OSMANLI DEVLETİNİN İZAHLI ASKERÎ TARİHİ

(Harbler, Andlaşmalar, İsyanlar)

veya

YENİÇERİ OCAĞI (OCAĞ-I BEKTAŞÎYAN) İZAHLI –KRONOLOJİK TARİHİ

Sinami ORHAN

DOĞU STRATEJİ VE TAHLİL MERKEZİ

OCAK 2004

 

Allah Allah eyvallah

Başuryan, sine püryan, kılıç al kan!

Bu meydanda nice başlar kesilir hiç olmaz soran!

Eyvallah! Eyvallah!

Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan!

Kulluğumuz Padişaha ayan.

Üçler, Yediler, Kırklar!

Gülbanki Muhammedi, Nur-i Nebi, keremi Ali!

Pirimiz hünkarımız Hacı Bektaşî Veli

Demine devranına hu diyelim!

Huuuuuuuuuuu!

Bir devletin bir askerî şubesinin tarihi, onun siyasi tarihi veya iktisadî tarihi veyahut coğrafik tarihi olabilir mi?.. Askerî tarihinin böyle bir hususiyeti, devletin genişlemesine, büyümesine veya küçülmesine ve nokta-i nazardan iktisadî ve coğrafî tarihini teşekkül ettirebilmesi mümkün olabilecekken, askerî teşkilatının sadece bir kısmını hem de çok küçük bir kısmını meydana getiren bir teşekkülünün, bir devletin ve milletin kaderini böylesine tesir altına alıp, kendi tarihi yanında devlet-milletin iktasedi ve siyasi (ve unutmamak lazım, diğer teşükkleriyle topyekün askeri teşkilatının) tarihini meydana getirmesi, dünya üzerinde belki de hiç tezahür etmemişken, bu “nimet!!!” aziz Türk milletinin başına gelmştir!.

Kara ordusu içinde bulunan "piyade sınıfı”ndan bir sınıf olan Yeniçeri Ocağı, işte böyle bir “nimeti” içinde barındıran bir teşkilattır.

İsmi üstünde, “yeni çeri-yeni asker” tipi bir teşkilat, bir Beylik’in Devletmesi için teşekkül ettirilmişve bunu da -elbette diğer sınıfların da tesiriyle- kamilen başarmışve tıpkı şımartılan bir çocuk rhiyatına bürünmüşsonrasında; ilk önce kendi çapında ve afedilebilecek hareketler içine girmişama yaptığının hata olduğu ve bir anda yapmaması gerektiği ihtarı ile aklı başına gelmişise de, daha sonrasında sankı “baba yadigari” bir antikanın bütün kabahatine rağmen “baba yadigari” olması hasebiyle kokusu ve çirkinliğine rağmen saklanması misali şımarıklıklarının karşılığını hiçbir zaman hakettiği cezayı alarak görmemişve böylece de şımarık çocuk, “nankör evlad”a dönüşüvermiş.

Nankör evlad, aileyi dışarıya karşı koruyacağına, dışarıyı aileden korumaya ve aile içinde terör estirmeye başlamış!

Bunda ailenin büyüklerinin de kabahati mevcut elbette; "basmamışlar tokadı” veya “geç kalmışlar”...

İşte Yeniçeri Ocağı veya diğer ismiyle “Bektaşiler Ocağı”nın tarihi, bu türden bir tekamül göstermiş, Beylik’i Devlet haline getirmiş; sonra o Devlet’in dışarıya karşı hurucunu engellemiş; sonrasında da Devlet içinde terör estirerek tesiri altına almıştır.

Bunun içindir ki, Osmanlı Devleti’nin askeri, siyasi, hukuki, iktisadi ve coğrafi tarih ve tekamülü Yeniçeri Ocağı’nın tarihidir, onunla aynıdır. O ne zaman “iyi” olmuşise Devlet de iyi olmuş, o ne zaman “kötü” olmuşise Devlet başaşağı düşmeye başlamıştır.

Bu kronoloji çalışmasında, Yeniçeri tarihini evveli ve sonrası ile kaleme aldık; göreceksiniz ki, Osmanlı tarihini yazmışolduk.

Bu şekildeki bir kronolojik çalışma veya tarih tetkiki, kuru bir hamaset edebiyatı yapılmaya engel olmakta ve tarihinin sadece vakaları anlatma işi olmadığını da münasib bir tarzda ortaya koymaktadır.

Kronolojimizin esasını, rahmetli Üstad Necip Fazılın "Yeniçeri" isimli muazzam eseri teşkil etmektedir. Biz, bu eserin -esasta mevzusu da olmayan- Yeniçeri öncesi ve sonrası Devletin nasıl olduğunu gösterici kronolojik bir dökümünü yaptık.

Yaptığımızın, Osmanlı kronolojilerinden farklı hususiyeti budur: Hem askeri bir şubenin kronolojisinden topyekün bir milletin tarihini gösterdik hem de bir ateşetrafında dönen pervane misali Fikrin etrafa-aktüele yayılmasına numüne misal kılmaya çalıştık.

Daha evvelden neşrettiğimiz “Osmanlı Kronolojisine Ek” üst başlıklı tetkiklerin yanına bu “esası” da koyuyoruz; bir müddet sonra "Enderun" üzerine yapacağımız neşriyat ve çok kosa bir süre sonra vereceğimiz "Sadr-ı azamlar Listesi” ile Osmanlı Tarihi hakkındaki tetkiklerimiz devam edecektir.

Osmanlı Sultanlarının biyografileri ve özellikle başka milletlerden yaptıkları evlilikleri anlatan tetkiklerimiz ise son noktayı koymayı beklemektedir.

Osmanlı Devleti ve Osmanoğulları hakkında çok şeyler konuşuldu, konuşuluyor da...

Biz ise daha pek konuşmadık.

Şu ana kadar sadece “refleksif” hareketler içinde idik.

Umulur ki, İbda bağlısı tetkikatçılar ile “konuşacağız” ve hakikatleri ortaya koyacağız.

 

GİRİŞ

Dünyaya 600 sene hükmetmişbüyük bir hanedanlık kurmuşbulunan Osmanoğullarının Beylik dönemleri hakkındaki bilgiler, sonradan kayıt altına alınmışbelgelere dayandığından karışıktır.

Osmanoğullarının Oğuzların sağ kulundan Bozokların Gün Han kolunun Kayı boyundan oldukları bilinmektedir. Kayı kelimesinin anlamı, Yazıcızade Ali’nin Seçuknamesine göre “kuvvet ve kudret sahibi”dir.

İşte bu soya bağlı Osmanoğullarının Anadolu’ya gelişleri hakkında muhtelif rivayetler mevcuttur. Osmanlı tarihleri, Kayılar’ın Merv şehrinde Süleyman Şah idaresinde yaşarken İlhanlı-Moğol istilası üzerine Batıya çekilerek Alaaddin Keykubat (1219-1236) devrinde Anadolu’ya geldiklerini bildirmektedir.

Yeni yapılan tetkiklerde ise, Alp Arslanın 1071’de Malazgirt zaferinden sonra, Selçukluların anadoluya yayılışları esnasında, bu bölgeleri Türkleştirmek-İslamlaştırmak için kendilerine bağlı birçok Türk aşiretini de kısım kısım getirip belli bölgelere yerleştirdiğini, bunlardan birisinin de Kayı boyu olduğunu göstermektedir.

İşte bu Kayılar, Alaaddin Keykubat zamanında Ankara’nın Batısındaki Karacadağ mevkiine yerleştirilmiştir.

Alaaddin Keykubat, Kayı boyundan olan Artukoğullarının Harput şubesine son vererek burayı 1233 yılında almıştı. Ve bu Kayı boyunu Alaaddin Keykubatın dağıtarak Karacadağ mevkiine yerleştirmişolduğu büyük ihtimalle doğrudur. Çünkü, Gıyaseddin Keyhüsrev, bir hadise sebebiyle Uca yani Bizans sınırlarına kadar geldiğinde onu karşılıyanlar arasında Kayı Aşireti Beyi Ertuğrul da bulunmaktadır ve o, Sultan’a hediyyeler takdim etmişve oğlu Osman Bey’in küçük oğlunu da Sultan’ın hizmetine sunmuşve Gıyaseddin Keyhüsrev de bu çocuğa Kahta taraflarında bir bölgeyi tımar olarak vermişti ki, bunun neslinden gelen Halil Bayat ve Ahmet Bey’ler (bugünkü Doğu’daki “Bayat” ailesi-aşireti bu soyun uzantısıdır.) o taraflarda aşiret reisliği yaparlarken Yıldırım Beyazıd Malatya üzerine yürüyüp (1399) orasını almışve bu hükümdarlar da Yıldırımın yanına gelerek “akraba olduklarını” söylemişlerdir.

Bir başka rivayet ise, İlhanlı saldırıları esnasında Alaaddin Keykubatın bu soyu Karacadağ mevkine yerleştirmişolduğudur.

Kayıların Karacadağ mevkiine ne zaman yerleştirildikleri kesin olarak belli olmamakla beraber, bunların XIII. yüzyılın ortalarında Karacadağ bölgesinde oldukları ve yine Kayılardan bir kısmının Sögüt ve Domaniç bölgesini işgal ederek Osmanlı Devleti’ni kuranların çekirdeğini teskil ettikleri tarihi bir gerçektir.

Kayılar Söğüt bölgesini işgal ettikleri zaman reisleri Ertuğrul Bey idi. Tarihi kayıtlara göre; Bizanslıların Alaaddin Keykubad’a karşı taarruzu esnasında (1231) Ertuğrul Gazi Bey’in Selcuk ordusunun akıncılığını yaptığı, Bizans ordusunu yenilgiye uğrattığı, İlhanlıların sınırları geçtiği haberi üzerine Alaaddin Keykubatın bölgeden ayrılarak İlhanlılar üzerine gittiği; Ertuğrul Bey’in Karacahisarı ve Söğüt’ü fethettiği, Bilecik Tekfuru’nu da "harac bağladığı”, Selçuklu Sultanının da bu bölgeyi Ertuğrul Bey’e mülk olarak verdiği sabittir.

İşte dünyayı titretecek, nam salacak, “İslam ve Türk” kavramlarının birbirinin aynı hale getirecek büyük bir hanedanlık olan Osmanlı Devleti’nin Beylik olarak ilk teşekkül devri böyle başlamıştır.

Şimdi yıkılışına kadarki vetire:

 

KRONOLOJİ

1231:

Bizans İmparatoru Teodor Laskaris’in bir ordu ile Sultanönü (Eskişehir civarı) bölgesine gelmesi ve Selçuklular ile muharebesi... Bu harbde Ertuğrul Bey, büyük kahramanlıklar göstermiş; Bizans’lıların yardıma çağırdığı Aktav Tatarlariyle Yenişehir ovasında üç gün süren bir muharebeye girişmişve düşmanı bozguna uğratmıştır. Akabinde de Karacahisar ile Söğüt bölgesini zaptetmişve Bilecik’i haraca bağlamıştır.

1258

Osman Bey’in Söğüt’te doğumu...

1281

Kayı boyunun Karacadağ, Söğüt ve Domaniç bölgesine yerleşmesini sağlayan Ertuğrul Gazi Bey’in vefatı...

1298

Ertuğrul Gazi’nin vefatı üzerine Kayı aşireti reislerinin Osman Bey’i Aşiret Reisi olarak seçmesine, Ertuğrul Bey’in kardeşi Dündar Bey, kendisi Bey olmak istediğinden, itiraz etmişise de, reislerin ilk kararlarında ısrarlı olmaları sebebiyle bu isteğinden vazgeçmişve Osman Bey "Bey" olarak ilan edilmiştir; fakat bir müddet sonra tekrar yeğeni aleyhine faaliyetlerde bulunmaya başlayınca öldürüldü ve böylece Uc’taki Oğuz aşiretinin fikirbirliği ile Osman Bey’in hepsine "Baş” oldu...

1284

Selçuklu Sultan Gıyaseddin Mesud tarafından “Söğüt ve havalisinin kendisine ikta edildiğine” dair Osman Bey’e gönderilen ferman...

1287-88

Bölgedeki en güçlü Tekfurlardan İnegöl Tekfuru ve Karacahisar Tekfuru ile yapılan muharebeler...

1289

Selçuklu Sultan Gıyaseddin Mesud tarafından, İnönü ve Eskişehir’in ilhak edilmesinden ötürü bu bölgeye "Uc Beyi" olduğunun Osman Bey’e ferman ile bildirilmesi...

1291

Osman Bey’in emrindeki Samsa Çavuşve kardeşi Sülemişile görüşmesi ve kendileriyle işbirliği yapan Harmankaya Tekfuru Kösemihal ile beraber Sorgan, Taraklı ve Göynük bölgesine akınların başlaması...

1298

İlhanlıların hakimiyetinin azalmasi sebebiyle başlayan Uc Beyleri isyanları sebebiyle İlhanlı Keyhatu’nun (bu isyanları bastırma işini Anadolu Selçuklu Sultan Mesud’a havale etmesi ve onun da) bu işe onu memur etmesi ile Osman Bey’in siyaset sahnesine adım atması...

1299

Selçuklu sultanınca Osman Bey'e Beylik olarak tanındıklarının alameti olarak gönderilen tabl-u alem (davul ve sancak)

İnegöl Hisarı’nın fethi; Osman Gazi’nin kardeşi Sarı Satu ile onun oğlu Bayhoca, bu fetıh esnasında şehit düştüler...

Bilecik ve Yarhisar’ın fethi...

1301

Yenişehir ve Yundhisar’ın fethi...

Yenişehir artık fetih merkezi haline gelmiştir...

1302

Köprühisar’ın fethi...

1303

Marmaracık fethi ve Bizans’ın büyük komuta merkezi İznik’in muhasarası... İznik’in düşürülmesi o an için mümkün olarak görülemediğinden fakat devamlı muhasara altında tutulması planlanarak hemen yanına, dağ kenarına bir kale yaptırılmışve buradan İznik’in devamlı olarak baskı altında tutulması düşünülmüştür; kalenin kumandanı olarak da zamanının cihangiri Taz Ali isimli gazi tayin edilmiştir.

1307

Osman Gazi'nin Koyunhisarı Zaferi; Kete ve Kestel’in fethi...

1308

İmrali (Galios) Adasının Gazi Aykut Alp’in oğlu Kara Ali tarafından sulh yoliyle fethedilerek Osmanlı beyliğine katılması...

1310

Etrafındaki derin ve genişherdekleri ve keskin nişancı okçulariyle ünlü Koçhisar Kalesi’nin fethi...

1313

Leblebüci (Lubluce) Hisarı, Lefke ve Mekece Hisarlarının Köse Mihal tarafından Osmanlı Beyliğine dahil edilmesi...

Gevye Akhisarı (Pamuk Ova)nın fethi...

Kara Ali tarafından Gevye ve Tekürpınar’ın fethi...

1314

Osman Gazi’nin Bursa’yı muhasara altına alması... Fethin o an mümkün olmadığı anlaşılınca, devamlı tazyik altında tutmak için Uludağ ve Kaplıcalar tarafına iki kale yaptırılarak ve komutaları Osman Bey’in yeğeni Aktimur ile kölesi Balabancık’a bırakılarak civardaki kalelerin fethine devam edildi.

1317

ORHAN BEYİN “KUMANDAN” OLARAK TAYİN EDİLMESİ...

1318

Orhan Bey’e bağlı kumandanlardan Samsa Çavuşve Konuralp, Sapanca Gölü kenarındaki Ebesuyu; İznik bölgesindeki Karategür Hisarı ile civardaki hisarları fethettiler.

1321

Osman Beyin, bir kısım gazileri Rumeli tarafına göndermesi...

1324

Osman Gazi’nin rahatsızlığı sebebiyle, FİİLEN, ORHAN GAZİ'NİN BEYLİĞİN İDARESİni eline alması...

1325

5000 kişilik bir kuvvetle Bursa'nın fethi...

Osman Gazi’nin Bursa’nın fethi haberini aldıktan sonra vefatı...

ORHAN GAZİ’NİN TAHTA ÇIKIŞI...

Mayıs 1329

İznik’in yardımına gelen Bizans İmparatoru III. Andronikos’un Darıca ile Eskihisar arasındaki Pelekanon mevkiindeki muharebesi; canını zor kurtaran İmparator evvela Flokrini-Tavşancıl Kalesine sonra da İstanbul’a çekildi.

