Mardin.gen.ms'yi Ana Sayfaniz Olarak Ayarlayin  
:
 ANA SAYFA
 GENEL
 TARİHİ
 COĞRAFYA
 MİMARİSİ
 DİN
 EĞİTİM
 YEMEKLER
 MARDİNLİCE
 RESİMLER
 FESTİVALLER
 MAREV
 BİYOGRAFİ
 LİNK BANKASI
 BİZE YAZIN
 

 

 

 

Mardin'in Tarihi

 

İnsanin kendi uzak geçmişine duyduğu ilgi, Rönesans ile birlikte etkinlik kazandı. Ancak, atalarımızın kimler olduğunu öğrenme arzusu oldukça eskidir. Rönesans sırasında iki önemli olay meydana geldi. Matbaa'nın icadıyla insanlar doğu - bati kültürünü okuma sansı buldular. Tas Devri - Tunç Devri ve Demir Devrinden insanların safha safha nasıl uygarlığa geçtiklerini anlamalarını sağladı. Rönesans geleneği İtalya'dan İngiltere'ye ve oradan Fransa'ya sıçradı. Aydınlanma döneminde, insanoğlu'nun toplumsal kökeni konusunda spekülasyon yapılmaya başlandı. John Locke (1632-1704) un onculuğu ile, toplumsal Tipolojik aileden küçük topluluklara, oradan kabileye, kabileden de basında önderi bulunan uygar, şehirli topluluklara dönüşmesini adim adim inceledi. Daha sonra, Lemis Morgan'ın önderliğinde, sosyal Antropoloji ortaya çıktı. bu toplanan bilgilerle İncil'de Dünya'nın yaratıldığı tarih olarak verilen MÖ.4000 yıldan çok daha eski olduğu kanıtlandı. Bu, MÖ.400 yıl, Mardin'in kuruluş tarihidir veya öyle kabul edilir. Bu tarihi kabul etmek zorundayız çünkü, MÖ. 4500-3500 yılları arasında Mezopotamya'nın gerek aşağı, gerekse yukarı kesimlerinde, Sümerlerden ve Basillilerden önce yasamış olan Subariler veya Asurilerin varlığından haberdarız. Mardin, Dünya medeniyeti'nin ilk başladığı, üretildiği ve Dünya insanlarına armağan edildiği heybetli, haşmetli, her zerresi tarih ve medeniyet kokan, her taşı bir tarihi olaya tanık olmuş gerçek bir tarihi abidedir. 1870 li yıllarda yapılan kazılar, bu yöremizde yasayan insanları ve medeniyetlerini bize bildirmektedir. Alman arkeologlarından B.Max Von Oppenheim yörede yaptığı kazılarda (1911-1929) elde ettiği kiremitlerin, yine Presilvanya Üniversitesi Profesörlerinden Mr. Vayli'nin Güney Mezopotamya Sumenleri'nin Başşehri Ur çevresinde yaptığı kazıda bulduğu kiremidin, aynisi olduğu kabul etmişlerdir. ancak ilk kiremidin bulunduğu yer Mardin'e bağlı Resul-Ayn kasabası'nın 2 km. kuzeydoğusunda bulunan Halef veya Telhalef'te idi. Sümerlerin Ur şehri ile Telhalef kasabası'nın 600 km.lik bir mesafe olduğu düşünülürse, bu iki ülke'nin kendilerine özgü ayrı bir uygarlığın varlığına hükmetmektir. İlk bulunan kiremit'in MÖ.3500 tarihine ait olduğu, bunu üreten medeniyetin Subariler olduğu anlaşılmıştır. subarilerin yerleştikleri Mardin ve yöresi son derece verimli ve sulak olduğu için, şehrin illeri gelenleri buralarda köşk, villa, saraylar insaf ettirmiş ve görkemli yerlerini büyük büyük heykellerle süslemişlerdi. Subarilerin bu kurdukları medeniyeti tüm çevreyi ve özellikle doğuyu etkisi altına almıştır. Mardin'in tahminen 500-600 yıl Subarilerin veya Asurilerin elinde kalmış ve