pozitif ter testi ile konulmuştur (ter
klor konsantrasyonu >60mEq/L). Hastalarımızın şu andaki ortalama
yaşı 18.9±4.8 (15-28) yıl olup 4.6±3.0 (1-12) yıldır kliniğimizde
izlenmektedirler. Hastaların semptomlarının başlama yaşı 2.3±3.7
(0-13) yıl olmasına karşın tanı konulma yaşları 11.3±7.1 (0.2-27)
yıl olarak saptandı. Başvuru semptomları; öksürük (%93), hırıltı
(%14.3) ve balgamdı (%66.7). Hastalarımızın %20’sinde akraba
evliliği ve %33.3’ünde kardeş ölüm öyküsü vardı. Solunum fonksiyon
testlerinde, FEV1 57.7±27 (% beklenen değer) ve FVC
64.1±28.3’tü; %26 hasta ağır (FEV1 <%40 beklenen), %33
hasta orta (FEV1 %41-%69 beklenen) ve %41 hasta hafif
(FEV1 >%70 beklenen) gruba giriyordu. Balgam
kültürlerinde %26.7 normal şora, %13.3 (n=2) S. aureus, %60 (n=9) P.
aeruginosa üremesi saptandı. %20 hastada (n=3) karaciğer fonksiyon
testlerinde persistan yükseklik mevcuttu. Hastalarımızın %53.3’ü
(n=8) balgam yoğunluğunu azaltmak amacıyla nebülize DNAaz (Pulmozyme®),
%60’ı (n=9) Pseudomonas kolonizasyonu nedeniyle nebülize tobramisin
kullanmaktaydı. Pankreatik yetmezliği olan %80 (n=12) hasta Kreon®
ile pankreatik enzim replasmanı alıyordu. Hastalardan biri izlem
süresinde kaybedildi. Sonuç olarak, hastalarımıza semptomlarının
başlama yaşı oldukça küçük olmasına karşın, ortalama 8 yıl sonra
tanı konulabilmiştir. Erken dönemde tanı ve tedavi, hastalığın
morbidite ve mortalitesini azaltmaktadır. Bu nedenle hem erişkin hem
de çocuk hekimlerinin KF ile ilgili bilgi ve deneyimlerinin
artması bu hastalara daha erken dönemde tanı konulmasını ve tedavi
uygulanmasını sağlayacaktır.
Yazının alındığı yer:
http://www.toraks.org.tr/journal/text.php3?id=428
Erişkin Kistik Fibrozis Olgusu
Refika Ersu1, Nihal Özdemir2, Hülya Hamzaoğlu3,
Bülent Karadağ1, Fazilet Karakoç1, Elif Dağlı1
1Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Göğüs
Hastalıkları Bilim Dalı, İstanbul
2Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları Anabilim Dalı, İstanbul
33Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi,
Gastroenteroloji Bilim Dalı, İstanbul
|
Özet |
|
Kistik fibrozis (KF) beyaz ırkta en çok görülen otozomal
resesif geçişli kalıtsal hastalıktır. KF’li hastalarda akciğer
komplikasyonları halen esas morbidite ve mortalite nedeni
olmakla birlikte, hastaların yaşam sürelerinin uzamasıyla
pankreatik yetmezlik, biliyer siroz ve gastrointestinal sistem
problemleri daha sık görülmektedir. Bu yazıda, tekrarlayan
akciğer infeksiyonları ve malabsorpsiyonu olduğu halde,
erişkin yaşta tanı alan, diabetes mellitus’u olan ve safra
taşı ve ağır kolestaz bulguları geliştiren bir erişkin KF
hastası sunulmuştur. Ülkemizde KF’li erişkin hastaların sayısı
giderek artmaktadır. Bu nedenle, özellikle erişkin dönemde sık
karşılaşılan diabetes mellitus, karaciğer hastalığı ve
ilişkili komplikasyonların erken dönemde tanı ve tedavi
alabilmesi için hem çocuk hem de erişkin hekimlerinin KF ile
ilgili bilgi ve deneyimlerinin artırılmasının uygun olacağı
kanısındayız.
|
Başa Dön
Özet
Giriş
Olgu Sunusu
Tartışma
Kaynaklar
|
|
Giriş |
Kistik fibrozis (KF) beyaz ırkta en çok görülen otozomal
resesif geçişli kalıtsal hastalıktır [ 1].