Bizans’ın artık tehdit olarak kaale alınmaması, Anadolu’daki kalalarının bir bir ele geçirilmesinin sökün etmesi...

1330

Dileyenin mallariyle şehri terketmesine izin verileceğinin duyurulması neticesinde, zaten Bizanstan gelecek yardımdın iyice ümidi kesen İznik'in fethi...

1331

Ticarî faaliyetleriyle meşhur olan İzmit’in muhasarası; fakat Bizanstan gelen askerî yardım sebebiyle muhasaranın kaldırılması...

Bu arada Bizanslıların “sulh-dostluk” teşebbüsleri; Bizans İmparatoru III. Andronikos, kendi kızı PRENSES ASPORÇE’yi “cariye statüsü”nde Orhan Gazi’ye vermiş, muhasaranın ve fetih harekatlarının ilerleyişini durdurmak istemiştir...

Osman Gazi’nin yine böyle bir evliliği daha olmuş; Orhan Gazi ile gecinmek isteyen bir Tekfur kendi kızını (PRENSES HOROFİRA/NİLÜFER HATUN) ona gelin olarak vermiştir.

1337

İzmit Kalesinin (ve çevresinin) 6 senelik bir muhasara neticesinde fethedilmesi...

Bölgenin idaresi, Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’ya verilmişve bunun adaletli idaresi ile Göynük, Mudurnu ve civarındaki yerler de fethedilmiştir...

Diğer yandan, Kara TimurtaşBey de Armutlu ve Gemlik mevkiilerini fethetti...

1345

Karesi Beyliği'nin ilhakı...

Böylece, Karasi Beyliğinin elinde bulunan sahil şeridinin ele geçirilmesi ile Osmanlıların Rumeli tarafına geçişleri önünde hiçbir engel kalmamışoldu...

1346

Orhan Gazi'nin KANTAKUZENOS'UN KIZI THEODORA ile evliliği ve Bizans ile ittifakı; daha doğrusu, büyüyen bir beylikle iyi münasebetler kurmak isteyen zayıflayan Bizans İmparatorluğunun “dostluk teşebbüsü” olarak kıznı vermesi; bu türden münasebetler ileride daha da fazlalaşacaktır.

Kantakuzenos ile Bizans tahtında hak taleb eden Ioannes arasında çatışmaların artması...

1347

Orhan Gazi’nin hanımı Theodora ile birlikte, donanma ile Üsküdara gelişi, "kayınpederi” Bizans İmparatoru Kantakuzenos ile görüşmesi; bu görüşme neticesinde Bizans ordusuna yardım için Osman Gazi’nin 6000 kişilik bir kuvvet göndermeyi taahhüt ettiğinin işaretlenmesi...

1349 - 1352

Bizans'a yardım için Süleyman Paşa'nın (yanlarında küçük bir donanma olduğu halde) 20.000 kişilik bir kuvvetle Rumeli'ye geçişi ve Sırbistan Kralı Stefan Duşanın Selanik şehrini almasının engellenmesi...

Bizans Kralı Kantakuzenos’un bunun üzerine Gelibolu yarımadasındaki Çimpe (Çimli) Kalesini Süleyman Paşaya vermiştir...

Kantakuzenos ile Bizans tahtında hak taleb eden Ioannes arasında çatışmaların daha da şiddetlenmesi; bütün bunlar, Orhan Gazi’nin Bizans’ın iç işlerine dahil olmasına vesile olmaktadır...

Bu müdahale vetiresi esnasında girdikleri muharebeler ve kurdukları ilişkilerle de Rumelinin fethi için “tecrübe” kazanmakta ve alt yapısı hazırlanmaktadır...

1352

Osmanlılar'ın Cenevizliler'e Osmanlı topraklarında serbest ticaret yapma imtiyazı vermeleri...

1354

Gelibolu'nun fethi...

Eretna Devleti’nin elinde bulunan Ankara’yı, doğu sınırlarının kilit noktası kabul edilerek Süleyman Paşa tarafından fethi; Orhan Gazi’nin yaşlanması sebebiyle ORDUNUN İDARESİ FİİLEN OĞLU SÜLEYMAN PAŞA’NIN İDARESİNE bırakılmıştır...

1355

Bizans İmparatoru Kantakuzenos, gerek Osmanlıların Rumeline yerleşmeleri ve gerekse de Gelibolu’yu fethetmeleri üzerine, bunun kendi iktidarı için ne kadar tehlikeli olduğunu görmüşve anlaşmaya çalışmaya başlamıştır; Orhan Gazi’ye görüşme talebinde bulunmuş, Geliboluyu boşaltmalarını ve Çimpe’yi de 10.000 altun karşılığı geri almak istediğini söylemişise de, karşılık olarak, “hastalıktan dolayı görüşmenin mümkün olmadığı” ve Çimpe’nin istenirse -zaten hediye olduğu için- ücretsiz bırakılabileceği ama Gelibolu’nun askerî bir fetih ile kazanıldığından terkinin caiz olmadığı cevabını almıştır.

Bunun üzerine Kantakuzenos, Sırp ve Bulgar Prensleriyle görüşmeye başlayıp, Türklerin Rumelindeki fetihlerinin durdurulması için işbirliği teklif etmişise de, Bozcaada’ya kapattığı Ioannes’in Venedikliler tarafından kurtarılıp İstanbul’a geri dönmesiyle tahtı terketmek zorunda kalmışve ölümüne kadar yaşayacağı manastıra kapanmıştır; Orhan Gazi ile de ilişkiyi kesmiştir...

1357

Şehzade Muratın, Şehzade Süleyman Paşa ile birlikte Çorlu ve Lüleburgaz’ı fethetmesi...

1359

Orhan Gazi’nin Theodora’dan doğma oğlu Şehzade Halil’in İzmit Körfezinde Foça Ceneviz korsanları tarafından kaçırılması üzerine, ilişkileri iyileştirmek isteyen Bizans İmparatoru Ioannes’in, bizzat donanmasiyle Foca’ya gitmesi, yarısı kendisi yarısı da Orhan Gazi tarafından ödeneceğini bildirerek Cenevizlilere 100.000 altun vererek Sehzade Halil’i kurtarması ve bizzat kendi elleriyle İzmit’te babasına teslim etmesi; ayrıca orada yapılan andlaşma ile Osmanlıların Rumelinde yaptıkları fetihlerin, Rumeline yerleşmelerinin Bizanslılarca kabulü gerçekleşmişoldu...

1360

Orhan Gazinin oğlu, RUMELİ FATİHİ SÜLEYMAN PAŞA’NIN, Balkanlardaki devletlerin kendi iç ve dışilişkilerindeki pürüzler sebebiyle pek bir zorluğa uğramadan giriştiği faaliyetleri kökleştirmek, yarımadayı “Türkleştirmek/İslamlaştırmak” için Karasi Beyliğindeki göcebe Türkleri bu topraklara yerleştirme faaliyetleri esnasında, av sırasında atdan düşerek ÖLÜMÜ...

1360

ORHAN GAZİ'NİN VEFATI VE I. MURAT'IN (HÜDAVENDİGAR) TAHTA ÇIKIŞI...

 

 

1361-1362. (Hicri 763)

Sultan I. Murad zamanında, Çandarlı Kara Halil Paşa ve Rüstem Paşa’nın tavsiyesi ile, "ACEMİ OĞLANLARI OCAĞI”nın Gelibolu’da kurulması.

 

1362

Kadıaskerlik/Kazaskerliğin teşkili; ilk Kazasker olarak Bursa Kadısı Çandarlı Kara Halil’in tayini...

Sultan Muradın yetişkin bir evladı olmadığından Lalası Şahin Paşa’nın Beylerbeyi-Ordu Kumandanı olarak tayini...

 

1362-1363

PENÇİK KANUNUNUN ÇIKIŞI... (1. Kronolojinin bitiminde bu kanun hakkında malumat vardır, bakınız.)

I. Muradın devr-i saltanatının başlarında “Pençik Kanunu”nun (Beştebir Kanunu) çıkışı... Böylece, "daimi maaşlı ve düzenli ordu”nun, bilinen ismiyle “Yeniçeri”liğin kuruluşunun temelinin atılması... (2. Kronolojinin bitiminde Yeniçeri Ocağı (veya diğer isimleriyle Ocağ-ı Bektaşiyan/Zümre-i Bektaşiyan/Dudeman-ı Bektaşiyan) hakkında malumat vardır, bakınız.)

 

1363

Evrenos Bey tarafından Edirne’nin Rum ve Bulgar kuvvetleri bozguna uğratılarak fethedilmesi...

Sultan Murad Hüdavendigarın harb sahasında bulunmak üzere Dimetoka’yı merkez yapması...

 

1364a

Beylerbeyi Şahin Paşa’nın Filibe’yi; Trakya Kumandanı Evrenos Bey’in de Gümülcine’yi alması...

Anadolu’dan Türklerin/Müslümanların getirilmesi ve sahil şeridlerine yerleştirilerek buralarının emniyetinin sağlanmasının başlaması...

Böylece Edirne’den sonra buralarının ele geçirilmesiyle Bizans, Bulgar ve Makedonya Sırp Prensliğinin irtibatları kesilmişolduğu gibi, Bulgar ve Sırp topraklarına karşı akın yapılmasının yolu da açılmışoldu.

Papa V. Urbanın teklifi ile Sırp Eflak ve Bosna Devletleri ile Macar Krallığından müteşekkil bir ordunun, Osmanlıların Rumelindeki ilerleyişini durdurmak, fethedilen yerleri geri almak için saldırısı; Hacı İlbey komutasındaki Osmanlı ordusunun bunları Sırpsındığı Meydan Muharebesinde bozguna uğratması...

 

1364b

Hicri 766’ya denk gelen bu tarihte, Osmanlı Devleti’nde, Bursa’da ilk defa olarak “top dökümü” yapılmıştır. Fakat, barutun azlığı sebebiyle bu top her harbde kullanılmaz, kullanılsa bile bir veya iki atışyapılır idi. Orduda böyle bir top olduğu söylentisi bile düşman safları için tehdit edici bir faktördü.

Tüfeğin ilk kullanımı da Yıldırım Beyazıd ile Timur arasında yapılan “Ankara Muharebesi”nde (H:804;M:1402) görülecektir. Bunun yanında ilk tüfeğin 1386’da Konya Ovasında Osmanlı - Karaman Harbi esnasında (burada bir top da bulunmaktadır.) kullanıldığından da bahsedilir.

 

24 Ağustos 1366

Bizans İmparatoru Ioannes’in dayısı Savua Kontu Amede komutasındaki bir donanmanın saldısiyle, Gelibolu'nun Osmanlı’nın elinden çıkışı...

 

1368

Bulgar Kralı İvan Aleksandırın, yapılan taarruzlar ve fetihler neticesinde Osmanlı himayesini kabul etmesi ve kızı PRENSES MARYA’yı (Gülçiçek Hatun olarak ismini değiştirdiği rivayet edilir.) Sultan Murad’a "cariye" olarak verişi...

 

1371

Bulgar Kralının Sırp Kıralı ile birleşerek harekete geçmesi üzerine Beylerbeyi Lala Şahin Paşa’nın komutasında Osmanlı Ordusunun muharebeye girmesi; Çirmen Zaferi!..

Sultan Muradın İskece, Kavala, Drama ve Serez’i fethetmesi...

Serez’in "Uc" olarak sayılması ve komutasının Evrenos Bey’e verilmesi... Evrenos Bey, ilk Akıncı komundanlarındandır ve “töre” gereği Türk’tür; Akıncı teşkilatına sadece Türkler alınmaktadır.

Makedonya yolunun sonuna kadar açılması...

 

1374

Sırp Kralı Lazarın Osmanlı Devleti’ne her yıl 500 okka gümüşve harplerde asker vereceğini kabul etmesi...

 

1377

Gelibolu'nun Osmanlılar'a iadesi...

 

1380

Sultan Muradın Rumelinde büyük harekata teşebbüsü...

 

1382

Manastır’ın haraca bağlanması...

Burası bir müddet sonra harac vermeyi reddettiyse de Çandarlı Hayrettin Paşa, maiyetindeki Evrenos Bey olduğu halde hem burayı hem de Ohri kasabasını fethetti.(1385)

 

1384

Çandar Beyliğinin 1383’de ikiye ayrılmasından sonra Sultan Murad’ın Süleyman Paşa’yı babası Beyazıd Bey’e karşı desteklemesi, Kastamonuyu almasına yardım etmesi; sonrasında, kendisine hainlik yaptığından ondan alması; Beyazıd Bey’in güçlenmesi üzerine, Kastamonu halkının Süleyman Paşa’ya olan bağlılığını görerek, idareyi ona bırakması ve üstelik büyük kızını da “zevce” olarak vermesi...

 

1385-1386

Nişve Sofya'nın alınışı...

 

1387

Sultan Murad Hüdavendigarın kızı Melek Hatun ile evli bulunan Karamanoğulları Beyi Halil’in oğlu Alaeddin Bey, Osmanlıların kendilerine hudud olmasından telaşa düşerek, onların Rumelinde fetihlerde bulunmasından faydalanarak Bosna Kralı ile anlaşmışve Beyşehir’i işgal eder (1386)... Bunun üzerine Osmanlı ordusu harp nizamına geçti; iki sulh teklifi de reddedildi.

Sırp Despotu, Köstendil Beyi, Bizans İmparatoru, Saraç Türkleri ve diğer Türk unsurlardan müteşekkil Osmanlı Ordusu, Konya üzerine yürüdü, Alaeddin Bey komutasındaki Karamanoğulları ordusu yenildi, Alaeddin Bey kaleye sığındı; hanımı (Sultanın kızı) Melek Hatun’u "ricacı” gönderek “canının bağışlanmasını diledi” ve bağışlandı; böylece Beyşehir de fethedildi.

 

1388

Balkanlardaki Türk hakimiyetine karşı birleşen Balkan devletlerinin ittifağı ve 30.000 kişilik bir orduyla saldırarak Akıncı türkleri Ploşnik mevkiinde bozguna uğratması...

Balkan ittifakının teşekkülü...

 

1389

I. Kosova Zaferi..

Sultan Gazi Murad Hanın harp meydanında “Allah’a şükretmek masadiyle” adeten dolaşması easnasında, yaralı halde bulunan Bulgar Kralı Lazar’ın damadı MiloşKabloviç tarafından sanki bir şey söyleyecekmişcesine çağrılarak şehit edilmesi...

Osmanlı kuvvetleri bu harbde az sayıda da olsa top ve tüfek gibi ateşli silahları kullanmıştır.

YILDIRIM BAYEZİD'İN TAHTA CÜLUSU...

Ülkesi fethedilen Sırp Kralı Lazar, oğlu Prens Stefan aracılılığiyle Sultan Yıldırım Beyazıd’a "bağlılık yemini” etmişve kızı PRENSES OLİVERA’yı da Yıldırım Beyazıd’a “cariye” olarak vermiştir; karşılığında da “harac” vererek hakimiyetine devam etmiştir...

 

1390

Aydın-Saruhan-Germiyan-Menteşe beyliklerinin ilhakı...

 

1390

Gelibolu tersanesi'nin inşası...

 

1391

İstanbul'un Sultan Yıldırım Beyazıd tarafından, Bizans’ın andlaşmaya sadık kalmaması üzerine ilk muhasarası...

Osmanlı kuvvetleri bu muhasarada top ve tüfek gibi ateşli silahları kullanmıştır.

 

1393

Venedik Devletinin Macar Kraliyle anlaşması üzerine Türkler üzerine harp kararı alınması ve Bulgarların da onlarla birleşmesi ihtimali üzerine Osmanlıların Bulgar Devleti’ni ilhak etme kararını alması; Tırnova’da meydana gelen şiddetli muharebe neticesinde Bulgar Kralı Şişman ve oğlu esir edildi; Silistre, Niğbolu ve civarı fethedildi...

 

1394

Osmanlı Devleti kuvvetlerinin Arnavutluk içlerine kadar ilerleyerek fethe devamı; İstanbul’un muhasarası da devam etmektedir.

 

1396

Osmanlılara karşı tertip edilen Sırpsındığı, Çirmen ve Kosava seferlerinden sonraki Dördüncü Haçlı Seferinin İslamlar tarafından bozguna uğratılması: Niğbolu Zaferi; Yeniçeri Ocağı’nın dillere destan mücadelesi ve bir efsane haline gelmesinin ilk tezahür zemini...

[70 bin kuvvetinin 30 binini Yençerilerin meydana getirdiği Osmanlı ordusunun Niğbolu’da küffarı imha etmesi...

