SARAYKÖYDE SENSİZ...


Yokluğundan beri tam dört yılı bıraktım geride

Fırçasız yapılan bir resim

Renkleri olmayan bir düş

Ve ağlaması çalınan bir bebek gibi

Geçti böyle rüzgar gibi

Ne bir işaret kaldı şimdi geride

Ne de sana dair bir iz

Sarayköy’de sensiz.



Acılara su serptim şimdi gerilerde kalan

Sesi kaldı akşamları dinlediğim yağmurların

Karları düşerdi yorgun gözlerimdeki umuda

Selleri akardı

Şimdi herşeyi alamayan

Bir tek şiirler kaldı geride sana adanan

Bir de yalvaran dualarım kaldı mavi semalarda

Oynadığım tavlanın düşeşleri eskitti pulları

Her vurduğunda parçalayan sesi dağıldı içimde

Sarayköy’de sensiz.



Okuduğum o eski kitaplarımı bıraktım

Bazı şiirlerimi de yaktım bir aralık akşamı

Eski şarkılar söylendi yine bir yerlerde

Bir tutam sevgi vurdum kağıda

Her şey boş ve yalan değildi

Oynadığımız satranç hamlesini yarıda bıraktım

Yazdığım duvarlarda adını solduran

Umutlarım vardı oysa hiç bitmeyen

Her gece dipsiz sohbetlerde

Kadir abiyle paylaştığım dertleri yıktık

Sarayköy’de sensiz.



Renklerini senden alan resimlerimi sattım

Akşamları bitirdim yıldızların ayak ucunda

Sigaralarımın küllerini döktüm yollara

Kavgaları bitirdim kendi kendime ettiğim

Hiçbir zaman cevaplayamadığım

Soruları sildim beynimden

Sarayköy’de sensiz.

Ne bir işaret kaldı şimdi geride

Ne de sana dair bir iz



Ve kaldın yırtık şiirlerde aşkım.



16.Kasım.1998./Saray



Bülent Ecevit BİRİCİK







ŞİMDİ GELME...


Bir eylül akşamı yine gel,

Uzaklardan aşkı bağıran trenin

Ağlayan ince dumanına akşam rüzgarı gibi,

Fırtınaya göz kırpan bulutun yalanlarından,

Karanlıktan duyulan suyun öpen yanlarından gel,

Ama şimdi gelme, hiç konuşmadan,

Git.

*****

Bir eylül akşamı yine gel,

Görürsen eğer bir gün beni

Yağmurda ıslanan yabancı bir adam gibi,

Bir ateş gibi gel, üşüdüğümde,

Umuduma eğil dilekler tuttuğumda,

Ama şimdi gelme hiç konuşmadan,

Git.

*****

Bir eylül akşamı yine gel,

Bulutlardan kurtulan bir güneş,

Ya da ağladığım gecelerde mendil misali

Acıma gel yaralandığımda,

Çiçekleri dağla, yağmurları bekleyen,

Ama şimdi gelme, hiç konuşmadan,

Git.

*****

Bir eylül akşamı yine gel,

Sakalımın beyazlanmayan yanlarına,

Kavruk yapraklar gibi kaldırımlarda,

Bir ressamın yaptığı resmine,

Ozanın yazdığı şiirlere ilham gibi gel,

Ama şimdi gelme, hiç konuşmadan,

Git.

*****

Bir eylül akşamı yine gel,

Kızı olmuş bir annenin gözyaşına,

Kumbarasına para atan çocuk gülüşüne,

Yemeğini paylaşan kaplan vicdanıyla,

Karanlığın içinden bir ses gibi duyul,

Ama şimdi gelme, hiç konuşmadan,

Git.

*****

Bir eylül akşamı yine gel,

Bankların altında ki güllerin gölgeden kaçan

Büyüyen kırmızı yanlarına,

İhtiyar adamın gençliğini özleyen gözlerinde

Hatırasında saklı aşkı gibi gel,

Ama şimdi gelme, hiç konuşmadan,

Git.

*****

Dedim ya;

Bir eylül akşamı yine gel...





06.Aralık.1998/Saray... Bülent Ecevit BİRİCİK





SARAYKÖYÜN SUSKUNLUĞU...


