OSMANLI DEVLETİNİN İZAHLI ASKERÎ TARİHİ-II. Bölüm

 

Mart 1800

Rus ve Osmanlı kuvvetlerinin Yedi Ada Cumhuriyeti'ni kurmaları...

1801

Kara Mühendishanesi hocalığına Hüseyin Rıfkı Tamani'nin getirilmesi...

1801

Mısır'ın tahliyesine dair mütareke...

1802

Fransız ve İngiliz gemilerinin kendi bayrakları altında Karadeniz'e çıkmalarına müsaade edilmesi...

1802

Avrupa ile ticaret yapan Osmanlı gayri müslim tüccarına Avrupa devletleri tüccarı statüsünün tanınmasıyla "Avrupa tüccarı" denilen sınıfın ortaya çıkması...

25 Haziran 1802

Paris Antlaşması; Fransa ile sulh...

Şubat 1804

Sırp isyanlarının başlaması...

1805

Osmanlı Devleti'nin Napolyon'un "İmparator" unvanını tanıması...

Tersane Hazinesi'nin kurulması....

Temmuz 1805 Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'a vali olarak tayini...

1806a

İkinci Edirne Vak’ası: Saray’ın zahirde asilere fakat esasta Nizam-ı Cedid’in Rumelinde mayalanması ve mukavemetçi serdergelere karşı 50 bin kişilik bir Ordunun Edirne’ye doğru çıkması emrini vermesi; Karaman Valisi Kadı Abdurrahman Paşa emrindeki ordu Edirne’ye doğru yola çıktı ama Sadr-ı azam Yeniçeri yanlısı bir hain olduğundan bu seferin niyetini sergergelere ulaştırdı ve Yeniçeri ağaları da bunu “Ordu, bu havali halkını asilere hizmet ediyor diye kesmeye geliyor!” denilerek kandırıp Silivri, Çorlu ve Tekirdağ’da mukavemet kurdu. Ordu, bu mukavemet hattını rahatlıkla kırabilecekken, Padişahın fazalca merhametli olması sebebiyle “Silivri’ye ric’at!” emrine tabi oldu.

1806b)

Selimiye Camiindeki bir "cuma selemlığı” meselesi sebebiyle ortaya çıkan hadise nedeniyle, Yeniçerilerin isyanı ve Padişahın “selamlık merasimi sadece Yeniçerilerin kalacaktır ve Nizam-ı Cedid Odalarından dışarı çıkmayacaktır!” emrini vermesi ile Nizam-ı Cedid'in yıkılması...

Osmanlı-Rus Savaşı...

III. Selim'in Mühendishan-i Berri-i Hümayun kanunnamesi

Ocak 1806

Tersane Tıbbiyesi'nin kurulması...

Ekim 1806

Memleketeyn'in Rusya tarafından işgal edilmesi...

1807

Vehhabi isyanının had safhaya varması...

Haccın engellenmesi...

20 Şubat 1807

İngiltere'nin Rusya'nın yanında Osmanlı savaşına iştiraki ve İngiliz filosunun İstanbul önlerine gelmesi...

Mart - Eylül 1807

İngiliz filosunun İskenderiye'ye saldırması ve Mehmed Ali tarafından mağlup edilmesi...

25 Mayıs 1807

Boğaz’ın Karadeniz girişinin emniyetinden mes’ul Yeniçeri yamakları -ki çoğu Lazdır bunların-, Kabakçı Mustafa’nın başkanlığında, kumandanlarını öldürerek ayaklanması...

Boğaz boyunca ilerleyen ve sayıları ancak 4-500’ü bulan bu serderge takımını, tepelerden takip eden ve küçük bir hareketle de anında imha edebilecek olan Nizam-ı Cedid Taburları, bu isyanın tertibçisi Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa ve Şeyhülislam Topal Ataullah Efendi’nin Sultan Üçüncü Selim’i türlü fikirlerle bu taarruzdan alıkoydukları için harekete geçme emri alamamış ve her an saldırı korkusuyla ilerleyen Kabakçı Mustafa taifesi Unkapanına kadar gelip Yenicerilerle birleşmiştir.

26 Mayıs 1807

Kabakçı Mustafa başkanlığında Yeniçeri Ağalarının denetiminde ve Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa ve Şeyhülislam Topal Ataullah Efendi’nin kontrolünde devam eden "kazan kaldırma”da “11 kişilik kelle listesi”nin Halife’ye takdimi ve onun da bu listeyi reddedişi; ama bu listedekilerin çoğu asiler tarafından yakalanmış ve katledilmişlerdir ki, bunlar, “yenileşme” taraftarı olan hissiyat sahibi insanlardır...

29 Mayıs 1807

Şeyhülislam Ataullah Efendi’nin fetvası ile III. SELİM'İN TAHTTAN İNDİRİLMESİ, DÖRDÜNCÜ MUSTAFA’NIN CÜLÜSU ve Nizam-ı Cedid'in ilgasının yolunun açılışı...

İsyancılardan Yeniçerilere 180, yamaklara 100.000 kuruş culüs bahşişi dağıtılmıştır.

29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808

IV. Mustafa devrinin tek kelimelik hülasası: Siyasi istikrarsızlıklar ve darbeler...

31 Mayıs 1807

Dünyaya nam salan ve titreten Osmanlı Devleti’nin düştüğü trajikomik hal: Padişah ile Yeniceri Ağaları arasında, “Yenicerilerin isyandan ve daha neler ve nelerden mes’ul tutulamayacağına dair” bir muahedenamenin imzalanması: Buna göre; Kabakçı Mustafa isyanı sebebiyle Yeniceri Ocağı mes’ul tutulamayacak, buna karşılık Yeniceri Ocağı da devlet işlerine karışmayacaktır!!! Kabakçı Mustafa da "Turnacı-başı” payesiyle ödüllendirilip, Boğazın Rumeli Kal’aleri nazırlığına getirilecektir.

Aslî vazifesi memleketin müdaafası olan bir teşkilatın neyi yapmayacağının açıkça muahede maddesi olarak kayd altına alınması, bunun daha evvelden gerçekleşmiş olduğunun müsebbibleri tarafından bizzat itirafı demek olduğu gibi, böyle bir şeyi bir daha yapmamalarını şarta bağlamaları, devletin idaresinin her an değiştirilebileceğinin de açık bir beyanı idi.

Yeniçeriler ve devşirmeler, sona yaklaştıklarını gördükçe daha da şedidleşmekte ve küstahlaşmaktadırlar.