Burada öyle bir sahne vardır ki, “Yeniçeri”nin “İslam ve Türk adetleriyle” nasıl sarmalandığını ve küffara karşı nasıl bir yalınkılıç öfke içinde bulunduğunu göstermeye yeter bir kahramanlık destanıdır.

18 Ağustos 1396’da Severin’den Tunayı geçerek Osmanlı topraklarına tecavüz eden İngiliz, İskoç, Alman, Leh, Bohemya, Avusturya, İtalyan ve Macarlardan müteşekkil ve Maar Kralının emrindeki 130 bin kişilik işgalci ordusu, çoğu kadın ve çocuk 10000 kişilik masum kafilesini iplerle bağlayarak sürükleye sürükleye önlerinde getirmektedirler. İlk tecavüz ettikleri Vidin ve Rohova’da da erkek, kadın, ihtiyar genç bütün müslümanları kılıçtan gecirip şehid etmişlerdi. İşte bu alçak sürüsü, Osmanlı ordsunu görünce, karşılarında bu 10 bin masumu türlü işkencelerle katlederek şehid etti.

İlk saldıran, o asrın cengaverleri olarak nam salmışbulunan Fransız şövalyeleri idiki, çok kısa bir sürede bu çelik zırhların içindeki adı cengaverlerin Yeniçeriler tarafından imhası gerçekleşti ve ardından da bütün küffar ordusu imha edildi.

İşte bu muharebe esnasında Yeniçeriler, artık dünyanın tanıyacağı ve karşısında durmaktan çekineceği palalarının, çelikleri parçalayacak şekilde durmadran indirip kaldırırken, “ROHOVA!.. VİDİN!... ROHOVA!.. VİDİN!.. ROHOVA!.. VİDİN!..” öfkeli haykırışlarını atmaktaydı. Bu sahne, küffara korku verirken, tüm müslümanları gözyaşlarına boğmakmta ve iman öfkesini artırmaktaydı!

İki katliamın, iki şehirdeki binlerce masum müslümanın kanının davasının böyle bir iman öfkesiyle alan bu “Yeniçeri”, artık kuşkusuz “Osmanlı-Türk” olmuşlardı. ]

Bağdat’ta ikamet eden İslamların halifesi, bu zafer sebebiyle Yıldırım Beyazıd’ı “SULTAN-I İKLİM-İ RUM” olarak lakablandırmışve bundan sonra Osmanlı padişahları “Bey” yerine “SULTAN” olarak anılmaya başlanacaktır.

Osmanlı kuvvetleri bu harbde top ve tüfek gibi ateşli silahları da kullanmıştır.

Timur tehlikesi sebebiyle ara verilen İstanbul muhasarasının tekrar başlaması...

 

1397-1398

Akçay Zaferi ve Karaman ülkesinin Osmanlı hakimiyetini kabulü...

İstanbulun muhasarası için Güzelcehisar-Anadoluhisarı’nın inşaı...

Mora’ya taarruz...

 

1398

Karadeniz beyliklerinin ilhakı...

 

28 Temmuz 1402

160 bin kişilik Timur ordusuyla, 70 bini ancak bulan Osmanlı ordusu arasında ANKARA MEYDAN MUHAREBESİ ve Sultan Yıldırım Bayezid'in, yanında harbe devam eden iki Beylerbeyi ve oğlu Şehzade Musa Çelebi ile esareti...

Yeniçerilerin büyük kısmının bu harbde imhası...

Çandarlı Ali Paşa’nın -mağlubiyetin görülmesi üzerine- Yenicerilerin bir kısmını alarak harb meydanından uzaklaşması ve Yıldırım Beyazıdın kendisine bağlı Yenicerilerle Timur ordusunun merkezine dogru yüklenişi ve kendisinin esir edilmesi üzerine, Yeniçerilerin de teslim olması...

Osmanlı kuvvetleri bu harbde az sayıda da olsa top ve tüfek gibi ateşli silahları kullanmıştır.

Bu harbde, on bin civarında Yeniçeri kesin olarak kaybedilmişve Rumelindeki futuhat tamamen durmuştur. Bu vaziyet, Akıncı Beylerinin getirdiği “Pençik oğlanları” kafilelerini tesir etmişti. Çandarlı Ali Paşa, Osmanlının bu ağır yenilgiden tekrar bir zafer çıkarabilmesi için yeni bir düzenlemeye gitmişve "DEVŞİRME KANUNU”nu çıkarmıştır. (3. Kronolojinin bitiminde bu kanun hakkında malumat vardır, bakınız.)

 

1402-1413

Fetret Devri, iç karışıklıklar...

 

1411

Çelebi Mehmed'in tahta çıkışı...

 

1413

I. Mehmed'in duruma hakim olup devleti yeniden kuruşu; Rumelinin Hıristiyan tebasının bu hengame esnasında isyan ve ayaklanma çıkarmaması, Osmanlı Devleti’nin “adaleti”nin bir delili idi ve bu delil idi ki, tekrar hakimiyetin sağlanmasını getirdi.

(Celaleddin Hızır) Hacı Paşa'nın ölümü...

 

1415

Çelebi Mehmet’in Sarajevo-Saray Bosna’yı zaptı...

 

1416

26 Mayıs’ta Kaptan-ı Derya Çalı Bey’in kumandası altındaki Osmanlı donanmasiyle Venedik donanması arasında deniz muhaberesi; Çalı Bey’in şehadeti ve donanmamızın yenilgisi; akabinde karşılıklı tavizlerle yapılan sulh...

Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin’in, Eflak Prensi ve İsfendiyaroğullarının yardımiyle, sapık fikirleri sebebiyle mecburi iskan edildiği İznik bölgesinden kaçısı...

Macar Seferi...

Eflak Seferi...

 

1417

Avlonya'nın fethi...

 

1418-1420

Samsun bölgesinin zaptı...

 

1420

Şeyh Bedreddin’in İznik’ten kaçtıktan sonra Alevilerin bol bulunduğu Deli Orman’a geçişi ile isyanı...

Çelebi Sultan Mehmed’in Şehzade Murad ve Vezir-i azam Amasyalı Beyazıd Paşa ile birlikte Ege bölgesinde isyan çıkartan Şeyh Berdeddin’in müridi yahudi Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa’yı, kuvvetleriyle imha edişinden sonra Beyazıd Paşaşı Şeyh’in yakalanmasına me’mur etmiş, o da Şeyh’i yakalayarak Serez’e getirmişve muhakame neticesinde idam edilmiştir.

 

1421

ÇELEBİ MEHMED'İN ÖLÜMÜ VE II. MURAD'IN CÜLUSU...

Osmanlı Ordusunda-Devleti’nde Yeniçeriye karşı ilk şüphe işte anda ortaya çıkmaktadır. Çelebi Mehmet at sırtında ölümüyle... Varis Şehzade Murad Amasya’dadır ve hemen haber verilse bir ayda ancak gelir; ya o gelene kadar asker bunu öğrenir de bir fesat çıkarırsa!?. Nitekim, öyle de oluyor. Devlet erkanının bu işi farkettirmemek için hemen uydurdukları bir sefer emri üzerine Yeniçeriler, “İyi gideriz amma önce Padişahımızın yüzünü görelim, sağsa ne ala, değilse ona göre davranırız!” derler. Bunun üzerine, Çelebi Mehmed’in cesedi ahta oturtuluyor, elleri bir kukla gibi arkada bulunan bir vazifeli tarafından idare ediliyor ve böylece onu bu vaziyette gören asker de “evet, sağmış!” deyip gidiyorlar!.. Aslında “kukla” olan Çelebi Mehmed değil, iki asır kadar sonra hakikaten Yeniçeri zorbalığı altında bir kukla haline gelecek olan Devlet’tir!.

 

1422

Bizans’tan, İsfendiyaroğullarından ve Eflak Prenslerinden büyük destek gören Mustafa Çelebi'nin ("Düzmece Musafa" lakablı) bertarafı...

Haziran ayında İstanbul’un tekrar muhasarası; Osmanlı kuvvetleri bu muhasarada az sayıda da olsa top ve tüfek gibi ateşli silahları kullanmıştır.

 

1425

Düzmece Mustafa’ya katılan İzmir Beyi Cüneyd'in idamı...

1 Ekim’de, Düzmece Mustafa’ya verdikleri destek ve devlet aleyhindeki hareketleri sebebiyle Osmanlı-Venedik Harbinin (1425-1430) başlaması...

 

1425 - 1426

Teke Beyliği'nin intikali...

 

1426

Tuna ve Sırbistan seferleri; Sırp Kralı-Despotu Lazaroviç’in kesin boyunduruk altına alınması, haraç ödemesi ve Osmanlıların Hırvatistan’a kadar ilerlemesi...

 

1427-1428

Germiyan Beyliği'nin intikali...

Sırp Kralı Stefan Lazaroviç’in ölmeden evvel tehtı yeğeni George Vulkoviç’e bırakınca, II. Murad, Prenses Olivera’nın (Kral Stefanın kız kardeşidir.) Yıldırım Beyazıd’la yaptığı evliliği ileri sürerek taht üzerinde hak talep etmiş, bunun reddedilmesi ve üstelik saldırılara başlanması üzerine de taarruza geçerek ilerlemeye başlamıştır. Vulkoviç aldığı darbeler üzerine elçiler göndererek, kızını (PRENSES MARA DESPİNA) “cariye” olarak vereceğini (fiilen 1433’de bu nikah gerçekleşmişve Prenses Mara, 400.000 Dükalık çeyiziyle gelmiştir.) söyleyerek eman dilenmiş, kabul edilmesi üzerine bir müddet sessiz kalmışfakat sonradan (1428) tekrar harekete kalkışınca taarruz karşısında yeniden af talep etmişve böylece üç senelik bir sulh mukavelesi yapılmıştır.

Bu taarruz ve andlaşma ile Timur hengamesindeki evvelki hududlara tekrar vasıl olunmuştur.

 

29 Mart 1430

Selanik'in fethi; 4 Eylül’de yürürlüğe giren andlaşma ile de Venedik Arnavutluk ve İnebahtındaki idaresi karşılığı senelik 236 Duka haracı ve Osmanlı gemilerinin Bogazlara girişinin emniyetini sağlayacağının güvencesini veriyordu.

Osmanlı kuvvetleri bu muhasarada top ve tüfek gibi ateşli silahları da kullanmıştır.

 

1431

Yanya’nın işgali...

 

1432

Fatih Sultan Mehmed'in dogumu...

 

1433-1434

Bizans Kralı Jean Paleolog’un, Haçlı Seferi tertibi için müzakarelere başlaması; Macar komutanı Yanko-Hünyadi Yanoş’un, Osmanlılara karşı tesirli saldırıları; küçük isyan tesebbüsleri ve bunların bastırılması...

 

1435 (-1438)

Arnavut Beyi İvan Kastriota (İskender)in Venedik ve Macaristan devletlerinin teşvikiyle isyanı; isyan bastırıldı ama netice olarak Osmanlı Devleti’ni 50 yıl kadar uğraştıracak bir meselenin de temeli atılmışoldu.

 

1439

Sırbistan’a büyük taarruz ve Semendire'nin alınısı...

 

1440

Belgrad kusatması; fakat neticesiz kalmıştır...

Osmanlı kuvvetleri bu muhasarada top ve tüfek gibi ateşli silahları kullanmıştır.

 

12 Haziran 1444

II. Murad’ın hanımı (şehzade verdiğinden ötürü nikahlanmışve cariyelikten çıkartılmıştır.) Prenses Mara Sultanın tesebbüsü ile başlayan bir dizi müzakerelerden sonra Osmanlı Devleti’nin, esasında çok tehlikeli neticelere sebeb verebilecek olan gelişmeleri kendi lehlerine çevirmelerini ve Tuna boylarında hakimiyetini sağlayan Segedin Sulhü...

Acımasız Yanko, bu andlaşmayı imzalamamıştır.

Rumelinde ve Anadolu’da sulhü sağladığını düşünen Sultan ve Çandarlı Halil Paşa’nın devlet içindeki hakimiyetinin artması...

İKİNCİ MURAD’IN TAHTAN ÇEKİLİŞİ VE ŞEHZADE İKİNCİ MEHMET’İN TAHTA ÇIKIŞI...

 

1444b

Haçlı Ordusuna karşı yapılan muharebe ve VARNA ZAFERİ...

Bu harbde, Macar Kralı IV. Ladislas, 500 kadar seçkin şövalyesiyle birlikte Osmanlı merkez grubu (yani, Muratın ve Yeniçerilerin) üzerine saldırmışsa da, Yeniçerilerin böyle bir saldırı ihtimali üzerine hazırladığı engeller, dereler, hendekler, demir kazıklar ve kalkanlar yüzünden dağılmak zorunda kalmışve sonunda da hayatını kaybetmiştir.

Bu harbde yaptıkları ihanet ve alçaklık sebebiyle (cepheden kaçmalar) Sultan Murad, bu işi gerçekleştirenleri “karı kıyafeti giydirip sokaklarda dolaştırmak istemiş” ise de araya giren ricacılarla bundan vazgeçmiştir. Yeniçerinin bu ilk ve büyük çürüme tezahürlerini gösterdiği Varna Harbi, Yeniçerinin kahramanlıklariyle de doludur. O “ricacılar”, aslında kahramanlara değil (mesleği asker olanın zaten vazifesidir o!) bu çürümüşlükleri kurtarmışve yaşatmışlardır.

 

1446

Bizans’ın “haçlı siyasetine” destek verdiğinden ötürü Mora üzerine akın ve boyun eğdirilişi...

Osmanlı kuvvetleri taarruz esnasında top ve tüfek gibi ateşli silahları kullanmıştır.

Acımasız Yanko’nun, Osmanlılarla anlaşma isteğinde olan Eflak Beyi Vlad Drakul’u öldürmesi...

İKİNCİ MEHMED'İN TAHTTAN ÇEKİLİSİ VE 2İNCİ MURAD'İN İKİNCİ DEFA CÜLUSU...

Bu cülus esnasında Yeniçeriler dişlerini göstererek “tahta geçme” hadisesi olduğundan “Terakki-ek maaş” isteriz!” diyerek ayaklandılar. Yarımşar akçe bulunup dağıtılan Yeniçeri, Devlet’in nasıl dağıtılacağını öğrenmeye başlamıştır.

 

1448

Acımasız Yanko’nun ağır bir yenilgiye uğratılması; İKİNCİ KOSOVA ZAFERİ...

Osmanlı Devletinin Balkanlardaki hakimiyetinin kuvvetlenmesi...

 

1450

İkinci Muradın akim kalan Arnavutluk seferi; sefere Sultan Mehmed de katılmışdır.

"Arkebüz"ün (1600’lere kadar kullanılan bir cins tüfek) Osmanlı kuvvetleri tarafından kullanılması...

 

18 Şubat 1451

İKİNCİ MURAD'İN ÖLÜMÜ VE İKİNCİ MEHMED'İN (FATİH) ÜCÜNCÜ DEFA CÜLUSU...

26 Mart’ta Anadolu Hisarı’nın tam karşısında, Boğaz’ın en dar olan bölgesinde, “Boğaz-kesen”, “yenice-hisar”, “Yenice-kale” isimleriyle bilinen Rumeli Hisarı’nın Sultan II. Mehmed Han’ın hazırladığı porjeye muvafık olarak Mimar Müslihiddin Ağa tarafından üç buçuk ayda “şayan-ı hayret bir iş!” olarak, yıkılan Saint-Michel Kilisesi arsası üzerinde inşaı...

Böylece Boğaz tamamen İslam’ın kontrolüne giriyor, Bizans’a gelebilecek her türlü yardım engelleniyordu.

Rumeli Hisarı, Allah Resûlü’nün ism-i şerifinin “Kûfî hatt” ile yazılışına uygun olarak Sultan tarafından projelendirilmiştir; her “Mim” harfinin yerine bir Kule, “Hâ” ve “Dal” harflerinin yerine ise istihkam dikilmiştir.

 

1451-1512

Geçis devri. Fatih Sultan II. Mehmed ve İkinci Bayezid devri...

 

1453

İstanbul'un fethi...

