|
|
|

|
Yuce
Dinimiz İslamiyet |
|
Peygamber Efendimiz (S.A.V) |
|
HZ.
MUHAMMED (S.A.S.)'İN HAYATI
(571-632)
Hz.
Muhammed (s.a.s.) Mekke'de doğdu. 40 yaşında Peygamber
oldu. 23 yıllık Peygamberlik hayâtının 13 yılı
Mekke'de, 10 yılı da Medine'de geçti. Medine'de 63 yaşında
vefât etti. Bu sebeple:
Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in
hayâtı (571-632):
a) Peygamberliğinden Önceki
Hayâtı (571-610),
b) Peygamberlik Devri
(610-632) olmak üzere iki kısma ayrılır.
Peygamberlik devri de:
a) Mekke devri (510-622)
b) Medine devri (622-632)
olarak iki döneme ayrılır.
Bu sebeple Siyer ve İslâm
Târihi ile ilgili kitaplarda, Rasûlullah (s.a.s.)'in hayâtı,
"Peygamberlikten (Bi'setten) öncesi" ve
"Peygamberlik devri" diye iki devreye ayrılarak
incelenmiştir. Peygamberlikten önceki hayatını da:
1- Çocukluk devresi (8 yaşına
kadar olan süre),
2- Gençlik çağı (8-25 yaşına
kadar olan devre),
3- Evlilik dönemi (25-40 yaşı
arasındaki devre) olmak üzere genellikle üç bölüme ayırmışlardır.
Peygamber olduktan sonra,
"Mekke Devri"nde geçen olayları incelerken, târihbaşı
olarak, Peygamberliğin (Nübüvvetin) l. 2. veya 5 inci yılı
gibi, Nübüvvetin başlangıcını; "Medine devri"
olaylarında ise,-Hicretin, 1., 2. veya 3 üncü yılı şeklinde
Rasûl–i Ekrem (s.a.s.)'in Hicret olayını esâs almışlardır.
HZ.MUHAMMED
(S.A.S)'İN PEYGAMBERLİKTEN ÖNCEKİ HAYÂTI
"
Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik".
(el-Enbiyâ Sûresi, 107)
l-
HZ. MUHAMMED (S.A.S)'İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ
1- DOĞUMU:
Hz. Muhammed (s.a.s.)
Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel
(20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda
bulunan "Hâşimoğulları Mahallesi"nde, babasından
kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı
olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz
(s.a.s.)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.(18)
Abdülmuttalib, torununun doğumu
şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:
"Muhammed adını
verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla
yâdetsinler..." cevâbını verdi. Annesi de "Ahmed"
dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok
çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları
ile öven, hamdeden kimse demektir.(19) İslâm târihçileri,
Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğduğu gece bir takım olağanüstü
olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran
Kisrâsı (Hükümdarı)'nın Medâyin şehrindeki sarayının
14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran'da Istahrâbat
şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan "ateşgede"leri
sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan
beri kurumuş olan Semâve deresi'nin suları taşmış,
mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya
görmüş, Kâbe'deki putların yüz üstü devrildikleri
görülmüştü. Gerçekten O'nun doğması ile bütün
dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateşi
sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son
bulmuştur.
2-
SOYU (NESEBİ)
Peygamberimiz Hz.Muhammed
(s.a.s.)'in babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah; annesi
ise Vehb'in kızı Âmine'dir. Babası Abdullah, Kureyş
Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise
Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın
yukarıda, "Kilâb"da birleşmektedir. Her ikisi de
Mekke'lidir.
Peygamber (s.a.s.)
Efendimiz, Hz.İbrâhim'in büyük oğlu Hz. İsmâil'in
neslindendir. Soyu Adnân'a kadar kesintisiz bellidir.(20)
Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların sayısında
neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.(21)
Peygamber (s.a.s.)
Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb
zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:
"Ben devirden devire,
(nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden
Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum,
sonunda içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları' âilesinden neş'et
ettim", buyurmuştur.(22)
Diğer bir hadisi şerifte
bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır.