Atkı misali boynumda kaldı rüzgarlar

Ve ikindide yağmurları beklerken

Mavi ilkbaharlar susuyor mayısın sıcaklığında

Hüzünlü bir akordeon çalıyordu Nisan,

Mayısın bulutlarına, hiç görmeden

Öylece sensiz

Bense düşlerimi saklıyordum Sarayköy’ün suskunluğuna

Şimdi uçurtma olsaydım gözlerinde

Sonra bulutlarda uyurken

Gözlerinden yelken açardım yüreğine,

Kırık camlardan toplarken düşlerimi

Yine de sana biriktirirdim yırtık takvimleri,

Rüzgarlar eserken kızıl göklerden yüzüme

Hüzünlü bir akordeon çalıyordu Nisan,



Düşünüyorum...

Saçlarına yağan yağmurların üzerine açan

gökkuşağına,

Kuşlar konardı

Renk renk gözlerime sarılırken,

Ve ben ilk kez sapanımın kırık olduğuna sevindim

Ve ben ilk kez kırgınlığıma diktim bir çiçek

Anladığımda, benim geçebileceğim yolda

Senin aslında kırık bir köprü olduğunu gördüm

İşte o zaman öteki uçurumlardan geçtim

Ve ben ilk kez güldüğümü hatırladım

Arkama bakmadan.



Hüzünlü bir akordeon çalıyordu Nisan

Şimdi hoşça kal bile diyebilirdim sana

Son yaprağı düşerken bu aşkın içinden

Bağıra... Bağıra

Adın olmayacaktı o son şiirlerimdeki limanlarda

Belki başka limanlarda da olmayacaktı

Kaybolacaktın

(Kayboldun da)

Seviniyorum...



Hüzünlü bir akordeon çalıyordu Nisan

Ve hüzünlü bir akordeon, duyuluyordu

Sarayköy’den.



19.12.1999/17:33:38.Saray...

Bülent Ecevit BİRİCİK



YASEMİN...


Yağmur gözlerinden verdin çocuk sevgini

Gözyaşlarındaki ıslak ninniler

Benim akşamlarıma sarılıyor bak

Ağlama desem sonbahar kuş oluyor yüzüne

Dokunmak gelir mi ki şimdi, ellerimden sana



Yıldızlar keşke hep senin olsa

Senin gülüşlerinde dünyada...

Gözlerin, ıslak bir kayıkçı gibi duruyor yüzümde

Gözyaşlarını bir buz gibi bıraktın gecelerime

Uyumak gelir mi ki şimdi, rüyalarımda sen varken



Soğuk bir güneşe sarılıyordu sanki bulutlar

Yağmur seslerinden adını bıraktım yüreğime

Bir de rüzgarlar kalmış senin ağlayan yüzünde

Cebimde unuttuğum bir çiçek gibi titrersin ellerimde

Koparmak gelir mi ki şimdi, baharlar öperken seni



Şiirlerime sevgini verdin apansız gözlerinden

Kelimelerin anlamı bende neye yarar ki

Dualarımı cennet yapabilsem keşke avuçlarına

Belki de seni hiç unutamamam

Peki sen dallarımda bir Yasemin olabilir misin.



24.Kasım/1999./Çarşamba/SARAY...

Bülent Ecevit BİRİCİK







SARAYKÖYÜN AKŞAMLARI...


Sarayköy’ün akşamlarından kalan,

Mor gecelerin yalnızlığına uzanıyordu yüreğim,

Kaldırımlara eğilen güvercinlerin üzerinden batıyordu

Güneşe saklanan renkler,

İçimde kırılmış adını topluyordum yolların kenarından,

Pas tutmuş bir sokak lambasının dibine biriken

Yağmurlarda yüzüyordu bir gemi,

Eskimiş şiir kitaplarına uçan kuşların

Gözlerinden yazıyordum kırılan sözleri.