KF geni tarafından kodlanan KF transmembran regülator proteini
(KFTR) epitel hücrelerinde temel klor kanalı olarak işlev
görür. KFTR yapısındaki genetik bozukluk hava yolları,
pankreas, bağırsak, ter bezleri ve genital bezlerdeki
kanallarda anormal klor konsantrasyonu ve koyu kıvamlı
sekresyonlara neden olur [ 2].
KFTR geninin 1989 yılında klonlanmasından bu yana 1000’den
fazla mutasyon tanımlanmıştır [ 3].
1930 yılında KF hastalığı ilk kez tanımlandığında, hastaların
yaşam beklentisi bir yıldan az iken, son yıllarda yeni tedavi
yöntemlerinin geliştirilmesiyle KF hastalarının yaşam süresi
ortalama 30 yıl olmuştur [ 1, 3].
Günümüzde KF hastalarının üçte birinin erişkin olduğu tahmin
edilmektedir [ 1].
KF’li hastalarda akciğer komplikasyonları halen esas morbidite
ve mortalite nedeni olmakla birlikte, hastaların yaşam
sürelerinin uzamasıyla pankreatik yetmezlik, biliyer siroz ve
gastrointestinal sistem problemleri gibi solunum sistemi dışı
bulgular daha sık görülmektedir. Bu yazıda, tekrarlayan
akciğer infeksiyonları ve malabsorpsiyonu olduğu halde, ancak
erişkin yaşta tanı alan, diabetes mellitus’u ve safra taşı
olan ve ağır kolestaz bulguları geliştiren bir erişkin KF
hastası sunulmuştur.
|
Başa Dön
Özet
Giriş
Olgu Sunusu
Tartışma
Kaynaklar
|
|
Olgu Sunusu |
Yirmi yedi yaşında erkek hasta, doğumdan itibaren tekrarlayan
öksürük ve hırıltı şikâyetleriyle bronşit ve pnömoni tanıları
alarak birçok kez antibiyotikle tedavi edilmiş; 12 ve 20
yaşlarında da iki kez tüberküloz tedavisi almış. Büyüme ve
gelişmesi çocukluğundan itibaren yaşıtlarına göre geri olan
hastaya 15 yaşında iken 2 yıl süreyle büyüme hormonu tedavisi
verilmiş. Günde 3-4 kez bol miktarda, kötü kokulu gaita yapan
hastanın sık karın ağrısı ve karında şişlik şikâyetleri
oluyormuş. Yirmi iki yaşında karın ağrısı artan hastaya
kolesistektomi uygulanmış. Bir yıl önce kilo kaybı, ağız
kuruluğu, poliüri ve polidipsi şikâyetleriyle başvurduğu
hastanede kan şekeri yüksekliği saptanıp diabetes mellitus
tanısı alan hastaya insülin tedavisi başlanmış. Erken
çocuklukta başlayan sağlık problemleri nedeniyle okula
gidemeyen hasta, hastanemize başvurduğunda çalışmamaktaydı.
Prenatal hikâyesinde özellik olmayan hasta term, ikiz eşi
olarak 3300 gram doğmuş. İlk 24 saat içinde gaita çıkışı olmuş
ve postnatal döneminde problem olmamış. Anne ve babası ikinci
dereceden akraba olup beş sağlıklı kardeşi ve 14 yaşında
kaybedilen mental retardasyonlu bir kardeşi varmış.
Fizik muayenede hastanın ateşi yoktu; kalp tepe atımı 126/dk,
solunum sayısı 32/dk, tansiyonu 90/60 mmHg ve oksijen
satürasyonu (SpO2) oda havasında %87’ydi. Vücut
ağırlığı 40 kg (11.5 yaşın 50 persentiliyle uyumlu) olan
hastanın boyu 1.60 cm’ydi (13.5 yaşın 50 persentiliyle
uyumlu). Genel durumu orta, zayıf görünümde olup solunum
sıkıntısı mevcuttu. Hastanın göğüs deformitesi yoktu; solunum
sistemi muayenesinde akciğer sesleri bilateral olarak
azalmıştı ve bazallerde yaygın krepitan raller duyulmaktaydı.
Gastrointestinal sistem muayenesinde karaciğer kot altında 2.5
cm, total büyüklük 10 cm, künt kenarlı yumuşak olarak palpe
edildi. Ekstremitelerinde çomak parmak saptanan hastanın diğer
sistemlerinin muayenesinde özellik saptanmadı.