"Allah, Hz İbrâhim'in
oğullarından Hz. İsmâil'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını,
Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını,
Hâşimoğullarından da beni seçmiştir." (23)
Bir başka hadis-i şerifinde
de Rasûl–i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Allah beni, dâima
helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine
naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem'den,
anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen
olmamıştır". (24)
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in doğumundan
iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden
dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefât
etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)'e,
babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu
ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir
câriye kalmıştır.(25)
3-
HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA
Başlangıçta çocuğu (3
veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi.(26) Sütü yetmediği
için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı câriyesi
Süveybe tarafından emzirildi.(27)
Fakat Hz. Muhammed
(s.a.s.)'in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları
kolundan Halîme oldu.
Mekke'nin havası ağır
olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden
gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem
daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça
öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu âdete göre
süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu
emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta
tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur
ve bereket getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından
daha çok sevmiştir. Süt kardeşi Şeyma da bakımında
annesine yardımcı olmuştur.(28)
Hz.Muhammed (s.a.s.) süt
annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima
ilgilenmiştir. Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu
"anacığım" diyerek karşılamış, altına
elbisesini yayarak, saygı göstermiştir.(29)
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört
yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört
yaşında Halîme çocuğu Mekke'ye götürerek annesine
teslim etti. İslâm târihçileri, bu esnada "şakk-ı
sadr" (göğüs açma) olayının meydana geldiğini,
çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halîme'yi
endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime
mecbûr kaldığını naklederler.(30)
4-
MEDİNE ZİYÂRETİ
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört
yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı,
O'nun şefkat ve ihtimâmı ile yetişip büyüdü. Altı yaşında
iken, babasının Medine'de bulunan kabrini ziyâret etmek
üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen'le beraber
Medine'ye gittiler. Medine'deki akrabaları Neccâroğullarında
bir ay kadar misâfir kaldılar. Dönüşte, Medine'nin 23 mil
güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine hastalandı.(31) Henüz doğmadan
babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında
iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı
ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına
basıp uzun uzun öptü. Masûm yüzüne bakarak
"Her yeni eskiyecek,
her fâni yok olup gidecek,
Ben de öleceğim, fakat
buna gam yemem,
Namımı ebedi kılacak hayırlı
bir halef bırakıyorum..." anlamına bir şiir söyledi.
Bu sözlerden sonra vefât etti.(32)
Annesinin ölümünden sonra
çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi
Abdülmuttalib'e teslim etti.
Altı yaşından sekiz yaşına
kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib
seksen yaşını geçmiş bir ihtiyârdı. Peygamber (s.a.s.)
Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on
oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini,
öz amcası Ebû Tâlib'e bıraktı.(33/1)
Yıllar sonra, Hicret'in 6'ıncı
yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasûlullah (s.a.s.)
Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaşı
döktü.
Annemin bana olan şefkatini
hatırlayarak ağladım, buyurdu. (33/2)
HZ.MUHAMMED
(S.A.S)'İN PEYGAMBERLİKTEN ÖNCEKİ HAYÂTI
"
Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik".
(el-Enbiyâ Sûresi, 107)
l-
HZ. MUHAMMED (S.A.S)'İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ
1- DOĞUMU:
Hz. Muhammed (s.a.s.)
Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel
(20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda
bulunan "Hâşimoğulları Mahallesi"nde, babasından
kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı
olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz
(s.a.s.)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.(18)
Abdülmuttalib, torununun doğumu
şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:
"Muhammed adını
verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla
yâdetsinler..." cevâbını verdi. Annesi de "Ahmed"
dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok
çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları
ile öven, hamdeden kimse demektir.(19) İslâm târihçileri,
Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğduğu gece bir takım olağanüstü
olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran
Kisrâsı (Hükümdarı)'nın Medâyin şehrindeki sarayının
14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran'da Istahrâbat
şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan "ateşgede"leri
sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan
beri kurumuş olan Semâve deresi'nin suları taşmış,
mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya
görmüş, Kâbe'deki putların yüz üstü devrildikleri
görülmüştü. Gerçekten O'nun doğması ile bütün
dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateşi
sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son
bulmuştur.
2-
SOYU (NESEBİ)
Peygamberimiz Hz.Muhammed
(s.a.s.)'in babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah; annesi
ise Vehb'in kızı Âmine'dir. Babası Abdullah, Kureyş
Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise
Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın
yukarıda, "Kilâb"da birleşmektedir. Her ikisi de
Mekke'lidir.
Peygamber (s.a.s.)
Efendimiz, Hz.İbrâhim'in büyük oğlu Hz. İsmâil'in
neslindendir. Soyu Adnân'a kadar kesintisiz bellidir.(20)
Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların sayısında
neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.(21)
Peygamber (s.a.s.)
Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb
zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:
"Ben devirden devire,
(nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden
Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum,
sonunda içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları' âilesinden neş'et
ettim", buyurmuştur.(22)
Diğer bir hadisi şerifte
bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır.
"Allah, Hz İbrâhim'in
oğullarından Hz. İsmâil'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını,
Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını,
Hâşimoğullarından da beni seçmiştir." (23)
Bir başka hadis-i şerifinde
de Rasûl–i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Allah beni, dâima
helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine
naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem'den,
anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen
olmamıştır". (24)
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in doğumundan
iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden
dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefât
etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)'e,
babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu
ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir
câriye kalmıştır.(25)
3-
HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA
Başlangıçta çocuğu (3
veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi.(26) Sütü yetmediği
için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı câriyesi
Süveybe tarafından emzirildi.(27)
Fakat Hz. Muhammed
(s.a.s.)'in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları
kolundan Halîme oldu.
Mekke'nin havası ağır
olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden
gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem
daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça
öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu âdete göre
süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu
emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta
tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur
ve bereket getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından
daha çok sevmiştir. Süt kardeşi Şeyma da bakımında
annesine yardımcı olmuştur.(28)
Hz.Muhammed (s.a.s.) süt
annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima
ilgilenmiştir. Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu
"anacığım" diyerek karşılamış, altına
elbisesini yayarak, saygı göstermiştir.(29)
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört
yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört
yaşında Halîme çocuğu Mekke'ye götürerek annesine
teslim etti. İslâm târihçileri, bu esnada "şakk-ı
sadr" (göğüs açma) olayının meydana geldiğini,
çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halîme'yi
endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime
mecbûr kaldığını naklederler.(30)
4-
MEDİNE ZİYÂRETİ
Hz. Muhammed (s.a.s.) dört
yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı,
O'nun şefkat ve ihtimâmı ile yetişip büyüdü. Altı yaşında
iken, babasının Medine'de bulunan kabrini ziyâret etmek
üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen'le beraber
Medine'ye gittiler. Medine'deki akrabaları Neccâroğullarında
bir ay kadar misâfir kaldılar. Dönüşte, Medine'nin 23 mil
güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine hastalandı.(31) Henüz doğmadan
babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında
iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı
ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına
basıp uzun uzun öptü. Masûm yüzüne bakarak
"Her yeni eskiyecek,
her fâni yok olup gidecek,
Ben de öleceğim, fakat
buna gam yemem,
Namımı ebedi kılacak hayırlı
bir halef bırakıyorum..." anlamına bir şiir söyledi.
Bu sözlerden sonra vefât etti.(32)
Annesinin ölümünden sonra
çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi
Abdülmuttalib'e teslim etti.
Altı yaşından sekiz yaşına
kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib
seksen yaşını geçmiş bir ihtiyârdı. Peygamber (s.a.s.)
Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on
oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini,
öz amcası Ebû Tâlib'e bıraktı.(33/1)
Yıllar sonra, Hicret'in 6'ıncı
yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasûlullah (s.a.s.)
Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaşı
döktü.
Annemin bana olan şefkatini
hatırlayarak ağladım, buyurdu. (33/2)
III-
HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN EVLİLİK DÖNEMİ
1-
TİCÂRET HAYÂTI
Bütün Mekke'liler gibi Hz.
Muhammed (s.a.s.) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu.
Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü
ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği,
başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir
kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere
destan olmuştu. Bu yüzden Mekke'liler O'na "el-Emîn"
(her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O'nun bu yüksek
ahlâkını öğrenen Kureyşin zengin kadınlarından Hatice,
kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti.
Böylece Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasında ticâret
ortaklığı başladı.
2-
HZ. HATİCE İLE EVLENMESİ
Kureyşin Esed oğulları
kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet
sâhibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı.
Daha önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı. Kureyşin
ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç
biri ile evlenmemişti. Güvendiği kimselere sermâye vererek
ticâret ortaklığı yapıyor, böylece servetini artırıyordu.
Yüksek ahlâk ve âli-cenâblığı sebebiyle, kendisine Müslümanlıktan
önce "Tâhire" denildiği gibi, sonra da "Haticetü'l-Kübra"
denilmiştir.