28 Temmuz 1808

Alemdar Mustafa Paşa'nın müdahalesi ve Kabakçı Mustafa’nın öldürülmesi... Alemdar Mustafa Paşa’nın Sultan III. Selim’i tekrar tahta çıkartmak maksadiyle İstanbul’a geldiği bilindiğinden, Sultan IV. Mustafa, tahtta kalabilmek maksadiyle Alemdarın Sarayı bastığı bir anda son anda Sultan Selim’i ve diğer varis Şehzade II. Mahmud’u katletmek istemiş ama ancak eski Sultan’ın katlinde muvaffak olmuştur. Bundan sonra olan ise, Alemdar’ın emriyle IV. MUSTAFA'NIN TAHTTAN İNDİRİLMESİ II. MAHMUD'UN TAHTA ÇIKMASI...

28 Temmuz 1808 - 16 Kasım 1808

Alemdar'ın kısa süren sadareti... Bu devirde, Sultan Selim’i şehid edenler ile onlara yardım eden birkaç cariye hemen, bunlara yardım edenlerin birçoğu (300 kişi kadar) da ilerleyen günlerde kelleleri vurularak öldürülmüş, bir kısmı da sürülmüş, Yeniçeri sindirilmiş, Ocağın hesablarına el konulmuş, Ocak bezirgani yahudi Çelebon, Ağa kapısı önüne asılmış, Karadeniz Boğazı Yamakları Teşkilatı (Kabakçının taifesi) kaldırılmış, Yeniçeri zorbalarından bir kısmı idam edilmiş fakat gerekli olan hamle yapılamadığından ötürü içten içe hınçla dolmaya başlamıştır.

Bu arada Sultan II. Mahmud, yeni askerin süratle ihya edilmesini emretmiş ve bu maksatla da eski Nizam-ı Cedid Kumandanı Kadı Paşa, 6 bin asker toplamış bunlara civardan davetler üzerine gelenlerin katılımı da olmuş ama isim verme meselesi ortaya çıktığında eski isimler yerine "SEKBAN" ismi tercih edilmiş ve başlık olarak da Rumelilere mahsus “Şopara” denilen çulha kalpak giydirilmişti.

Bu yeni Ocak (SEKBAN OCAĞI) ordunun 8 Ocağından sekizinci "Sekban-i Cedid" olarak karar altına alındı.

Bütün bunlar olurken Yeniçeri, kendilerinden ve Yeniçeri içinden çıkan birinin (Alemdar Mustafa Paşa, Pazvandoğlu, Tepedelenli gibi bir şaki idi; Rusçuk’u esir eden Tersenkli’nin bir kadın peşinde koşarken öldürülmesiyle onun yerine geçmiş ve onun izinde devam eden biriydi) nasıl birden bire Sultan Selim taraflısı olmasına ve ters tarafa döndüğüne hayretler içindedir; üstelik, İstanbul’a yanaşan gemilere “balta asması” ile (bir nev’i köpeklerin kendi mıntıkalarını işeyerek işaretlemeleri!!! gibi başka zorbaların o gemiden harac almasını engelleyip sadece kendisinin haraca bağlaması) meşhur Burunsuz Mustafa’nın hem de kendi kahvesi önünde güpegündüz Alemdarın adamlarınca öldürülmesi ile iyice şaşırıp kaldılar. Fakat, artık bir “ihanet ocağı” haline gelen "Enderun"un kışkırtmalariyle alevlenmeye başladılar kısa süre sonra...

29 Eylül 1808

Sened-i İttifak; Devletin ayanlarla uzlaşması...

15-16 Kasım 1808 (26-27 Ramazan 1323)

Yeniçeri Ayaklanması; Alemdar Mustafa Paşa’nın kahramanca müdafaası ve katli...

Yeniçerilerin bu ayaklanma sırasında istanbulu yakmaları; Seksan Ocağı’nın bu ayaklanmaya önce müdafaa sonra da taarruz ile karşılık vermesi, istanbul sokaklarını 7-8 bin cesetle doldurmuş, mal, can ve ırz emniyeti Yeniceriler tarafından yokedilmişken, Sultan II. Mahmud’un, Sultan Selim’e yaptığının aynını kendisine yani Sultan Mahmud’a yaptırıp boğdurması ve cesedini Yeniçerilerin önüne atması... Sultan Mahmud artık hayattaki tek osmanlıdır!. Yeniçeriler, Sultanı hal etme imkanı kalmayınca artık “mahut ve meşhur kelle listesi” fiilini gerçekleştirmekte kaldılar; tabii ki Sekban Ocağı’ın kapatılmasını istediler. Sultan Mahmud, çaresiz bunların hepsini kabul etti; istenen şahısların çoğu zaten kaçmıştı. Fakat, Sultan Mahmud’ın bundan sonraki tek derdi, ne düşmanın ele geçirdiği topraklar ne iktisadi sıkıntı ne ıvır ve zıvır; tek derdi Yeniçeri davasını qartık bir neticeye bağlamak olacaktır.

5 Ocak 1809

İngiltere ile süren savaşın sonu; Kal'a-i Sultaniyye Antlaşması...

1810

II. Mahmud devrinde beşlik "cihadiyye"lerin basılması

1812

Vehhabi ayaklanmasının Mehmed Ali Paşa tarafından bastırılması...

28 Mayıs 1812

Rus Savaşı'nın sonu; Bükreş Antlaşmasıyle Sırbistan'a özerklik verilmesi...

1816

Miloş Obronoviç'in "Başknez" olarak tanınması ve Sırbistan'ın özerliğinin temini...

1821-1812

Devşirme Tepedelenli Ali Paşa’nın Arnavutluk, Yunanistan bölgesinde isyanı...

Tepedelenli’nin bu isyan esnasında "Etniki Etarya" isimli Yunanistan’ın bağımsızılğını isteyen teşkilat ve Sırp ile Bulgar çetecilerle ittifak anlaşmaları yaptığı bilinmektedir.. Uzun süre Osmanlı Devleti’ni uğraştırmıştır; ordusunun içinde Arnavut, Rum, Fransız, İtalyan ve İsviçreli 5.000 paralı asker bulunmaktaydı. (24 Ocak 1822 tarihinde kapalı tutulduğu Yanya gölü kenarındaki bir Manastır’da idam edilmiştir.)

Şubat 1821

Patros Başpispokosu Germanos’un 12 Şubat günü 10.000 civarında silahlı Rumla başlattığı Yunan İsyanı...

Kaptan-ı Derya Nasuh-zade Ali Paşa’nın Sakız’da ve civar yerlerde kontrolü sağlamaya başlamasına rağmen, bu isyan 31 Mart 1824 tarihine kadar devam etmiş ve Mora’da hala kat’i bir netice alınamamıştır.

Yunan isyancılarına destek veren Fener Patriği Grigoryos’un Patrikhane kapısına asılması...