Laboratuvar incelemelerinde tam kan sayımı, serum
elektrolitleri ve böbrek fonksiyon testleri normal sınırlar
içindeydi. Karaciğer fonksiyonları AST: 71 U/L, ALT: 104 U/L,
GGT: 533 U/L, ALP: 3281 U/L, total bilirubin: 0.81 mg/dL,
direkt bilirubin: 0.23 mg/dL; albümin: 3.7 g/dL, total
protein: 9.31 g/dL idi. Kan şekeri 372 mg/dL olarak bulundu.
Kapiller kan gazı ölçümünde pH: 7.44, PCO2: 42.9
mmHg, PO2: 58.3 mmHg, HCO3: 28.7 mEq,
SpO2: %91.4 idi. Akciğer grafisinde bilateral
olarak artmış dansiteler ve ekmek içi manzarası mevcuttu; ince
kesitli yüksek çözünürlüklü akciğer tomografisinde bilateral
bronşektazi saptandı (Şekil1).
Balgam kültüründe Pseudomonas aeruginosa üredi. Balgamda ARB
negatifti; BACTEC’te üreme olmadı. Hastanın spirometresinde
ciddi hava yolu obstrüksiyonu mevcuttu (FVC: beklenenin %25’i,
FEV1: beklenenin %17’si, FEF25-75:
beklenenin %9.5’i), bronkodilatör sonrası FEV1’de
anlamlı yükselme yoktu. Telekardiyografisinde damla kalp
görünümü mevcut olan hastanın elektrokardiyogramı normal
sınırlardaydı ve ekokardiyografide pulmoner hipertansiyon
saptanmadı.
Şekil 1: Kistik fibrozisli hastanın toraks tomografi kesitinde
bronflektazi ve infiltrasyon alanları görüldü.
Ter testi iki kez pozitif (terde Cl konsantrasyonu: 132 ve
130 mEq/dL) saptanan hasta, KF tanısı konularak tedavisinin
planlanması amacıyla hastaneye yatırıldı. Balgam kültüründe P.
aeruginosa üredi; bu mikroorganizmanın hassas olduğu
intravenöz meropenem ve amikasin tedavisi başlandı. İnhale
bronkodilatör, nebülize tobramisin ve nebülize rhDNAaz
tedaviye eklendi ve göğüs fizyoterapisi uygulandı. Tedavi
sonrasında oda havasında ölçülen SpO2 %96 idi ve
haftalık takip edilen solunum fonksiyon testlerinde belirgin
düzelme saptandı (FVC: beklenenin %58’i, FEV1:
beklenenin %43’ü, FEF25-75: beklenenin %22’si).
Pankreatik yetmezliği olan hasta için 3000 kcal/gün diyet
düzenlendi. Vitamin A, D, E ve K ve 2500 ünite/kg/gün
pankreatik lipaz başlandı. Endokrinoloji Bilim Dalı tarafından
insülin tedavisi tekrar düzenlenerek kan şekeri normal
sınırlara düşürüldü.
Hastanın muayenesinde hepatomegali tespit edilmesi ve
karaciğer enzimlerinin yüksek olması nedeniyle, batın USG
çekildi ve sınırda splenomegali, karaciğer parankim ekosunda
kabalaşma ve grad 1 steatoz, koledok çapında artış,
intrahepatik safra yollarında minimal dilatasyon saptandı.
Portal sistem Doppler USG’de hepatopedal akım yönü, paterni ve
hızı normal olarak değerlendirildi; kollateral dolaşıma ait
bulgu saptanmadı. Hastanın üst abdomen manyetik rezonans (MRI)
ve MRI endoskopik retrograd kolanjiyopankreatikografi (ERCP)
incelemesinde intra ve ekstrahepatik safra yollarında
dilatasyon ve koledok distalinde 7-8 mm çaplı taş tespit
edildi (Şekil
2). Pankreas boyutlarında artış mevcuttu. ERCP esnasında
taş alındı. Ancak karaciğer enzimlerinde düşme olmayan hastaya
karaciğer biyopsisi yapıldı; karaciğer biyopsisinde mikro ve
makroveziküler steatoz ve fibrotik interlobüler portal alanlar
saptandı. Hastanın tekrarlanan ERCP’sinde taşa rastlanmadı.
Hastaya ursodeoksikolik asit başlandı.
Şekil 2: Kistik fibrozisli hastanın ERCP incelemesinde koledok
distalinde 7-8 mm’lik taş görüldü.
|
Başa Dön
Özet
Giriş
Olgu
Sunusu
Tartışma
Kaynaklar
|
|
Tartışma |
KFTR hava yolları, biliyer sistem, bağırsaklar, vas deferens,
ter bezleri ve pankreatik kanalların epitel hücrelerinde
bulunur. Hastalığın klasik triadı kronik akciğer hastalığı,
pankreatik yetmezlik ve terde artmış klor konsantrasyonudur [ 5].