Hz. Hatice bir ticâret
kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)'i Şam'a gönderdi. Kölesi
Meysere'yi de hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Şam'a
kadar gitmedi; malları Busra'da satarak geri döndü. Çünkü
Bahîra'nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra
da, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Şam'a gitmesini uygun bulmamıştı.(40)
Üç ay kadar sonra, Hz.
Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde
ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük
ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasıtalar girdi;
evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda Hz.Muhammed
(s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.(41)
Nikâh, Hatice'nin amcazâdesi,
Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz. Hatice'nin evinde kıyıldı.
Ebû Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin
üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler.(42) Esâsen, Hz.
Peygamber (s.a.s.) ile Hz. Hatice'nin nesebleri Kusayy'da
birleşir. Hz. Hatice'ye 20 dişi deve mehir verildi.(43) Nikâhtan
sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi.
Evlenmelerinden sonra, Hz.
Muhammed (s.a.s.), Hz. Hatice'nin evine geçti. Örnek ve
mutlu bir âile yuvası kurdular. Hz. Hatice, Hz. Muhammed
(s.a.s.)'e derin bir saygı ve sevgi ile bağlıydı.
Peygamberliğinden önce olduğu gibi, Peygamberlik devrinde
de en büyük yardımcısı oldu. Yüksek ve eşsiz ruhlu bir
hanım olduğunu gösterdi.
Peygamberimiz (s.a.s.)'de
ondan son derece memnundu. O devirde çok evlilik âdet olduğu
ve bir çok teklifler aldığı ve aralarında yaş farkı da
bulunduğu halde, onun üzerine evlenmedi; ölümünden sonra
da onu hep hayırla andı.
3-
HZ. PEYGAMBER (S.A.S)'İN ÇOCUKLARI
Peygamberimiz (s.a.s.)'in Hz.
Hatice'den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla,
Kaasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve
Abdullah adlarında altı çocuğu oldu. Arablarda ilk çocuğun
adı ile künyelendirme âdet olduğundan Hz.Peygamber
(s.a.s.)'e de "Ebü'l-Kaasım" denildi. Kaasım ile
Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler.
Fakat Fâtıma'dan başka hepsi de babalarından önce vefât
ettiler. Yalnız Fâtıma, Peygamber (s.a.s.)'in vefâtından
sonra altı ay daha yaşadı.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s), kızlarının
en büyüğü Zeyneb'i Ebu'l-Âs ile evlendirdi. Ebü'l Âs, Müslüman
olmadığı için, Zeyneb'in hicretine izin vermemişti. Bedir
Savaşında esir düştü. Zeyneb'i Medine'ye göndermek şartı
ile serbest bırakıldı. Daha sonra Müslüman olarak
Medine'ye geldi. Zeyneb'i tekrar aldı.(44)
Rukiyye ile Ümmü Gülsüm'ü,
amcası Ebû Leheb'in oğullarından Utbe ve Uteybe ile
evlendirmişti. İslâmiyetten sonra Ebû Leheb, Hz. Peygamber
(s.a.s.)'e olan düşmanlığı sebebiyle oğullarına eşlerini
boşamaları için baskı yaptı. Onlar boşadıktan sonra,
Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye'yi Hz. Osman'la evlendirdi.
Rukiyye'nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm'ü nikâhladı.
Bu yüzden Hz. Osman'a "iki nûr sâhibi" anlamına
"Zi'n-nûreyn" denildi.
En küçük kızı Fâtıma'yı
ise Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtıma'nın
çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in nesli, Hz. Fâtıma
ile devâm etmiştir.
Peygamberimiz (s.a.s.)'in Mısırlı
eşi Mâriye'den de İbrâhim adlı bir oğlu olmuş, fakat
Hicretin 10'uncu yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür.
4- KÂBE'NİN TÂMİRİNDE
HAKEMLİĞİ (605 M.)
Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil
tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde
yağmur ve sel suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi
gerekmişti.
Kureyşliler, Kâbe binasını
yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı,
gerekli malzeme temin edildi. Hz. İbrâhim'in yaptığı
temele kadar yıkarak, duvarları yeniden örmeğe başladılar.