1823

Avrupa ile ticaretin Türk gemileriyle yapılmasına teşebbüs edilmesi

1 Nisan 1824

Rum ayaklanmasını bastırmak üzere çağrılan Mısır kuvvetlerinin Mora adasına ayak basması... Vehhabi İsyanını bastıran -serderge- Kavalalı Mehmet Ali Paşa, bu hususda Padişah’tan gelen iradeye, “oğlum Kaptan-ı Derya ve Mora Valisi yapılırsa” şartını öne sürmüş, İstanbul ise, sadece Mora Valiliğini kabul ederek, Kavalalının oğlu İbrahim’i "Paşa” yapmış ve bu sayede de harekat gerçekleşmiştir. Bu orduyla Osmanlı ordusu Rodos adasında birleşmiş ve kışı geçirdikten sonra Mora’ya saldırılar başlatılmıştır.

24 Şubat 1825

Osmanlı ve Mısır kuvvetlerinin Mora ve çevresindeki isyanı bastırıp, Missolongi Kalesi fethedilmiş ve ileriki safhalarda (Temmuz 1827) Atina’da ele geçirilmiştir. İsyanın bu şekilde neticelenmesi, Atina’nın da ele geçirilmesi, kendi “fikir köklerinin” bulunduğu bölgelerin İslamların eline geçmesi Avrupalıları telaşlandırdı ve Osmanlıya karşı birleştirdi.

14 Haziran 1826

"VAK’AYI HAYRİYYE”; YENİÇERİ OCAĞI'NIN ORTADAN KALDIRILMASI, ASAKİR-İ MANSURE-İ MUHAMMEDİYYE'NİN KURULMASI...

Sultan Mahmud’un arada fitnebaz takımının başlarını tek tek avlaması, yenilgilerin sebebi olarak “eski tip talimi” göstermesi ve bu yüzden de “yeni asker”in gerekliliği üzerinde Yeniçeri Ağasiyla da anlaşarak, “Yeni Asker” talimine başlayacaklarına dair Şeriat ve namusları üzerine söz veren Yeniçerilerin, bu sözden dönmeleri ve Cebeci Ocağı ile birlikte yanlarına Bektaşi Babalarınını da alarak “kazan kaldırmaları” vuku bulunca İstanbul yine karıştı. Fakat, Yeniçeri Ağası Celaleddin Ağa, Boğaz Muhafızı Hüseyin ve Memmed İzzet Paşaların 3000 sipahi ile İstanbul’a doğru Sultan’a yardım için hemen harekete geçmeleri, "Kara Cehennem" lakablı İbrahim Ağa’nın, Medrese talebelerinin ve halkın da bu Yeniçerilere karşı büyük bir nefretle dolu olarak bu birliğe katılmaları üzerine alınan fetva ile Sancak-ı Şerif’in çıkarılması ile, İstanbul kıyamet harbine sahne olmak için bütün dekorunu tamamlamıştı. Artık iki çığlık vardı: “Yeniceri olan kazanın yanına gelsin” ve “Müslüman olan Sancak-ı Şerif”in altına gelsin!”

Sultan Mahmud’un idare ettiği harekatın merkezi Sultan ahmed Camii. Harekatı Ağa Hüseyin Paşa ile İzzet Paşa idare etmektedir. İleri emrinin verilmesiyle sekbanlar, topçular, humbaracılar, lağımcılar, medrese talebeleri ve halk ağızlarında tekbirlerle hep birden harekete gçtiler.

Et Meydanındaki Büyük Kışla ise isyancıların mekanı...

Et Meydanındaki Büyük Kışla sarıldı.

Kara Cehennem Paşa, tesli olmalarını istediyse de, Yeniçeriler bunu reddedince, bir farenin deliğinde sıkıştırılması gibi, Kışlalarında sıkıştırılmış olan Yeniçerilerin üzerine top atışları başladı. “Taş taş üstünde kalmayıncaya kadar ateş!” edildi; Kışla, içindeki binlerce yaniçeriyle birlikte yanıp kül oldu.

İzzet Paşa, Saraçhane yoliyle yürüyüp Eski Odaları aldıktan sonra burada ve başka yerlerden ele geçirdiği ne kadar yeniçeri artığı varsa hepsini At Meydanı’na getirdi. Sadr-ı azamın ifadelerini almasından sonra bunlar boğduruldu; o gün 300 kişi boğularak öldürüldü ve mahut Çınar ağcının altına cesetleri yığıldı.

Bu günden sonraki 42 gün içinde 20.000 kişi, Yeniçeri veya şüphelisi olarak katledildi. Anadolu’ya kaçmış bulunan Yeniçerilerin çoğu, ya tanınmaları veya etrafta yabancı olduklarından durdurulup baldırlarının kontrolü ile (çünkü, Yeniçerilerin altlarına giydikleri elbiseleri, baldırlarına kadar idi ve tabiatiyle de oranın derisinin rengi diğer bölgelerden daha koyu-farklı idi; “baldırı çıplak” deyimi de buradan gelir) yakalanmış ve hemen oracıkta idam edilmiştir. Gerek İstanbul’da gerekse İstanbul dışındaki topraklarda halk Yeniçeri avına çıkmış ve yakaladıklarını hemen öldürüyordu...

Artık Yeniçeri Ocağı diye birşey kalmamıştı! Birkaç gün sonra çıkarılan bir fermanla Yeniçeri Ocağının LAVHEDİLDİĞİ bildirildi ve yerine “Asakir-i Muhammediyye” isimli yeni bir talimli asker tertibi karar bağlandı.

Fakat şunu hemen belirtmek gerekir ki, burada öldürülen Yeniçeriler, “devşirme” olanlar değillerdi; Yeniçerilerin namı ve şöhreti yayıldıktan sonra ve zorbalığı da bu mikyasta arttıktan sonra artık sıradan bakkal, kasab, demirci dahi Ocağa yazılmakta ve istikballerini burada görmekte idiler; böylece, mesleği askerlik olmayan ve sadece nefsperest olduklarından kaydını yaptıran haydut özentileri ile Ocak dolup taşmıştı. “Devşirme” olarak gelenlerin sayısı mevcut içerisinde çok az idi; belki sadece eskilerde ve Ağalarda bulunmaktaydı bu hususiyet. Burada dikkat edilmesi gereken “devşirmelerin” açtığı çığırın, bu ülke insanını da bozmuş olması ve böylece bu iki bozuk anlayışın elele vermesinin bir Devlet için ne derece tehlikeli olduğudur.

