(Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi-D O S T Strateji©) tarafından hazırlanmıştır 4 Şubat 2002 SİNAMİ ORHAN

ABD’NİN AFGANİSTAN’DA ESİR ALDIĞI MÜSLÜMANLARA TAVRI VE

"CENEVRE SÖZLEŞMESİ” IŞIĞINDA "HARB" VE "HARB HUKÛKU"

-Milletlerarası Hukûk Doktrini’nin Tenkidi ve Reddi-

Sinami Orhan

 

İÇİNDEKİLER:

ÖNSÖZ

GİRİŞ

I. BÖLÜM: KAVRAMLAR

• "MİLLETLERARASI HUKÛK”

a) İsimlendirme:

b) Mânâsı

• DEVLET:YETKİLERİ:TANINMASI

a) Devlet’in Tanımı

b) Yetkileri

c) Tanınması

d) Devletin Genişlemesi-Kaybedilmesi

• HARB=SAVAŞ

 

II. BÖLÜM: MİLLETLERARASI İHTİLÂFLARIN ÇÖZÜM YOLLARI

İHTİLÂF NEDİR

• DİPLOMATİK YOLLAR

1) Diplomatik Görüşme

2) Dostça Girişim

3) Arabuluculuk

4) Tahkikat Komisyonları

5) Uzlaştırma Komisyonları

6) İhtilâfların “Birleşmiş Milletler Teşkilatı”nca Çözümü

• MİLLETLERARASI HAKEMLİK

• MİLLETLERARASI YARGI YOLU

 

III.BÖLÜM: HARB:HUKÛKU:ESİRLERİ

• HARB NEDİR

• HARB HUKÛKU

• HARB HUKÛKU’NUN KAYNAKLARI

• HARB HUKÛKU KURALLARININ BAĞLAYICILIĞI

• HARB HUKÛKUNUN KAYNAKLARI

• HARBİN BAŞLAMASI VE SONA ERMESİ

• HARB BÖLGESİ VE ASKERÎ HAREKAT SAHASI

• MUHARİBLER-SAVAŞAN KUVVETLER

• HARBE AİT BAZI KAVRAMLAR

 

IV. BÖLÜM: HARB ESİRLİĞİ VE MESELELER

• HARB ESİRİ KİMLERDİR

• HARB ESİRLERİNİN HAKLARI

VE ESİR KAMPLARI

• HARB ESİRLERİNİN ÇALIŞTIRILMALARI

• ESİRLERE TATBİK EDİLEBİLECEK CEZA VE DİSİPLİN YAPTIRIMLARI

• ESİRLİĞİN SONA ERİŞİ

 

V. BÖLÜM: ABD’NİN HUKÛK VE İNSANLIĞA SALDIRISI; GUANTANAMO’DA YAŞANANLAR

İNSANI DEHŞETE DÜŞÜRÜCÜ MANZARA

• GUANTANAMO’DAKİLERİN HUKÛKÎ STATÜSÜ

• AFGANİSTAN “OPERASYONU” MU ”HARBİ” Mİ?

• MİLLETLERARASI HUKÛKA GÖRE DURUM

• AFGANİSTAN’IN EGEMENLİĞİNE MÜDAHALE

• ABD’NİN İŞLEDİĞİ SUÇLAR

 

VI. BÖLÜM: MİLLETLERARASI HUKÛKA SALDIRI ENGELLENMELİ

• ABD’NE DÜŞEN GÖREV HUKÛKA RİÂYETTİR

• ABD, BARIŞ’A VE İNSANLIĞA KARŞI İŞLEDİĞİ SUÇLARDAN YARGILANMALIDIR

• ABD’NİN İŞLEDİĞİ SUÇLAR

• BATININ PROBLEMATİĞİ: ÇIKARLAR MI, İLKELER Mİ.

İSLÂM ÜLKELERİ TAVIR KOYMALIDIR

 

ÖNSÖZ(1)

"Milletlerarası hukûk”, “harb hukûku”, “milletlerarası husûsî hukûk” vesaire... Bu tetkikimizde bunların üzerinde duracağız. Kurallar ve kaidelerin, teoride ne derece yaldızlı ifâdelerle süslenmiş olsa da, pratiğe naklinde ne gibi “deformasyona” uğradığını göreceğiz; göreceksiniz. Batıda asırlardan beri çekilen işkence ve ızdırabların neticesinde bir yere gelmiş olan “insan hakları ve hürriyetlerinin”, bir kalemde nasıl değiştirilebileceğini; âmiyane tabirle “adamına göre muamele”nin -hem de “hukûka göre”!!!- nasıl tatbik edildiğini göstereceğiz. Bütün bunları kendi yazdıklarından ve “hukûk”larından göstereceğiz.