Ancak; "Hacer-i Esved"i yerine koyma sırası
gelince anlaşamadılar. Kureyş'in bütün kolları, bu şerefin
kendilerine âit olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün
sürdü, kan dökülmek üzereydi ki,(45) Kureyş'in en
ihtiyarı Ebû Ümeyye veya Huzeyfe b. Muğîre"Harem kapısından
ilk girecek zâtın hakem yapılarak, onun vereceği karara
uyulmasını" teklif etti.(46) Bu teklif kabul edildi. Az
sonra kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s) girmişti. Buna o kadar
sevindiler ki, "el-Emîn, el-Emîn, O'nun hakemliğine râzıyız..."
diye bağrıştılar.Yanlarına gelince, durumu anlattılar.
Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine
Hacer-i Esved-i koyduğu yaygının uçlarını Kureyşin
ulularına tutturdu; hep berâber, konulacağı yere kadar taşıdılar.
Hz. Peygamber (s.a.s.)'de taşı alıp yerine yerleştirdi.
Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnûn
etti. Böylece büyük bir felâket önlenmiş oldu.(47)
Bu olay, Hz. Muhammed
(s.a.s.)'in zekâ ve dirâyeti yanında, O'nun Mekkeliler arasındaki
sonsuz itibâr ve güvenini de göstermektedir. Bu esnâda Rasûl-i
Ekrem (s.a.s.) 35 yaşında idi.
Kâbe'nin tâmirinde Hz.
Peygamber (s.a.s.) de bizzât çalışmış, taş taşımış,
hatta bu yüzden omuzları yara olmuştu. Bir defa, amcası
Abbâs'ın sözüne uyarak, taş acıtmasın diye elbisesini
omuzuna topladığında vücûdu açılıverince baygın halde
yere düşmüştü. Rasûlullah (s.a.s.) o andan sonra hiç üryân
görülmemiştir.
MİRAÇ
Ebû Talib'in karisi Fatimâ
müslüman olmustu, Ali ve Cafer'in kizkardesleri olan ـmmü
Hani (ra) de Islâm'a girmisti.Fakat kocasi Hubeyre, Allah'in
birigine kapali idi. Bununla beraber peygamber her geldiginde
onu iyi karsilar, namaz vaktiyse evdeki müslümanlar cemaatle
namaz kilarlardi. Böyle
günlerin birinde Peygamber (sav), namazini kildiktan sonra ـmmü
Hani 'nin teklifini kabul ederek geceyi onlarda geçirdi,
fakat uyuduktan kisa bir süre sonra kalkarak Mescid-i Haram'a
gitti.اünkü geceyi
orada geçirmeyi severdi. Oradayken uyku bastirdi ve uyudu:
" Cebrail geldi ve beni ayagiyla dürterek uyandirdi.
Bundan sonra, beni kolumdan tutup kaldirdi, birlikte Mescid'in
kapisindan çiktik. Orada esekle katir arasi beyaz bir binek
vardi. Iki yaninda bacaklarini oynattigi yerde kanatlari vardi
ve her adimi gözün görebilecegi
uzakliga variyordu."
Daha sonra Peygamber (sav),
Burak adli binege Cebrail'le nasil bindigini, Cebrail'in göge
yükselirken binegin hizini, yönünü
nasil ayarladigini, kuzeye, Yesrib ve Hayber'in ötesine
gidip Kudüs'e vardiklarini anlatti. Orada bir grup
peygamberle - Ibrahim, Musa, Isa ve digerleri - karsilastilar.
Mescidde namaz kilarken bütün peygamberler onun arkasinda
namaz kildilar. Daha sonra önüne
iki fiçi kondu. Biri süt, biri sarap doluydu. Peygamber
(sav) süt dolu fiçidan aldi ve sarap fiçisina hiç
dokunmadi. Cebrail söyle
dedi:" Sen dogru yola yöneltildin,
sen de halkini o yöne yönelttin
ve sarap sana yasaklandi."
Daha sonra bu dünyadan semaya
yükseltildi. Kudüs topraginin ortasindaki bir tasin
üstünden Burak'a tekrar binerek yedi kat göge
yükseldi. Her sema katinda Peygamberlerden biriyle görüstü.
Onlari dünyevi olarak degil, semavi olarak görüyordu.
Sonra Cennet ve Cehennemi gördü.
Cennetteki bahçeleri söyle
anlatir: " Yay büyüklügündeki bir cennet parçasi,
günesin dogup battigi tüm alandan daha iyidir. Eger Cennet
kadinlarindan biri yeryüzünün insanlarina görünse,
gökle yer arasindaki
bütün alani isik ve güzel koku doldurur." Kendi manevi
varligi hakkinda söyle
demistir: "Adem henüz su ile çamur arasi bir seyken ben
peygamberdim."