Sultan Mahmud, Yeniçeri Ocağını kaldırmakla kalmadı; yeniçerinin “manevi” (şeytani dense yeridir!) besleyicisi ve artık bozulmuş bulunan Bektaşi Tarikatı’na da yöneldi ve bütün tekkelerini kapattırdı, Babaları ve müridleri, din alimleri bol kasabalara sürerek iikadlarının düzeltilmesine emretti. Yeniçeri ile Bektaşilik et ile kemi gibiydi; Bektaşi Babalarından biri “Hacı Bektaş-ı Veli namına” 94. Ocak’da otururdu; tarikatın piri vefat edince yerine geçen pir, evvela İstanbul’a Yeniçeri Ocağı’na gelir, Ağa Kapısı’nda debdebe ile karşılanır, Yeniçeri Ağası tarafından başına tac takılır ve oradan da Bab-ı aliye gönderilip orada ferace kuşanırdı. Bu bakımdan Bektaşi Babası, bir nev’i Yeniçeri’nin “Papa”sı gibiydi. İşte bu bakımdan Bektaşi tarikatının üzerine gidilmesi ve onun da “yola getirilmesi” elzemdi; üstelik bu tarikat ve Melamilik ve Bayramilik tarikatı (ve sonra Mevlevilik), Sabatay Sevi’nin bağlısı “dönmelerin” mebzul miktarda bulunduğu bir tarikat haline gelmişti ki, bu noktadan da ıslahı zaruri idi. (Kemalist inkilabları yapanların ekseriyetinin Bektaşi ve Sabatayist olması mühimdir.) Sultan Mahmud ilk iş olarak “zındık” olarak tanınan Kına, İstanbul ağasızade Ahmed ve Salih Babaları idam ettirdi; Rumeli Hisarındaki Şehitlik, Öküz Limanı, Yedikule, Sütlüce, Eyüp, Üsküdar, Merdivenköy ve Çamlıca dergaları yıktırıldı ve içindekiler sürgün edildi.

 

7 Ekim 1826

Rusya ile Akkerman Antlaşması'nın akdi

 

1827

Osmanlılar'ın İngiliz yapısı ilk buharlı gemiye sahip olmaları...

Tıphane-i Amire'nin kurulması...

 

4 Nisan 1827

İngiltere ile Rusya arasında Yunanistan'ın bağımsızlığına dair Petersburg Protokolü...

 

5 Haziran 1827

Yunan -ihtilal- İsyanın tamamen bastırılması...

 

20 Kasım 1827

Navarin saldırısı; Osmanlı-Mısır donanmasının yakılması... Milletlerarası kaidelere tamamen aykırı bir şekilde (habersiz) gerçekleşen bu saldırı esnasında Çengeloğlu Tahir Paşa kumandasındaki donanmamıza ait 57 gemimiz batırılmış ve 8.000 askerimiz şehid olmuştur...

 

26 Nisan 1828

Yunan isyanın bastırılmasının akabinde ki, bu isyanı teşvik edenlerde kendileriydi, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın (6 Temmuz’da) Londra’da yaptıkları toplantının akabinde teşekkül ettirdikleri İngiliz Amiralı Cadrington’un emrine donanmanın Navarin’deki kahpece saldırısının gerçekleştirilen "Petersburg Protokolü" ile Yunan isyanının Çar’ın hamiliği altına girmesinin ardından Rusya'nın Osmanlı Devleti’ne harb ilan etmesi...

 

1829

DELİ-DELİL TEŞKİLATININ KALDIRILMASI...

"Deli-Delil" Teşkilatının kaldırılması, Osmanlı Devleti’nin taarruz mevkiinden, müdafaa ve hatta “teslim” olmaya doğru gittiğinin en büyük vesikasıdır; “Deli”ler, Akıncı teşkilatının içinde ve en önde harbeden, bugün Amerikan filmelerinde görülen "özel operasyon birlikleri" mevkiinde bir kurumdur.

 

14 Eylül 1829

Edirne Sulhü; Yunanistan'ın bağımsızlığı...

 

1830

Mühendishane-i Bahri'nin Heybeliada'daki kışlaya taşınması...

İshak Efendi'nin Mühendishane başhocalığına getirilmesi...

Avrupa'ya talebe gönderilmeye başlanması...

Katolik ermeni cemaatinin ve kilisesinin resmen tanınması...

 

5 Temmuz 1830

Fransızlar'ın Cezayir'e saldırmaları ve ele geçirmeleri...

 

1831

Timarların kaldırılması (müessese sembolik olarak daha uzun süre devam etti)...

 

1832

Memuriyette, ilmiyye ve mülkiyyede rütbelerin yatayına eşitlenip derece ve elkabın (titulature) tesbiti...

 

1832

Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın isyanı...

 

1832

İstanbul-İzmit "posta yolu" nun yapımı....

İngiliz postalarının kuruluşu ...

 

12 Aralık 1832

Mısır kuvvetlerinin Konya'da Osmanlı ordusunu yenmeleri...

 

2 Şubat 1833

Mısır kuvvetlerinin Kütahya'ya kadar ilerlemeleri...

 

5 Nisan 1833

Mısır kuvvetlerine karşı Osmanlı Devleti’ne yardım maksadiyle Rus kuvvetlerinin Beykoz'a asker çıkartmaları ve Rus filosunun İstanbul'a gelmesi... Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki rekabetten ötürü, Rusya’nın “onların da olmasın!” mantığıyla bize yardımından başka bir şey değildir hareket; devletin içine düştüğü zıllettir artık!..

 

Mayıs 1833

Mehmed Ali'nin uzlaşmaya zorlanması; Kütahya Sözleşmesi...

 

8 Temmuz 1833

Mehmed Ali Paşaya karşı Osmanlı-Rus ittifakı; Hünkar İskelesi Antlaşması... Osmanlı’yı Rusya’nın himayesine sokma manasına gelen bu andlaşma ve evveli ile bundan sonra devletin başına gelenlerin hepsi Yeniçerilerin “hata cetveline” kaydedilse yeridir; asrî yenilikler karşısında kendilerini, özlerini ve aşklarını bozmadan yenilemeleri gerekirken, bir yobaz haliyle ve devleti acze düşürücü (en azından devleti kendi Valisine karşı) hallerin ortaya çıkmasına sebeb olan Yeniçeri, imha edilmesine rağmen açtığı çığırla hala yaşamaktadır.

Boğazlar'ın diğer devletlere kapatılması...

 

18 Eylül 1833

Münchengraetz Antlaşması...

 

1834

Maçka Kışlası'nda, Mekteb-i Harbiye'nin kurulması...

 

1835

Hazine-i Amire ile darphanenin birleştirilmesi

 

11 Mart 1836

Umur-ı Hariciye Nezareti'nin kurulması (hatt-ı hümayun tarihi 23 Zilkaade 1251)...

 

26 Kasım 1837

Osmanlı yapımı "Eser-i Hayr" adlı buharlı geminin denize indirilmesi...

 

1838

Mekteb-i Adli'nin açılması...

Müderrishane-i Bahri'nin Tersane'deki yeni binasına nakledilmesi...

Sultan II. Mahmud'un ilk öğretim alanında yeni bir teşebbüse girişmesi...

Defterdarlığın Maliye Nazırlığı'na çevrilmesi...

 

24 Mart 1838

Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliyyenin kurulması

 

16 Ağustos 1838

İngiliz tüccarına geniş imkanlar tanıyan Balta Limanı Ticaret Muahedesi'nin imzalanması... Bu muahede ile gümrük resmi oranının ihracatta %12, ithalatta %5 olarak tesbiti...