*********

Sonbahar akşamlarının yorgunluğu esiyordu

Rüzgarların yüreğinde,

Bağırıyordum

Geçip giden buğuların arkasından,

Bırakıyordum gözyaşlarımın sesini,

Birde kendimi, kuru otların ucundan,

Şarkılarda ıslanan ellerimi,

Gül kokusuna seriyordum uykuları,

Yapraklarda yorulan gecelerde

Arıyordum

Seni ve o zamanı,

**********

Demlenmeye hazır mutluluğum ısınıyordu,

Çocukların oyunlarından çalıyordum

Bir anlık gülüşleri,

Anlatamadım kimseye kendimi

Kalabalığın gölgesinde kısılırken sesimi,

Ezilen kardelen çiçeğinin sırrını,

Sarayköy’ün yıldızlarına sakladım

Oturduğum saatleri,

Yağmur üstü akşamlarına dayanan,

Kahkahaya bıçak çeken hüznün parmaklarında,

Bulutlara boğulan uçaklara verdiğim hayallerimde,

Kırılan lambalara atılan taş kızgınlığında,

Biçare kaldığım

Sarayköy’ün hüzünlü duvar diplerinde

Unutuldum belki de sensiz.

**********

Haksızlıktı özlem nöbetlerini bana vermen,

Haksızlıktı gelip de almaman,

Biter miydi

Sabahların buğusunda uyuyan

Akşamların dikeni,

Sarayköy’ün akşamlarında.

25.Şubat.1999./Perşembe/Saray...

Bülent Ecevit BİRİCİK





Sarayköy’ün akşamlarında beklerken seni/ Gözyaşlarım sessizce süzüldü dikenlerin

üstüne/ Ve sen hala yoktun...







SEVGİLER...


Bana sahillere gelen ıslaklığı anlat çocuk

Niye ağlar durursun rüzgarların önünde

Bir yelken açsak uzaklara

Kaçmak daha iyi olmaz mı

Biz hayallerin yüreğinde kalem olmalıyız

Bebeklerin uykusuna sevgileri açıp

Rüzgarların üzerine bir ev yapmalıyız

Zaten hayat bizi alıp

Bir yerlere götürmüyor mu çocuk.



12.12.1999 11:56./Saray...

Bülent Ecevit BİRİCİK



SANKİ...


Eylülden kaçmış...

O kırılmış rüzgarların yalnızlığı esiyordu saçlarında...

O bir damlacık yağmurların sessizliğini gördüm gözlerinde...

Islak bir sokaktan kalma

Yapraklarda süzülüyordu bulutların ötesinde...

Sanki yüzünde bir deniz varmış

Sanki bir gemi akıyormuş gibiydi yanağından...

Sanki...

Sanki yağmurlar...güneşi saklarmış gibi...

Kimbilir...

Belki sonbaharın titrek kuşlarıydı gördüğüm,

Belki güzelliğine saklanmış masallardan geliyordu şiirler...

Belki de...

İç cebimden düşürdüğüm gökyüzünü anlattım düşlerinde...

Kimbilir...

Belki...renkleri çalınmış yağmurların arkasındaydı baharlar...





18.12.2000/Pazartesi/Saray...

Saat:18:47...

Bülent Ecevit BİRİCİK





Belki de...

Senin gitarın çıkmış

Küçük bir besteydim ben...



7.Ocak.2001/Pazar/SARAY...

Bülent Ecevit BİRİCİK







SANA YAZDIĞIM ŞİİRLER...


Sana yazdığım şiirler...

Bomboş koridorlara yayıldı...öylece sensiz...

Ve sen...şu pencere kenarında durup

Gökyüzünü seyredebilir misin?..benim yerime...

Çok uzaklardan bir “Nilüfer” düşse dudaklarına...

Bana sadece...yüreğindeki sessizliği verebilir misin?..



Sana yazdığım şiirler...

Bomboş dünyalara yayıldı...öylece sensiz...

Bir dolu sevgi getirsem...sonbaharın artan kalan renklerinden

Sen yinede...saklar mısın o son günbatımından düşen güneşi?...

Şu buğday tarlasında oynayan sessiz rüzgarları getirsem saçlarına

Bana sadece...gözlerindeki ıslaklığı verebilir misin?..



Sana yazdığım şiirler...

Bomboş defterlerime yayıldı...öylece sensiz...

Bir melodi gibi...kuşlar uçuşurdu sanki sayfalarımda...

Yağmurların söyleyemediği şarkıları

Hep ben söyledim çok uzaklardan yüzündeki suskunluğa...

Ve ben sana...biraz olsun mutluluğu öğretebilseydim keşke...



Dedim ya...

Sana yazdığım şiirler...

Hep bomboş kalıyordu ellerimde...

Öylece... Sensiz...