Göge
yükselisinin zirvesi Sidret'ül Münteha idi.Bir tefsirde
sunlar geçer:"Sidr kökünün
kökü Taht'tadir ve bu
agaç peygamber olsun, Cebrail olsun herkesin bilme noktasinin
sinirini belirler. Onun ötesi
Allah'tan baska herkese gizlidir." Evrenin bu kisminda
Cebrail (as) Muhammed (sav) 'e asil sekliyle, yaratildigi gibi
göründü. Daha sonra
âyette geçtigi gibi: "Sidre'yi örten
örtmekte iken, göz
kayip sasmadi ve (siniri) tasmadi. Andolsun, O, Rabbi'nin en
büyük âyetlerinden olanini gördü.."
Sidr Agacinda Peygamber
ümmetine elli vakit namaz farz kilindi. Söyle
anlatir:"Dönüsümde
Musa'nin - o size ne iyi bir dosttu! - yanindan
geçerken bana:'Sana kaç rekat namaz farz oldu? diye
sordu.Ben elli vakit oldugunu söyleyince,
Hz.Musa: 'Namaz agir bir ibadettir. Rabbine söyle,
ve bunu hafifletmesini iste.'dedi. Bunun üzerin egeri döndüm.Allah
on vakit indirdi ve geri gönderdi.Fakat
Hz.Musa yine çok buldu ve geri dönmemi
söyledi. Her seferinde
beni geri gönderiyordu.Sonunda
bes vakit namaz farz kilindi. Musa (as) yine ayni seyleri söylüyordu.
Ben: ' Rabbime gittim ve utanana dek azaltmasini istedim;
artik geri dönemem.'
dedim.Ihlas ile kilinacak her namaz on kati sevap kazandirir."
Peygamber (sav) ve Cebrail (asv)
, Kudüs'teki otasin yanina indikten sonra geldikleri yoldan,
güneyden gelen kervanlari görerek
Mekke'ye döndüler.
Kâ'be'ye vardiklarinda hâlâ geceydi. Peygamber oradan Yine ـmmü
Hani'nin evine gitti. Sabah olunca namaz kildilar. Sonra
Peygamber ona : " Sizinle aksam namazini kildim. Daha
sonra Kudüs'e gittim ve orada namaz kildim. Simdi de gördügün
gibi namazi birilikte kildik." dedi.ـmmü
Hani ona: "Bunu baskalarina söyleme,
çünkü onlar sana yalanci der ve seninle alay ederler."
O ise :"Allah'a yemin ederim ki söyleyecegim."
dedi.
Ertesi gün Peygamber bu olayi
anlatinca müsrikler inanmadilar. "Ona deli demek için
delil bulduk." dediler. اünkü
hepsi Kudüs'e gidip gelmenin bir ay sürecegini biliyorlardi.
Sonra bir grup Hz.Ebu Bekir'e gittiler. "Simdi bakalim
arkadasin hakkinda ne düsüneceksin? O bize dün Kudüse
gidip oarada namaz kildigini söylüyor."
dediler.Ebu Bekir: "Eger o söylediyse
dogrudur. Bunda sasilacak ne var." dedi. Ve onun yanina
giderek herkesin içinde onu tasdik etti. Bazi kararsizlar dönmek
üzereydiler, Peygamber, Mekke'ye dönerken
yolda gördügü
kervanlari anlatiyor, O kervanin kaç gün sonra ve ne sekilde
gelebileceklerini söylüyordu.
Kervanlar Resulallah'in tarif ettigi sekilde gelince
gerçekler ortaya çikmis oldu.
GÖÇLER
Peygamber (sav), Mekke'deki
müslümanlari Yesrib (Medine)'e hicret etmeye tesvik
ediyordu. Ikinci Akabe Biatindan sonra Kureysli müslümanlar
yavas yavas hicret etmeye basladilar. Ebu Bekir ve Ali disinda
tüm müslümanlar hicret edince, Ebu Bekir (ra), Peygamber
(sav)'den hicret etmek için izin istedi. Peygamber (sav) ona:
"Acele etme, belki Allah sana bir arkadas verir"
dedi. Ebu Bekir (ra), Peygamber (sav)'i beklemesi gerektigini
anladi.