 

1839

"Kaime-i mutebere-i nakdiyye"nin çıkarılması...

Mekatib-i Rüşdiye Nezareti'nin kurulması...

Mekteb-i Tıbbiye'nin Galatasaray'daki yeni binasına taşınması ve mektebin adının Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane olarak değiştirilmesi...

Mekteb-i Ulum-ı Edebiye'nin açılması...

Notre Dame de Sion Kız Lisesi'nin kurulması...

 

1839-1844

Dr. Bernard'ın Mekteb-i Tıbbiye nazırlığı dönemi...

 

14 Haziran 1839

Zabıta ile ilgili işleri denetleyen Zaptiye Müşavirliği’nin teşekkülü...

 

24 Haziran 1839

Mehmed Ali ile savaşın tekrar başlaması, Osmanlı kuvvetlerinin Nizip mağlubiyeti...

 

1 Temmuz 1839

II. MAHMUD'UN VEFATI ÜZERİNE SULTAN ABDÜLMECİD'İN TAHTA ÇIKMASI...

Sultan Mahmud’un ölüm sebebi, "verem"dir; devlet için en lüzümlü işi yaptıktan sonra yerine ne konulacağını tam kestirememenin ve kurulmuş yeni talimli ordunun da “bir vali” karşısında hem de Ruslar’dan yardım istetecek şekilde aciz duruma düşmesi, bunun ıstırabıdır “ince hastalığa” düşmesinin sebebi...

Osmanlı donanmasının Mehmed Ali'ye teslimi...

 

3 Kasım 1839

Tanzimat Fermanı'nın ilanı...

 

3 Mayıs 1840

Ceza Kanunname-i Hümayunu'nun Fransa'dan mülhem bir biçimde düzenlenmesi ve kabulü (14 Temmuz 1851'de bu kanun, kanun-u cedid olarak tadilatla yeniden yürülüğe girer)...

 

1841

Lübnan olayları

 

24 Mayıs 1841

İngiltere'nin yardımıyla Mısır meselesinin halli, Mısır'ın veraset usulü ile Mehmed Ali Paşa'ya bırakılması...

 

13 Temmuz 1841

Londra Boğazlar Mukavelenamesi...

 

1842

Askeri Baytar Mektebi'nin açılması...

 

1 Şubat 1844

Tashih-i sikke

 

10 Nisan 1845

POLİS (ZABITA) TEŞKİLATININ KURULUŞU (12 REBİÜLEVVEL 1261 TARİHLİ NİZAMNAME)...

 

1846

Rus Ticaret Muahedesi...

 

16 Şubat 1846

ZABTİYE MÜŞİRİYETİNİN KURULMASI...

 

1847

TİMARLI SİPAHİ TEŞKİLATI'NIN İLGASI...

 

1848

Avrupa'da ihtilaller; Polonya ve Macaristan'da milliyetçi ayaklanmalar...

Protestan Ermeni cemaatinin ve kilisesinin resmen tanınması...

 

18 Kasım 1848

Osmanlı yapımı ilk demir vapurun denize indirilmesi

 

1850

1847'den geçerli sayılmak üzere gümrük resimlerine esas teşkil eden mal fiyatlarında ithalatta %20, ihracatta %16 indirim yapıldıktan sonra gümrük resimlerinin tesbit edilmesi kararı Ticaret Kanunname-i Hümayunu'nun kabulü...

İlk faizsiz kaimenin çıkarılması...

 

1851

Ceza Kanunname-i Hümayunu'nun kabulü...

 

18 Temmuz 1851

Encümen-i Daniş'in kurulması

 

1852

İstanbul Şark Cemiyetinin (Societe Orientale de Constantinople) kurulması

 

1853

"Mukaddes yerler" meselesi...

Rusya'nın tazyikleri ve Kırım Savaşı'nın patlaması...

 

1854

İlk dış istikraz; borçlanma devrinin ve alışkanlığının başlaması...

Meclis-i Vala'nın "Meclis-i Ali-yi Tanzimat" ve "Meclis-i Ahkam-ı Adliye'ye" ayrılması...

İhtisab teşkilatının lağvı...

 

12 Mart 1854

Rusya'ya karşı İngiltere ve Fransa ile ittifak...

 

1855

Gayri müslimlerden alınan "cizye"nin kaldırılması...

 

1856

Rusya'nın Asya'da Türk illeri istikametinde fetihlere başlamasının şartlarının oluşması...

 

15 Şubat 1856

İstanbul Tıp Cemiyeti'nin (Societe Medicale de Constantinople) kurulması...

 

18 Şubat 1856

Islahat Fermanı'nın ilanı...

 

30 Mart 1856

Paris Barış Antlaşması...

 

30 Mart 1856

Rusya'nın bozguna uğraması...

 

30 Mart 1856

Karadeniz'in tarafsız ve silahsız bir hale getirilmesi...

 

1857

Cidde olayları ve İngiliz kuvvetlerinin, müslim-gayri müslim çatışmalarına müdahalesi...

 

6 Kasım 1857

Paris'te Mekteb-i Osmani adında bir Osmanlı mektebinin açılması

 

12 Şubat 1859

Mekteb-i Mülkiyye'nin kuruluşu...

 

14 Eylül 1859

"Kuleli Vak’ası”...

Süleymaniye Sancağından Şeyh Ahmed, Ferik Hüseyin Daim Paşa, Cafer-Dem Paşa, İmalat Meclisi azası Binbaşı Rasim ve Tophane katiplerinden Arif Bey ile bunlara katılan birkaç kişinin kurdukları ve hedefleri olarak da "TANZİMAT VE ISLAHAT FERMANLARINA KARŞI KOYMAK VE BUNLARIN MÜSEBBİBLERİNİ İMHA ETMEK” yolunda bir gizli cemiyetin varlığının ortaya çıkarılışı... Sorgulama Kuleli Kışla-i Hümayunu’nda yapıldığından “Kuleli Vak’ası” diye bilinen bu hadisenin sorgusunu Mithat Paşa (o zamanlar daha Bey!) yapmış ve cemiyetin üyelerini (Abdurrahman Adil Bey’in "Hadisat-ı Hukukiyye”sinde yazıldığına göre) çok şiddetli işkencelerden geçirmiştir. Cemiyet üyeleri idam cezasına çarptırılmışlar ise de, Sultan Abdülmecid bu cezayı “müebbed kürek mahkumluğuna” indirmiştir.

Devşirmelerin saltanatına karşı halkın tabii ama organizasyondan yoksun gayr-i ciddi ve hiçbir fikri eser taşımayan bir tepkisidir bu vak’a.

 

1860-1861

Lübnan ve Suriye olayları...

 

1860-1861

Lübnan'ın imtiyazlı bir eyalet haline getirilmesi...