Ancak KF multisistemik bir hastalıktır ve birçok sistemi
etkilemektedir. KFTR ile klor iyonu taşınamadığından tüm
ekzokrin bezlerde sıvı salgısı yetersiz kalır ve
sekresyonların protein kısımları yoğun hale gelerek kanalları
tıkar; organlarda fonksiyon bozukluklarına neden olur. KF
hastaları süt çocukluğundan erişkinliğe kadar olan dönemde
farklı klinik bulgularla doktora başvurabilirler. Süt
çocukluğu döneminde mekonyum ileusu, neonatal kolestaz,
büyüme-gelişme geriliği, bronşiyolit, pnömoni, rektal
prolapsus, steatorea hastalarda sık görülen klinik
bulgularken; çocukluk çağında malabsorpsiyon, tekrarlayan
pnömoni, bronşiyolit, nazal polipler, invajinasyon daha sık
görülür. Genç erişkin ve erişkinlerde KF hastalığı kronik
akciğer hastalığı, çomak parmak, azalmış glukoz toleransı, tip
1 diabetes mellitus, kronik intestinal obstrüksiyon,
tekrarlayan pankreatit, fokal biliyer siroz, portal
hipertansiyon, safrakesesi taşları ve azospermi klinik
bulgularıyla görülebilir. Hastamızda KF’nin birçok klinik
bulgusu mevcuttur, ancak tanı erişkin döneminde konulmuştur.
Bu olguda kronik akciğer hastalığı, hipertrofik pulmoner
osteodistrofi, pankreatik yetmezlik, malnütrisyon, büyüme
gelişme geriliği, tip 1 diabetes mellitus, safrakesesi
taşları, ve akraba evliliği KF hastalığını düşündürmektedir ve
ter testi tanıyı kesinleştirmiştir.
KF’li hastalarda solunum sistemi tutulumu morbidite ve
mortalitenin %90’ından sorumludur. Solunum sistemi tedavisinde
hava yolu klirensinin artırılması ve infeksiyonların uygun
antibiyotiklerle tedavisi en önemli unsurlardır. Bizim
hastamızda da sekresyonların atılmasını kolaylaştırmak için
hastaya DNAaz nebülize olarak verilmiş ve bronkodilatör
sonrasında fizyoterapi uygulanmıştır. KF’li hastalarda
infeksiyonlara neden olan mikroorganizmalar daha küçük
yaşlarda Staphylococcus aureus ve Haemophilus influeanzae
iken, yaş ilerledikçe P. aeruginosa ön plana geçer [6].
Pseudomonas kolonizasyonu olan hastalarda profilaktik olarak
inhale antibiyotik kullanımının hastalarda solunum fonksiyon
testlerini iyileştirdiği ve hastaneye yatışı gerektiren
alevlenme sıklığını azalttığını gösteren çalışmalar vardır [7,8].
Bizim olgumuz da solunum sistemi tedavilerinden fayda
görmüştür ve solunum fonksiyon testlerinde belirgin düzelme
gözlenen hastanın son bir yıl içinde hastaneye yatışı
gerekmemiştir.
KF’de akciğer hastalığı düzensiz olarak dağılır ve akciğer
grafilerinde üst zonların daha fazla tutulduğu görülür. Lober
atelektazi, mukus tıkaçları ve hava kistleri de üst loblarda
daha sıktır [9,10].
Bu nedenle tüberkülozun sık görüldüğü ülkemizde, olgumuzda da
olduğu gibi KF’li hastalar tüberküloz tedavisi
alabilmektedirler.
KF’de pankreatik kanalların in utero dönemde başlayan
tıkanıklığı, preduktal inflamasyon ile fibrozise ve ekzokrin
pankreasın fonksiyon kaybına neden olur. KF hastaları ishal,
steatorea ve protein kalori malnütrisyonuyla başvurabilirler.