Bizim burada bahsettiğimiz bütün kavramlar Batı’nın icad ettiği ve içini doldurduğu kavramlardır. Yani; “milletlerarası hukuk” ve “harb hukuk”, (“doktrin”) diye tetkik ettiğimiz ilim disiplinlerini, Batının anladığı mânâda anlayıp, ona göreve, onların malı olarak olarak inceliyoruz.

Batının 19. yüzyılın sonlarına doğru dikkatini çeken ve ”sistemleştirmek” gereğini hissettiği “milletlerarası hukuk” disiplinini KABUL ETMEDİĞİMİZİ; bunu kabul etmenin “KENDİMİZİ İNKÂR”dan da öte, bu hukûk disiplini binlerce senelik çalışmalarıyla temellendirmiş olan İslâm hukukçularının-fukahanın aziz ruhlarına saygısızlık olacağını inanıyoruz.

Meşhur İngiliz hukukçusu Prof. Jannes Lorimer, ki kendisi "milletlerarası hukûk”un “otoritelerinden sayılır-, miletlerarası hukûkun sınırlarını tahdit zımnında “üç daire” çizer. 1) Mütemeddin insanlar. 2) Yarı mütemeddin insanlar veya barbarlar. 3) Vahşi insanların bulundukları daireler. Bu “üç daire”, devletleri daha doğrusu milletleri tasnif ve onlara karşı muamelenin nasıl yapılması gerektiğini göstermektedir. Öyle ki, Avrupalıların “azamet ve ihtişam sahibi” mânâsına “Magnifique” olarak lâkablandırdıkları Kanunî Sultan Süleyman’ın mülkü, yani Osmanlı Devleti, yani İslâm toplulukları, bu “otorite sahibi hukukçu” Prof. Jannes Lorimer nezdinde ikinci sınıfa, yani “yarı medenî ve barbarların mekânı”na dahildir.(2)Bunun yanında,yine bir “otorite” olan Th. D. Woolsey’e göre, "milletlerarası hukûk”un bir tarifi vardır ki, niye bu disipline “Batının malı” diye baktığımızı gözler önüne sermektedir: "Milletlerarası hukûk veya devletler hukûku, hıristiyan devletlerin kendi mütekabil münasebetlerinde mer’i tutulmasının mecburi olduğunu tasdik ettikleri kaidelerin mecmuudur.”(3)

"Diğerleri” ise, yani hıristiyanların dışındaki zümreler ise ya barbar veya vahşilerdir ve onların “hiçbir hakkı yoktur.” ABD’nin Guantanamo Askeri Kampında esir tuttuğu müslüman harp esirlerini “hiçbir hakları olmayan suçlular” olarak nitelendirmesinin temeli (veya teâmülü!), işte bu tasnifden kaynaklanmaktadır.

Bu tasnifin "geride" kaldığını iddiâ edenler olabilir; fakat bunu ispatlayacak “teorik fasofisolardan” başka hiçbir lakırdıları mevcut değildir. Oysa; "Birleşmiş Milletler Teşkilatı”ndaki “5’li Çete Diktotaryası” -ki İbda zımnında buna “DOMUZLAR DİKTATORYASI” ismini veririz- ve büyüm mütefekkir SALİH MİRZABEYOĞLU’nun ifâdesiyle, “Birleşmiş Milletlerde, İslâm devletlerinin yerinin papuçluk!” olması; “kazayla” “Genel Kurul”dan geçen birtakım önergelerin ise hemen “veto” edilmesi “milletlerarası hukûk” diye adlandırılan disipline hangi gözle bakılması gerektiğini fâş etmektedir.(4)

Bu tetkikimizde, bunu; "teorinin yaldızlı lakırdılarını”, hâdiselerin canalıcı barbarlığı ile gözler önüne koymayı; “son” da kaydettiğimiz “hükmü” ispatlamayı kendimize hedef aldık.

"Milletlerarası hukûk” ve “harb hukûku” disiplinlerini Batının ve kurduğu nizâmın gerçek yüzünü sergilemek maksadıyla “hızımız” olarak kullandık; fakat, okuduğunuzda göreceksiniz, “garazkârâne” ve “uydurma” hükümlerden kaçındık, kendilerini kendi kelâm ve kurallarıyla yargıladık.

Böyle bir çalışmada bulunulduğuna çok az rastladık. “Milletlerarası hukuku” tenkid tarzında çalışmalar yapılmış fakat; münekkidler tamamen Batı değer yargılarıyla kaleme sarıldığından, tenkidler, “böyle olmasa iyi olur...; bu husus hakkında doktrinde hala tartışmalar devam etmektedir...; keşke olmasaydı... vesaire” temennileri aşamamış, aslına bakılırsa, bir mânâda, “bu kadar açıktan yapmayın; işi biraz da kılıfına uydurun beyler!” ihtârını vericilikten öte bir mânâ da(!) taşımamaktadır. Ayrıca bu niyetin dışında müslüman hukûkçuların yaptıkları çoğu çalışmada, bir “dünya görüşü”nden hareketle yapılmadığından İslâm fıkhında geçen ibarelerin naklinden ibaret olmakta, “işletilemediğinden” de güdük kalmakt ve tabiatıyla da, bir fayda hasıl olamamaktadır.