 

22 Ekim 1860

Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayına başlaması...

 

1861

ABDÜLMECİD'İN VEFATI VE SULTAN ABDÜLAZİZ'İN TAHTA ÇIKMASI...

Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniye'nin kuruluşu ...

 

9 Haziran 1861

Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığı'nın hususi statüsünün tesbiti ve Cebel-i Lübnan nizamnamesi...

 

9 Haziran 1861

David Paşa'nın Lübnan'a vali olarak atanması...

 

29 Nisan 1861

Fransız ve İngilizler'le Kanlıca Ticaret muahedelerinin yapılması. Bu muahede dış ticarette gümrük resmi oranının %8'e yükseltilmesi ve esnaflıkta inhisar sisteminin kaldırılması...

 

1862

Tuna vilayetinin kuruluşu ve Mithad Paşa'nın vali olarak tayini...

Gümrük resimlerine esas teşkil eden mal fiyatlarında %10 indirim yapıldıktan sonra gümrük resmi alınmaya başlanması Kaimelerin piyasadan tamamıyla toplanması...

Altının değerinin 100 kuruş olarak tesbiti...

 

20 Temmuz 1862

Mekteb-i Maarif-i Adliye'nin, "Mekteb-i Aklam" adı altında yeni bir şekle sokulması

 

1863

Sultan Abdülaziz'in Mısır'a seyahati...

Mithad Paşa tarafından Niş'te ilk Islahhane'nin (sonraki yıllarda Sanayi Mektebi) kuruluşu...

İstanbul Eczacılık Cemiyeti'nin (Societe de Constantinople) kurulması...

Ticaret-i Bahriyye Kanunnamesi'nin kabulü...

Protestan ve "Hıristiyani tedrisat yapan” Robert Koleji'nin açılması... Bu ABD’li Protestan misyoner okulunun kurucusu Christopher Rindlender Robert isimli "Hıristiyan Siyonist” New York’lu bir tüccardır; bu okulun arsası ise Polonya’dan kaçan bir subayın torunu Ahmet Vefik Paşa’dır ki, kendisi “okul açılma iznini” dahi çıkartmıştır. Vefatıyle birlikte Eyüp Sultan gibi mübarek bir mekana gömülmesi yönündeki vasiyeti ise, Sultan Abdülhamid Han tarafından, “Protestanlara arsa satan adam, kıyamete dek onların çan seslerini dinlesin!” denilerek reddedilmiştir.

 

1864

Mekteb-i Harbiye dahilinde Erkan-ı Harp sınıfının açılması...

Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye'nin (Darü'ş-Şafaka) kurulması...

İyonya adalarının (Yedi Ada Cumhuriyeti'ni oluşturan adalar) İngiltere tarafından Yunanistan'a verilmesi...

Karadan Hindistan'ı Avrupa'ya bağlayan telgraf hattının tamamlanması...

Saint Joseph okulunun kurulması...

 

1865

Müstakil Romen kilisesinin kurulması...

 

Eylül 1865

Mekteb-i Osmani'nin lağvedilmesi

 

1866

Girit isyanları ve Yunanistan ile birleşme faaliyetleri...

Mısır veraset usulünün değiştirilmesi...

Ahmed Süreyya Emin Bey'in modelini hazırladığı seri ateşli topla Osmanlılar'ın topçulukta hamle yapması...

 

1866-1867

Avusturya'nın Prusya karşısında mağlup olması ve Macaristan ile eşit bir birlik kurması; Avusturya-Macaristan İmparatorluğu...

 

1867

Sırbistan'daki son Osmanlı askeri temsiliyetinin ortadan kaldırılması, Sırp kalelerinin tahliyesi...

şdiyelere gayri müslim talebe alınmaya başlanması...

Beyrut Amerikan Üniversitesi'nin kurulması...

"Jön-Türk-Genç Osmanlılar”ın Avrupa'ya kaçmaya başlamaları...

Yabancılara mülk edinme hakkının verilmesi...

Bahriye Nezareti'nin Kuruluşu...

 

8 Haziran 1867

Mısır'a hıdivlik statüsünün verilmesi ve Mısır Valisi İsmail Paşa'nın "hıdiv" olması...

 

21 Haziran 1867

Sultan Abdülaziz'in Avrupa seyahati...

 

1868

Ali Paşa'nın sadareti zamanında Girit isyanları ve Girit'e özerk bir statü verilmesi...

 

1868

Galatasaray Sultanisi'nin açılması...

 

1868

İstanbul Emniyet Sandığı'nın kurulması...

 

1 Nisan 1868

Şura-yı Devlet'in teşekkülü ve Divan-ı Ahkam-ı Adliyye'nin ayrı bir temyiz organı olarak ayrılması...

 

1 Eylül 1868

Mekteb-i Sultani'nin açılması...

 

1869

Süveyş Kanalı'nın açılması...

Osmanlı Ordusu'nun Nizamiye, Redif ve Mustahfız diye üç bölüme ayrılması...

Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye'nin ilk kitabının kabulü...

Mekteb-i Harbiye dahilinde bir Baytar sınıfının açılması...

 

1870

Müstakil Bulgar kilisesinin kurulması ve Bulgarlar'ın Rum Patrikhanesi'nin nüfuzundan çıkmaları...

Fransa'nın, Almanya ve Prusya Savaşı'nda ağır mağlubiyet alması...

Mühendishane'nin Maçka Harbiye Mektebi içerisinde topçu ve istihkam sınıflarında eğitim faaliyetlerine devam etmesi...

Karadeniz'in tekrar silahlandırılması ve Rusya'nın Paris Antlaşması'nın hükümlerini tanımaması...

 

1871

Saint-Esprit okulunun kurulması...

Sultan Abdülaziz'in şahsi idaresinin artması ve Mahmud Nedim Paşa sadareti...

 

22 Ocak 1871

İdare-yi Umumiyye-i Vilayat Nizamnamesi

 

1874

Rusya'nın kışkırtmaları ve Panislavist faaliyetlerin artması...

Hukuk Mektebi, Mülkiye Mühendis Mektebi ve Edebiyat Mektebi'nden oluşan Darü'l-Fünun-ı Sultani'nin açılması...

 

1875

Bosna-Hersek isyanları...

Askeri rüşdiye mekteplerinin açılması...

