Ahmet Kaya

 

HAYATI

Ahmet Kaya, beş çocuklu bir ailenin sonuncu üyesi olarak 1957’de Malatya’da dünyaya gelir. Mensucat işçisi bir baba, çocuklarını yetiştirmekle yükümlü bir anne ve diğer dört kardeşle birlikte geçen çocukluk günleri… Babası, kıt kanaat imkanlarla aldığı ve neredeyse onun boyu kadar olan bir bağlama ile eve geldiğinde, bunun dünyanın en büyük mutluluğu olduğunu düşünür. Biraz büyüklerin öğretmenliği, biraz el yordamı ve biraz da içgüdüleri ve duygularıyla bağlamasına yavaş yavaş hakim olmaya başladığında dokuz yaşına gelmiştir. 24 Temmuz İşçi Bayramı’nda onu sahneye çıkarırlar ve ilk kez hissettiği bu heyecanı,ömründen ömür harcar gibi yaşar.
Yaz tatillerinde, bir plakçı dükkanında ve bir aile dostunun minibüsünde çalışmaya başlar. Birlikte çalıştığı Başar isimli ağabey küçük bir sebeple tutuklanınca onu çok seven Ahmet, küçük boyuna uygun küçük bağlaması ile ilk bestesini yapar: "Bir Wolksvagen alacağım, Adını ‘Başar’ koyacağım…" O yıllardaki ilk toplumsal şekillenmesi; çalıştığı plakçı dükkanına gelip Ruhi Su’nun plaklarını satın alan, bol paçalı pantolonlar giyen uzun saçlı 68’li gençlerden etkilenmesiyle başlar.
Mensucat fabrikasından emekli olan babası, daha iyi yaşam koşulları ve büyüyen umutlar adına İstanbul’a göç etme kararı alır. Göç hazırlıkları tamamlanır ve yolun sonunda İstanbul-Kocamustafapaşa’ya varılır. Büyük kentin uyandırdığı ilk izlenim ‘korku’dur.
Ahmet Kaya, bir yandan ortaöğrenimini tamamlamaya çalışırken diğer yandan yetmişli yılların yükselen bütün toplumsal ivmelerinin farkına varmaya ve taşralı olmanın bütün farklılığını, bu yeni kültür ve yaşam biçimi içerisinde çok koyu bir biçimde hissetmeye başlar. Türküler, devrimci marşlar, Ruhi Su ve Zülfü Livaneli’den müzikal anlamda çok etkilenir. Bulduğu bütün boş zamanlarda kendisiyle yarışmaya ve deliler gibi bağlama çalıp şarkılar söylemeye başlar. İlk besteler gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Bir gün, Boğaziçi Üniversitesi’nde bir panele gider. Konuk Ruhi Su’dur. Ustayı çok sevse de ona yetmeyen birşeyler vardır ve bunu ifade etmeye çalışır. Ruhi Su’nun "Mahsus Mahal" türküsünü kendince yorumlarken usta, bağlamanın sapını tutar ve "Böyle bağlama çalınmaz!" der. Oysa Ahmet Kaya asi kişiliği ile farklı birşeyler yapmak ve yeni bir soluk olma iddiasındadır. Nitekim yıllar sonra afişlerde, verdiği ilk resitalin adını "Bağlama Böyle De Çalınır" biçiminde koyacaktır.
Seksenli yılların başı, kişisel yaşamı açısından da talihsizliklerle geçer. Evliliği bitmiş, bebeği ondan ayrı büyümeye başlamıştır. Bestelerinin en olgun dönemleridir bu yıllar. Müzik dışında kendini ifade edemeyen ve başka bir yaşam biçimine tutunamayan Ahmet Kaya, 1985 yılına geldiğinde kararını verir. Koltuğunun altında şarkıları, Unkapanı’nın yolunu tutar. Dinleyenlerin hiçbir kategoriye koyamadığı bu müziğe kimse yüz vermemiş ve umutlar kısa bir süre için de olsa ertelenmiştir. Sonraki günlerde devşirilen arkadaş yardımları ve kendi kişisel olanakları ile ilk albüm gün ışığına çıkar ve çıkar çıkmaz da toplatılır. Kısa sürede bir üst mahkemeye yapılan itiraz sonuç verir. Olay, gazeteler vasıtasıyla halka duyurulur: "Ahmet Kaya’nın ‘Ağlama Bebeğim’ adlı albümü Danıştay kararıyla serbest!"…