İbda fikir sistemine bağlı olarak yaptığımız bu tetkikin, sahasında -bahsettiğimiz mânâda- tek olduğunu söyleyebiliriz. Bundan sonra yapılması gereken, Batıyı “her sahada” yıkıcı ve gerçek yüzüyle sergileyici kitablık çapta eserlerdir.“Ön söz”, ismi üzerinde sözün önüdür, başlangıcıdır; bizim sözümüz ise bellidir:

İSTİKBÂL İSLÂMINDIR!

GELİYORUZ!

GİRİŞ

Amerika, İngiltere, Pakistan, Özbekistan ve TC’nin “koalisyonuyla” Afganistan İslâm Devleti-AİD’ne karşı yapılan saldırının hukûkî zemini tartışılırken, yoğun bombardımandan sonra ”gerilla harbı”ne başlamak üzere iktidardan çekilen AİD’nin temsilcisi Taliban hükümeti ile; 11 Eylül 2001’de ABD’de gerçekleştirilen saldırıların faâilleri olduğu iddiâsı bulunan ”el-Kâide” teşkilâtı üyeleri ve; gerek AİDevleti’ne karşı ABD ile hareket eden “isyancı Kuzey İttifağı”nın gerek ABD ve İngiliz askerî birliklerinin çalışmaları neticesinde yakalanan Afganlıların, ülkelerinin sınırları dışına çıkarılmasının hukûkî zemini üzerinde çeşitli fikirler ortaya atılırken; yakalananların ABD’nin Küba’daki Guantanamu askeri üssünde hazırlanan ”esir kampı”na nakledilmeleri, "hukûk", "adalet", "güç-kuvvet" "insan hakları” ile “harb tutsaklığı-esirlik” bahislerinin gündeme oturmasına sebeb oldu.

Harb esirlerinin "tek tip elbise" içinde ve ağızları, burunları kalın maskelerle kapalı, el ve ayakları zincirli görüntüleri ile, bu hâlde hepsi değişik taraflara yönelmiş olarak “namaz kılma çabaları”, mücerred insan olma haysiyetini taşıyanları tüylerine kadar ürpertti.

ABD ve müttifiklerinin, Afganistan İslâm Devleti’ne karşı giriştikleri YOKETME SALDIRISI-HARBİN,mer’i hukûk ve ilkeleri ile, TEAMÜL noktasında bir değerlendirilmesi; bu harb neticesi ”esir” ettiği insanların ”hukûkî mevkiî ve hakları” hususunda bir tetkikin yapılması; hem “milletlerarası hukûk”un ve ”demokrâsî”nin n’idüğüne dair hem de bu kavramların ”uyulması gereken” olarak empoze edilip edilemeyeceğinin neticeleri açısından; mevcut DÜNYA DÜZENİNİN teori ve pratik halinde içyüzünü ortaya koymaya vesile olacaktır.

Niyetimiz ve maksadımız, bu kadar bâsît ve masum!..

ÖNSÖZ ve GİRİŞ DİPNOTLARI

1) Bu tetkikimiz; "Başyücelik Devleti ve Anadolu Jeopolitiği” isimli çalışmamızın devamıdır. Orada yaptığımız tesbitlerle birlikte değerlendirilmesi; birarada okunması gerekmektedir.

2) Prf. Dr. Ahmet Reşid Turnagil. “İslamiyet ve Milletler Hukuku”. Sebil Yyn. 1977. Syf: 14. Prof. Dr. Ahmet Reşid Turnagil, 1926-1933 yılları arasında İstanbul Hukuk Fakültesi’nde “Mukayeseli Esasi Hukuk” ve “Devletler Hukuku” kürsüsünde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. Aynı zamanda, La Haye’de müesses “Milletlerarası Hukûk Akademisi”nde de 1937 senesinde “milletlerarası hukûk” üzerinde dersler ve seminerler vermiştir.

3) a.g.e. Syf: 16

4) İbda Fikir Sisteminin Kurucusu Salih Mirzabeyoğlu’nun, “Başyücelik Devleti” ve “Bütün Fikrin Gerekliliği” isimli eserlerine müracaat edildiğinde bu husus ve “teklif edilen İslâmî sistem” hakkında bilgilere ulaşılabilir.

www.sinamiorhan.up.to

 

1
Hosted by www.Geocities.ws

1