 

1876

"Eşekçi Ahmed’in oğlu” Serasker Hüseyin Avni Paşa, Mithat Paşa, Mütercim Rüştü Paşa, Şeyhülislam Hayrullah Efendi (Abdülhamid Hanın ifadesiyle Şerrullah) Bahriye Nazırı Kayseri Ahmed Paşa ve meşhur gazeteci Ağah Efendi’nin, adı Ruslara hayranlığından “Nedimof”a çıkmış Sadr-ı azam Mahmut Nedim Paşa’nın indirilmesi için İngiliz desteğiyle gerçekleştirdikleri, Sultan Abdülhamid’in tabiriyle, “birtakım cahil hocalar arasından kadr ü haysiyeti olmayan asker kaçkını yobaz makulesi birer mecidiyeye (küçük bir paraya!) tutularak” yaptığı nümayiş; "Nedimof", sadaret mevkiinden indirilmiş, Devşirme ve Yeniceri artıkları isteklerine vasıl olmuşlardır. Oysa ki, Sultan Abdülaziz bu nümayişin esas hedefinin kendisinin hal edilmesi olduğunu anlamamış, bu küçük topluluğu bir anda çevirip, hepsini yakalatma imkan ve kudretine sahip olmasına rağmen, “kan dökülmesin ve memlekette karışıklık çıkmasın” diyerek bundan vazgeçmiş ve Yeniçeri artıklarının isteklerine razı olmuştur.

Bulgar isyanları...

Karadağ'ın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı...

ABDÜLAZİZ'İN TAHTTAN İNDİRİLMESİ, V. MURAD'IN TAHTA ÇIKMASI (30 Mayıs) ; ONUN DA HAL'İ VE ABDÜLHAMİD'İN CÜLUSU (31 Ağustos)...

Meşrutiyet'in ilanı...

İstikrazların mürettebat ödemelerinin durdurulması...

 

4 Haziran 1876

Sultan Abdülaziz Hanın hal edildikten sonra hapis tutulduğu Feriyye Sarayı’nda “intihar süsü” verilerek "eşekçi Ahmed’in oğlu” diye anılan Serasker Hüseyin Avni Paşa ve adamlarınca şehid edilmesi.

Yeniçeri ruhu, Sultan canı almaya ve ihanete devam etmekte.

 

23 Aralık

İstanbul'da Balkan krizini görüşmek üzere milletlerarası bir konferansın toplanması: Tersane Konferansı...

I. Meşrutiyet'in (Kanun-ı Esasi) ilanı

 

1877

Rusya'nın tecavüzü ve Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması: Balkanlar'ın ve Doğu Anadolu'nun Rus işgaline uğraması...

 

5 Şubat 1877

Sultan Abdülhamid tarafından, Karaim Yahudilerinden -dönme- Mithat Paşa’nın “cebine 500 lira konularak” İtalya-Brendizi’ye sürgünü... Orada kendisini sivil iki İngiliz karşılamıştır.

Yenicerilik resmen ortadan kalkmasına rağmen, Mithat Paşa gibileri eliyle ruhen yaşamakta ve memleketin başına Devşirmelerin ördüğü belalar -Sulan Abdülhamid Hanın devrinde de- devam etmektedir.

 

19 Mart 1877

İlk Meclis-i Meb'usan'ın içtimaı (o yılın 28 Haziran'ına kadar çalışır)

 

13 Aralık 1877

Meclis-i Meb'usan'ın süresiz tatili

 

1878

"93 Harbi"nin neticesi olarak Mithat Paşa’nın eseri ve Osmanlı Devleti’nin çok kötü durumlara sokan Ayastefanos Andlaşması ile bunun hemen ardından ve Sultan Abdülhamid’in "siyasî dehasını” ortaya koyan, Rusya’nın bütün planlarını işin içine İngiltere’yi birtakım tavizlere vererek çekerek bozucu Berlin Antlaşmalarının imzalanması...

Kıbrıs'ın İngiltere’ye “Ruslar çekilip gidinceye kadar” şartı altında kiraya verilmesi...

Sırbistan, Karadağ ve Romanya'nın müstakil birer devlet olmaları...

Bulgaristan Prensliği'nin ortaya çıkması...

Ermeni meselesinin zuhuru...

Ali Suavi'nin öldürülmesi...

Bosna ve Hersek'in Avusturya-Macaristan'ın işgal ve idaresine terki...

Makedonya meselesinin ortaya çıkması...

 

13 Şubat 1878

Meclisin kapatılması...

Sultan Abdülhamid Han’ın, “hürriyet ihtiyacının bahis mevzuu olduğu bir memlekette her şeyden evvel o memleketin hürriyet kültürüne karşı hazırlanmış olup olmadığını tetkik etmelidir”, hükmünü vererek, bu Meclis’in Osmanlı Devleti’ne zıd, onu yıkmaya tevvessül eden âyândan müteşekkil olduğuna kani olup “hayrlı bir iş” yaparak kapatması...

 

1879

Jandarma Daire-i Merkeziyye"nin teşekkülü...

 

1880

Yafa-Kudüs demiryolu hattının tamamlanması...

Bu tarihten itibaren "Hibbath Zion Hareketi-Siyon Aşıkları Hareketi” isimli teşkilatın direktifleriyle, Doğu Avrupa ve özellikle Rusya’da Yahudi karşıtı hareketlerden ötürü göçeden Yahudilerin (Aşkenazi) Filistin’e gelmeye başlamaları...

 

1881

Mısır'ın İngilizler tarafından işgali...

Düyun-ı Umumiyye idaresinin kurulması...

 

1882

Tunus'un Fransızlar tarafından işgali...

 

1882

Muharrem Kararnamesi'nin neşri...

 

1883

Osmanlı ordusunun Prusya askerî heyeti tarafından ıslahına başlanması...

 

20 Haziran 1884

Mülkiye Mühendis Mektebi kurulması

 

1885

Doğu Rumeli'nin Bulgaristan tarafından ilhakı...

 

18 Eylül 1885

Doğu Rumeli Eyaleti’nin “Valilik” makamının Bulgaristan prensine verilerek, bu bölgedeki kontrolün zayıflaması...

 

1886

Adana-Mersin demiryolu hattının tamamlanması

 

1888

Haydarpaşa-İzmir-Ankara demiryolu imtiyazının Almanlar'a verilmesi...

Beyrut'ta Saint Joseph Katolik Tıp Mektebi'nin açılması...

Baytar sınıfının tekrar Harbiye Mektebi bünyesine alınması...

 

1889

İttihad-ı Osmanî Cemiyeti'nin (İttihat ve Terakki) kurulması... Bu Cemiyet, “Yeniçeri”nin re-organize olmuş halidir!.

 

1890

Bulgar Çetelerinin, Makedonya’da; Ermeni ihtilal çetelerinin Anadolu’da faaliyetlerini arttırmaları...

 

1892

Haydarpaşa-İzmit demiryolu hattının işletmeye açılması...

İngiliz Gizli Servisi’nin (Deniz İztihbarat Bürosu’nun ilk birimi) İstanbulda teşkilatlanmasını sağlayan George Aston’un, Amirallik yatı “Sürpriz” ile İstanbul’a çıkışı...

 

1893-1896

İstanbul-Selanik demiryolu hattının yapımı...

 

1894

Sason'da Ermeni olayları...

Selanik-Manastır demiryolu hattının tamamlanması...

