Alper,
Geleceğin keli,
büyük siyasetçisi ve önemli entelektüeli, bay karizma. Üniversitede yaşadığım
değişimin en büyük mimarı olduğunu itiraf etmeliyim. Bana siyasette
ve eskrimde hocalık yaptığın için de sana çok şey borçluyum. Aslında seninle
tanışmamız da bana bilgisayar konusunda hocalık yaparken olmamış mıydı.
Benimle bir çok şey paylaştın. Yeri geldi, aynı otelde kaldık; yeri geldi,
birlikte tatil yaptık, yeri geldi bana sattığın sigaralardan aldığın %
10 komisyonla ve 2.5 lt’lik kolaları bardakla satarak ticaret yaptığını
sandın, ama ertesi gün bana bir cafede çay ısmarlayıp bütün sermayeyi harcadın.
Benimle sırlarını paylaştın. (Bazen çenemi tutamasam da). Ama seni tanımanın
sefasını ileride süreceğim. Sen TV’ye çıkınca, ben çocuklarıma “Bakın şu
kel amca var ya, benim üniversiteden beri en iyi dostlarımdandır” diyeceğim
ve ekleyeceğim: “Yalnız bir şeye çok üzülüyorum: Keşke onu daha önce de
tanısaydım.” Numan
(Peki
ben Numan'a ne yazmıştım? Tıklayın)
Alper’e
Ayrılık vakti sonunda geldi çattı.
Sevinç, üzüntü, karmakarışık duygular
arasındaki hislerim. İnsan en sevdiği dostuna ayrılırken hatırlanmak için
neler yazabilir ki...
Dostluğun bana her zaman güven verdi.
Karanlıkta bir ışık bir yol gösterici oldu. 4 yıl boyunca ilkelerinden
doğruluğundan dürüstlüğünden taviz vermedin. Bunların zararlarını bilmene
rağmen kararlılıkla bunları uygulamaya çalıştın...
Seninle derslerin başladığı ilk bilgisayar
dersinden bu yana çok şeyler paylaştık. Yanmış yumurtalı omleti senin sayende
sevdim. Senin sayende her zaman her yerde her şeyi genellemeyi öğrendim.
Genç, güzel, iyi doğru yunusçuk sana
seninle paylaştığımız yıllar için minnettarım. Belki bundan sonra yollarımız,
amaçlarımız, hedeflerimiz değişecek. Ama bu ayrılık dostluğumuza zarar
vermesin. Ayrılık rüzgarın mumu söndürdüğü gibi değil alevi canlandırdığı
gibi gerçek dostluğumuzu pekleştirsin.
Kendine iyi bak.......
Serdar
(Peki
ben Serdar'a ne yazmıştım? Tıklayın)
Alper’e
Gerçekten
politikacı olup o karmaşık ortama girmek istiyor musun bilmiyorum ama eğer
kararlıysan bu karara ben de çok sevinirim. Artık içimde geleceğe dair
daha büyük umutlar doğar. Sen edindiğin bilgileri bizimle paylaşmaktan
asla çekinmedin. Bu sana bir kayıp değil bir kazanç gibi geliyordu bence,
çünkü bu paylaşımla gözlerin daha da parlıyordu. Benim sana tekrar tekrar
sorduğum aynı soruları da yeniden açıklamaktan da hiç kaçınmadın. Bunun
yanında arkadaşlığını da benimle paylaştığın için teşekkür ederim. Hangi
alana girersen gir başarılı olacağına gerçekten inanıyorum. Ama nerde olursan
ol yüzünden, bence sana o çok yakışan gülümsemeni eksik etme. Çünkü ben
seni hep böyle hatırlayacağım. Sağlık ve başarı dolu yarınlar senin olsun.
Gülşen
(Peki
ben Gülşen'e ne yazmıştım? Tıklayın)
1.sınıfın
ilk günleriydi teknik resim dersindeydik ve elindeki kılıçla hemen dikkatimi
çekmiştin. Farklı bir tip olduğunu hemen fark etmiştim(kim okula kılıçla
gelir ki!). Daha sonra ortak dostumuz Numan sayesinde en sıra dışı ve değerli
dostlarımdan biriyle yani seninle tanışmış oldum. Sen her yönünle farklıydın.