sonra MÖ.3500. lerde Sumerler'in idaresi altına girmiştir. Müsavilerin kutsal kitabi Tevrat'ta Hz. İbrahim'in ülkesi olarak anılan yer Keldan'i Ur'unun 19. Km. güneybatısında bulunan ERİDU kenti'nin kısmen kazılması sonucu, Babil İmparatorluğu içinde şimdiye kadar bulunmuş en eski yerleşme merkezlerini açığa çıkardı. Bu kesif Hz. Nuh Tufanin'dan önce kurulmuş beş kent'ten biri olduğu konusundaki Sümer inancı doğrular gibiydi. Bunlara Ubaid, Uruk, Cemden, Nasr deniyordu. Eridu'daki ilk yapıların sazdan kulübeler, kısmen kerpiç evlerden oluştuğu ileri tarihlerde medeniyette yol aldıkça pişirilmiş çömlek, iki tekerlekli araba, av sapanı, gümüş, bakir kapların yapıldığı görülür. Sümer Kralları'nın Nuh tufanından önce kaç kişi oldukları hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte, Sümer ve İbrani inançlarında yer alan UR, NİS, SURAPPAKİ'de bulunan çıplak mil tabakları'nın arasında bir ilişki olup olmadığı da belli değildir. Ilgamış destanından öğrendiğimize göre Suruppakli Ziusudra tufanından sağ çıkmış ve canlıların tohumunu kurtarmıştır. Yalnız, yazılı tarihin ilk Sami dilindeki adlarına KIS KRALLARI arasında rastlanmaktadır. Subarileri tarihten silerek bölgeyi istila eden ve UR şehrini merkez yapan Kral Meskelendok'tur. Meazri 1927 de bulunmuştur. Yanında altın ve gümüşten kaplar, silahlar ve kıymetli mücevherat bulunmuş, kralın ahşap bir tabutta sırtüstü yattığı tespit edilmiştir. Yine tabutun yanında altından yapılmış bere biçiminde bir baslık-miğfer bulunmuştur. diğer mezarın kraliçe Şub-Ad'ın olduğu tahmin edilmektedir. Kazıyı yapan Charles Woolley (1880-1960) hizmetkarların diri diri gömüldüklerini ve bulunan küçük taslarda zehir içtikleri görüsündeydi. Ayrıca diğer mezarlarda UR sancağı, kamalar, altın taslar, küpeler, akik boncuk gibi kıymetli eşyalar bulunmuştur. Sümerlerin dönemlerindeki I. ve daha sonraki sülaleleri hakkında, fazla bir bilgi mevcut olmamakla beraber, URUKAGINA'nin (MÖ.2378-2371) büyük bir siyasi olgunlukla birçok reformları gerçekleştirdiği, halkın bundan çok hoşnut olduğu, onun yerine gecen Ummanlı Lugalzagzigi'ye yenilerek çekildiğini, Lugalzagzigi basarili bir yönetimden sonra Akkad'li büyük Saygon'a yenilerek, o ve ülkesi Sümerlerin tarihin karanlık sahibelerine gömüldüğü, Mardin'de, bir Akkad ili olduğu görülmüştür. yörede şöhreti olmayan sargın, Sümer kralı Lugalzagzigi'ye yenip onu tahttan indirince herkesin dikkatini üzerine çekti. Sargın, Suriye'yi Anadolu'nun Kuzey Mezopotamya kesimi İran'ın dağlık bölgelerini istila ederek topraklarını genişletti. Onun yerine gecen torunu Naram-Sin tam 37 yıl çok görkemli bir saltanat surdu. sargın sülalesine MÖ.2230 yıllarında kuzey ve kuzeydoğudan gelen Guttiler son verdiler Yalnız Lagas'in Ur-Baba ve Gudea'nin yönetiminde rahatladığı bilinmektedir. Uruklu Utu Kegal, Guttileri ülkeden sürdüyse yardımcısı Ur-Nammu bir darbe ile onu yönetimden uzaklaştırmış ve III.cu UR sülalesini kurmuştur. Simdi de Mardin bir Akad-Sümer koalisyonu'nun bir şehri durumuna düşmüştür. Ur-Namru dört bölgenin kralı unvanı'nı almayarak sadece 'Sümer-Akad kralı unvanı ile yetinde. 