II. Mehmed’in "Fatih" lakabı ile anılması...

Bir sahne, Üstad’dan:

"- Fatih’in 200 bine yaklaşık ordusu surlardan içeri girmekte Üzerinde Kelime-i Tevhid yazılı yeşil sancak Fatih’in önünde.. İstikamet, Ayasofya... Ferman: “Bir müezzin duvara çıkıp ezan okusun!” Bu fermanda Feth-i Mübin’in gayesine bağlı bütün bir mana... Gür sesli müezzin, Allah adını, kokmuşBizans havasına yayarken... hiç kimsenin, hasis ve nefsani birşey düşünemeyeceği bu anda Fatih ne görse iyi... Bir yeniçeri Fatih’in gözleri önünde, heybesine atmak üzere, mabed (Ayasofya) duvarından kıymetli bir çiniyi söküyor... Fatih, yeniçerinin başına topuzla vurdu ve haykırdı:

"-Ben size şehirde ganimet malına el uzatmanız için izin verdim ama unutmayın ki mülk hazinenindir.

Ne kadar tekrarlansa yeridir ki Fatih’den Kanuni sonlarına kadar yeniçeri hep bu topuz altında yürüdü; sonra da topuzu eline aldı ve gerisi malum...

Yukarıdaki basit levha, HİLALE ESİR DÜŞEN SALİBİN BELİRTTİĞİ MANA ÖNÜNDE BAŞINI YÜKSEKLERE KALDIRACAĞI YERDE O SALİBİN MEKANINDAKİ MADDEYİ AŞIRMAYA BAKAN YENİÇERİDEN, G İ Z L İ Y E N İ Ç E R İ L İ K T I Y N E T İ N D E N NE MÜTHİŞ İŞARET!..”

 

1458-1460

Mora'nin ele geçirilisi...

 

1461

Trabzon Rum İmparatorlugu'nun sonu...

 

1461

Candarogullari'nin ilhaki...

 

1463

Osmanli-Venedik Savasi'nin baslamasi...

 

1466

İkinci Mehmed'in Arnavutluk seferi...

 

1468

Karamanogullari'nin sonu...

Yeniçeriler, bu gaza sonunda Fatih’in Bursa’ya dönüşünde edebsiz tavırlar içinde.. “Cülus bahşisi isteriz!” diyerek ayaklandılar. Hepsinin kılıçtan geçirilmesi gerekirken, 10 kese akçe dağıtıldı; fakat bu durumun acısını çıkartmak istercesine, dağılmadan sonra Yeniçeri Ağası Kazancı Toğan Bey ve birkaç ileri gelen "Huzur-u Hümayun"da kamçiyle dövülerek askerlikten tardedildi.

Bu durum ise Yeniçerileri sindirdi; Fatih hemen harekete geçti ve "Kapıkulu” denilen Hassa Alayından 7000 asker Yeniçeri Ocağına katılarak çürümenin önüne geçmeye ve ıslah etmeye çalıştı ki, bunda da biraz muvaffak oldu.

 

1470

Egriboz'un alinisi...

 

1473

Otlukbeli Zaferi; Osmanli-Akkoyunlu Devleti mücadelesi...

 

1475

Kirim'in Osmanlı hakimiyetine girişi...

 

1476

Boğdan seferi ve zaferi...

 

1478

Fatih tarafindan ilk altin paranin darbettirilmesi...

 

1479

Osmanli-Venedik Sulhü ile Fatih'in Venedikliler'e, Trabzon ve Kefe'de ticaret yapma hakki taniyan ahidname vermesi...

 

1480

Otranto'ya çikis ve akim kalan Rodos kusatmasi...

 

1480

Kadıaskerligin Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrilması...

 

1481

FATİH SULTAN MEHMED'İN VEFATİ VE İKİNCİ BAYEZİD'İN TAHTA ÇİKİSİ...

Fatih’in "Hünkar Çayırı” mevkiinde vefatının Yeniçeriden gizlenmesi, bunun haberinin alınması, akın akın İstanbul’a yığılma, Sadr-ı azam’ın evini basma ve kendisini katletme, malını yağmalama, ardından sokaklara çıkıp zengin evlerini yağmalama vesaire... İstanbul muhafızı İshak Paşa’nın muhafızlarla önlerine geçisi ve yalvarmalarla bu REZİL İSYANIN sona erişi... Sultan II. Beyazıd’a verilen dilekçe ile de bu rezilliklerinin hesabının kendilerinden sorulmamasını, maaşlarına yüksek zamlar yapılmasını istemeleri... Hepsi kabul edildi!..

 

1481

100 dirhem gümüsten 400 akçe kesilmesi...

 

1482

Cem Sultan'in maglubiyeti, Rodos'a ilticası...

 

1483

Morova Seferi ve Hersek'in ilhakı...

 

1484

Boğdan Seferi...

 

1484

Kili ve Akkirman'in fethi...

 

1485

Osmanli-Memlük mücadelesinin baslaması...

 

1489

Memlüklere karsi toprak kaybı...

 

1491

Osmanli-Memlük Sulhü...

 

1492

Macar Seferi...

İspanya'dan çikarilan Yahudiler'in Osmanli Devleti'nin himayesine girmesi...

 

1495

Macarlarla mütareke; Cem Sultan'in ölümü; Sehzade Süleyman'in dogumu...

 

1497

İlk Rus elçisinin İstanbul'a gelisi...

 

1498

Lehistan Seferleri...

 

1499

Venedik Harbi...

 

1499

İnebahti'nin alınışı...

 

1499

PREVEZE BASKINI...

 

1500

Modon, Navarin ve Koron'un alınışı...

 

1502

Venedikle sulh...

 

1511

Sahkulu Baba isyani...

Sehzade Selim Hareketi...

 

1512

İKİNCİ BAYEZİD'İN TAHTTAN ÇEKİLİSİ, BİRİNCİ SELİM'İN (YAVUZ SULTAN) CÜLUSU...

Yavuz Sultanın bu vaka üzerine bir sözü, esasında Osmanlı Devleti’nin başlangıcından sonuna kadar neye bağlı kaldığını göstermektedir:

"- ALLAH’A ŞÜKÜR, SALTANAT BİZE NASİB OLDU. ŞANIMIZ VE İSMİMİZ ALEME DUYULDU. ALLAH ŞAHİDİMDİR Kİ, GAYEM ALLAH’IN KELAMINI YÜKSELTMEKTİR.”

 

1514

ÇALDİRAN ZAFERİ, Tebriz'e giriş...

Yenicerilerin Yavuz Sultan Han’ın çadırına kurşun atacak kadar edebsiz hareketleri... Yavuz’un yakındaşı Hemdem Paşa’yı kandırarak, onun “Yeniçeri kullarınız bunca zamandır düşmana tesadüf edilmemesinden üzgündürler Sefer yorgunluklarından artık dayanamayacak hale geldiler!” demesini ve daha bu sözünü tamamlayamadan celladın yağlı ilmiğini boynunda görmesini sağladılar ki, bu hareketle “bu nasıl bir Sultan!” diyerek korku içine düştüler!.

 

1514

Sahkulu'nun Yavuz Sultan Selim'in Tebriz'i isgaliyle Amasya'ya sürgün gönderilisi...

Yeniçeriler -hala- "sefer yorgunluğu” bahanesindeler; buna Yavuz’a nakleden ve hatta onları kışkırtan Vezirler ise, Cellada teslim...

 

1516

5 Haziran’da Üsküdar’dan başlayan Mısır Seferinin 24 Ağustos’da Mısır Sultanı Kansu-Gavri’nin ölümü ile bitişi: MERC- İ DÂBIK ZAFERİ...

 

1517

Kansu-Gavri’nin ölümü üzerine yerine geçen yeğeni Tumambayın Mısır’a “sultan” olmuşve Osmanlı kuvvetleriyle giriştiği ve canını zor kurtardığı harb: RİDANİYE ZAFERİ...

Harbden iki gün sonra, her evi silahlandırılmışKahire’ye giren Yavuz’a Kansu-Gavri’nin oğlu Mehmed gelmişve bağlılığını bildirmiştir.

Ancak, bu işgalin üzerinden üç geçmeden, Yavuz’un Kahire’den civar beldeleri fetih için ayrılmasını fırsat bilerek saldırıya geçen ve etrafına 12 bin kişilik bir kuvvet toplayan Tumambayın Kahire’yi tekrar ele geçirmesi üzerine Yavuz Sultan Selim, bu işgali imhaya Veziriazam Yunus Paşa’yı me’mur etmiştir.

Her evin bir siper olarak kulllanıldığı, her evden Osmanlı kuvvetleri üzerine ok, mızrak, neft ve kızgın yağın atıldığı göğüs göğüse cereyan bir şehir harbinden sonra Kahire’nin ikinci defa fethedilişi tamamlanmıştır.

Tumambayın takibine memur edilen 40 bin kişilik ordu, 30 Mart günü onu yakalamışve bir sultana yakışır muamele ile saygıda kusur göstermeden Yavuz’un huzuruna getirmiş; bilahare Tumambayın tesirinin Mısır halkında yükseldiğinin görülmesi üzerine idam edilmiştir.

Mısır’ın fethi, böylece tamamlanmıştır.

Burada kazanılan bu zaferle birlikte Mısır-İran ittifağı ortadan kaldırıldığı gibi, Anadolu’nun “birlik”i de sağlanmışve Birinci Dünya Harbi’ne kadar devam edecek olan Ortadoğu’daki Osmanlı hakimiyeti tesis edilmişoluyordu.

 

1517b

15 Şubat pazar günü muhteşem bir merasimle Kahire’ye giren Yavuz Sultan Selim, bu tarihten sonra "EMİR’ÜL MÜMİNİN” (kendisinin ifadesiyle (HADİM’ÜL MÜMİNİN) ünvanını almışve HİLAFET Osmanoğullara intikal etmiştir.

6 Temmuz’da, Mısır Sultanlarına tabi olan ve Hicaz emareti başında bulunan "Mekke Şerifi” ünvanlı Şerif Berekat’ın, oğlu Ebu Numeyy eliyle, "ilhak talebinde" bulunması ve Haremeyn'in (Mekke ve Medine) Osmanlı Devletinin himayesi altına alınması...

Mısır’da daha yapacak pekçok işi varken, daha Çaldıran’da başgösteren Yeniçerilerin isyankar tavırları sebebiyle Yavuz’un Mısır’dan erken olarak ayrılması...

 

1517

Üçüncü Vezir Pirî Mehmed Paşa’nın, Haliç'te tersane yaptırması ve düşman ordularını dehşete düşüren muazzam Osmanlı donanmasını ikmal etmesi...

 

1517

Piri Reis'in Misir'da Sultan Selim'e ilk dünya haritasini sunması...

 

1518

25 Ocak’ta Veziriazam tayin edilen Piri Mehmed Paşa’nın 19 Mayıs günü Irak’ın kuzeyine taarruza me’mur edilmesi; Yavuz’un maksadı, İran’ı haritadan silerek Türkistan’a kadar gitmek...

 

1519

Celali isyanı...

Cezayir'in ilhakı...

 

1520

Yavuz’un 18 Temmuz’da Macaristan seferine çıkarak istanbul’dan Edirne’ye hareketi...

I. SELİM'İN 21/22 EYLÜL CUMA/CUMARTESİ GECESİ VEFATI, I. (KANUNİ) SÜLEYMAN'IN CÜLUSU...

 

1521

Belgrad'ın fethi...

Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adındaki eserini hazırlaması...

 

1522

Kanuni Sultan Süleyman Hanın cülüsü ile birlikte isyan eden Şam Emiri Canbirdi Gazali’ye silah ve mühimmat yardımı yapan ve ayrıca Adalar Denizi ile Akdeniz’e hakim olup korsanlık yapan, Anadolu sahillerine kadar da bu işlerini vardıran, “Haçlı-Siyonist” bir teşkilat olan (Siyon Mabedi Şövalyeleri) Rodos Şövalyelerinin mekanı olan Rodos Adasının, başında Sultan-Halife’nin olduğu uzun bir muhasara (29 Temmuz’da başlayıp 20 Aralık’ta zaferin gelmesi) ve harb ile fethedilişi...

Bu harbde, Yavuz Sultan Hanın temellerini attığı casusluk teşkilatı büyük işyapmış, Şövalyelere kadar hulul edilmişve zaferin gelmesinde büyük tesirleri olmuştur.

Osmanlı kuvvetleri bu harbde az sayıda da olsa top ve tüfek gibi ateşli silahları kullanmıştır.

Yeniçeri yine itaatsizlikte ve cepheden kaçmada; engel olmanın ve cepheye tekrar sürmenin yolu ise hazine kapılarının açılması ve bol bol ihsan dağıtımı... Yeniçeri, “paralı asker” bile değildir artık sanki, memleketini soyan hırsız halindedirler...

 

1524

Mısır'da Hain Ahmed Paşa isyanı...

 

1525

İlk Fransız elçisi İstanbul'da...

 

1526

Mohaç Zaferi...

 

1527

Bosna'nın fethi'nin tamamlanması

 

1528

Piri Reis'in Kanuni Sultan Süleyman'a ikinci dünya haritasını takdim etmesi...

 

1529

10 Mayıs’ta İstanbul’dan Ordu-yu Hümayun’un Kanuni’nin liderliğinde çıkışı ile başlayan; şiddetli yağmur altında geçen 17 günlük (27 Eylül’den 14 Ekim Perşembeye kadar) Birinci Viyana Seferi ve Muhasarası...

"Kendimi onun yanında cesaretsiz ve umur-u icraiyyede mütereddid görüyordum; onun yanında istiklal yaşayamadım!” dediği Pirî Mehmed Paşa gibi büyük bir vezir-i azamı, Makbul-Maktul İbrahim Paşa isimli Rum veya Hırvat veyahut Cenovalı olduğu hakkında muhtelif rivayetler bulunan ehliyetsiz bir nefsperestin akıl vermeleri ile azleden, üstelik bu “Maktul Hırvat”ı kendisine damad da yapan, hatta bu sefer esnasında protokol kaidelerinin hilafına (Şeyhülislam’ın hakkıyken) kendisiyle atbaşı giden bu edebsize haddini bildirmeyen Kanuninin "kanuni" olmasına yakışmayan hareketlerinin tezahürleri bu sefer esnasında meydana çıkmıştır.

Bu muhasara esnasında Viyana surlarının arkasında, birbirleriyle girdikleri şiddetli ve vahşi kavgayı Müslüman Türk “tehlikesine” karşı bir kenara atan Protestan ve Katolik asker, şövalye ve soylulardan müteşekkil bir birleşik avrupa ordusu mevcut idi; yani, Türk-İslam tehlikesi karşısında birbirlerini boğazlayan bu iki grub ittifak etmişlerdi.

Akim kalan bu muhasara, Orta-Avrupa hakimiyetini tescil ettirmişolmakla birlikte, büyük bir zaafiyet ve acziyetin görülmesinin de tezahürü olmuş, artık Osmanlı ordusu, ilerleyişyerine, mevcut hududlarını zorla, güç bela müdaafa hattına geçmiştir.

Bu sefer esnasında Yeniçerilerin yaptığı edebizlikler, ihanetler sayılamayacak kadar çoktur.

Budin'in istirdadı...

Barbaros'un Marsilya'ya çıkması...

 

1532

Alaman Seferi

 

1533-1534

BARBAROS’UN OSMANLI HİZMETİNE GİRİŞİ VE CEZAYİR BEYLERBEYLİĞİNE TAYİNİ...

 

1534

Irakeyn seferinin açılışı, Tebriz'e ikinci defa girişve Bağdat'ın alınışı...

Yavuz’un eşi, Kanuni’nin annesi Hafsa Valide Sultanın vefatiyle, KADINLAR SALTANATININ işaretinin ortaya çıkması; Hafsa Sultan’a kadar kadınlar devlet işlerine karışmazken, Kanuni Sultan Süleymanın gözdesi Hürrem Sultan, bu ölüm ile birlikte sarayda kendini engelleyen dirayetli bir otoriden kurtulduğundan devlet işlerine Kanuni’nin kendisine olan zaafı sebebiyle karışmaya balamışve ileride de bu işi had safhaya ulaştırmıştır.

Hürrem Sultan, Yeniçeri Ağaları ve Sadr-ı azam Rüstem Paşa ile anlaşıyorlar ve “Yeniçeri, “padişah ihtiyarladı, Rüstem Paşa’nın boynu vurulmalı, Şehzade Mustafa tahta çıkmalı, Padişah da Dimetoka’ya sürülmeli!” diyerek ayaklanacakmış”” haberini Kanuni’ye getiriyorlar. Kanuni bu yalan habere inanıyor ve öz evladı, Osmanoğulları içinde belki de en kıymetlileri ve faziletlileri olan Şehzade Mustafa’yı bu sefer esnasında Konya’da boğdurarak öldürüyor. “Kadınlar Saltanatı” ve Yeniçeri Ağaları hakimiyeti, Devlet’i ele geçirmeye başlamıştır.