Düşünce tarzınla, alışkanlıklarınla, davranışlarınla, ne bileyim belki
de laz olduğun içindir. Mesela hiç tanımadığınız biri İTÜ’de size sigara
satmaya kalkarsa veya bir hamburgercide yine hiç tanımadığınız birini hamburgerini
sadece et ekmek olarak ısmarlarken gördüyseniz bingo!! İşte o Alper’dir.
Alper, benim değerli arkadaşım, sen aslinda bu özelliklerinle değil dürüstlüğün
başta olmak üzere ahlaki yönlerinle de bir tanesin. Ahlak anlayışının bu
kadar eridiği toplumumuzda sen bu yüzden çektiğin her türlü sıkıntıya rağmen
prensiplerinden asla taviz vermedin. Başkalarının yerine yoklamaya imza
atmayan, sınavlarda kopya çekmeyen ve başkalarından ödev istemeyen herhalde
tek öğrenciydin. Belki bu yüzden bazı derslerden kaldın da ama sen doğru
bildiğin yoldan sapmadın. Bu özelliğinle sen bize örnek oldun ve hep kendi
kendimi sorgulamamı sağladın. Teşekkürler Alper. Belki dostluğumuzun filizlenmesindeki
en önemli etkenlerden biri de siyasetti ve senin siyasete girmiş olmandı.
Dört sene boyunca sen, ben, Numan ve bazen Serdar derslerden artakalan
zamanlarımızda hiç bıkmadan usanmadan mekanımız Burger King’de siyaset
tartıştık. O doğal kaynaklar ve tren yolu- otoyol tartışmalarımızı hiç
unutmayacağım. Ve sen, yalnız senden bekleneceği üzere LDP diye bir şey
çıkardın ve hepimizi LDP’li “liboşlar” J yaptın. Senin sayende ilk defa
bir siyasi partiye
bu kadar yaklaştım. Eminim ileride
büyük bir siyasetçi olacaksın ve bizde seninle gurur duyacağız. Sana hayatta
başarı ve mutluluklar diliyorum, her şey dilediğin gibi olsun!!!!!!!!
Fatih
(Peki
ben Fatih'e ne yazmıştım? Tıklayın)
Liberal Alper,
Yazıya böyle başladım
çünkü seni düşününce aklıma ilk gelen liberalizm oluyor. Alper hatırlar
mısın seninle ilk tanışmamızı? Hani teknik resim sınıfındaydık. Vay anasını
be! Dört sene nasıl geçti bir türlü anlamadım. Alper' in en belirgin özellikleri:
dürüstlük (Hatta o kadar dürüsttür ki bırakın kopya vermeyi kopya da almaz
bu herif ), eskrim, politika. Bak Alper bu cümle çok iyi bir thesis statement
oldu. |
Keşke ingilizce dersinde
seni anlatsaymışım. Neyse nasip şimdiymiş. Şaka bir yana hepimiz doğruluktan
sık sık bahsederiz ama kimse bu doğruları pek hayatında uygulamaz. Sen
dürüstlüğü bize hal diliyle anlattın. İnşallah hiç değişmezsin. Bu cümleyi
okuyanlar amin demeyi aman unutmayın bu adam ilerde çok büyük ihtimalle
başımızdaki idarecilerden olacak. Son yapılan anketlerde L.D.P. başı çekiyormuş.
Eskrim gibi pek alışık olmadığımız bir sporla adeta her alanda sıradan
olmadığını gösterdin. Her şeye rağmen bizdeki futbol hırsı sonunda seni
de etkiledi ve bana eskrimin futbola üstün yanlarını anlatan seni halı
sahaya ayak bastırdık. Hayırlı olsun futbol dünyasına. Ve işte son nokta:
politikaaaa. Alper' in kitabında mağlup olmak yoktur millet. Son ana kadar
anlatır, doğrularını savunur Alper. Kanıt mı istersiniz? İşte size türkçe
derslerine giren D-grubu öğrencileri şahit olsunlar. Aydın (!) Bey ve Alper
konuşup, tartışıyorlar yine. Atv’de Siyaset Meydanında bu hocamız televizyonda
seni izlerken eminim hiç şaşırmamıştır. Senin işin şantiye değil oğlum.