18 yıl hüküm surdu.Onun yerine gecen Sulgi (MÖ.2095-2048) Guttiler ve hurrilerle savaşarak topraklarını doğuya ve kuzeydoğuya doğru genişletti. edebiyatçı ve müzisyen biriydi. Ondan sonra gelen Su-Sin (MÖ.2038-2030) batıdan gelen saldırıları karşıladı. Ancak, Ammuru'lara karşı zafer kazanan İbbi-sin (MÖ.2020-2006) sonra kentin Elamli'larin eline gecmesine mani olamadı. Mardin artık bir Elam şehridir. Sami dilini konuşan Ammuru'ların Kralı İsbi-Irr, UR kenti'nin (MÖ.2006) da düşmesi ve yağmalanmasını fırsat bilerek 200 yıldan fazla yasayacak bir sülale kurdu. Ancak Larsa'da yine Sami dili konuşan bir başka sülale daha egemenlik kurmuştu. Bu iki sülale, 100 yılı aşkın bir sure için Babil'i yönetimleri altına almışlardı. Yine ayni donemde Ammuru'lardan oluşan bir üçüncü bir sülale vardı. İsnili Lipit-İstar (MÖ.1934-1924) birçok reformların yani sıra birde, Medeni Kanun hazırlattı. Çağdaş Larsa'lı Gumgunum ise, Elam'da askeri bir zafer kazandı. ancak, genel olarak bu iki sülale'nin devreleri olaysız geçmiştir. Yalnız Rim-Sin yönetimindeki Larsa, İSİN'i yenerek tek güç haline geldi. Babil Kralları, hep ülke'nin iç mimari isleriyle uğraştılar. Sınırlarını genişletip, yöre'nin hakimiyetini ele geçirmek, Larsa'yi yenerek, Akad-Sümer kralı unvanı'nı almak, Hammurabi'ye nasibe olmuştur. Hammurabi'den sonra gelen kralların saltanatları, hem sakin hamda uzun sürmüştür. ancak MÖ.18. yüzyıl sonlarında, Hitit kralı Mursilis I.(MÖ.1595) yılında Babil'e gelerek, yerle bir etti. Ve Hammurabi'nin sülalesine son verdi. Ancak Mursilis, bu yöreyi uzun sure elinde tutamadı. ancak Mursilis, bu yöreyi uzun sure elinde tutamadı. Kassitler bu boşluktan yararlanarak tam 576 yıl sürecek olan Kassit sülalesini kurdular. Ancak Kassitler'in sülalelerine MÖ. 1157 yılında Elamlılar son verdiler. Ancak Elamlilarda Babil'deki siyasi egemenliklerini yitirdiler. Nabukonodosor I.in (MÖ.1112-1105) yönetimindeki II.İSİN sülalesi kuruldu. Böylece Babil üzerinde ki Elam hakimiyeti de sona erdi. Aradan bir 100 yıl kadar suren İSİN sülalesi de devrildi. 8. Babil sülalesi kuruluncaya kadar karışıklıklar birbirini izledi. Hızla gelişen Asur Devleti ile dirsek temasına başlandı. MÖ. 700 lerde Babil iniş çıkışlarla çalkanırken basa Napobalassar MÖ. 625-605 gelerek Kildani veya Babil sülalesini kurdu. MÖ. 612'de Babilliler Medlerle birlikte Ninova'yı alarak Asur'u devirdiler. Babil'in büyük komutanı Kudüs ve Suriye'ye saldırdı, Mardin'i istila etti. Babil'e dönerek dünya'nın 7 harikasından biri sayılan Babil, Asma bahçelerini yaptı. Cinayete kurban giderek yerine Nabonidus geçti. (MÖ.539) Pers kralı Keyhusrev'esatasti. Keyhusrev bir saldırıda onu ortadan kaldırdı. Kserkes MÖ.482 de şehri tahrip ederek Babil'i tarihin karanlık sayfalarına gömdü. Mardin bu sefer el değiştiriyor HİTİT şehri oluyordu. 