Bu arada Ahmet Kaya’nın dinleyici profili de yavaş yavaş belirmeye başlar. Üniversite öğrencileri, dar gelirliler, 12 Eylül darbesinden nasibini almış-çeşitli kesimlerden tutuklu yakınları, Türkiye’de demokrasiyi yeniden inşa etmeye kararlı kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları…
Birkaç ay sonra ikinci albümü "Acılara Tutunmak" piyasaya sürülür. Ahmet Kaya, uzun yıllar boyunca edindiği toplumsal, siyasal ve kültürel birikimini hızla üretime dönüştürmekte, peşpeşe albümler çıkarmaktadır. Üçüncü albümü "Şafak Türküsü" toplumsal bir yaraya denk düşmüş, ülkenin gündemindeki idam cezaları ve hapishanelerde bulunan binlerce insanın ve onların ailelerinin içinde bulunduğu durum şarkılara dökülmüştür. "An Gelir" isimli dördüncü albümünde ülkenin ünlü şairlerinin (Atilla İlhan, Hasan Hüseyin, Ülkü Tamer…) şiirlerini besteleyen Ahmet Kaya, yavaş yavaş yeni arayışlar içerisine girmiş, besteciliği ile ilgili kendisini epeyce geliştirmiştir. İlk üç albümde aranjör olarak kendi çabalarının yanı sıra Sezer Bağcan, Oğuz Abadan gibi isimlerle çalışan Ahmet Kaya, dördüncü albümde Osman İşmen ile çalışmaya başlar ve bu beraberlik uzun yıllar boyu sürer.
Beşinci albüm piyasaya sürüldüğünde, ünlü şairlerin yanı sıra yeni bir isimle daha karşılaşır dinleyici: Yusuf Hayaloğlu. Bu beraberlik, Ahmet Kaya müziğinde uzun ve verimli bir çalışmanın başlangıcını oluşturmuştur. "Yorgun Demokrat" isimli bu albüm, gerek dönemi gerekse içeriği bakımından yine Türkiye’nin toplumsal gidişatına denk düşmüş ve 12 Eylül döneminin etkisini üzerinden atmaya çalışan milyonlarca demokrat Albüm çalışmalarına paralel olarak halk konserleri de yapan Ahmet Kaya’ya gösterilen inanılmaz ilgi, katılım ve coşkuya rağmen, ülkenin birçok yerinde ‘sakıncalı’ bulunarak konser izni alamamak, dinleyicisiyle buluşamamak onu üzmektedir. Konser orkestrasında kendisine bağlamasıyla eşlik eden Ahmet Koç’la altıncı albümü olan "Sevgi Duvarı"nın hazırlıklarına başlar. Can Yücel’in aynı isimli şiirini bestelemiş olan Ahmet Kaya, bu albümü ‘vazgeçilmezlerim’ dediği Yusuf Hayaloğlu ve Osman İşmen’siz hazırlar ve bu arada "Resitaller" adını verdiği albümde canlı konser kayıtlarını toplar. "İyimser Bir Gül" adını taşıyan yedinci albümü… Türkiye doksanlı yıllara adımını atmış, Ahmet Kaya gündemi ile ülke gündemi yine örtüşmüştür. Yeniden Yusuf Hayaloğlu ve Osman İşmen’le çalışmaya başlar. Bu albümü "Başkaldırıyorum" adlı çalışma izler.
