DİKKATİMİ ÇEKENLER...

İsrail – Filistin Gerginliği...

Senelerdir süren ve dünyanın en vahşi savaşı. Hem de öyle bir savaş ki, her geçen gün sonuçtan biraz daha uzaklaşmakta, hergün biraz daha vahşete dönmekte.

Filistinlilerin seneler önce en etkilisi sapan olan silahlarla verdikleri taşlı mücadele, başta İslam alemi olmak üzere neredeyse tüm dünyanın sempatisini kazanmıştı. Ancak son yıllarda ebedi lider Arafat'ın kontrolünden çıkan Filistin halkı sesini en vahşi yöntem, terörle duyurmaya çalışıyor.

İsrail tarafından bunun karşılığı ise öldürdükleri Filistinlilerin sayısı ile veriyor. Bu hızla giderlerse, tek bir İsrailli ya da Filistinli kalmayana dek birbirlerini öldürecekler.

Bunun için öncelikle Arafat'ın, varsa, otoritesini konuşturup terörü durdurması gerek. Bunu tek başına yapması mümkün değil, dışardan güç alması mecburi, hiç değilse ABD'nin Arafat'ın siyasi itibarını iade etmesi gerekli. Onsuz Filistin, bütünü ile teröristlerin eline geçecek olup beterin beterini tüm dünyaya gösterecektir.

Bunun yanında İsrail'in ise, Filistinlileri galeyana getiren yöneticilerini yontması lazım. Israrla Netenyahu ile başlayan aşırı milliyetçi liderleri seçen İsrail halkı acaba bu savaşı istiyor mu? En küçük ateşe körükle yaklaşan liderler, çözümü daha da uzaklaştırmakta.

Dinince dinlensin, suikast kurbanı Rabin ile siyasi rakibi, şu anki Dışişleri Bakanı Perez'in yakaladığı ılımlı havayı bir an evvel yakalamaları lazım. Aksi halde sorun kronikleşecek ve terör İsrail halkının yakasına yapışan bir illet olacaktır.

Amerika'nın ise Bill Clinton yönetiminde üstlendiği birleştirici rolü yeniden takınması ve yanına Ürdün Kralı Hüseyin'in hasta yatağından kalkıp geldiği gibi cesur ve barışçı, Filistinlilerin de sözünü dinleyeceği müslüman liderleri de alması lazım. Mesela Ecevit, ya da Hüsnü Mübarek neden olmasın. İyi ilişkilerimiz olan İsrail ve din birliği içerisinde olduğumuz Filistin arasında neden biz arabuluculuk yapmayalım?

Ama sonuçta sorunu çözmezler ise öyle bir batarlar ki terörün içine, kim gelse çıkartamaz...

Orada Neler Oluyor...

Show TV'nin önünde saygı ile eğiliyorum.

O bununla yatmış, o bunu öpmüş, şu öbürünü yalamış vs.vs. Sonunda posası çıkmış BBG konusunu taşıyıp yine gündemin başına oturttular.

Bu bir televizyonculuk yeteneği işidir. Bu bir yayıncılık başarısıdır. Ülke, garip intiharlarla yitirilen genç değerleri tartışırken, tabloid İngiliz gazeteleri tadındaki televizyon kanalımız, Oscarlık bir senaryo ile ve Oscarlık oyuncuları ile öyle bir dizi yayına koydu ki... Bilinçli, bilinçsiz, ilgili, ilgisiz herkesi bu konunun tarafı yapmayı başardı.

Bakın nasıl mı?

Yönetmen her daim olduğu gibi Reha Muhtar. Ama Muhtar ham projelerden hoşlanmaz, bilirsiniz. Proje başkaları tarafından kıvama getirildikten sonra Muhtar'ın önüne konuyor ki Oscar mertebesine ulaştırsın.

Başrollerde ellerinden yüzlerinden meziyetsizlik akan, bir baltaya sap olamamış ve olması ihtimali olmayan Hülya-Esra-Melih üçlüsü, Melih'in reklam ihtiyacı duyan politikacı babası ile annesi ve son olarak da bebesine baba arayan İzmirli çingene kızı.

Dikkatiniz çekiyor değil mi, BBG kökenli olup da elinde diploması olan, terbiyesi olan, işi olanlar ya da özetle bir baltaya sap olma kapasitesine sahip olanlar bu filmde oyuncu değil. Oyuncular da özenle seçilmiş, senaryo da... O zaman saygı duymak gerekmez mi?

Gece 4'e kadar sürmüş Ateş Hattı. Ve izlenme rekorları kırmış. Bu denli boş bir konu ile. O sebeple saygı duyuyorum Show TV'ye... Ulusal beyin uyuşturucumuz...

31.01.2002
 
   
Hosted by www.Geocities.ws

1