 

1536

Fransızlara kendi bayrakları ile Osmanlı limanlarında ticaret hakkı veren ahidname verilmesi. Veziriazam İbrahim Paşa'nın idamı

 

1537

Körsof-Avlonya seferi

 

1538

Kanuni’nin Boğdan Seferi

Hadım Süleyman Paşa'nın Hint Seferi...

28 Eylül günü namlı Andre Dorya’nın hakimiyetindeki Haçlı donanmasına karşı efsane denizci Barbaros Hayreddin Paşa’nın kazandığı PREVEZE ZAFERİ...

Üç sefer ve üç zafer; herşeye rağmen, devşirmelerin ve Yenicerilerin olanca hıyanetine rağmen Osmanlı Devleti iki ay gibi kısa bir sürede üç ordu hazırlayıp, sefere ve zafere koşabilmektedir...

 

1540

Venedik ahidnamesindeki Karadeniz'de ticaret imtiyazının kaldırılması...

 

1541

Budin'in kesin olarak ilhakı ve beylerbeyliği haline getirilmesi...

 

1543

Estergon'un ve İstolni Belgrad'ın fethi...

 

1547

Osmanlı-Habsburg Sulhü...

Avusturyalılar'a Osmanlı topraklarında emn ü aman üzere ticaret yapma hakkının tanınması...

San'a'nın fethi...

 

1548

İkinci İran seferi...

 

1551

Trablusgarb'ın fethi...

 

1552

Piri Reis'in Portekizlilere karşı seferi..

 

1553

Piri Reis'in ölümü

 

1553-1554

Turgud Reis'in Akdeniz seferi...

Nahcıvan Seferi...

 

1555

İlk Osmanlı-İran antlaşması: Amasya Müsalahası...

 

1557

Dokuzuncu Akdeniz seferi, Fas'ın fethi...

 

1559

Şehzade Bayezid ile Selim'in Konya Savaşı ve Bayezid'in yenilerek İran'a sığınması...

 

1560

Cerbe'nin alınışı...

 

1562

Osmanlı-Habsburg Sulhü...

 

1565

1 Nisan’da 130 baştarda ve kadırga, 11 kalyon, 3 karamürsel, 50 nakliye gemisi, 175 muhasara topu ve bol miktarda mühimmat ile 13 bin levend, 4500’ü Yenicer 16 bin kara askeri ile yola çıkan donanma-yı hümayunun Malta kuşatması...

Barbaros Hayreddin Paşa tarafından askerî kıymeti “Turgut benden ilerüdür!" denilerek takdir edilen ve Kanuni tarafından “Turgut Paşa’nın reyine zinhar muhalefet etmeyiniz!” emrine rağmen, Vezir Mustafa Paşa’nın bu emir ve tavsiyeleri dinlememesi ile, “Siyon Tarikatı”nın bir kolu olarak faaliyet gösteren ve deniz yollarında müslümanlara büyük rahatsızlık veren şövalyelerin merkezi olan Malta kalesi yerine sahildeki Saint-Elmo kalesine saldırmasiyle başlayan bir kısır döngü ve bunun gereksiz kayıpların verilmesine (en mühimi de Turgut Paşa’nın şehadetidir ve bugün Malta’daki Dragut mevkii onun isminin telaffuzundan mülhemdir.) sebeb olması... Neticede sadece bu kalenin ele geçirilmesi ile yarım kalan bir muhasara ve harb...

 

1566a

Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi;Sigetvar ve SULTANIN VEFATI, II. SELİM'İN CÜLUSU...

Yeniçeri, Kanuninin ölümünü, II. Selim’in cülusunu da isyana bahane kılmıştır; “vay, Padişahımızın ölümünü bizden nasıl gizlersiniz... vay yeni padişah bize niye iki laf etmeden, ulufelerden ve bahişlerden bahsetmeden çekip gider...” Böyle başlayan hareketlenme ve Ordunun istanbul’a dönüşünün engellenmesi ve Saray’ın basılması... Padişah’a ZORLA ADETİ İKRAR ETTİRMELERİ... Yeniçerilerin bu “cülus bahsişi” ayaklanmaları yetmezmişgibi, II, Selim -hangi akılla yaptı bilinmez- ulema sınıfına da cülus bahşini adete bağladı; böylece artık bu iki sınıf, yani Devleti idare eden vazifeleler ile harbeden sınıfın elele vermesinin ve “Şeriat isterük!” çığlıklarının atılmasının yolu açıldı.

 

1566a

"KADINLAR SALTANATI"nın başlaması...

Kanuni’nin annesi Hafsa Valide Sultanın vefatiyle “serbest kalan” gözde Hürrem Sultanın devlet işlerine karışması (esas amacı, Kanuni’den sonra kendi oğullarından birini tahta geçirmek ve hanedanlığın bu soydan devamı sağlamaktır.) ile başlayan bu saltanat, İkinci Selim’in karısı ve Üçüncü Muradın annesi Nur-Banu Sultan ile devam etmiştir. Bunu, Üçüncü Mehmed’in annesi Safiye Sultan ve Birinci Ahmed’in annesi Mahpeyker Kösem Sultan ile rakibi ki Dördüncü Mehmed’in annesidir Turhan Hatice Sultan takip etmiştir. Bu Valide Sultanlar, kendilerine Damat yaptıkları veya “satın aldıkları”, tehdit ettikleri ulema ve devlet erkanı ile, artık tamamen “cülus bahşisi” yani para peşinde koşan zorbalar haline gelen Yeniçeri (Ağaları) ile de anlaşmışve koskoca Osmanlı Devleti’ni kendi ikbal ve hırslarına alet etmişlerdir.

Hürrem Sultan, Polonyalı/Lehistanlı olup, 1506’da Dniester’de doğmuş, 9 yaşında esir edilmişve asıl adı Roxelane’dır. Kırım sarayında talim ve terbiye edildikten sonra Saray’a gönderilmişve cülusunun akabinde Kanuni’ye takdim edilmiştir. Tarihlerde “vaz’ı-ı irtişa ve mücid-i bünyan-ı rüşvet” olarak geçen Hırvat devşirmesi Rüstem Paşa’yı kendi kızı Mihribah Sultan ile alavere dalavere arasında evlendirmişve Osmanoğulları içindeki en kamil ve feraset sahibi olduğu bildirilen Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa’yı bu adamın kurduğu tuzak ile şehid ettirmiştir.

Kanuni’den sonra tahta geçen II. Selim, işte bu Hürrem Sultanın - Roxselane’nin oğludur. Bunun devrinde de asıl ismi Raşel olan Nur-Banu Sultanın hakimiyeti meydana çıkmıştır. Bu kadın, Salomon oğlu Yasef Nassi isimli Yahudi simsarını Saray’a kadar sokmuş, onnla Devleti idare edmiştir. Kızı Esma Hatun, diğer kızı Gevhermülük ve II. Selim’in kızkardeşi (Hürrem’in kızı) Mihrimah Sultan, Harem Kethüdası Canfeda ve Rukiye ile Saray’a sokup hizmetine aldığı Yahudi Esther Kira isimli kadınla (müslüman ismi ise Fatma’dır) bu işleri halletmiştir. Esma Hatun, Sırp devşirmesi Sokullu Mehmet Paşa’nın kızıdır. Yasef Nassi de Raşel’i "cariye" olarak satan ve Nur-Banu Sultan olmasını sağlayan Yahudidir. Bunların devirlerinde Kıbrıs’a Yahudilerin yerleştirilmesi başlamıştır.

II Selimin vefatiyle tahta geçen Üçüncü Murad, bu Raşel asıl isimli Nur-Banu Sultan’ın oğludur. Tahttaki hakimiyetine bu devirde de sürdürmek isteyen Raşel-Nur-Banu Sultan zorlu bir rakibe çattı: III. Murad, Venedikli bir zenginin kızı olup Akdeniz’deki Türk korsanlarca esir edilen ve Manisa’da Şehzadelik yaparken kendisine takdim edilen Bafo’nun tesiri altında idi ve eşinin Padişah olmasiyle birlikte Bafo, yani Safiye Sultan dizginleri eline almaya başlamıştı.

Yahudi Esther Kira, Safiye Sultanın hakimiyetinin başladığını görünce Raşel isimli yahudiyi yani Nur-banu’yu hemen terketmişve onun hizmetine girmiştir; devletin hazinesini dahi yönlendirmeye başlamışlardır. Üçüncü Murad ve Üçüncü Mehmet devirlerindeki hakimiyeti ile Safiye Sultan (Bafo), evvelki Hürrem Sultanı dahi aratmıştır. Saltanatına, I. Ahmed’in hanımı Mahpeyker Kösem Sultan (ki asıl ismi Anastasia olup Rum asıllıdır ve Bosna Beylerbeyi tarafından takdim edilmiştir) ile birlikte devam etmişve devleti en kötü durumlara düşürmüşlerdir.

Kösem Sultanın, eşi Birinci Ahmed’in cülüsundan hemen sonra, Safiye Sultanın -adet gereği- diğer Saray’a naklini takiben Saray’da hakimiyetini kurmaya başlamıştır. Kösem Sultan namlı Anastasia’nın en büyük melaneti, “Osmanlı veraset sistemini” değiştirip, kendi oğullarına taht yolunu açmak için Birinci Mustafa’yı tahta çıkartması ve Genç Osman’ı hiçbir ordunun padişahına yapmayacağı alçaklıkla şehid ettirmesidir. Dördüncü Muradın (yani öz oğlunun) tahta çıkmasiyle birlikte, Valide Sultan ünvanını kazanmış, onun daha yaşının küçük olmasi sebebiyle, Devlet idaresi Kösem Sultanın ve kendine bağladığı Yeniçeri Ağalarının eline geçmiştir. Sultan Muradın 1632’de patlayan br yeniçeri isyanını bastırarak “rüşdünü ispatlaması” ile Kösem Sultana "harem kapısı” gözükmüşve uzun müddet devlet işlerine karışmakan mahrum (!) kalmışsa da, onun vefatiyle birlikte tahta çıkan -öz oğlu- Sultan İbrahim devrinde tekrar tekrar başrole çıkmış, 8.5 sene sonra onun hal edilmesini ve torunu Dördüncü Mehmet’in tahta geçmesinde rol oynamışve “saltanat nabi” olarak kalmıştır. Ancak, bu padişahın annesi Turhan Hatice Sultan (asıl ismi Nadya’dır) ile aralarında bir rekabet başlamışve onun Turhan Sultanı öldürmeyi planladığı (plana göre Dördüncü Mehmet de öldürülecek ve yerine kardeşi Süleyman geçirilecektir) bir ayaklanma tersine dönmüşve Saray’daki Zülüflü ve Hasodalılar tarafından parça parça edilerek 1651 senesinde öldürülmüşve 50 yıllık “saltanatı” böylece bitivermiştir. Devri, “Ağalar Saltanatı”na tekabül etmektedir; Yeniçeri Ağaları ile birlikte ülkeyi idare eden zorbalık devrine...

 

1567

Yemen isyanı

 

1569

Astarhan seferi...

Kaptan Kurdıoğlu Hızır Beyin Sumatra seferi...

 

1570

15 Mayıs Pazartesi günü Kıbrıs’a sefere çıkılması ve 1 Temmuz’da Osmanlı donanmasının Limasol’a demir atması...

 

1571

1 Ağustos Çarşamba günü Kıbrıs fethinin ikmali...

7 Ekim Pazar günü meydana gelen, karacıların ve harb tekniklerinden anlamayanların elindeki donanma-yı hümayunun İNEBAHTI HEZİMETİ...

Babbaros Hayreddin Paşa’nın yetiştirmesi Uluç-Ali’nin zaka ve kudreti ile donanmanın yokolmaktan kurtarılması...

 

1572

Osmanlıların tıpkı Rumelinde yaptığı gibi Kıbrıs’ı İslamlaştırmak ve emniyete almak için Türkleri adaya naklı; Karaman eyaletinden onbinlerce müslüman türk adaya nakledilmişve kısa bir sürede adanın nüfusu 260 bine çıkmıştır.

İnebahtında donanmayı imha olmaktan kurtaran Uluc-Ali"nin (tam 15 yıl sürecek olan) Kaptan-ı Deryalığa tayini ile "Kılç Ali” olarak anılmaya başlanması ve onun 13 Haziran’da yeniden inşa ettirdiği donanma ile Akdenize sefere çıkması, zaferlere koşması...

 

1574

Buğday Zaferi...

Tunus'un fethi...

 

22 Aralık 1574

II. SELİM'İN VEFATI VE III. MURAD'IN CÜLUSU...

Annesi Yahudi Raşel/Nurbanu Sultan olan III. Muradın Yenicerilere 1 milyon duka altın ile vezir ve ileri gelenlere çeşitli hediyelerin dağıttırması; “sus payı!”...

Saray, devşirmelerin, Yenicerinin, Nurbanu Sultan ile Safiye Sultan (Venedikli Bafo)nun ve Yahudi simsarların elindedir. Yahudi sarraflar “zuyuf akça-eksik akçe” basmakta ve üstelik Sadr-ıazama rüşvet vererek bunların (hem de ordunun yani Yeniçerinin eliyle) kullanıma girmesini sağlamaktadırlar.

Böylece de, Yeniçeri, tarihinde ilk defa haklı bir sebeb dayanarak ayaklanıyor. Defterdar ve Sadr-ı azamın kelleri önüne konularak susturulmaya çalışılıyorlar.

 

1578

Lala Mustafa Paşa’nın Şark Seferi ve Osmanlı-İran Savaşlarının başlaması... Harbde ordunun idaresi Özdemiroğlu Osman Paşa’dadır...

9 Ağustos’da Çıldır Zaferi...

9 Eylül’de Koyun geçidi Zaferi...

11 Kasım’da, üç gün üç gece süren ve geceleri meş’aleler ile devam edildiğinden MEŞ’ALELER ZAFERİ diye isimlendirilen zafer...

Fas'ta el-Kasrü'l-kebir Zaferi ve Gürcistan yolunun açılması...

 

1580

İlk İngiliz ahidnamesinin verilişi

 

Aralık 1582

Sadr-ı azamlığa yükselen SiyavuşPaşa’nın Yeniçeriye maaşını son kuruşuna kadar ödeyip, elde para kalmayınca, Sipahilere “size sonra veririz!” demesiyle başlayan Sipahi isyanı; Divan’daki hademelerin müdahalesiyle bu azgın güruhun dağıtılması, fakat artık onlar da ayaklanmanın tadına varmışlardır ve bundan sonra Yeniçerilerle birliktedirler.

 

7 Aralık 1583

Kösem Sultan ve Hürrem Sultan sonra "KADINLAR SALTANATI"nın temsilcisi, Kanunî’nin gelini, İkinci (Sarı) Selim’in hanımı, Üçüncü Muradın annesi, Sokollu Mehmed Paşa’nın hanımı Esma-Han Sultanın annesi YAHUDİ DÖNMESİ NUR-BÂNU SULTANın ölümü...

Nur-Bânû Sultan, İkinci Selim’in 8 sene 2 ay 15 gün süren saltanatı ile Üçüncü Murad’ın saltanatı devirlerinde devleti idare etmiş, karışmaması gereken işlere karışmış, Yeniceri Ağalarıyla işbirliği yapmış, onların askerlik dışında işlerle uğraşmalarına yol vermişbozulmaya başlanan düzeni daha da bozmuş, Yasef Nassi isimli Siyonist yahudi ile birlikte hainane işler tezgahlamış, Devlet ancak bu melanetten onun eceliyle ölümüyle kurtulmuşama açtığı çığır daha da hızlanarak devam etmiştir.

 

1584

Özdemiroğlu Osman Paşa’nın 28 Temmuz’da Vezaret-i Uzma makamına ve daha sonra da Şark Serdarlığına getirilişi ve Ordu-yu Hümayun’un başında dördüncü defa Tebriz’e seferi...

 

1585

Tebriz'in alınışı; Azerbaycan artık Osmanlı Devleti’nin toprağıdır.

Özdemiroğlu Osman Paşa, bu sefer için 10.000.000 altun ile malını devlet için harcadığı gibi, canını da harcamışve sefen esnasında başlayan hastalığın gün be gün artmasiyle Tebriz dönüşü 30 Ekim 1585’de vefat etmiştir.

