| |
|
|
MEDYA MEDYA
90'lı yıllarla birlikte, hep böyle çağırdık
onu.
"Medya".
Önceden "basın" derdik. Daha da öncekiler,
"matbuat" dermiş.
Gelişen teknolojiyle birlikte, başlangıçta
yalnızca yazılı olan basın, zamanla yaşadığı işitsel ve görsel çeşitlilik
sonucunda, bugün neredeyse her duyumuza hitap eder hale geldi. Ve
madem bu kadar gelişti basınımız, adını değiştirmemek olmazdı.
Değiştirdik biz de. Medya dedik ona. Dedem
Korkut'tan kalma bir gelenekle, rüştünü ispat ettikten sonra, kendisine
en uygun adı verdik.
"Medya".
"Ortam" demekmiş.
Hem her "ortam"dan yüzümüze-gözümüza fışkırmasını
anlatsın, hem de her "ortam"ı değiştirme kudretini yansıtsın istedik
yeni adı. İyi de ettik. Çok yakıştı işte.
Peki gelişen ve değişen dünyada, adı dışında
nesi gelişti (!) "medya"mızın?
Öyle ya, başta sadece 3-5 gazete varmış. Şimdi,
yereliyle geneliyle 100'lerce gazete, bir o kadar dergi, 100'lerce
olmasa da çok sayıda radyo istasyonu, televizyon kanalı... Bu kadar
gelişmişlik sonucunda, çağdan çağa atlamış olması gerekmez miydi
"medya"mızın?
Oysa, bugün geldiğimiz noktada, medyanın,
kokuşmuş ilişkilerini izliyoruz. Olup biteni haber vermesi gereken
gazeteler, televizyonlar, kendileri haber olup karşımıza çıkıyorlar
her gün. Çürümüş düzen içinde, yuvarlanıp giderken, tekerlerine
yanlışlıkla takılan bir çomağın etkisiyle, birbirlerini yerin dibine
sokmaya çalışıyorlar. "Ben temizim." bile diyemiyorlar artık. "O,
benden daha kirli." çığlıklarını duyuyoruz ekran ekran, sayfa sayfa...
Biliyoruz ki, bugün artık ortalama bir medya
patronunun, gazeteleri, televizyon kanalları, radyo istasyonları,
dergileri, yayınevleri ve haber ajansları var. Medya'ya, endüstriyel
bir süreç desek, en iyimser yaklaşımla, entegrasyon çabası diyelim
hadi buna da. Ama artık bankaları var medya patronlarının. Hatta
dev sanayi kuruluşları, pazarlama şirketleri vs. vs. Gittikçe, herkesin
korktuğu, gücüne erişilmez kişiler oluyor, medya patronları. Koca
koca medya kulelerinde bitiriliyor işler artık. Devasa bütçeler
konuşuluyor, büyük dilimli reklam pastaları paylaşılıyor, korkunç
paralarla kalemler transfer ediliyor. Ve raiting adına herşey mubah.
Herşey onların elinde ve herşeyi onlar yönlendiriyor. 4. kuvvet
medya, ülkenin en kuvvetli unsuru artık.
Ve çuvaldızı bu kadar çalıştırdıktan sonra,
iğnenin ucunu bir hatırlamak, medyanın bu hale gelmesinde, kendi
payımızı da unutmamak lazım. Gazeteleri, aylarca, kupon kupon takip
edip, tencere-tava kuyruklarında birbirini çiğneyen, televizyon
yarışmalarında soytarı yerine konulmamıza izin veren, ya da dizilip
televizyonların karşısına, futbolcularla mankenlerin değişmez oyuncuları
oldukları paparrazi programlarını pür dikkat izleyen, biz değil
miyiz?
Velhasıl, el birliğiyle bugünlere getirdiğimiz,
adına "medya" dediğimiz, nur topu gibi bir yavrumuz var artık. Her
yanı lime lime dökülen bir memlekette, medyanın ayakta kalmasını
beklemek, akıl karı değildi zaten.
Uzakta görünen küçük bir ışık var. Bir umut
ışığı. Internet. Her isteyenin, her istediğini söyleyebileceği bir
medya. Hiç kimsenin çıkarına hizmet etmeyen, hiç kimsenin boyunduruk
altına alamayacağı bir diyar. Gerçeklerin sesi olacak sanal bir
alem.
Şairin dediği gibi: " bir umudum
sende "...
|
|
|