1850 yılına kadar Hititler hakkında pek fazla bili sahibi değildik. Ancak Türkiye'de yapılan kazılarda çıkan tarihi eserler, Hitit uygarlığının ne kadar büyük ve güçlü oluğunu bize gösterdi. Hititlerin Anadoluya MÖ.2000 'li yıllarda Avrupa ve güney Rusya'dan geldikleri tahmin edilmektedir. MÖ. 146 yılında Hitit İmparatorluğu kuruldu. Yeni kral Tuthalya II. Halep'i zaptetti. Mardin'e kadar çıkarak yöreyi eline geçirdi. ancak Hurriler tarafından kurulan Mitanni, devleti Hitit yağmacılığına engel oldu. MÖ. 1380 de Suppiluliuma basa geçince, Hattuşaş'i tahkim ederek Mitannileri ve Suriyelileri yenerek Kargamis'a kadar uzanarak Mardin'i ele geçirdi. MÖ. 1346'da ölünce, oğlu Mursil basa geçti. Batıda ki isyanlarla çok zaman kaybetti. Mısır firavunu II . Ram Ses, daha önce Suppiluliuma zamanındaki Hitit genişlemesinden rahatsız olmuştu. Mutavalli'nin zayıflığını hissederek savaş açtı. İki ordu Kades'te karsılaştılar.Savaş ortada kalmıştı. Anlaşma yapıldı. MÖ. 1284 sonrada bu anlaşma Mutavalli ile prensesin evlenmesi ile pekiştirildi. Bunda sonra Frigya'lıların küçük Asya'yı silip süpürdüklerine tanık olacağız. Bu temizleme hareketinden kaçan Hititlerin güneye kaçtıkları anlaşılmaktadır. çünkü, Hititlerden çok uzak veya yakın olan birçok krallık veya yörede, Hitit medeniyetine es değerde yapıtlara rastlanmaktadır. Bu medeniyeti kullananların Hititli olmadıkları anlaşılmıştır. Birbirinden ayrı olan Neo-Hititler Kent-Devletleri gittikçe güçlenen Asurlulara karşı etkin birlik oluşturamamışlardı. Asurlular, uzun bir sure icin karac almakla yetindikten sonra ve zaman zaman patlayan isyanları bastırdıktan başka Tiglat-Pileser III.(MÖ. 774-727) döneminde Suriye Krallıklarını İmparatorluklarına katmaya karar verdiler. Tiglat-Pileser III., Mardin'e gelerek şehrin kalesinde Hitit kralı ile Hanikilyos Kralı'nın elcilerini kabul etmişti. MÖ. 8. yüzyılın sonunda, Hitit İmparatorluğu artık tarihe karıştı. Hititliler Asurlular gibi gaddar toplum değillerdi. İstila ettikleri yerin ahalisini oldurmuyorlar, şehirleri yağmalamıyorlardı. ancak islenen suca para cezası veriyorlardı. Mardin'de artık bir Asur şehri oluyordu. Asurlular Sami soyundan gelirler. Medeniyetleri'nin düzeyi, Sümerlilerinki kadar ileri idi. Asurluların can düşmanı Kildanilerdi. Bunlar kabileler halinde ve örgütlü bir biçimde sınırlarını korumasını gayet iyi biliyorlardı. Tiglat'in boşalan yere Senherib (MÖ. 704-681) geldi. Buda oğlunu Babil tahtına oturttu. Fakat MÖ. (694)'ta Babil'liler başkaldırdılar. Elamlilardan yardim istediler. Elamlılar Asur prensini tutsak ettiler. Elam'a götürdüler. Bundan sonra acımasız bir 5 yıl savaşları başladı. Babil Sehrib tarafından yerle bir edildi. MÖ. (689). Senherib'in düşmanı çoktu. Bir suikasta kurban gitti. Yerine oğlu