Yeniçeri burada da rahat durmamıştır. “Ayarı bozuk” parayı bahane ederek isyandadırlar. Tebriz Beylerbeyi Cafer Paşa’nın Tebriz’den bir bahane ile çıkıp civardaki kürt beyleriyle anlaşması, kendisini karşılamaya çıkacak olan yeniçerileri kalenin etrafındaki pusuda beklemesi ve kürtlerle birlikte 1.500 civarındaki yeniçeri zorbasının öldürmesi...

 

1587

Gürcistan harekatı...

 

1588

Gence seferi...

 

1590

Osmanlı-İran Antlaşması...

Yeniçerilerin et ihtiyaçlarını karşılamak üzere gümrük resmine "zarar-ı kassabiye" adıyla %1 oranında ilave yapılması...

 

1593

Osmanlı-Habsburg Savaşları...

 

1595

Estergon'un düşüşü...

 

27 Ocak 1595

III.MURAD'IN VEFATI, III. MEHMED'İN CÜLUSU...

 

1596

Eğri Kalesi'nin alınışı ve iki hafta sonrasında, 25-26 Ekim’de kazanılan destansı HAÇOVA ZAFERİ...

Yeniçerinin ilk saldırı ile çözüldüğü, ric’ata kalkıştığı ve düşman ordusunun Osmanlı ordusunun cephaneliğini bile ele geçirdiği bu ikinci gün, (Yavuz Sultan’ın nedîmi Yunus Can’ın oğlu) Hoca Saadeddîn Efendi ilari fırlamış, padişahı ve askerleri metanete davet etmiş, “nusretin sabır ile olduğunu” anlatmış, Ordu-yu Hümayun vaizi Şeyh Hızır Efendi de askerlikle alakası bulunmayan yüz civarındaki müridiyle meydana fırlamış, etrafı cihad ayetleri, tekbirler inletmiş, manzara muazzam bir heyecan uyandırmış, meydan “kafir kaçtı!” nidasiyle inlemiş, Hoca Saadeddîn Efendi, arka saflarda bulunan ne kadar hademe, ahçı, yamak, deveci ve benzeri varsa onlarla birlikte ellerine geçirdikleri balta, şiş, kepçe, kasap bıçağı vesaire ile taarruza geçmiş, bunu gören başta Yençeri olmak üzere ordu toparlanarak hucüma geçmişve neticede 120 binlik düşman ordusundan 70 bini keserek mağlubiyeti destanlık zafere çevirmişlerdir.

 

1600

Kanije’nin; Kanuni’nin Beşinci Sefer-i Hümayunu ile ele geçirilmesinin ardından Almanların işgalinden 22 Ekim pazar günü kurtarılması ve ikinci defa fethi!..

 

1601

ASKERÎ HİLELERİN VE TAKTİKLERİN MÜKEMMELEN TATBİK EDİLDİĞİ, DESTANLIK KANİJE MÜDAAFASI VE BÜYÜK ZAFERİ

Kanije’nin tekrar fethi üzerine Papa Sekizinci Clementius’un ruhanî, Avusturya Arşidükü Ferdinanın askerî liderliğinde hazırlanan 100.000 kişilik Birleşik Avrupa Haçlı Ordusunun, TİRYAKİ HASAN PAŞA komutasındaki 100 top ve 9000 askerden müteşekkil bir birliğin bulunduğu Kanije Kal’asını muhasara altına alması; Serdar-ı Ekrem ve Vezir-i azam Yemişçi Hasan Paşa’nın, Tiryaki Hasan Paşa’nın “destek taleb eden” mektublarına ancak üçüncü (ki, muhasaranın ortalarıdır artık) mektubda itibar edip yardıma niyetlenmesi ve yolun yarısında, soğuk ve yoğun kar yağışını bahane kılan Yenicerilerin “bu karda kışta savaşolmaz bre!” diyerek isyanı neticesinde “Kaniji’yi Cenab-ı Bârî’ye ısmarlayıp” geri dönmesi; "Şecaat ve cesareti kadar zekası ve bilhassa düşman ordusunu mütemadiyen aldatıp şaşırtan harp hileleri” ile mahir “70’lik ihtiyar muharib” Tiryaki Hasan Paşa’nın ve askerlerinin akıl dol hamle ve taktik taarruzları ile düşman ordusunun cephane ve bayrağının bile ele geçirilip 80 bininin sadece 5000 muharib önünde bozguna uğratılması ile meydana gelen büyük zafer!..

Dikkat ediniz; bu "zafer", taarruz halindeki bir ordunun değil, artık dört bir yandan taarruza muhatab olan ve ancak içlerinde kalan iman kuvvetiyle hareket eden soyu tükenmeye yüz tutmuşdevlet ve askerî adamların müdaafada kazandırdıkları bir zaferdir; Yeniçerilerin önderlik ettiği askerî bozulma, dalga dalga ordunun diğer ocaklarına sıçramakta, devşirmelerin hakimiyeti artmakta, devletin tepesine çöreklenenler sadece nefislerinin kazançlarına düşünmektedirler.

 

1603

Osmanı-İran Savaşı'nın başlaması...

III. MEHMED'İN VEFATI, I. AHMED'İN CÜLUSU ...

Devşirmelerin saltanatı, Yeniçerilerin isyanı devamda...

 

1607-1610

2 Temmuz pazartesi günü, "Celalî tenkili" için -kendisi de bir devşirme olan- "Kuyucu" Murad Paşa’nın Anadolu'ya gönderilmesi; Naimî ve Peçevî tarihine binaen, bu sefer esnasında 100.000’den fazla Anadolu insanı katledilmiştir ki, bunların çok büyük kısmı, Celalî isyanlariyle alakası olmayan ama şiddeti kendine ilke edinen ve böylece de bu isyanları bir daha ortaya çıkmamacasına yokedeceğine inanan Kuyucu Murad Paşa’nın masum kurbanlarıdır. Bu durum da, Yeniçerilerin dolaylı olarak yaptıkları vahşettir.

Devşirmelere karşı isyan eden Canbolatoğlu Ali Paşa ve Mey’mun Bey’in Oruç ovasında bozguna uğratılması...

 

1612

Osmanlı-İran Antlaşması...

Hollandalılara ahidname verilmesi...

Muteber fikre göre, "Bin tarihinden sonra gelen Padişahların azamı-büyüğü” ve lakabı “İkinci Yavuz” olan Dördüncü Murad’ın, Boğaziçi-Beylerbeyi’de (eski adı “İstavroz Bahçesi) 27 Temmuz’da doğumu.

Babası Birinci Ahmed, annesi Kösem Sultan’dır.

 

1615

İran Savaşı'nın yeniden başlaması...

Revan Seferi...

 

1617

SULTAN I. AHMED’İN VEFATI, I. MUSTAFA'NIN CÜLUSU...

Osmanlı Devletinde, Osman Gaziden beri gelen veraset kanunu I. Mustafa’nın tahta geçmesi ile değiştirilmişbulunmaktadır. Şöyle ki:

Birinci Ahmed’in ölümünden sonra büyük oğlu Şehzade Osmanın tahta geçmesi gerekirken, Kösem Sultan, kendi oğullarının tahta geçmesini sağlamak için Saraydaki otoritesini kullanmış, Yeniceri ağaları ile ilmiyye sınıfından kendi iradesine uygun fetva da alarak, Birinci Ahmed’in başka bir hanımdan olan ve o anda mevcut Şehzadelerin en büyüğü Şehzade Osmanın yerine, amcası (ve Kösem Sultan’ın yeğeni) Birinci Mustafa tahta çıkmıştır; bu Osmanlı veraset sisteminin değiştirilmesi demektir.

Yeniçeri Ağaları, bu “iç darbe”de başroldedirler. Artık, askerlik yerine oturdukları yerden devlet idaresine karışmakta ve tayinleri gerçekleştirmektedirler.

 

26 Şubat 1618

I. MUSTAFA'NIN HAL'İ VE II. OSMAN'IN CÜLUSU...

Aklî melekeleri dumura uğramışolan Sultan I. Mustafa’nın Şeyhülislam Esad Efendi’nin, "muhtelli’s-şuur olanın hilafetinin caiz olmayacağı” fetvası ile hal’ edilmesi ile, hanedanlık veraset sistemi eski ve doğru usulüne tabi oluyor ve Birinci Ahmed’in (Mâhfiruze Sultan’dan olma) hakiki varisi büyük oğlu Sultan Osman (Genç Osman) tahta geçmişoluyordu.

 

1621

II. Osman'ın Lehistan seferine çıkışı (Hotin seferi)...

 

1622

II. OSMAN'IN KATLİ VE I. MUSTAFA'NIN YENİDEN TAHTA ÇIKIŞI...

Tarihin gördüğü en korkunc ve barbarca bir Yeniçeri isyaniyle; hiçbir ordunun kendi hükümdarına yapamayacağı alçaklıklarla hal edilen Sultan Osman...

 

10 Eylül 1623

I. MUSTAFA'NIN TAHTTAN İNDİRİLİP IV. MURAD'IN CÜLUSU...

Vezir-i azam KemankeşAli Paşa’nın gayretleriyle “sara hastalığına ve hayallere muptela” Sultan I. Mustafa’nın halli...

 

1632

11 Mart Cuma günü Kösem Sultan ve Topal Recep Paşa’nın emirleri altında meydana gelen Yeniçeri isyanı.

 

8 Haziran 1632

Yine aynı minvalde ve yine aynı kişilerin kontrolünde meydana gelen Yeniçeri isyanının Dördüncü Murad tarafından bastırılması; ele başlarının idamı; Kösem Sultanın “saltanat naibliği”nin bitirilip “odasına” gönderilmesi ve Sultan Murad’ın hakimiyet devrinin başlangıcı... Yeniçeri’nin, mal mülk edinmek için kullandığı şiddetin kat be kat fazlasını, “devletin bekası” için kullanan Sultan Muradın hakimiyeti devrinde sus pus olması, gerçek vazifesi olan “askerlik”e dönmesi ve zaferlere koşması...

 

1635

IV. Murad'ın Revan seferine çıkışı...

 

1638

Bağdat Seferi ve Bağdat'ın alınışı...

 

1639

Osmanlı-İran sulhü; Kasrışirin Antlaşması...

 

1640

IV. MURAD'IN ÖLÜMÜ, İBRAHİM'İN TAHTA ÇIKIŞI...

"Cinci Hoca" lakablı Safranbolulu Hüseyin namlı hergelenin Sultan İbrahim üzerindeki büyük tesirinin başlangıcı; öyle ki, bu adam, Saray erkanının ve Kösem Sultanın da yardımiyle “hafakan ve sevdaî illetle muztarip” Sultan İbrahim’i parmağında oynatır duruma gelmiş, devlet idaresini eline geçirmiş, kendisinin gerçek yüzünü gören, Devletin yanlışellere geçtiğini anlayan ve bunu Sultan İbrahim’e anlatmaya çalışan, didinen Vezir-i azamları, Paşaları bir emriyle Bostancıbaşı’nın önüne atacak güce malik olmuştur.

 

1645

Girit seferinin açılışı, Hanya'nın alınışı...

 

10 Ağustos 1648

İBRAHİM'İN HAL'I, IV. MEHMED'İN CÜLUSU...

SULTAN DÖRDÜNCÜ MEHMED’İN 7 YAŞINDA OLMASI, SİPAHİ OCAĞININ GİRİT’E SEFERE GÖNDERİLMELERİNE İSYAN ETMELERİ; SULTAN İBRAHİMİN KATLEDİLME SEBEBİNİ SORMALARI İLE BAŞLAYAN AYAKLANMAYI, VAHŞET VE BARBARLIKLA BASTIRAN YENİÇERİ ASKERİ SEBEBİYLE “AĞALAR SALTANATI”NIN BAŞLANGICI... “KADINLAR SALTANATI” DA DEVAM ETMEKTEDİR!..

DEVLET ARTIK DEVŞİRMELERİN, ÖZÜNE DÖNEN HIRISTİYANLARIN, NEFSİNE UYAN MALPERESTLERİN KONTROLÜNDEDİR. BU BİR İHTİLALDİR!

 

21 Mayıs 1649

Girit’e sefere gönderilen Ordunun perişan ve Foça’dan Girit’e gitmek isteyen donanma da darmadağın edilmiştir. Sadr-ı azam Sofu Mehmed Paşa’ya bunun faturası kesiliyor ve Valide Kösem Sultanın tavassutu ile Yeniçeri Ağası Kara Murad, Sadr-ı azam tayin ediliyor; üstelik "Paşa” da yapılıyor. Yeniçeri Ağalarının hakimiyeti tescillenmişir; sadr-ı azam da onlardan olmuştur artık. Anadolu eşkiya yatağı haline gelmiş, İstanbul’u dahi tehdit eder duruma getirilmiş, üzerine yollanan ve artık orduluktan çıkmışaskerleri darmadağan edivermiş, ırz ve namus pazarda satılan mal haline gelmiş, kime ne!...

 

21 Ağustos 1651

Yeniçeri Ağası Kara Muradın Sadr-ı azamlığı, diğer ağalara danışmadan istikbal peşinde koşmasiyle 5 Agustos 1650’de istifa ettirilmesiyle bitmişve yerine Melek Ahmed Paşa tayin edilmiştir. Bunu devrinde şakiler heryerde işlerine devam etmektedirler. İktisadi vaziyete çare bulmak için de Yeniçeari Ağaları, “zenginlerin malının yarısı “iane” olarak devlete verilecektir” fermanını çıkartıyor ve Boyacı Hasan isimli yeniçeri zorabsını tahsilat için Anadoluya gönderiyor; bu zorba, haydut ve eşkiyanın yapmadığı zorbalık ve vahşetleri sergiliyor, paraları olmayanları esir ediyor, dağlarda çalışmaya zorluyor, kafilelerle yürütüyor öyle ki, yürüyüşe dayanamayıp ölenleri dahi zincirlerinden çıkartmayıp kokmuşcesedi “ibret olsun!” diye taşıttırıyor. İstanbul halkı ise, yapılan zulumden isyan ediyor. 20.000 kişi Ayasofya önüne toplanıyor. Padişah Dördüncü Mehmet’in huzuruna çıkap, zorbaca tekliflerden -gerçekten de haberi olmayan padişahtan- muaf olduklarına dair fermanı alıyor ve ona bu işlerin hakikatini ve devletin hangi zorbaların ellerine kaldığını isim isim haykırıyorlar. Bunun üzerine Valide Kösem Sultan ve Yeniçeri Ağaları telaşlanıp, toplanıyorlar ve yeni Sadr-ı azam tayinini kararlaştırıyorlar; ilk akla gelen Yeniçeri ağası Kara Çavuşolmasına rağmen, bunun “bir hile olabilir!” korkusuyla reddetmesiyle SiyavuşPaşa tayin ediliyor. Sadr-ı azamlığın ellerinden gitmesine Ağalar kızıyorlar; Kösem Sultan da yeni tayin edilen Sadr-ı azam ve Şeyhülislam’ı çağırıp, “varın Ağalara gidin ve bağlılık bildirin!” emrini veriyor; bu reziller de emri yerine getiriyorlar! İstanbul çalkalanmaya devam etmekte; harp alanından kaçmasını bilen Ordu, kendi halkına silah çekmenin planlarını kuirmaktadır.

 

22 Ağustos 1651

İstanbul halkı isyanda ve yürüyüşe geçmekte ve dükkanlarını Yeniçeri ağalarının tehitlerine rağmen açmamakta... Kösem Valide Sultan ise Turhan Sultanın öldürülmesi ve tahtın değiştirilmesi gerçekleşmeden bu işlerin düzelemeyeceğini (yani saltanatlarının devamının huzur içinde olamayacağını) bildiğinden son hamlesini yapmakta ve Turhan Sultan’ı öldürmek için işaret vermektedir.

 

1651

Kösem Mahpeyker Sultan’ın hem Turhan Hatice Sultan hem de Dördüncü Mehmet’i öldürmek için planladığı Yeniceri ayaklanmasının, haber alınıp tersine döndürülmesi ve Saray’daki Hassa birlikleri tarafından Turhan Sultan’ın emriyle öldürülmesi; ardından İstanbul halkı ellerine geçirdikleri balta, şiş, kürek, kazma, sopa, vesaire ile açılan “Sancak-ı Şerif”in altına toplandı, bunlara Eski Odalar’dan dahil olanlar oldu (burası ince bir noktadır; Eski Odalar’da kalanlar, yaşı geçkin, olgunlaşmışbelki eskiden zulum yapmışama şimdi yaptıklarının nedametini duyan Yeniçerilerden müteşekkildir.) böylece devlete ve millete zorbalık taslayan Yeniçeri eşkiyasının sindirilmesi: Kösem Sultanın öldürülmesiyle 50 senelik saltanatı ile birlikte "Kadınlar Saltanatı” ve “Ağalar Saltanatı” da bitmişolmaktadır.