Hastaların yalnızca %10-15‘i normal büyüme ve gelişmelerini
sürdürebilecek pankreatik fonksiyonlara sahiptir. KF’li
hastaların nütrisyonları ile solunum fonksiyon testleri
paralellik gösterir ve bu hastaların yeterli kalori ve yağda
eriyen vitamin almaları, pankreatik enzim desteğiyle
malabsorpsiyonlarının düzeltilmesi tedavinin önemli bir
parçasıdır ve diabetes mellitus varlığının yeterli kalori
alımını etkilememesi için özen gösterilmelidir. KF
hastalarında ilerleyen pankreatik fibrozis nedeniyle pankreas
adacık hücrelerinde de yıkım görülür ve pankreasın endokrin
fonksiyonları da bozulur. KF hastalarının %40’ında glukoz
toleransı azalmıştır. KF ile ilişkili diabetes mellitus tüm KF
hastalarının %7’sinde; 30 yaşın üstündeki KF hastalarının ise
%50’sinde görülür [11].
Yapılan çalışmalar, HbA1c’nin KF ile ilişkili diabetes
mellitus taramasında duyarlılığı düşük bir yöntem olduğunu
göstermiştir. Oral glukoz tolerans testisiyle tanı konulan KF
ile ilişkili diabetes mellitus’lu hastaların yalnızca %40’ında
HbA1c yüksek saptanmıştır. Kuzey Amerika Kistik Fibrozis
Derneği’nin 1998 yılında yayımladığı rehberde, bu hastalarda
diabetes mellitus tanısı için önce herhangi bir zamanda kan
şekeri bakılması, eğer bu değer 126 mg/dl’nin üstündeyse açlık
kan şekerinin kontrol edilmesi, bu değer de 126 mg/dl’nin
üstündeyse testin tekrarlanması veya oral glukoz tolerans
testi yapılması önerilmiştir [11].
Vakamızda hem ekzokrin hem de endokrin pankreas yetmezliği
vardır. Hastanın ekzokrin pankreas yetmezliği ve malnütrisyonu
için pankreatik enzim tedavisi başlanmış, yüksek kalorili
beslenme planlanmış ve yağda eriyen vitaminlerin replasmanı
yapılmıştır. Hasta diabetes mellitus için insülin tedavisi
almaktadır.
KF ile ilişkili karaciğer hastalığı sıklığı
bilinmemektedir. KF hastalarında izole karaciğer transaminaz
yüksekliği (%10-35), neonatal kolestaz (<%2), hepatik steateoz
(%20-60), fokal biliyer siroz (%11-70), multilobüler biliyer
siroz (%5-15), kolesistit (%1), kolelitiyazis (%10), sklerozan
kolanjit (<%1), kolanjiyokarsinoma (nadir) görülebilir [12].
KFTR proteini hepatositler üzerinde yoktur; ancak intrahepatik
ve ekstrahepatik safra kanallarında bulunur ve safranın
salgılanması ve alkalinizasyonunda önemlidir [13].
KF’li hastalarda, daha koyu kıvamlı ve daha az alkali olan
safra intrahepatik safra kanalı obstrüksiyonu ve hepatosit
hasarına yol açar. Erken çocukluk döneminde karaciğer
hastalığı asemptomatikken, adolesan ve erişkinlerde siroz ve
portal hipertansiyona yol açan ciddi karaciğer hastalığı
görülebilir. KF’de karaciğer tutulumunun ilk bulgusu
hepatomegali ve transaminazların yükselmesi olabilir.
Hiperbilirubinemi ve kronik karaciğer hastalığı bulguları geç
ortaya çıkar. KF hastalarının %30’unda anormal safrakesesi
fonksiyonları mevcuttur. Safrakesesi taşları hastaların
%1-%10’unda görülmektedir [14].
Kolestaz insidansı, ilerleyen yaşla birlikte artar. Hastamızda
klinik izlem sırasında kolestaz enzimlerinin yükselmesi
nedeniyle yapılan tetkiklerde safra taşı tanısı konulmuş,
ancak taşın çıkarılmasını takiben enzimlerde düşme
saptanmayınca karaciğer biyopsisi yapılmıştır. KF’de karaciğer
tutulumu fokal olduğu için biyopsi yapılması tartışmalıdır;
ancak, fokal biliyer siroz ve steatozu ayırt edebilmek,
fibrozisin derecesini belirlemek için biyopsiyi öneren
araştırmacılar vardır [14].
Hastanın karaciğer biyopsisinde saptanan steatoz ve fibrozis,
KF’de görülen patolojik özelliklerdir. Ursodeoksikolik asit
bir safra asididir ve toksik safra asitlerini enterohepatik
dolaşımdan uzaklaştırarak, membran stabilizasyonu sağlayarak,
kalsiyuma bağımlı klor kanallarını aktive ederek ve
immünoregülasyon sağlayarak KF karaciğer hastalığında etki
gösterdiği düşünülmektedir [12].