Kureysliler müslümanlari, göçten
men etmek, için ellerinden geleni yapiyorlardi.Gidecegini
haber aldiklari mü'minleri iskence ile dinden döndürmeye
çalisiyorlardi.Bu sekilde Hisam ve Ayyas, yalan söylenerek
yollarindan çevrildiler, ve iskence ile Islam'dan döndüklerini
açikladilar. Kisa zaman sonra bunun affedilmeyecek bir suç
oldugunu anladilar. Fakat bir süre sonra su ayet nazil
oldu:"De ki:Ey aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü
tasiran kullari, Allah'in rahmetinden ümit kesmeyin.
Süphesiz Allah bütün günahlari bagislar. اünkü
O, bagislayandir, esirgeyendir. Azab size gelip çatmadan
evvel, Rabbinize yönelip-
dönün ve ona teslim
olun. Sonra size yardim da edilmez."(Zümer:53-54)
Hisam bu ayetleri okudu ve
Ayyas'a gösterdi. Ikisi
de Islam'a girdiler ve kaçmak için bir firsat beklemeye
basladilar.
HİCRET
Kureys bos durmuyordu.Sik sik
toplanarak bu tehlikeden kurtulmak için planlar yapiyorlardi.
En son Ebu Cehil'in fikriyle her kabileden güçlü,
güvenilir, silahli bir genç seçilecek ve hep birlikte, ayni
anda Muhammed (sav) 'e saldirip O'nu öldüreceklerdi.
Böylece Beni Hisam,
bütün Kureys kabileleri ile ugrasamayacak, Kureys de onlarin
öne sürdügü diyeti ödeyecekti.
Peygamber (sav), Ebu Bekir'in
yanina giderek, Yesrib' e hicret etmeleri için izin
çiktigini ve birlikte gideceklerini söyledi.
Sonra da Hz.Ali'yi kendi yerine birakarak Yasin suresini
okumakta iken disari çikti. Kapi önünde
bekleyen müsrikler, O'nu göremediler,
yanlarindan geçip gitti. Sabaha kadar beklediler, Peygamber
(sav) yerine Ali'yi gördüler
ve O'ndan bir iz bulamayarak kabilelerine geri döndüler
Peygamber(sav) ile Ebu Bekir
geride Ali'yi birakarak Medine'ye dogru yola koyulmuslardi.
Mekke'li müsrikler durumun sonradan farkina varabildiler ve
iki güzel insanin pesine köpekler
gibi düstüler. En son bir magaranin yanina geldiklerinde
peslerindekiler iyice yaklasmisti. "ـçüncüleri
Allah olan iki kisi" magaranin içinde, adamlar magaranin
disindaydi. Adamlarin hepsi de kararli bir sekilde içeriye
girmeye gerek olmadigini, çünkü orada kimsenin
bulunamayacagini söylediler.
Daha sonra geldikleri yoldan geri döndüler.Peygamber
ve Ebu Bekir, kalkip baktiklarinda gördüler
ki, magaranin önünde,
sabah orada olmayan bir akasya agaci var ve tüm magara agzini
bir örümcek ag örerek
kapatmisti.Yine girisin çukurunda bir güvercin yuva yapmis
ve yumurtasi üzerinde oturmaktaydi.
Amr onlari Yesrib'e kadar götürecek
henüz müslüman olmamis, fakat sözüne
güvenilir bir rehber getirdi. Bu adam onlari Yesrib'e sadece
gerçek bir çöl adaminin
bilebilecegi yollardan götürecekti.
Günlerce önce,
Mekke'de Peygamber (sav)'nin kayboldugu ve onu bulana 100 deve
ödül verilecegi haberi
vahaya ulasmisti. Kuba'lilar her sabah yanlarinda baskalarini
da götürerek yola
çikiyor ve O'nu ariyorlardi. Gelis zamani gecikmisti. Nihayet
o gün geldi. O'nun geldigini ilk gören
bir yahudi idi. Komsularindan nasil biri oldugunu ögrenmis
ve onu hemen tanimisti. Yahudi bagirarak onlarin geldigini söyledi.
Bu çagriyi duyan kadin ve erkekler evlerinden firladilar ve
onu selamlamaya kostular. Iki gün sonra Ali de onlara
katilmisti. Karsilayanlar arasinda, Iranli bir ailenin genç
yasta hristiyan olmus oglu, Selman da bulunuyordu. O da bunca
senedir Peygamber (sav) 'i beklemisti