 

1656a

MEŞHUR “ÇINAR VAK’ASI”.. VE “İKİNCİ AĞALAR SALTANATI”.

"Agalar Saltanatı”nın bitmesinden sonra, sindirilmişolan Yeniçerinin, “zuyuf akçe rezaleti bahanesi”ni ileri sürerek -artık onların da bozulması sebebiyle- Sipahi Ocağıyla işbirliği halinde kendi saltanatlarını engelleyenleri (30 kişi) Soğukçeşme karşısındaki Alay Köşkü’nde Sultan İbrahim’den tehditlerle istemeleri; kaçıp kurtulanlar hariç hepsinin boğdurulması ve cesetlerinin askerin önüne atılmasiyle onların da cesetleri bacaklarından bir iple bağlayıp Sultanahmet Camii önündeki çınar ağacına asmaları; Üstad Necip Fazılın ifadesiyle, “Koca çınar, dallarından cicili bicili oyuncaklar yerine ölüler sarkan bir nevi Noel ağacı... İşte Çınar Vak’ası...”

Yeniceri Ağaları işi o derece ileri götürdüler ki, cesetlerin yağlarını bile “bilmen şu hastalığa devadır” diyerek satdılar!

70 gün süren bu "İkinci Ağalar Saltanatı”, Valide Sultan Turhan Sultanın, İstanbul’daki Bektaşî Şeyhi Kara Hasan oğlu Hüseyin Ağa ile birlikte yaptıkları bir tuzağa çekilen (o dönemde Ağalara muhalif olarak isyan eden Seydi Ahmet Paşa’ya yönelik bir seferin düzenlenmesi gerektiğine dair tuzak) Yeniçeri Ağaları’nın hemen orada, Padişahın huzurunda boyunlarının vurulması (ki, bazı Yeniçeri Ağaları da burada nedamet geçirmişve diğerlerinin boyunlarının vurulmasına yardım etmiştir.) ve iki gün kapalı tutulan İstanbul kapılarının içinde ne kadar mimli varsa hepsinin kellesinin düşürülmesiyle sona ermiştir.

 

1656b

26 Nisan’da Boynu-Eğri Mehmet Paşa’nın Sadr-ı Azam olarak tayini...

"Ağalar Saltanatı”nın ve “Kadınlar Saltanatı”nın Kösem Sultanın öldürülmesiyle son bulmasından sonra Sadaret makamına getirilen Boynu-Eğri Paşa, ilk işolarak devlet içinde ürüyen mikrobları temizlemek veya defetmekle uğraşmış, Şeyhülislam dahil bu işe karışmışolanların cümlesini İstanbul’dan uzaklaştırıp sürgüne yollamışfakat devlet içindeki çürümenin büyüklüğünü göremediğinden bunları hafife almanın cezasını çekmiş, daha sadaret makamına oturduğunun ikinci günü başlayan yani kendisinin bir vebali olmadığı bilakis bundan evvelkilerin devleti nasıl bir ataletle yönettiklerinin delili olan Venediklilerin Limni ve Bozcaadayı işgal etmelerinin vebalinin faturasının kendisine kesilmesi neticesinde 15 Eylül 1656’da (yani gelişinden dört ay on dokuz gün sonra) Malkara’ya sürdürülmüştür.

Çanakkale Boğazı'nın Venedik ablukası altına alınması...

 

15 Eylül 1656

Köprülüler (Köprülü Mehmet Ali Paşa) devrinin başlaması...

Köprülü Mehmet Ali Paşa’nın sadaret makamına getirilmesi, devletin içine düştüğü halden ötürü hakikaten ıstırab duyan Yeniçeri Ağası Kaasım Ağa’nın ısrarlariyle Turhan Valide Sultanın “olur!”uyla vuku bulmuştur. Kendi devri içindeki (ki, 6 senedir ve vefatı sebebiyle makamdan düşmüştür.) 40 bin civarında asi ve şakinin kellesini düşürmüş, Yeniçeriyi de sıkıca pençelemiştir.

 

1660

Varad Kalesi'nin alınışı...

 

1663

Uyvar seferi, Uyvar'ın fethi...

Sadaret ettiği devre içinde 40000’e yakın kelle düşüren Köprülülüler, Yeniçeri’ye eski şecaat ve ahlakına doğru itmişolduğunun en büyük nişanesi, bu harb esnasında Yeniçerinin gösterdiği kahramanlık, Avrupalı’ya misal teşkil etmişve "Uyvar önünde bir Türk gibi..." diye dövizleştirilmiştir.

 

1664

St. Gotthard bozgunu ve Vasvar Antlaşması...

 

1669

Kandiye'nin alınışı...

Girit'in tamamıyla Osmanlı hakimiyetine girişi...

 

1672

Lehistan seferi...

Kamaniçe'nin alınışı...

 

1672

BucaşAntlaşması...

 

1676

Osmanlı-Lehistan sulhü; Zorawna Antlaşması...

 

4 Kasım 1676

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Vezir-i azam olarak tayini; kayınbiraderi Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa’nın vefatı üzerine...

 

1678

Ukrayna'da Çehrin seferi...

 

1682

Osmanlı-Rus Antlaşması...

 

1 Nisan 1683

Sultan (Avcı) IV. Mehmed’in "o güne kadar hiçbir devletin bir araya getiremediği kudretteki bir ordu” ile Edirne’den hareketle Avusturya Seferi’ne çıkışı...

 

14 Temmuz-12 Eylül 1683

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın idaresinde II. Viyana muhasarası ve büyük bozgun... Bu sene, Avrupalılar tarafından “Türk Yılı” olarak isimlendirilmiştir.

Bu bozgun esnasında, Leh Kralı Jan Sobyeski’nin 30 kişilik -yardıma gelen- ordusu karşısında Peygamber Livası iki hamiyetli mümin tarafından ancak ve zorla kurtarılmış, fakat YENİÇERİ, NAMUSU DA DAHİL HERŞEYİNİ MUHAREBE MEYDANINDA BIRAKARAK BELGRAD’A KADAR BİRBİRLERİNİ ÇİĞNEYEREK KAÇMIŞTIR.

Bu büyük bozgun sebebi, Yeniçerinin ihanetleri başta gelmek üzere, Üstad Necip Fazılın ifadesiyle tamamen “ahlaki zaaf”dır; Viyana artık teslim bayrağını çekmek üzereyken ve bir tek zorlama ile bu işgerçekleşecekken, Merzifonlu ve emrindeki vezirler, şehrin kendiliğinden teslim olmasını beklemenin daha iyi olduğunu aksi halde Yeniçerinin şehre dalmasiyle yağmaya girişeceğini ve kendilerine birşey kalmayacağına karar vermişlerdir. Yani, Yenicerinin hakkından da fazlasını alacağı ve bunu engellemenin imkanı olmadığını görüp, kendilerinin ganimetlerinin biraz daha fazla olmasını sağlamak için, son saldırıdan uzak durulmuşve bu esnada yetişen Leh Kralı’nın, bizim ordumuzun onda biri kadar olan kuvveti önünde de bu menfaatperestler çetesi bozguna uğramıştır.

İşte devlet, Köprülülerden sonra biribirinden beter bu adamların eline kalmışhaldedir.

 

1683-1684

Viyana önündeki büyük bozgun, Leh Kralı Jan Sobyeski’nin, "fırsat bu fırsat; Türkleri şimdi Avrupa’dan çıkarabilirsek ne ala. Yoksa bir daha bu imkanı bulamayız” nidasına dönüşmüşve ilk elde Vişgard, Cac, Peşte Haçlıların eline geçivermiştir. Merzifonlu’nun kellesi, bozgunun akabinde kesilmişve yerine Süleyman Paşa getirilmişise de, hezimetler devam etmektedir.

 

1685

Hırvatistan’daki ordumuzun da yenilmesi ve Uyvar'ın elden çıkışı.

Saraydaki altın ve gümüşten sikke basımı...

 

1686

Budin'in düşüşü...

Tarihçi Raşid’in bu yenilgileri alan Yeniçeri’nin ve ordunun halini anlatan cümleleri:

"- Terk-i salat ve irtikab-ı enva-ı mahremat (namazı bırakmak ve her türlüharamı işlemek) ordunun şiarı olmuştu...”

 

1687

Ordunun içine düştüğü bu hal Serdar-ı ekrem Süleyman Paşa’nın atına atlayıp FİRAR ETMESİYLE (evet, bir kumandan, kendi ordusundan firar etmektedir!!!) zirveye tırmanmıştır. Yeniçeri, Bosna Valisi SiyavûşPaşa’yı Serdar-ı Ekrem tayin eder ve İstanbul’a dönmek (daha doğrusu İstanbul’u zabetmek) için harekete geçer. Padişah, Süleyman Paşa’yı bulup kesik kellesini önlerine attıysa da, “Artık vakit geçti” cevabını alır ve bu durum üzerine İstanbul Kaymakamı Köprülüzade Mustafa Paşa ulema ve devlet büyüklerini Ayasofya Camiinde toplayarak karar verdirir:

IV. MEHMED'İN TAHTTAN İNDİRİLMESİ, II. SÜLEYMAN'IN CÜLUSU...

Ordunun hertürlü zaafı gösterdiği ve ahlaksızlığın had seviyede olduğu bu dönemde, Eğri kalesinin düşüşü...

Bir akçe itibarı değerli "mankur" un piyasaya çıkarılması...

Yeniceriler, sınırdaki büyük bozgunun acısını (kaybettikleri paraların acısını anlayınız!) Payitahttan çıkarmaktadırlar ve Yeni Odalar ve At Meydanı olmak üzere iki yerde toplanıp “kazan kaldırır”lar: “Cülüs bahşişini almadan ulufe kabul etmeyiz!” Durmadılar, Sadaret Kaymakamını, Şeyhülislamı, kendilerinden olmayan Yeniçeri Ağası’nı azlettiler, Sadr-ı azam’ın konağına saldırdılar, onu öldürüp, haremine saldırıp “Ganimet malıdır!” cinayetini işleyip kendi Odalarına götürdüler.

Bu esnada Bedestan’dan bir seyyidin dükkanını da yağmaladılar; Seyyid, bir sopanın ucuna beyaz bir mendil bağlayıp, “Ehl-i iman Sancak altına gelsin!” feryadını bastı; insanlar, zorbalardan bıkan halk, “Sancak-ı Şerif” zannettiği bu bez parçasının altına gelip Saray’a yürüdüler ki, o esnada hakiki “Sancak-ı Şerif”in açlmışolduğunu gördüler. Halkın öfkesi, yeniçeri zorbalarını susturdu; cinayet işleyenlerden bir kısmı hemen cezalandırıldı.

 

1688

Tekirdağlı Bekri Mustafa Paşa Sadr-ı azamdır. Avusturyalılar ise Belgrad yakınlarında... Seraskerlikten azledilip Bosna Valiliğine getirilen haydut Yeğen Osman Paşa, Belgrad muhafızı ve yeni Serasker Hasan Paşa’ya karşı harb ilan ediyor; onu kaçırtıp Belgrad’a giriyor: Ne din ne de vatan kaygusudur bu hareketindeki saik... Avusturyalılar ise Oyluk ve Petervaradin’i de alıp doğrudan Belgrad üzerine ilerliyorlar. Eski şaki Yeğen Osman Paşa’nın Semendre’ye kaçmasiyle de Belgrad'ın elden çıkışı...

Buna rağmen, Belgrad’ı hainliği sebebiyle düşmana teslim ettiren Yeğen Osman Paşa, yeni bir ihanette bulunmasın diye tekrar sınır muhafızlığı vazifesiyle görevlendiriliyor!.

 

1689-1690

Serasker, Arap Recep Paşa’dır ve padişah ısrarlar neticesinde Sofya’ya sefere çıkartılır. Batnıça bölgesinde büyük bozgun üzerine, Yeniçeri, hemen düşmana öncülük vazifesini üzerine alıyor ve “Küffar orduya geldi!” nidasiyle KENDİ ORDUĞAHINI YAĞMALIYOR. Yağma ve panik halinde kaçışbir arada; önce Filipe, ardından da Sofya’dan çekiliş...

 

1690

Kanije kalesinin düşüşü...

Sadr-ı azam Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa’nın sadarete geçmesi ile birlikte Yeniçeri, tekrar kontrol altına alındı birtakım (sert) tedbirlerle ve ardından Niş, Semendre, Vidin ile birlikte Belgrad'ın geri alınışı geldi....

 

1691

II. AHMED'İN TAHTA ÇIKIŞI...

Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’nın , ordunun ilk anlardaki galib durumun tersine dönmeye başladığını görünce meydana çıkması, şehid olması ve ardından Yeniçerinin darmaduman olmasiyle birlikte gelen Salankamen bozgunu...

Yerine tayin edilen Arabacı Ali Paşa, Edirne’deki zevk u sefayı bırakamayınca, trajikomedya gerçekleşiyor ve Yeniçerler kendilerine bir serdar tayin ediyor!..

Enflasyonu körüklediği için mankur darbının yasaklanması

 

21 Eylül 1694

Sakız Adası’nın “Vire” usuliyle Venediklilere teslimi... Şiddetli ateşaltındaki muhasaraya direnmeye çalışan 1370 kişilik Osmanlı kuvveti, Kaptan-ı Derya Palabıyık Yusuf Paşa’nın, mukavemeti idare eden Silahdar Hasan Paşa’nın “yardım gelmeli” isteğine icabet etmeyince, “Vire” usuliyle (muhasara altına alınan yerin müdafaasını üstlenen birliğin hafif silahları ile birlikte emin bir şekilde mevkiiden ayrılması ve can emniyetinin verilmesi) kaleyi Venediklilere teslim etmek zorunda kalmıştır.

 

1695

II. AHMED'İN ÖLÜMÜ. II. MUSTAFA'NIN CÜLUSU...

(Sultan III. Ahmed’in vefatının sebebi, Sakız adasının “vire” ile teslim edilmesinden duyduğu büyük teessürdür.)

 

18 Şubat 1895

Sultan II. Mustafa’nın (ilk seferidir.) Sakız Seferi ve Mezemorta Hüseyin Paşa’nın idaresindeki ordunun Sakız’ı tekrar ele geçirmesi; Kaptan-ı Derya Palabıyık Yusuf Paşa’nın vazifeden alınmasından sonra yerine geçen (Köprülü sülalesinden ve denizcilikle de alakası olmayan) Amcazade SarhoşHüseyin Paşa bu sefer esnasında Kaptan-ı Derya ise de, adanın ele geçirilmesinde hiçbir dahli olmamışve fetihden sonra bu makam Mezemorta Hüseyin Paşa’ya tevdi edilmiştir.

 

1697

Elmas Mehmet Paşa’nın kumandasındaki orduda, kumandanlar arasındaki ihtilafın askere de sirayet etmesiyle başlayan kargaşa ve gelen Zenta bozgunu...

Askerin büyük kısmı firarda, kalanlar ise kendi ordugahlarını yağmalamakta!..

 

1698

Şehremini Baruthanesi yangını...

 

1699

Avrupa Osmanlısının bir nev’i taksimi sayılan Karlofça Antlaşmasının imzalanması... Topraklarımız Avusturya, Lehistan ve Rusya arasında paylaşılırken, Hıristiyan devletlerin Osmanlıya verdikleri “haraçlar”, kökünden ilga edilmiştir.

İKİ ASIRLIK FÜTUHAT ESERLERİ, ON ALTI YIL İÇİNDE SİLİNİP GİTMİŞTİR Kİ, BUNDA EN BÜYÜK PAY YENİÇERİ AĞALARI İLE KADINLAR SALTANATI VE BUNA ÇANAK TUTAN NEFSPEREST İDAREDİR!.

 

1700

Ruslar'la İstanbul Antlaşması'nın imzalanması

 

1702

İskender Çelebi Bahçesi'ndeki (bugünkü Ataköy) yeni baruthanenin faaliyete geçmesi...