Ursodeoksikolik asidin KF’li hastalarda karaciğer fonksiyon
testlerinde düzelme sağladığını gösteren çalışmalar vardır;
ancak, uzun dönemde siroz gelişmesini önleyip önlemeyeceği
bilinmemektedir [12].
Hastamıza ursodeoksikolik asit başlanmıştır.
Ülkemizde KF sıklığı bilinmemekedir. Bununla birlikte,
Avrupa ve Akdeniz’deki komşu ülkelerdeki sıklığı göz önüne
alındığında, Türkiye’de yaklaşık 20 000 KF’li hasta olduğu
düşünülmektedir. Türkiye’de çeşitli merkezlerde izlenen hasta
sayısı 750-1000 civarındadır [15-17].
Erken dönemde tanı ve tedavi, hastalığın morbidite ve
mortalitesini azaltmaktadır ve ülkemizde de KF’li erişkin
hastaların sayısı giderek artmaktadır. Bu nedenle, özellikle
erişkin dönemde sık karşılaşılan diabetes mellitus, karaciğer
hastalığı ve ilişkili komplikasyonların erken dönemde tanı ve
tedavi alabilmesi için, hem çocuk hem de erişkin hekimlerinin
KF ile ilgili bilgi ve deneyimlerinin artırılmasının uygun
olacağı kanısındayız.
|
Başa Dön
Özet
Giriş
Olgu Sunusu
Tartışma
Kaynaklar
|
|
Kaynaklar |
1) Ruzal-Shapiro C. Cystic
fibrosis: An overview. Radiol Clin North Am 1998;36:143-61.
2) Wilschanski M, Rivlin J,
Cohen S et al. Clinical and genetic risk factors for cystic
fibrosis related liver disease. Pediatrics 1999;103:52-7.
3) Orenstein DM, Winnie GB,
Altman H. Cystic fibrosis: a 2002 update. J Pediatr
2002;40:156-64.
4) Davis PB. Cystic fibrosis.
Pediatr Rev 2001;22:257-64.
5) Rosenstein BJ, Cutting GR.
The diagnosis of cystic fibrosis: a consensus statement.
Cystic Fibrosis Foundation Consensus Panel. J Pediatr
1998;132:589-95.
6) Cystic Fibrosis Foundation,
Patient Registry Annual Data Report 1997. Bethesda, Maryland,
September 1998.
7) Ramsey BW, Dorkin HL,
Eisenberg JD et al. Efficacy of aerosolized tobramycin in
patients with cystic fibrosis. N Eng J Med 1993;328:1740-6.
8) Ramsey BW, Pepe MS, Quan
JM et al. Intermittent administration of inhaled tobramycin in
patients with cystic fibrosis. Cystic Fibrosis Inhaled
Tobramycin Study Group. N Engl J Med 1999;340:23-30.
9) Gurney JW, Habbe TG,
Hicklin J. Distribution of disease in cystic fibrosis.
Correlation with pulmonary function. Chest 1997;112:357-62.
10) Schwartz EE, Holsclaw DS.
Pulmonary involvement in adults with cystic fibrosis. Am J
Roentgenol Radium Ther Nucl Med 1974; 122:708-18.
11) Hardin DS, Moran A.
Diabetes mellitus in cystic fibrosis. Endocrinol Metab Clin
North Am 1999;28:787-800.
12) Layden TJ, Kulik L.
Hepatic manifestations of pulmonary diseases. Clin Liver Dis
2002;6:969-79.
13) Diwakar V, Pearson L,
Beath S. Liver disease in children with cystic fibrosis.
Paediatr Resp Rev 2001;2:340-9.
14) Colombo C, Crosignani A,
Battezzati PM. Liver involvement in cystic fibrosis. J Hepatol
1999;31:946-54.
15) Karakoç F, Karadağ B,
Erdoğan T ve ark. Kistik fibrozisli hastaların klinik
özellikleri ve tedavi yaklaşımları. Türk Pediatri Arşivi
2002;37:19-24.
16) Göçmen A, Özçelik U,
Kiper N, Erdem H. Kistik fibrozisli 104 hastanın klinik ve
laboratuar özellikleri. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi
1995;38:21-3.
17) Kaya A, Derman U, Yaramış
A ve ark. Güneydoğu Anadolu bölgesindeki kistik fibrozisli 23
hastanın klinik ve laboratuar özellikleri. Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları Dergisi 2000;43:345-51.
|
|