|
Dünyayı Güldüren
Türk Fıkraları
BABA
Birinci sınıfa başlayan çocuklara öğretmen, babalarının
mesleklerini soruyordu :
-Söyle bakalım Tuna, baban ne iş yapıyor?
Tuna :
-Otobüsleri kaldırıyor efendim, dedi.
Bir sıra önde oturan bir çocuk yanındaki arkadaşına yavaşça
sordu :
-Pekiyi anlayamadım, neymiş babası?
Arkadaşı büyük bir saflıkla cevap verdi :
-Vinçmiş, vinç!
ÇEVRECİ TEMEL
Sabahın erken saatinde avdan dönen Temel, kayığını kıyıya
çektikten sonra balıkçı kahvesine doğru yürür.
Kahvedekiler yalnızca sağ ayağı dizine kadar ıslak olan
Temel'e sorarlar :
-Ula, balık vuriy mi?
Temel :
-Yok yahu ne gezer.
-Madem baluk vurmayi ayağın niye dizine kadar islandi.
Temel küçümseyerek yanıtlar :
-Uşağum, haçan denizde sigara içeyrim.İzmariti suya atınca
basıpta söndirmeyecek miyum oni?
DİK AÇI KAYNIYOR
Temel kolej sınavına hazırlanan oğluna yardım ederken sormuş
:
-Su kaç terecede kaynayi?
-Toksan terece, deyince
-Pilemedun, demiş, toksan terecede dik açı kaynayi!
Hoca'nın Eşeği Pazarda
Hoca eşeğini pazara götürüp satmak ister. Bir müşteri
çıkar. Eşeğin yaşını anlamak için dişine bakacak olur. Eşek
onun elini ısırır. Adam sövüp sayarak çekilir gider. Başka
bir müşteri çıkar, kuyruğunu kaldıracak olur. Kaba etine
demirden bir çifte yer. O da topallıyarak sövüp sayarak
gider.
Tellâl gelir: “Hocam, der. Bu eşeği kimse almaz. Önüne
geleni ısırıyor, tekmeliyor”. Hoca başını sallar ve:
“Zaten ben de onu pazara satmak için getirmedim. İnsanlar
görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim”
der.
Nasreddin Hoca ve Yeni Uşak
Nasreddin Hoca’nın yeni bir uşağa ihtiyacı varmış.
Komşusu Ahmet ona:
- Ben sana Hasan’ı tavsiye ederim. O çok çalışkan bir
işçidir, demiş. Nasreddin Hoca:
- İyi, onu bana gönder! Demiş.
Birkaç hafta sonra Ahmet, Hoca’ya sormuş:
- Hasan’dan memnun musun?
- Evet, demiş Hoca. O çok iyi çalışıyor, fakat bana biraz
pahalıya maloluyor. Benden hergün para istiyor.
- Bu kadar parayla ne yapıyor ki? Diye sormuş komşusu.
- Bunu bilmiyorum, diye cevap vermiş Hoca, şimdiye kadar hiç
vermedim ki.
Nasreddin Hoca ve Yeni Uşak
Nasreddin Hoca’nın yeni bir uşağa ihtiyacı varmış.
Komşusu Ahmet ona:
- Ben sana Hasan’ı tavsiye ederim. O çok çalışkan bir
işçidir, demiş. Nasreddin Hoca:
- İyi, onu bana gönder! Demiş.
Birkaç hafta sonra Ahmet, Hoca’ya sormuş:
- Hasan’dan memnun musun?
- Evet, demiş Hoca. O çok iyi çalışıyor, fakat bana biraz
pahalıya maloluyor. Benden hergün para istiyor.
- Bu kadar parayla ne yapıyor ki? Diye sormuş komşusu.
- Bunu bilmiyorum, diye cevap vermiş Hoca, şimdiye kadar hiç
vermedim ki.
Hoca ve Çaylak
Hoca bir gün ciğer almış, evine gidiyordu. Bir çaylak
geldi, elinden ciğeri kapıp gitti.
Başka bir gün Hoca sokakta giderken elinde ciğer bulunan
bir adama rastladı, hemen davrandı ve adamın elinden ciğeri
kaptı, yüksek bir taşın üstüne çıkıp oturdu.
Adamcağız sordu:
- Bre Hoca nedir bu yaptığın?
