TURİZM OLMADI, TABANCA SATALIM!

Hazır tatile gidip gelmişken, adettendir, bir tatil yazısı yazmadan olmaz. Malum, artık kalemi kağıdı olan herkes, ne yaptı ne ettiyse ondan bahsediyor.

Son yıllarda moda olduğu üzere, ki bu sezon daha popüler olduğunu sanıyorum, "mavi yolculuk" hevesine kapıldık. Mavi yolculuk dediysem, öyle özel yata atlayıp, Cezayirli kaptan telef eden Fransız ailenin, Türkiye yolculuğu gibi değil elbet. Marmaris-Fethiye dolaylarında, aynı yerlerdeki 4-5 yıldızlı otellerle aynı fiyata denk gelen ve kabin kiralama usulüyle çıkılan çok daha mütevazi bir yolculuk.

"Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat." derler ya, benim de niyetim "şöyle gezdim, böyle eğlendim"den ziyade, yıllardır ülke ekonomisi için kurtarıcı gözüyle bakılan turizmle ilgili birkaç kelam etmek.

Marmaris'in en önemli gelir kaynaklarından biri, hatta belki de en önemlisi, deniz turizmi. Neredeyse bir uçtan bir uca Marmaris sahil şeridi boyunca uzanan liman, kaptanımızın söylediğine göre yaklaşık 500 adet irili ufaklı tekne barındırıyor. Her biri ortalama 400 bin YTL olan bu tekneler de günlük ve haftalık düzenlenen turlarla yerli ve yabancı turiste hizmet veriyor. Teknelerin imalatı da yine Marmaris ve Bodrum civarındaki köylerde yapılıyor. Tekneler, üretimi, sahipliği, işletmeciliği, personel istihdamı ve tedarikçileri ile çok sayıda ailenin geçim kaynağını oluşturuyor. Zaten tekneler dışında, Marmaris'ten geriye kalan, yine liman boyunca uzanan barlar ve restoranlar.

Turun ikinci veya üçüncü günüydü, teknemize küçük bir sandal yaklaştı. Dondurma, pasta-börek, hatta çeyizlik malzeme satan sandallardan biri sandım, ama bu sandal bizim tekneye bir şeyler vermek yerine büyükçe bir torba alıp uzaklaştı. Sonradan öğrendim ki, belediye tarafından görevlendirilmiş sandallar varmış ve bu sandallar koylardaki teknelerin çöplerini topluyorlarmış. İtiraf etmeliyim, duyunca çok şaşırdım. Çöpleri denize dökmek neyse ama, "teknede saklayıp karaya çıkınca atmak"tan daha iyisini asla düşünemezken, belediyenin bizzat çöp toplamak için sandal çalıştırmasını büyük bir coşkuyla karşıladım. Turizmde çağ atlamamızın simgesi olarak gördüm bu olayı.

Ama hayranlığım pek uzun sürmedi. Yine yolculuğumuz sırasında, teknelere, fahiş fiyata dondurma satan sandallarla ilgili birkaç bilgi edindim. Mesela bizim teknenin dolaştığı bölgede toplam 5 dondurma sandalı varmış. 5 sandalın tamamı da bir kişiye aitmiş ve satışı yapan kişiler, bu patron için %20 kar payıyla çalışan işçilermiş. Benim bir dondurmanın, piyasanın 3 katı fiyata satılmasına birşey dediğim yok aslında. Serbest piyasa değil mi, alıcısı varsa isteyen istediği fiyata satar. Yalnız, hayretler içinde öğrendim ki, bu 5 sandal, başkalarının bu bölgede dondurma satmasına izin vermiyormuş. İstanbul'da otopark mafyası olur da, Marmaris'te "dondurma sandalı mafyası" olmaz mı. Bizim bacasız sanayi turizmin de olacağı bu kadar işte.

Ve ben tatil dönüşü bunlardan bahsedecekken, müthiş haberi duyduk: Taksitle silah satılacakmış.

Devlet büyüklerimiz, düşündü taşındı ve kararını verdi demek ki. Yıllardır turizm sayesinde kalkınmayı bekliyoruz, güneyde otel yapmadık sahil bırakmadık, ama hala belimizi doğrultamadık. E dünyaya baktığımızda, ülkeleri kışkırtıp savaştıran, sonra da onlara silah satan (ismi lazım değil) ülkelerin son derece zenginleşmiş olduğunu görüyoruz. Biz de bu kalkınma modeliyle refaha kavuşacağız demek ki.

Turizmi boş verin, yaşasın kanlı silah ticareti!

Bu yazı, 01.09.2006 tarihli Haber MANŞET Gazetesi'nde de yayımlanmıştır.

01.09.2006
 
   
Hosted by www.Geocities.ws

1