Kanın başka türlü akıyor senin. Alper sana hayatta başarı, sağlık
ve mutluluklar dilerim. Hep aynı kal. Abdullah
FETTAHOĞLU
(Peki
ben Abdullah'a ne yazmıştım? Tıklayın)
Yıllıklar, arkadaşlıklar ve okul
üzerine okuyanını arayan uzunca bir "Sonsöz"
Ben mezun olamadım, bir kaç ders yüzünden uzattım, bu yıllıkta yer almayı
da ne kadar hak ettim bilemiyorum. Ama dönem arkadaşlarım ısrar ettiler,
ve bu yazıyı yazarken kendimi kötü hissetmiyorum.
İTÜ hazırlığındaki bir kitapta "dream test" diye bir kişilik testi vardı.
Hayalimizden bir evi anlatmamız gerekiyordu. Ben büyük, az sayıda fakat
geniş odaları olan, ışık alan bir ev düşlemiştim. Testten sonra öğrendik
ki bu sonuç, kişinin hayatında az sayıda fakat içten arkadaşlıklar yaşamak
istediği anlamına geliyormuş. Yandaki yazılara bakınca testin tutarlı olduğu
anlaşılıyor.
Okuyanlar yazdığım yıllık yazılarının çok iyi olduğunu söylediler, bu doğruysa
sebeplerden biri bana hasbelkader çarpmış bir edebi yetenek partikülü olabilir;
ama asıl sebep asla bu değil. Gerçekte bana "çarpan" arkadaşlar iyiydi.
Bazen asosyal görünsem bile bakmayın, aslında ben çok fazla gözlem yaparım
ve insanları da tanırım, onların ne düşündüğünü çabucak hissederim, en
ufak bir mimiklerini bile fark ederim. Benim arkadaşlarım gerçekten
iyiydi. Hiç kimseye hissetmediğim bir şeyi yazamam.
Yıllıklar düğünler gibidir: Hayatınızdaki bu düğüm noktalarında herkesi
içeriye davet etmeniz mümkün değildir ve kimsenin gerçekten istemediği
bir yerde olmaması ve sıkılmaması için zorunlu bir seçme yaparsınız; dönemecin
gerisinde kalmış ve sadece nostalji olmuş bir yaşam kesitinden öteye, yıllığa
ya da düğüne geçebilen arkadaşlarınız, buradan sonra birlikte devam edeceklerinizdir,
onlar silinmeyecek anılarınızın başrol oyuncuları, diğerleri başrolü kapamamış
figüranlardır, figüranları galaya davet edemezsiniz.
"Unutmak olmasa yeni şeyler öğrenilmez" derler, bitmesi gereken arkadaşlıkları
korumak da doğru değildir, bu yüzden bir sürü kişiyle birlikte “yıllık”
adında "bir kitap yazarsınız, ve hepinizin hayatları değişir", yeni hayatlara
dönüşür. Yuvadan uçar, diğerlerinden ayrılır, çizilmiş çizginizin üzerinden
geçmeye başlarsınız. Sizin için bilinmez olan bir geleceğe, güvendiğiniz
herkesin geride kalacağı ve sesinizi artık onlara duyuramayacağınızı bildiğiniz
bir yerlere kendi sandalınızla açılırsınız.
Dream Test’te bazıları ışıksız, küçük ve dar, fakat çok odalı evler görürler.
