KISA KISA...

Kısa kısa diye başladığım tüm yazıları sonunda bir konuda ve genelde de ilk yazmaya başladığım konuda uzatıyorum ama bu kez dikkatimi çekenleri kısa notlarla paylaşacağım...

Karayolları...

İstanbul'da işleri gereği yahut başka bir nedenle sık sık yaka değiştiren, Anadolu'dan Avrupa'ya ya da tam tersine gidenlerin birçoğu hergün karayolları kontrolündeki yollarda iç burkan görüntülerle karşılaşıyor. Arabalarca çarpılmış ve ölmüş kedicik ve köpekçikler. O hayvanların o koca otoyollara hiç girememesi lazım aslında. Bu başlı başına tartışılması gereken bir konu, çünkü o hayvanlara çarpan süratli arabaların devrilmesi ya da daha büyük kazalara yol açması işten değil. Ama esas iç burkan nedir biliyor musunuz? Olayın vahşet yönü, bu hayvanların cesetleri kendi kendilerince yok olana dek kaldırılmıyor. Düşünsenize ne denli bir tehlike oluşturduğunu, daha da önemlisi ne kadar iç burkucu olduğunu. En az 1 hafta, hem de İstanbul'un göbeğinde bir hayvan cesedi duruyor, ben dahil herkes önünden hergün geçiyor ve karayolları da benim gibi izliyor. Bunu bile yapamayanlar, ne iş yaparlar, onu da gördük kar yağdığı günlerde...

Hakem yorumları...

Erman Toroğlu kadar hakemlik mesleğine saygısız ve zararlı olan bir de Ahmet Çakar var. Yahu ikisi de bu ülkenin yetiştirdiği iyi hakemlerdi, ama ikisinin de yaptığı sayısız hata var. Futbolla ilgili herkes Erman Toroğlu'nun orta saha çizgisinin gerisinden başlayan hücumu ofsayt diye durduğu pozisyonu iyi hatırlar. Hakemlikte hata olmazsa olmaz... Gel de bunun onlara anlat. Her neyse, bu aralar bu işi bırakan herkes, hakemliği kariyerli ya da kariyersiz hakem yorumculuğu yapmaya başladı. Özcan Pehlivanoğlu, hakemliğini hatırlamıyorum doğru düzgün, o bile televizyonda yorum yapıyor. Yapsınlar, izleme hakkı bizde, istemeyen izlemez ancak şu da bir gerçek ki hakemler futbolun en az konuşan insanlarıdır. Hakemliği bıraktıktan sonra ise en çok konuşanları oluyorlar, bu da bize onların kişiliklerini analiz etme şansı doğuruyor. Daha sokak ağzı bir tabirle, adamlıklarını görüyoruz. Neyse, en profesyonel ve çok izlenenleri olan Toroğlu ve Çakar konumuz. Hakem hatası yorumlamak ile hakemleri ve atayanları etkilemek (daha doğrusu kendine malzeme çıksın diye etkilemeye çalışmak) çok farklı şeyler. Bakın sonuçları bu hafta ortaya çıktı. Gaziantep'te Erol Ersoy, Antalya'da ise Mustafa Çulcu. Ersoy, geçmişten de hatırlandığı gibi (Galatasaray-Fenerbahçe, Galatasaray-Gençlerbirliği maçları) maç kontrolünü elinde tutamayan bir FIFA hakemi. Bu yeteneğini Gaziantep'te de gösterdi. Kimse hala Viola'nın neden oyundan atıldığını anşamış değil. Maçı 2 TV kanalı yayınladı, ikisi de yakalayamamış. Olsun, o da bir yetenek, sahanın tek hakimi o değil mi, gördü attı. Celal Doğan'ın, 82 Dünya Kupası'ndaki Kuveyt Prensi edasıyla “çekiyorum lan” tavrını ise Samet Aybaba son anda önleyerek kulübünü büyük bir rezaletten kurtardı. Ya Mustafa Çulcu... Eğer pazar günü Antalya'da Galatasaray'lı hiçbir futbolcunun ayağı kırılmadıysa Allah'a şükretmek lazım, başka birşey değil. Mustafa Çulcu, Emre'nin ayağına kasıtlı basan Antalyalı ne kadar iyi niyetli ise o kadar iyi niyetli idi. Diyor ya Toroğlu, şuna FIFA hakemi verdiysen, öbürüne neden FIFA hakemi vermiyosun diye, al hocam sana iki FIFA hakemi, hayrını gör.

Yine pek kısa kısa olmadı ama...

07.02.2002
 
   
Hosted by www.Geocities.ws

1