09.03.2001./CUMA/Saray...

Saat:18:10.

Bülent Ecevit BİRİCİK





Hep gözlerimize

Yılların tozları kaçar durur

Sonra da...

Islak bir bulut gibi

Öylece dağların arkasından bakar dururuz



1.2.2001/Perşembe/SARAY...

Saat:20:30.

Bülent Ecevit BİRİCİK





KARŞIYAKA ÇOCUK YUVASI...


Bahçemizdeki ağaçların bembeyaz çiçeklerini

Sen de görmemiş miydin küçük bebek...

Rüzgarlar bile görmüştü benim gibi...

Gözlerimizi ilk açtığımızda

Dalların arasından öten minik kuşların

Kırlara götüren...

Düşlere boğan...

Pembecik seslerini duymaz mıydık...

Kocaman penceremiz yok muydu dallarla örülmüş

Ve içinde kaybolmuş gözlerimiz...

Hayallerimiz...

Masal gibi değil miydi gökteki bulutlar...

Yemyeşil çayırlar...ve kuşlar...

Karşıyaka çocuk yuvasını

Hadi anlatsana küçük bebek...

Hani bir ressam dedemiz vardı ya...

Hatırlar mısın?..

Duvarlara çizgi film kahramanlarının resimlerini çizen...

Onlarla konuşmasını öğreten...

Sonra da...şu an içimizde tertemiz sakladığımız öğütleri

Unutulmayan ressam dedemiz...

Hatırladın mı küçük bebek?..

Bizim kimsemiz yoktu...

Ziyaretimize de kimse gelmezdi değil mi?

Kimseyi de kıskanmazdık...

Sadece ağaç yapraklarına göz yaşlarımızı bırakır

Ertesi günde onları sökmez miydik...

Rüzgarlara söylediğimiz yalanlar ıslanmaz mıydı birer birer...

Yağmurlara sormadan

Pencerenin arkasından dalardık hayallere...

Ayışığında saklardık gözlerimizin ıslaklığını...

İlk öğrendiğimiz şeyleri unutamazdık değil mi?

Kaplumbağaların sırtına yazardık

İlk kez “A” harfini...

Dinlediğimiz ilk şarkıları

Küçücük dudaklarımıza koyar

Kocaman gökyüzü gibi bağıra bağıra söylemez miydik?..

Sahte annelere söylediğimiz 6 yaşındaki yalanlar

Bizi güldürmekten gözlerimizi ıslatmaz mıydı?..

Anne baba neydi ki bizim için küçük bebek

Özlenmiş bir sessiz düş gibiydi...

İçimizden derdik gizlice “Anne...Baba”...

Çaya atılması unutulmuş iki küçük şeker gibiydik...

Bu yüzden acılarla geçmedi mi yıllar?..

Hatırlar mısın yine?..

Uykudan önce vardı bir zamanlar...

Ya uykudan sonra!..

Korkular çiseliyordu yüzümüze o zaman...

Bizim dumanlı öykülerimiz kaldı şimdi gerilerde...

İnsanlığın zavallı yanlarından büyüdük...uykusuz...

Mutluluk...

Duyabildiğimiz su damlasındaki sesler gibiydi...

Bulutlara dokunmak değil miydi en büyük arzumuz

Ağlayan çiçeklerde iki yeşil dal gibi

Beklemez miydik yağmurları sessizce...

Hep bir gün derdik...

Ama bir gün gelmezdi değil mi küçük bebek?..

Bülent Ecevit BİRİCİK

22.Ocak.1999./CUMA/Saray...



BAZI BAHARLARDA...


Bazı baharlarda

Leylekler geliyordu gökyüzünden

Sarayköy’ün damlarına...

Senin olmadığın bu yerlerde,

Sessizlik yüreğimi parçalıyor inceden inceye...

Umutsuzluğa kaçıyorum,

Kendimi kandırıyorum, kendime anlattığım masallardan...

Yalancı zamanlardan bir şiir yazıyorum yüreğine,

Bir seni çağırıyorum yalnızlığıma...

Hatırlar mısın...Eskiden

Kırlara yeni düşmüş pembe bir renk gibiydin sanki,

Yüreğine kelebekler çarpıyor,

Rüzgarlara dansımızı serpiyorduk güldüğümüz anlarda...