 

1703

Edirne Vak'ası; bir ara Gürcistan’a gönderilmişbulunan Cebeciler, birikmişmaaşlarını Ayasofya yakınlarındaki Cebecihanede toplanarak istediler, işbüyüdü ve “kazan kaldırıldı”, Saray’da “Sancak-ı Şerif”i dahi çıkartıp, “Padişah gelsin yoksa biz Edirne’ye gideriz!” kustahlığında bulundular. Padişah bütün bunları kendisine bildiren asi heyetini tevkif ettirdi; bunun üzerine İstanbul’dan çıkan 50 bin kişilik asi ordusunun üzerine sürdüğü 80 bin kişilik ordusu bu asilerle anlaşınca olan oldu:

SULTAN II. MUSTAFA’NIN HAL’İ VE III. AHMED'İN TAHTA ÇIKIŞI...

Kellesi istenen 60 kişi... Bulardan Şeyhülislam Feyzullah Efendi, Sipahi, Yeniçeri ve Cebecilerden müteşekkmil üç kişilik cellat takımı tarafından üçgün hapsedildi ve önce burnu, sonra kulakları ve dudakları kesildi, ardından bir beygire ters bindirilerek Edirne’nin bit pazarına getirildi ve işkence ile öldürüldü. Cesedinin ayağına ip takılarak 300 kadar Hıristiyanın eline verip sürüklettiler ve papazlara ayin yaptırırıp, Yeniçeri ocağına getirdikten sonra da Tunca nehrine atıldı... Bu derece namussuzluğu hem de bir Şeyhülislam’a bırakın bir müslümanı bir Hıristiyan dahi yapamayacakken, Devşirmeler bunu yapabilmektedirler!.

"Tuğralı" altın paranın piyasaya çıkarılması

 

25 Aralık 1704

Kaptan-ı Derya Baltacı Mehmed Paşa’nın Sadaret mevkiine tayini...

 

1709

Tersane içinde bir "lengerhane" yapımı

 

18 Ağustos 1710

Baltacı Mehmed Paşa’nın ikinci defa sadaret makamına getirilişi.

 

20 Temmuz 1711

Prut Zaferi ve Sulhü...

Rus Ordusu ve Çar’ın tamamen imha olmaktan kurtulmak için yapılan sulh eklifi ve verilen 200.000 rublelik “sulh fidye”si... Yeniçeriler bu harb esnasında o derece büyük hainlikler gerçekleştirmişlerdir ki, aç ve bitap hale gelmişRus askerlerine silah ve yiyecek dahi taşımışlardır. Baltacı Mehmed Paşa, bu şartlar altında harbetmişve işte bu sebeble de sulh yapmak mecburiyetinde kalmıştır; devşirmelerin ve yeniceri artıklarının, onların soyundan gelenlerin Baltacı ile Rus Çariçesi Katerina arasında bir ilişki kurulduğuna dair pis iddialarının kökeni, işte bu Paşa’nın böylesine ağır bir darbeyi indirmişolmasındandır.

 

1713

"Zincir" altının çıkarılması

 

1715

Venedik'e savaşaçılması ve Mora Seferi...

 

1716

Osmanlı-Avusturya Savaşı, Varadin bozgunu...

Temaşvar'ın elden çıkışı...

"Fındık" altınının piyasaya çıkarılması...

 

1718

Pasarofça Antlaşması...

Valilerin sefer masraflarını karşılamak üzere "imdadiyye-i seferiyye" toplamalarının kabulü...

 

1723

İran seferinin üç cepheli olarak açılışı...

 

1724 - 1725

Azerbaycan harekatı...

Tebriz ve Cence'nin alınışı...

 

1729

"Zer-i mahbub" adıyla yeni bir altının piyasaya sürülmesi...

 

28 Eylül- 30Eylül 1730

Patrona Halil isimli hamam tellalının etrafında toplanan “ipten kazıktan halas olmuşbir avuç baldırı çıplağın” isyanı...

Sadrıazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın isyancıların isteği üzerine hal edilmesi ve teslimi ile parça parça edilmesi...

O GECE III. AHMED'İN HAL'İ, I. MAHMUD'UN CÜLUSU...

Bu isyanın arkasında, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın "Asakir-i Nizamiyye" ismi altında yeni bir ordu teşekkül ettirmesine, artık kendi iktidarlarının sonunun geleceğini gören Yeniçeri Ağaları ile birtakım ilmiyye mensubu devşirmenin, "Lale Devri" diye bilinen devirdeki şatafatlı hayatı istismar ederek kendi menfaatleri için kullanmaları vardır.

 

1732

Osmanlı-İran sulhü

 

1733

İran Savaşı'nın hızlanması, Nadir Şah'ın başarıları...

 

1735

Fransız asilzadesi ve subayı Comte de Bonnevalın müslüman olması, ismini “Ahmed” olarak (Humbaracı Ahmed Paşa) değiştirmesi ve nezaretinde HUMBARACI OCAĞI'NIN İYİLEŞTİRİLMESİ...

 

1736

Osmanlı-Avusturya-Rus Savaşları...

 

1739

Belgrad Antlaşması...

Rus tüccarlarına Karadeniz hariç olmak üzere, Osmanlı suları ve topraklarında ticaret hakkı tanınması...

 

1743

Osmanlı-İran Savaşı'nın yeniden hızlanması...

 

1746

Osmanlı-İran sulhü...

 

1748

Avlonya ve Eğriboz mukataalarının Bursa Mukataası Kalemi'ne katılması

 

1754

I. MAHMUD'UN ÖLÜMÜ, III. OSMAN'IN CÜLUSU...

 

30 Ekim 1757

III. OSMAN'IN ÖLÜMÜ, III. MUSTAFA'NIN CÜLUSU...

 

1757 - 1758

Haremeyn mukataalarının satışve iltizam işlerinin defterdar tarafından yürütülmeye başlanması

 

1768 (-1774)

Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması...

 

1770

Rus filosunun İngilizler'in yardımıyla Akdeniz'e girmesi...

 

1770 - 1776

Fransız Subayı Baron de Tatt'un İstanbul'da bulunması

 

1771

Kırım'ın işgali...

Birinci Mahmud’dan, Üçüncü Osman’a ve Üçüncü Mustafa’ya kadar geçen devirde, Yeniçerilerin yaptıkları rezillik ve zorbalıkları kaydetmek, bu kronolojiyi uzatmaktan başka bir işe yaramaz; bahsetmeyişimizin sebebi bu. Fakat sadece şundan bahsetmeliyiz ki, Osmanlı Devleti’nin bilhassa Orta Avrupa’da gerilemesinin ve Ruslar’a karşı koyamaz oluşunun temel sebebi, YENİÇERİDİR!. Ruslar, adım adım ve kararlı bir şekilde bu zaafiyetten yararlanarak ilerlemektedirler.

 

1772

TERSANE YAKINLARINDA TOPÇU MEKTEBİ'NİN KURULMASI

 

1773

Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un kuruluşu

 

1774

AVRUPA TARZINDA TEŞKİL EDİLMİŞ OLAN SÜRAT TOPÇULARI OCAĞI'NIN KURULMASI...

 

21 Ocak 1774

Osmanlı-Rus Harbi esnasındaki Karasu ve Pazarcık facialarının teessürüyle ÜÇÜNCÜ MUSTAFA’NIN VEFATI, BİRİNCİ ABDÜLHAMİD’İN CÜLÜSU...

 

21 Temmuz 1774

Osmanlı Devleti’ni bir nev’i Rusya’nın bir eyaleti mevkiine indiren, ona en değerli toprakları vermekle beraber iç işlerimize karışma hakkını da tanıyan Küçük Kaynarca Antlaşması ve Ruslar'a Karadeniz'de seyr-ü sefer hakkı tanınması...

Yeniçeridir bunun sebebi... Yeniçeri, düzeltmeye ve düzeltilmeye de gelmemektedir; ne asri silahlarla techizatlanmaya ne de asrın gerektirdiği tarzda talim ve terbiyeye gelmektedir; öyle ki, artık piyadeliği de bırakmış, halktan zorla aldığı atlarla süvari olarak harbe gitmeye başlamıştır, bunun sebebi ise, bozgunun mukadder olduğunu bildiklerinden harb meydanından daha hızlı kaçabilmektir.

 

29 Nisan 1775

Tersane ambarlarında bir odada "Hendese Odası" nın kurulması

 

1776

Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un açılışı...

Boğdan Prensi Alexandır İspilanti Bey'in Bükreşve Yaş'ta Rum Ortodoks cemaatinde yeni tarz eğitimin ilk adımları atması...

Hendese odasına nizam verilmesi...

 

10 Mart 1779

Aynalıkavak Tenkihnamesi

 

1781

 

Hendese odasının Mühandishane olarak isimlendirilmesi...

 

1783

Rusya'nın Kırım'ı ilhakı...

 

1784

Avusturyalılar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı verilmesi...

Fransız Lafitte-Clave ve Monnier'in Tersane'deki mühendishanede istihkam dersleri vermeleri...

 

8 Ocak 1784

Osmanlı Devleti'nin Rusya'nın Kırım'ı ilhakını bir "sened" ile resmen tanıması...

 

1787 - 1788

İstanbul'da bulunan Fransız uzmanların ve subayların tamamen ülkelerine dönmeleri...

 

17 Ağustos 1787

Osmanlı-Rus Savaşı'nın ilanı...

 

9 Şubat 1788

Rusya'nın müttefiki sıfatıyla Avusturya'nın da savaşa girmesi...

 

1789

Kıymetli maden işlenmesinin yasaklanması ve neticesiz haricî istikraz teşebbüsü...

 

Ocak 1789

Özi Kalesi'nin Ruslar tarafından zaptı...

 

7 Mayıs 1789

Ozi Kal’esinin kaybedilişi ve bu harb esnasında Yeniçerilerin yaptığı kepazelik, namussuzluk ve ihanetten dolayı Sultan’a inme gelmesi ve:

I. ABDÜLHAMİD'İN ÖLÜMÜ VE III. SELİM'İN TAHTA ÇIKMASI...

Ecnebi diplomatların, “Türkiye’de bir devlet yenileyicisi rolünü oynaması mümkündür!” denilebilecek kapasitedeki III. Selim!.. Halkın ve devletin ümidi işte bu Sultan’da...

 

11 Temmuz 1789

Osmanlı-İsveç ittifakı...

 

31 Ocak 1790

Yeniçerilerin merkezi boşbırakarak kaçmaları, devamlı firar halinde bulunmaları ve azgın nehre, “düşman arkada, geliyor!” diye bağırarak Hariciye Nazırı da dahil birçok birliğin o nehre dalıp boğulmasını sağladığı Osmanlı-Rus harbleri...

Osmanlı-Prusya ittifakı...

 

27 Temmuz 1790

Avusturya'nın Prusya tarafından sulha zorlanması. Reichenbach Konvansiyonu...

 

18 Eylül 1790

Yergöğü Mütarekesi...

 

Ekim - Kasım 1790

Kili ve İsmail kalelerinin Rusya tarafından zaptı...

 

4 Ağustos 1791

Avusturya ve Osmanlı Devleti arasındaki son savaşın bitirilmesi; Ziştovi Antlaşması...

 

11 Ağustos 1791

Rus Savaşı'nın sonu; Kalas Mütarekesi...

 

1792

Nizam-ı Cedid hareketinin başlaması; "Talimli Piyade Askeri" adiyle bir Orta-Birlik’in teşkili; başlarında da Mustafa Reşid Efendi... Meşhur “Koca Mustafa Reşid Paşa”...

Hassa Bostancıları Ocağı’na bağlı olarak "Bostanî Tüfenkcisi" adiyle 12 bölük 1600 kişilik bir orta hpazırlandı; sağdan soldan askerler toparlandı ve buraya kaydedildi; adına Levent Çiftliği Kanunu da çıkartılan bu Orta, bir Binbaşı, birer sağ ve sol kolağası, ikimülazım ağa ve her bölüğe birer yüzbaşıdan müteşekkil edildi. Bunlar, Avrupa ordularındaki gibi süngülü tüfenklerle kuşatıldılar..

Yençeriler ilk başlarda, bu grubu “rekabet” hissi içinde ve onlarla yarışyaparcasına izledilerse de, bunun neticesinin nereye varacağını kavradılar ve tavır almaya başladılar.

III. Selim devrinde 100'lük guruşbasılması...

 

10 Ocak 1792

Kırım'ın Rusya'ya bırakılması...

YaşAntlaşması..

 

1793

Daimi elçiliklerin ıslahı ve Londra, Paris ve Viyana'da daimi elçilik ihdası...

Nizam-ı Cedid Ordusu'nun Kuruluşu ve Selimiye Kışlasının inşaı... Yeniçerilerin öteden beri şüpheyle izledikleri askeri sistemdeki bu yeni safha, onları, “bu talimli askerlik gavur işidir!” küfrüne, sonrasında da “Bu kışlaya girecek adam koyarsak!..” ihanetine vardı.

Hasköy'de Humbaracı ve Lağımcı Ocağı kışlasında Mühendishane-i Cedide'nin açılması... Baron Dö Tot isimli Fransızın talimlere başlaması...

 

1793 - 1794

Baruthane-i Amire'de İngiliz perdahı barut imaline başlanması...

 

1794

Halkalı'da yapılan Azadlu Baruthanesi'nin faaliyete geçmesi...

 

1795

Lehistan'ın Avrupa haritasından silinmesi...

Mühendishane-i Berr-i Hümayun'un açılışı...

Kara Mühendishanesi binasının inşası...

 

1797

Paris, Viyana ve Berlin'de daimi elçilikler ihdası....

Pazvandoğlu Osman isyanı... Koca Yusuf Paşa tarafından Vidin’de çıkardığı karışıklık sebebiyle öldürülen esas ismi Pasıbanoğlu isimli şakinin oğlu olan Pazvanoğlu Osman, babasının öldürülmesi anında kaçmışve sonra da ortaya çıkıp, yamaklara-çıraklara katılmıştı. Nizam-ı Cedid’in kuruluşsafhasında da ortaya çıkıp, kendine bağladığı yamaklarla “Nizam-ı Cedid’i talimli askerliği istemediklerini” haykırıyor ve isyan ediyor. Hepi topu bir şaki olmasına rağmen, o ne biçim bir devlettir ki artık, üzerine Vali, Beylerbeyi ve Vezir kumandasındaki bir ordu gönderiliyor da, buna rağmen bu ordu, bu asi edebsiz Yeniçeri davacısı karşısında yenilme durumlarına düşüyor ve Vidin ile Belgrad dolayları bu şakinin elinde kalıyor.

Rumeli'de dağlı eşkiya hareketleri ve isyanları da yayılıyor: Rusçuk Tersenklioğlu’nun, İbrail Ahmed Ağa’nın, Silistre Yılıkoğlu’nun, Dağdevirenli Edirne’de, Yanya ve Mora ise Tepedelenli Ali Paşa’nın tasallutu altındadır...

 

17 Eylül 1797

Venedik Devleti'nin ortadan kaldırılması...

 

3 Ocak 1798

Fransa'ya karşı Osmanlı-Rus ittifakı...

 

1 Temmuz 1798

Fransa'nın Mısır'a saldırması...

Liderliğini yunanlı şair Rigasın çektiği, “Yunan Devleti” hayalinde yaşayan "Sinomosiya Teşkilatı”nın çökertilmesi; liderleri Rigas ile birlikte 9 üyesi Avusturya polisi ile yapılan işbirliği neticesinde yakalanmışve idam edilmişlerdir.

Bu teşkilattan 16 yıl sonra (1814) kurulan sembolü "F.E.D.A." olan ve Prens Demetrius Commenos’un Paris’te kurduğu, "Heterya" isimli teşkilat, çökertilen teşkilatın devamı olarak nitelenmiştir; sembollerini meydana getiren kısaltma şu manaya gelmekle beraber, bunu da ortaya koymaktadır: "F.E.D.A.: Filiyas Elinikos Desmos Antos/Rum-Yunan Dostluğunun Bağı Budur!"

 

3 Eylül 1798

Fransa'ya savaşilanı...

 

1799

Neticesiz haricî istikraz teşebbüsü...

 

5 Ocak 1799

Fransa'ya karşı İngiltere ile ittifak...

 

Şubat 1799

Napolyon'un El-Arişve Gazze'yi ele geçirmesi...

 

Mayıs 1799

Napolyon'un Akka'da Cezzar Ahmed Paşa tarafından mağlup edilmesi...

 

Ağustos 1799

Napolyon'un Fransa'ya dönmesi; Mısır'ın işgalinin devamı...

 2. Bölüm

 

www.sinamiorhan.up.to

 

Hosted by www.Geocities.ws

1