Abdullah’a
Tanıştığımız
ilk gün (ilk teknik resim dersi öncesi çantalarımızla sınıfta bekleşiyoruk
galiba değil mi) sezmiştim yıllık yazılarının günü geldiğinde sana da zaman
ayıracağımı, tuttu işte öngörüm.
Hiçbir
zaman kendini büyük görmeyen, yanlış bir şey yaptı mı yüzü kızarıveren,
başından aşağı bir kova su dökülen, zor durumda kaldığında kafasını ellerinin
arasına alıp kendi kendine dövünen saf insan, ama hiç moralini bozmayan
sevimli arkadaş. O kadar güven veren içten bir dostluktu ki seninkisi,
bir gece yarısı Vadi'nin bahçesinde, bir gün merkez kantinde ya da koridordaki
masada hep en kolay açıldığım kişilerden biri oldun.
Evet, en
az benzediğin Hami kadar iyi futbol oynuyor olabilirsin, ama bu her maçta
hepimizi çalıma dizmeni gerektirmiyordu. Ne halı saha maçlarımızı ne beni
çağırdığın sohbetleri unutmam mümkün. Bayramdan bayrama ya da Ramazanlarda
iki üç tane hayır işi yaptıysam onlar da hep senin sayende. İstanbul’un
bozamadığı dostum benim.
Vural Cinemre'nin
çoktan seçmeli sorularında 8'de 8 yanlışıyla (-10) puan alarak Mekanik
kürsüsü tarihine geçmiş bile olsa, idealleri uğrunda bitmek bilmeyen bir
enerji pompalayan temiz kalbi sayesinde, gerçek hayatta doğrudan şaşmayacak
bu Trabzonluya kader arkadaşlığımızın ilk 4 yılı için teşekkürler, bundan
sonrakiler içinse bir temenni: Allah yolumuzu açık etsin.
Alper