Ama şimdi yoksun işte...

Şimdi...Kırık bir pencereye düşmüş,

Üşümüş bir yağmur tanesi gibisin şiirlerimde...

Ve geceye titreyen

Sessiz bir şarkı gibisin gözlerimdeki sonbaharlarda...

Ve ben her gece,

Yalnızlığın arasından geçiyordum sensiz...

Gölgeler saklıyordu Sarayköy’ün acımasızlığını

Dallara karışmış kuşlar gibi,

Sen hiçbir zaman göremedin gözyaşlarımı...

Bazı baharlarda sen küçük bir rüzgar gibi kaldın yüreğimde

Yine de ben,

Senin yürüdüğün yollara sevgilerimi bırakıyordum öylece

Belki bir gün döner bakarsın diye.

Hani bir şarkı vardır...hiç dinledin mi?

Hanımelinden süzülüp yüreğimi okşayan bir şarkı...

İşte oralardan sevgiyi topluyorum yüreğime...

Ve şu dünyanın her bir noktasına

“SENİ SEVİYORUM” diye yazabilseydim keşke...

Çizebilseydim bulutlardan resmini gökyüzüne...

Anlatabilseydim seni gölgelere silinmiş çiçeklerin renklerine...

Kulaklarına küçük bir şarkı fısıldayabilseydim,

Sarılıp sana...göz yaşlarımı omuzlarına dökebilseydim...

Anlıyor musun?

Bazı baharlarda...

Leylekler kaçıyordu gökyüzünden...

Sarayköy’ün sessizliğine...

Ama sen yoksun...

Yoksun...

Bülent ECEVİT BİRİCİK...

6.NİSAN.2001./CUMA/SARAY...



BEN SENİ SEVİYORUM...


Ben seni sessizliğin olduğu yerlerde çok seviyorum...

Senin olmadığın yerlerde şiirlerime boyanan adını en çokta...

Ben seni...küçük bir rüzgarın yaprağa dokunuşu gibi seviyorum...

Bir köpeğin kırlarda bir kuşu kovalayışı kadar inanılmaz seviyorum...

Ben seni otların üzerindeki yağmur taneleri gibi sessizce seviyorum...

Gözlerimin kıyısında serinleyen şarkılarda seviyorum birde...

Ben senin...dudaklarındaki yağmurlu kelimeleri çok seviyorum...

Sessizliğe kırılan bir ışık gibi

Karanlıklarda çok seviyorum ben seni...

Ben seni...gökyüzünün yalnızlığında çok seviyorum.

Sonbaharın ıslak sokaklara serildiği gibi,

Ben seni sararmış yaprakların kırılmış dallarında çok seviyorum.

Günbatımına çarpan rüzgarlar kadar titrer yüreğim şimdi

Ben seni bulutların kokusundaki baharlarda çok seviyorum

Oysa ben sana hiçbir zaman söyleyemedim

Hiçbir zaman bilmiyordun işte...

Bilmiyordun seni en çok nerde sevdiğimi...

Ama ben seni...senin olmadığın yerlerde çok seviyorum...



Bülent Ecevit BİRİCİK

26.5.2001/Cumartesi/Kavacık/Saray...

Saat: Gece 1:30.









Tellere konmuş kuşlara

Sevdiğini anlat...

Belki onlarda

Sevdiğinin yüreğinde uçarlar...



17.2.2001/Cumartesi/SARAY...

Saat:20:10.

Bülent Ecevit BİRİCİK









Kırık bir gökyüzü

Belki de zamanı hiç umursamıyordu

Sen öylece

Yalnızlığın rüzgarlarından süzülürken...



1.2.2001/Perşembe/SARAY...

Saat:20:50.

Bülent Ecevit BİRİCİK







BİR KUŞ UÇURDUM SARAYKÖY’DEN...


İnanmadılar

İnce dallarımda bir damla olduğuna

Yağmurların dudaklarından içtiğim ilk şiirlerimi

Sonbahar akşamlarına inat okuyabilmekti

Gökyüzünde kalmış tek bir damlaya koşar gibi

Bir kuş uçurdum Sarayköy’den...