Okulda böylelerine de rastladım, bazılarının evlerinde ufak bir oda olduğumu
hissettim ve kimse de o evlerde "oturma odası" bile değildi; onlardan yazı
istemedim, çünkü karşılığında bir yazı veremeyebilirdim. Yıllıklar çok
dürüsttür, eğer birisi için bir şey yazmak içinizden gelmiyorsa hiç yazmayın,
ve de o kişiden yazı istemeyin, yoksa şöyle şeyler çıkabilir ortaya: "Öyle
çok şey yaşadık ki aslında saysam bitmez, öyle çok özelliğin var ki sen
kelimelere sığmazsın, hayatta başarılar, okuldan sonra da görüşelim olur
mu!!!" Bakın, bendeki yazıların hangisi böyle? Benim öyle arkadaşlarım
yok işte. Okul kapandıktan sonra bile uzun zaman okula gidip durduk, rastlaşmadan
hiç ayrılmadık. Defalarca buluştuk, dolandık, birlikte gezilere çıktık.
Yazamadığım için gerçekten üzüldüğüm iki muhteşem insan daha var, biri
Nihan, bir diğeri de Murat Yılmaz. İkincisi yıllığa girmedi, ilkine de
sorma fırsatım olmadı. Her şey için her ikisine de teşekkür.
"Yüzüklerin Efendisi" isimli romanında Tolkien, kurguladığı muhteşem olay
örgüsünün arka planında ortadünyada kalmaları gereken zamanı doldurmuş
elfler diye bir ırkın buruk kaderini hikaye eder bize; insana benzeyen,
ama biraz daha bilge, bazı üstün güçleri olan bu iyi ve soylu ırk ortadünyanın,
insandan çok önceki kadim devirlerde gelmiş asıl sahipleridir. Ama artık
binyıllar geçmiş en baştan beri belli olan gitme zamanları gelmiştir, ortadünyalarını
gri limanlardan binecekleri gemilerle terk edecek ve onu sessiz sedasız
bir hüzünle insanlara bırakacaklardır. Daha az bilge, daha az soylu ve
yanlış olana daha eğilimli, kimi üçkağıtçı, kimi iyi kalpli yaratıklar
olan insanlarla birlikte ait olmadıkları yeni bir çağın başlayacağını anlamışlardır;
dünyada sadece insanların kalacağı, onların egemenliğinde geçecek ortadünyanın
. dördüncü çağı... Peki ya ortadünyadan kalkan gemiye binememiş ve insanların
arasında yalnız kalmış bir elf olmuş muydu acaba, veya olmuştuysa o neler
hissetmişti? Tolkien bunları yazmamış kitabında, belki de "Artık onu da
başkası yazsın" demiştir kendine. :))
Okulda yaşadıklarıma iyi yazılarla son vermiş olmak bir mutluluk. Bir şiir
bile yazdım birisine bu yıllıkta ve bu ilk şiirimdi hayatımda. Ben özel
anlara, özel anılara inanırım, ve onları hiç kaçırmam; çünkü özel anlar
bir kez yaşanıyor: İki jübile yapılmaz; iki defa "ilk buluşma heyecanı"
yaşanmaz çünkü. Bu yıllık da bir fırsattı işte, bu özel notu yazma fırsatı,
ve yazdım nitekim, buraya da bir iz bıraktım.
Bundan sonra ne olacak? Herhalde artık kendimi asla okulun eskisi gibi
bir parçası, asli unsuru gibi hissetmeyeceğim; parasından değil sırf bu
yüzden belki part-time bir iş arayacağım veya başka bir uğraş; ve sandalımın
küreklerine henüz asılamasam da onu limana bağlayan ipleri çözmeye başlayacağım
en azından, zamanı gelince gemilerin arkasından yola çıkmak üzere elbette.
Hiç değilse bunu yapacağım.
Bir yazar kitabında şöyle diyordu: . Hayatının yeni bir aşamasına geçtiğinde
biri sana diyorsa ki “İşte şimdi gerçek hayat yeni başlıyor” bil ki asıl
gerçek hayat bitendi.” Sanıyorum şu an benim için yazarın haklı olup olmadığını
öğrenme zamanı.
[email protected]
http://www.alpecer.cjb.net
|