Hoca şu cevabı verdi:
- Kendimi denemek için ben çaylak oldum!
Hoca ve Tellaklar
Hoca birgün hamama gider. Üzerine eski ve yamalı elbise
giymiştir. Bu yüzden hamamcılar ona karşı gayet saygısız
davranmışlardır ve ona kirli bir havlu vermişlerdir. Buna
rağmen hiçbir şey söylemeden yıkandı ve giderken onlara
büyük bir bahşiş verdi.
Bir hafta sonra Hoca tekrar aynı hamama geldi. Üzerinde
de yeni ve iyi elbiseler vardı. Bu yüzden hamamcılar ona
gayet iyi davrandılar. Hoca’nın kendilerine tekrar çok
bahşiş vereceğini zannediyorlardı. Fakat Hoca onlara az
bahşiş verdiğinde onlar şaşkınlıkla:
- “Sana daha önceki hafta ilgisizdik, fakat şimdi bize
niçin az bahşiş veriyorsun?” diye sordular.
Bunun üzerine Hoca:
- “Size son olarak verdiğim bahşiş bugünkü davranışınız
için, bugün ise önceki haftadaki davranışınız için veriyorum
diyerek oradan uzaklaştı.
| Eski Mezar hoca bir
gün eşe dosta vasiyet eder:
- Öldüğüm vakit beni eski kabire koyunuz.
Sebebini soranlara da şu cevabı verir:
- Sual melekleri geldiği vakit, “bana sual olundu,
baksanıza; Kabrim bile eskidir” der yakayı kurtarırım.
EŞEKLE KEÇİ
Temel
ile Dursun birbirlerin küsmüşlerdi. Uzun bir zamandan
beri, birbirleriyle konuşmamaktaydılar. Bir gün Dursun,
keçisini satmak için şehre inmeye karar verdi. Temel de
aynı gün başka bir iş için şehre inmeye karar vermişti.
Yolda birbirleriyle karşılaştılar. Küs
oldukları için ikisi de birbirlerine bakmadan şehre
doğru yürümeye devam ettiler. Bir ara Temel Dursun’un
tarafına dönerek seslendi:
-
"O yanındaki eşekle nereye gideyusun?"
Dursun, kafasını çevirir ve kızgın bir şekilde:
-
"O eşek teğültür! Keçitur. Körmeyi musun?"deyince,
Temel:
-
"Sana temeyirum, keçiye teyirum ta..." dedi.
ELBETTE BURAYA GELİR
Temel,
bir adama borç vermiştir. Fakat borçlu adam, Temel’in
geldiğini duyar duymaz kaçmakta ve borcunu bir türlü
ödememektedir. Temel en sonunda şehir mezarlığına gider
ve gece gündüz orada beklemeye başlar.
Mezarlık bekçisi:
Sen
manyak mısın be kardeşim? Kaç gündür buralarda ne
arıyorsun? diye çıkışınca Temel:
- Pir atamun pana porcu var. Beni her kördüğünde
kaçayi. Elpette pir kün o puriye kelir
BIÇKIN DOKTOR
Doktorun
birine, akşam vakti muayenehanesinden çıkmak
üzereyken, polisle çatışma sonucu yaralanmış bir adam
ile fedaisi gelir.
Doktor hemen ameliyata başlar. Kurşunları tek tek
çıkarmaktadır. Ancak durum tehlikledir. Bunu sezen fedai,
tabancasını çekerek:
"Bana
bak doktor, çok dikkatli ol! Şayet patronum ölecek
olursa, bu tabancanın içindeki kurşunları boşaltırım"
der.
Doktor hızla silahını çekerek:
"Şunu
iyi bil ki eğer patronun ölecek olursa, senden önce
benim haberim olacak.
ÖNCE AYAKKABI VURDU
Kendi
ayağına ateş ederek yaralanan adama doktor sordu.
"Derdin
neydi senin? Çok büyük bir bunalım geçirmiş olmalısın!
Yoksa insan neden kendi ayağını vursun ki!"
Akli
dengesi yerinde olmayan adam, sakince cevap verdi:
"Önce
ayakkabı vurdu. Sonra ben de kızıp onu vurdum. Ayağım da
ikimizin arasındaki çatışmada yaralandı."
|
|
|