Olgunluk yaşına doğru ilerledikçe ülkesinin içinde bulunduğu olumsuzluklara, mevcut gidişata ve sistemin hoşnut olmadığı her yanına şarkılarla müdahale etmeye çalışan bir 'muhalif' olduğunu dinleyiciye her fırsatta açıklar. Başı, zaman zaman derde girmekte, birçok yerde konser verememenin yanı sıra albümleri ‘sakıncalı’ bulunup kısmen de olsa toplatılmaktadır. Bu sürecin şarkılara yansıması kaçınılmazdır ve yeni albümün adı kolay oluşur: "Başım Belada". Ahmet Arif, Atilla İlhan ve Yusuf Hayaloğlu’nun toplumcu-gerçekçi şiirleri ve şarkı sözleri Ahmet Kaya müziği ile bezenmiştir. Bu arada yine konser ve stüdyo kayıtları ile oluşturulmuş ve ağırlıkla Türk Halk Müziği’nden örneklerin yer aldığı "Resitaller 2" adlı albümü yayınlanırın durumunu dile getirmiştir.
Onuncu albümü olan "Dokunma Yanarsın" ile birlikte hayatında bir takım değişiklikler gündeme gelir. Sektörde aksayan gidişat, bir türlü rayına oturtulmayan telif hakları ve kendi satışını denetleyememek gibi nedenler, müziği ve emeği üzerindeki sömürüyü daha iyi görmesine neden olur. Kararını verir ve firmasını değiştirir. S Müzik - Raks, emeğe ve sanata daha çok değer verilmesi arayışı içerisinde olan Kaya’yı daha üretken kılacak, alışılagelmiş ilişkilerin dışında, sanatçı-yapımcı beraberliğinde yeni bir soluk katacaktır. Bu yeni süreçte de milyonluk satışlara imza atan Kaya, 1993’te onbirinci albümü "Tedirgin"i çıkarır. Ertesi yıl çıkardığı "Şarkılarım Dağlara"da hemen hemen tüm şarkı sözlerinin altına da imzasını atar. Albüm, "Kum Gibi", "Ağladıkça", "Saza Niye Gelmedin" gibi parçalarla satış rekorları kırarak Ahmet Kaya diskografisinde ayrı bir yere sahip olur. Toplumsal-kültürel gelişmelerin getirdiği etkileri pozitif üretkenliğe çeviren Ahmet Kaya, 1995 yılında onüçüncü albümü "Beni Bul"u çıkartır.
Sesinin yeni rengini ve olgunluğunu bugünün teknik imkanlarıyla yeniden denemek istemesinin sonucunda, ağırlıkla eski şarkıların yeni düzenlemelerinden oluşan 1996 tarihli "Yıldızlar ve Yakamoz" ortaya çıkar. Bunu, 1998 yılında Yusuf Hayaloğlu ve Osman İşmen’den oluşan çekirdek kadroyla hazırladığı "Dosta Düşmana Karşı" izler.
Gak Production isimli bir yapım firması da kuran Kaya, Kent Ozanları isimli çağdaş halk müziği yapan bir grup ve on yıldır asistanlığını yapan Çetin Oraner’in albümlerine de yapımcı olarak imza atmıştır.
Profesyonel süreci boyunca onun müziğine çeşitli isimler bulunmuşsa da Ahmet Kaya, kendisini hep toplumcu-gerçekçi sanat kategorisinde görmüştür. Dünyada ‘protest müzik’ olarak tanımlanan bu türün ülkemizdeki önemli temsilcilerinden olan Ahmet Kaya’nın en belirgin ve ayırdedici tarafı, müziğindeki geleneksel motiflerin yanı sıra ulusal kültür değerlerinden yola çıkarak, toplumsal süreçten hiç kopmaması olmuştur. Türkiye’nin siyasal ve toplumsal gidişatına paralel bir müzik seyri izleyen Ahmet Kaya, kendisiyle ilgili her program ya da röportajda da bu yanını öne çıkarmıştır.

 

BASINDAN

SÖYLEŞİ

ALBÜMLERİ

ŞARKI SÖZLERİ

GURURLA...

 

 

Mercan Web Dizayn ©


Tavsiye edilen çözünürlük / renk kalitesi 1024x768 / 32 bit

 

1