| |
|
|
BAĞIMSIZLIK SAFSATASI
Geçen hafta, başka hiç işimiz gücümüz kalmamış gibi, Merkez Bankamızın değerli çalışanları görevlerini nerede ifa etsinler diye kafa patlattık.
Gerçi bu sefer, gündemi bu mühim (!) konuyla işgal etme fikri ne toplumdan, ne medyadan geldi. Bizzat hükümetin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ortaya atılıp, "Bu Merkez Bankası Ankara'da iyi durmuyor, İstanbul'a gitsin." şeklinde açıklama yaptı. E hazır gol pası verilince, biz de yerimizde duramadık tabi, ne kadar ekonomi ahkamcısı varsa (hatta bazı ekonomi dışında ahkam kesenler de dahil) gol atma hevesiyle kafaya çıktı.
Benim korkum, ülkenin ekonomi gündemi, bir hafta boyunca bu konuyla meşgul olurken, el altından başka işler çevrilmesinde. Mesela, hayali ihracatla suçlanan Maliye Bakanı'nı kurtarmak için küçük bir yasa tasarısı hazırlanmış olmasın. Ya da mesela, zorda kalan fındık üreticileri ortalığı birbirine katınca, dikkati başka yere çekmek gerekmiş olmasın... Bilemiyorum.
Neyse, konumuza dönelim. Önce Ali Babacan, "Hükümetimiz karar verdi, Merkez Bankası İstanbul'a taşınacak." diye duyurdu. Hemen peşinden, Merkez Bankası Başkanı, "Yoo, bir yere gitmiyoruz, zaten yasaya da aykırı." şeklinde beyanat verdi. Tam bazı köşelerden "İşte bağımsız Merkez Bankası, helal olsun başkana." nidaları yükselecekken, başkan, patronundan yediği zılgıtla olsa gerek, vazgeçti Ankara sevdasından ve "Gerçi internet çağında bankanın fiziki lokasyonun çok da önemi yok ama gerekirse İstanbul'a da gidebiliriz." mealinde yeni (!) görüşünü açıkladı.
Bu peş peşe gelen açıklamaların arasında, "Koca bankayı başka bir şehre taşımanın bir sürü maliyeti var, durduk yere ne gerek var bu maliyete?", "Banka taşınınca personelin bir kısmı taşınmak istemeyecektir, hem onlar mağdur olacak hem de İstanbul'da kalifiye yeni personel bulmak gerekecek." ve hatta "Madem ille taşınacak, bari az gelişmiş bir şehre taşınsın da getirdiği hareketlilikle bölge ekonomisine katkısı olsun." gibi görüşlerle, konunun enine boyuna tartışılması da ihmal edilmedi elbet. (Bunlar, benim takip edebildiklerim, kaçırdıklarım da vardır muhtemelen.)
Bu gürültü patırtı sırasında, rahatsız eden esas konu, hep beraber "merkez bankacılık" oynuyor olmamız aslında.
Gerçekten bağımsız bir Merkez Bankamız varmış gibi yapıyoruz. Yani mesela, hükümet para basalım derse basmazmış gibi, faizlerle oynayalım derse oynamazmış gibi, döviz kurlarına müdahale etmezmiş gibi yapıyoruz. Hükümet, popülist para politikası uygulamak isterse, uygulatmazmış gibi yapıyoruz.
Çünkü bağımsız Merkez Bankası var.
Nasıl olabilir ki? O Merkez Bankası'nın başkanını bizzat bu hükümet, cumhurbaşkanına kabul ettirebildiği, kendisine en sadık, en emir eri, en eşi türbanlı adaylar arasından seçmedi mi?
Nasıl olacak ki? Bakan arayıp, "İstanbul'a gidiyorsunuz." dediğinde, "Yok gitmiyoruz biz. Lojmana daha yeni taşındık, hem bizim hanım da komşulara ısındı." mı diyecek?
Merkez Bankası bağımsız öyle mi? Hadi canım.
Bu yazı, 11.08.2006 tarihli Haber MANŞET Gazetesi'nde de yayımlanmıştır.
|
|
|