Esarhaddon geçti. (MÖ. 680-669) yetenekli birsi idi. Menfis devleti denetimi altına aldı. Finike isyanı'nı bastırdı. Sayda halkını sürgün etti. Daha sonra Asurbanipal'da Mısır isyanı'nı bastırdı. Asur devleti MÖ. 626'da Babil'e getirilen Nabopolassar ile Medlerin anlaşması sonucu, Ninova kenti imha edilerek Asur Devleti, tarihe gömüldü. MÖ. 612. Mardin bu defa URARTU eline gececiktir. Urartu devleti de Medlerin Anadolu'yu istilaları sırasında sona erdi. MÖ. 600. Mardin, nihai olarak Osmanlı devletini zamanına kadar tekrar zapt edilecek ve tekrar ağlayacaktır. Ancak bu son gözyaşları olacaktır. Dede-Kargın sahasında yapılan muharebeden sonra galip gelen Osmanlı kuvvetleri Karaman Beylerbeyi Husrev Pasa komutasındaki Zevatla Mardin'e gelerek şehri kuşatmış halk ilk defasında olduğu gibi, şehri derhal teslim etmiş, fakat burada bulunan Safevi kuvvetlerinin kumandanı Kara Han'ın kardeşi Süleyman Bey'in kaleye çekilerek karşı koymaya yeltendiği görülür. Bunun üzerine Mardin kalesi, Husrev Pasa tarafından kuşatılır ve toplarla dövülmeye başlanır. Bu sıralarda Yavuz Sultan Selim, Mısır'a doğru yolda idi. Bu sebeple Diyarbakır Beylerbeyi Bıyıklı Mehmet Pasa ve diğer Osmanlı kumandanları Mardin Kalesi'nin kuşatılmasında az bir kuvvet bırakarak Orduyu Hümayuna katılmak üzere şehirden ayrılmışlardı. Bu kuvvetler 3 Ağustos 1516 da Elbistan sahrasında Sinan Paşa'nın askerlerine katıldılar. Bu sefer esnasında Osmanlı Hükümdarı'nın doğu ahvali ile bizzat ve yakından ilgilendiği, zaman zaman beraberindeki İdris-Bitlisliden bu konularda bilgi aldığı anlaşılmaktadır. Bıyıklı Mehmet Pasa ve beraberindeki birliklerin Kansuh Guri'nin ordusu, Merc-i Dabık savasında Osmanlılara yenilmiş olup, Halep Osmanlı kuvvetleri tarafından fethe olunduktan sonra tekrar Mardin'e donmuş ve kalenin kuşatılma işlemi şiddetlenmiştir. Kale, top ve tüfek ile dövülmüş sonuçta zapt olunarak içerisindeki muhafızlar intikam maksadı ile öldürülmüşlerdir. Kaleyi koruyan Süleyman Bey'in ve diğer Safevi ileri gelenleri'nin basları kesilerek Mısırda bulunan Yavuz Sultan Selim'e gönderilmiştir. Mardin Kalesi kuşatması'nın ne kadar sürdüğü belli değildir. Kalenin düşme tarihi de kat'i olarak bilinmemektedir. İdris-i Bitlis'i bu muhasara'nın bir yıl sürdüğünü beyan etmektedir. Hoca Sademdin Efendi ve Celal-Zade Mustafa celebi ise, dokuz ay sürdüğünü, Sukri Kesfi Sucuti'nin Selim-Namelerinde ise bu konuda hiç bir kayıt yoktur. Bunuza beraber, Mardin muhafızı Süleyman Bey'in diğer Safevi ileri gelenlerinin kesik basları ile birlikte Padişah Yavuz Sultan Selim'e kalenin zaptı müjdesinin Mısırda verildiği tüm kaynaklarımız haber vermektedir. Ayrıca Topkapı Sarayı Müzesi arşivindeki Kanuni Sultan Süleyman devrinde tertiplendiği anlaşılan 'Cemaat-i Guruba-i Yemin' ile ilgili bir defterde Merhum Sultan Selim zamanında yazılan Gurabe oğullarıdır ki zikir olunur, baslığı altında Mardin kalesinin fethi haberini, Mısır'a götüren üç kişinin kimlikleri ile beraber isimleri açıklanmaktadır. 