TATİL DÖNÜŞLERİ

Dönüp gelmek zorunda olmak şehre nasıl da buruk bir duygu. Sanki kalbinin yarısı orda kaldı... O ay ışıklı sahilde, o kırmızı japon fenerinde, uçsuz bucaksız turkuaz denizde, sahildeki kızların uçuşan tiril tiril eteklerinde... En acısı da orada yaşanan ve yaşanmaya devam eden başka bir hayat daha var ve sen buraya, bu kente dönmek zorunda kaldın...

Şimdi, dönüş sabahında nasıl da yabancısın şehre. Elinde valizlerin, yüzünde yol, ruhunda şehrin yorgunluğu. Saçlarının kızılı artık tatildeki gibi ateşle parlamıyor. Altın bronz rengin şehrin gri monotonluğunda nasıl da kara duruyor...

Tatilde o, ateşin etrafında dönerek, saçlarını savurarak dans eden kız sen değilsin sanki. Belli ki bavuluna tatilden kalan son anıları da sıkıştırarak henüz gelmişsin.

Oysa nasıl da özgürdü ruhun, kuşlar gibiydin, şen şakrak, cıvıl cıvıl... Nasıl değişmişti yüzündeki çizgiler, kaş çatmayı unutmuştun, herşey ama herşey hoşgörülebilir geliyordu sana.

Oysa şehir, ruhunu daha gelir gelmez kararttı, trafik, egzos dumanları, işe yetişmeye çalışan insan manzaralarıyla... Üzerindeki kolsuz kırmızılı mavili gömlek ve bermudan nasıl da yabancı bu sokaklarda. Üstelik iki gün önce nasıl da yakışırken şimdi öksüz çocuklar gibi sahipsiz duruyorlar üstünde.

Şimdi eve ulaşma, hazırlık yapma, ciddi ve ruhsuz elbiselerini giyerek kalan 51 haftayı yaşamaya başlama vakti. Tatil kokusunu henüz taşıyan elbiselerini yarın yıkarsın artık. Daha tab edilecek resimler, deniz tuzundan arındırılacak sahilden toplanmış renkli taşlar ve kolye yapmak için topladığın deniz kabukları var sırada.

Yani tatil anılarıyla oyalanacak bir kaç güzel gün daha...

08.08.2006
Esin SARICA CAN
 
   
Hosted by www.Geocities.ws

1