Koynunda ağlardı yasak düşlerimin yalnızlığı

Tutuklu kalırdım öylesine terlemiş avuçlarında

Yaprakları koparırdım sahipsiz dallardan

Demirli camlardan bakardın pusulasız gemilere

Ama ne seni verirlerdi...ne de beni...

Uzakların sessizliğine dağılırdı bir bebek ağlaması

Denizlerin gölgesinde batardı güneşin soğukluğu

Bu gün...yine ıslak taşlarda kalırdı...

Annem gibi rüzgarları

İçimdeki suskunluğa kapatırdım bir daha

Bir daha...mavi semalara çırpardım cebimdeki tozları

Tutamadığım ne varsa herşeyi...

Sensiz güneşin yalancı kaleminden yazardım adını

Bazen sarı bir yaprak gibi kalırdı gülüşümün ağırlığı

Bazen de otururdum yorgun bir ayın serinliğinde...

Bir keman sesi alırdı uzaklardan kulaklarımı

Yağmurun ilk damlasından sarardım şiirlerimin baharını

Yine gözlerine hayal olurdu ilk sözlerim

Yırtılan dudaklarında kalırdı bağırmadığım yıllarım...

Bir kuş uçurdum Sarayköy’den

Duyguların inşa edildiği yollara doğru...

Kırık camları dökerdim ışıl ışıl

Çıplak ayaklarının altına...

Hayallerimi çırılçıplak bırakırdım yine sensiz

Uzun bir kışın yorganıydı hep Sarayköy...

Güvercinlere kaçardı yalnızlığımın diğer adı

Kelepçeli rüzgarlara bırakırdım yüzümdeki özlemi

Sırtında uyuyordu eski bir lambanın ışığı

Yakamozlara batmış fırçamın izleri

Eski bir arkadaşta kalmıştı yeşilimin yarısı

Ilık yaz akşamları çiçeklerin mavisinden sarıldım sana

Bir mevsim gibi yüzümden süzülürken

Yalnızlığın sırtına yaslardım yağmurları...

Geceleri karanlık bulutlara yenilen

Üç beş yıldız gibi kaçardım elini uzattığın sessizliğe...

Gökyüzüne beş kala şiirlerim

Islak ıslak sarılırdı camlara...

Şarkılardan gelirdin kulaklarıma uslu bir deniz gibi

Bir yağmur gibi damla damla

Adını serperdim oyuncaklara...

Yalancıktan anlatırdım içimdeki çocuğa masalları...

Ve öylesine kapatırdım gözlerimi uykuya

Ve öylesine hayallerime yazardım seni...

Derin bir gece şarkısından sızardı yüreğim...

Sonbaharlara yalan olurdu benim mutluluğum...

Gökkuşağına aldanırdım yine mahmur gözlerle

Ama bunlar asla unutulmayacaktı sensiz...

ASLA...

Bülent Ecevit BİRİCİK

18.08.1999/SARAY







ÇOK UZAKLARDAN BİR GEMİ GELİR Mİ ŞİMDİ?..


Çok uzaklardan bir gemi gelir mi şimdi

Söyle...yalanlardan yağmur olabilir misin

Sarılabilir misin ki yılların eskisine

Söyle takvimlerden hangisidir şimdi...



Çok uzaklardan bir gemi gelir mi şimdi

Karanlığın elini sıkıp da güneşin kalbine ok atabilir misin

Ağlayabilir misin ki tozlu camlardan gülerek

Üşüyen dudaklardan konuşabilir misin ki uzaklara...



Çok uzaklardan bir gemi gelir mi şimdi...



22.KASIM.1999/Pazartesi/SARAY...

Bülent Ecevit BİRİCİK.





SANA SEVDİĞİMİ SÖYLESEM...


Sana sevdiğimi söylesem...

Ne fark eder ki...

Sanki...

Sandalyemin kıyısından bir güneş mi doğacak?..

Yooo... hayır hiçbir şey olmaz

O yüzden bilirim...

Boşunadır bu mektupların tutukladığı kelimeler...

Boşunadır...aşkın bulutları...

Sana sevdiğimi söylesem...

Öylesine kalırsın defterlerimde. Yazık olur...

Anlayamazsın...



3.1.2001/Çarşamba/SARAY...

Saat: 18:00.

Bülent Ecevit BİRİCİK.









.: Bülent Ecevit Biricik'e ait diğer şiirlere ulaşmak için tıklayın :.