1.Devlet-i Han Bin Mustafa (12 Akça) : Mezkurun babası silahlar imiş merhum Sultan Mehmet kullarından imiş, merhum Sultan Selim zamanında Halep'te fevt olmuş, kendisi Diyarbakır'a Bin Adem yazuldukta bile yazılmış. Sabika Diyarbakır Beylerbeyimi olan Bıyıklı Mehmet Paşa'nın arzıyla Mardin'in fethi haberiyle gelip bölüğe geçmiş. 2.Mustafa Birader-i Dede (12 Akça) : Mezkur kul karındaşı olup Diyarbakır'a Bin Adem yazuldukta bile yazılıp Mardin'in fethi haberiyle Mısır'a gelip Sabika Diyarbakır Beyi Mehmet Paşa'nın yoldaşlığı arzıyla geçmiştir. 3.Mehmet Bin Kasım (14 Akça) : Mezkur merhum Uğurlu oğlu Mirzanın kethüdası oğludur. Diyarbakır fethinde bile bulunup anda yoldaşlık eyleyip Mardin'in fethi haberiyle Mısır'a gelip Diyarbakır Beylerbeyimi olan Mehmet Paşa'nın yoldaşlığı arzıyla bölüğe geçmiştir. Bu haber Tmanbay2in yakalanarak Kahire'nin orta yerinde Baba-al Zuvayla mevkiinde 13 Nisan 1517 de idam haberiyle Mısır'a gelip Mısır'a vasıl olmuştur. Dede Kargım muharebesi'nin 15-20 Mayıs 1516 da Mardin Kalesi'nin düşmesi haberinin de, 1517 senesi Nisan ayı ortalarında kale kuşatması'nın Celal-Zadenin de belirttiği gibi, dokuz ay surmuş olduğu daha doğru olabilir. Celal-Zade Mustafa Celebi ayrıca Mardin Kalesi'nin fethini izleyen günlerde buraya bir Kadı ve Dizdar atandığını belirtir. Mardin'in Kadısı büyük bir olasılıkla 1518 yılında tayin edilerek 18.000 akça tımara yetkili olduğu görülen Mevlana Mehmet olmalıdır. Mardin kalesinin düşürülmesiyle mesele nihayete ermemiştir. Safevilerin elinde kalan Hin-i Keyfe (Hasankeyf) kalesi de Bitlis hakimi Şeref Bey, Sason hakimi Mehmet Bey, Hizan hakimi Davut Bey ve diğer Kurt ümerası ile birlikte Melik Halil Eyyubi'nin gayretleri ile ve İdris-i Bitlisi'nin aracılığı ile barış yoluyla teslim olmuş, içerisindeki muhafızların Azerbaycan'a gitmelerine izin verilmişti. Burası tekrar Melik Halil Eyyubi ye verildi. Bu çevredeki Savur Kalesi de barış yoluyla teslim oldu. ayrıca Çermik ve Urca Kaleleri de alindi ve bunların ikincisi, yani Ruha (Urca) kalesi Piri Bey'e verildi. Mardin artık bu tarihten sonra hiç değişmeyecek ve el değiştirmemek üzere Osmanlı İmparatorluğu'nun bir güzide şehri ve Türkiye Cumhuriyeti kuruluncaya kadar öyle kalacaktı. 23 Nisan 1920 tarihinde kurulan T.C.B.M.M. sonra ilan edilen 29 ekim 1923 tarihinde de, Türkiye cumhuriyeti'nin bir ili olarak halen devam etmektedir. ebediyete kadar böyle kalması dileğiyle.Mardin, 1517 tarihinden sonra Osmanlı idaresi altında birçok etkinliklere sahne olmuş ve imparatorluk, Mardin'e gereken önemi vererek sosyal, ekonomik ve siyasi acıdan güçlendirmeye gayret sarf etmiştir. Osmanlı yönetimi tarafından çıkarılan Mardin Kanunnameleri, buraya verilen ilgi ve önemin birer kanıtıdır.

Mardin.gen.ms Celal Gökhan Pelitli
Hosted by www.Geocities.ws

1