 

1895

İstanbul'da Ermeni olayları ve yabancı devletlerin Ermeniler lehinde müdahaleleri...

Galata Rıhtımı inşaatının tamamlanması...

 

1896

Ermenilerin Osmanlı Bankası'nın İstanbul şubesine saldırmaları...

Girit isyanının alevlenmesi...

Eskişehir-Konya demiryolu hattının tamamlanması...

 

1897

Basel’de Theodor Herzlın liderliğinde "Dünya Siyonist Kongresi"nin toplanması... “Siyasi Siyonizmin Babası” sayılan Herzl’in inşa ettiği bu Kongreden, “Filistin’de Yahudilere Milli Yurd” kararı çıkmıştır... Siyonistlerin de osmanlı Devleti’ne karşı harb ilan etmesi demekti bu...

Yunan kuvvetlerinin Girit'e çıkması...

Yunan çetelerinin Rumeli'deki Osmanlı sınırlarına saldırmaları...

 

17 Nisan 1897

Osmanlı-Yunan Savaşı (Teselya Harbi) ve Osmanlı zaferi...

 

1898

Girit meselesinin devam etmesi; adaya muhtariyet verilmesi ve Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesi ile Yunan prensi Yorgi'nin vali olarak kabul edilmesi...

 

1899

Bağdat demiryolu imtiyazının Almanlar'a verilmesi...

Arifiye-Adapazarı demiryolu hattının açılması...

 

1900

Hicaz demiryolunun inşasına girişilmesi...

 

1900

İstanbul Rıhtımı inşaatının tamamlanması...

 

1901

Makedonya'da çete faaliyetlerinin artması, büyük devletlerin müdahaleleri...

 

1901(-1908)

Hicaz demiryolu hattının yapımı...

 

1902

Yemen isyanlarının tekrar başlaması...

 

23 Kasım 1902

Makedonya'da Bulgar İhtilal Cemiyeti'nin faaliyeti...

 

23 Kasım 1902

Cum'a-ı Bala ayaklanması

 

23 Kasım 1902

Makedonya'ya hususî ıslahat planı hazırlanması...

 

8 Aralık 1902

Hüseyin Hilmi Paşa'nın geniş yetkilerle "umumi müfettiş" olarak Makedonya'ya tayini...

 

1903

Yahudiler Filistin’e iyice yerleşmeye başlamaktadır; 350.000 dönümlük arazi satın alıp işletmeye başlamışlar, nüfusları 10.000’e varmış ve kendi okullarını kurup ibrani lisanında talim ve terbiyeye başlamışlardır. Sultan Abdülhamid, Filistin ve Musul-Kerkük bölgesinde şahsi parasiyle araziler almakta ve böylece mühim yerlerin (bilhassa petrolü ile gözde olan bölgenin) muhakkak çıkacağı beliren harb neticesinde Devletten koparılmasını engellemeye çalışmaktadır.

 

2-3 Ağustos 1903

İlinden (Aya İlya Yortusu günü) isyanı...

 

2-3 Ağustos 1903

Bulgar-Osmanlı Savaşı tehlikesinin doğması...

 

Eylül 1903

Mürzsteg Programı; Makedonya'ya muhtariyet verilmesi...

 

1904

Haydarpaşa Rıhtımı'nın tamamlanarak işletmeye açılması...

"Pontus Cemiyeti"nin -Merzifon Amerikan Kolejinde yapılan aramalarda bulunan kayıtlara nisbetle ve orada - kuruluşu. Kurulan bu cemiyet, Trabzon, Giresun, Samsun, Merzifon, Gümüşhane, Amasya, Ordu ve diğer şehirlerde yapılacak teşkilatmlanmanın küçük bir parçasıolarak planlanmıştır. Cemiyetin başkanı Papadopulos ve Genel Sekreeri de Mimoğlu olarak şifrelenmiştir. Cemiyetin bayrağı, Yunanistan’ın bayrağının aynıdır ve cemiyet 1910 yılında "Pontus" isminde bir dergi de çıkarmıştır. Faaliyetlerini Fener Rum Patrikhanesi ile birlikte sürdürmektedir.

 

21 Temmuz 1905

Ermeniler'in Sultan Abdülhamid'e bombalı saldırı tertiplemeleri...

 

1906

Akabe olayları ve Akabe krizi...

 

1908

Beykoz Deri Fabrikası'nın Harbiye Nezareti'ne bağlanması

 

1908

Osmanlı Eczacı İttihat Cemiyeti'nin kurulması...

Osmanlı Cemiyet-i İlmiye-i Baytariyesi'nin açılması...

Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti'nin kurulması...

 

23 Temmuz 1908

II. Meşrutiyet'in ilanı...

 

5 Ekim 1908

Avusturya- Macaristan'ın Bosna-Hersek'i ilhak ettiğini ilan etmesi...

 

6 Ekim 1908

Girit Rumlarının adayı Yunanistan'a bağladıklarını ilan etmeleri...

 

17 Aralık 1908

II. Meşrutiyet dönemi ilk Meclis-i Meb'usan’ının toplanması... Bu Meclis’de devlete isyan halinde bulunan çetelerin temsilcileri ile açıkça “ayırılık” isteyen vekiller dahi bulunmaktadır.

İktidarı ele geçirmeye başlayan İttihat ve Terakki Fırkası, bunları engelleyeceği yerde, bilakis bunları daha da kışkırtıcı faaliyetlerde bulunmakta ve sanki, “hadi artık ayaklanın!” demektedir. Bu çabalar! neticesinde ki, “Arap milliyetçiliği” denilen ve Arapların, “alfabelerini çağdışı bulduklarını” açıkça söyleyen İT Fırkası aydınlarına! muhalefet amacıyla başlayan hareket, bu faaliyetin Osmalı’nın yıpratılmasına dair bir çalışma olacağını gören İngiliz ve Fransızlarca desteklenmiş ve bunda da fayda sağlanmıştır. Fakat şunu açıkça söylemek gerekir ki, “Arapların ihaneti” denilebilecek bir nesne abartıldığı kadar mevcut değildir; Şerif Hüseyin dışında kimse “ayaklanmamış” (haydut çeteleri hariç) , aksine ya destek vermişlerdir Osmanlı’ya veya mevcut siyaset ile devletin fazla yaşayamayacağını gördüklerinden ne Osmanlı’ya ne de İngilizlere destek vermeyip, “neticeye göre tavır” sergilemeyi tercih etmişlerdir. Ki, o devir siyasi ve askerî şartları dikkate alındığında, sadece “gayr-ı nizami harb” unsurları (Teşkilat-ı Mahsusa) ile bu bölgelere eğilen ve düzenli ordulara gerekli ehemmiyeti vermeyen İT Fırkası (veya modern Yeniçeri!), bu tutumun sergilenmesinde BAŞ MÜCRİMDİR.

 

1909

Adana'da Ermeniler'in ayaklanmaları...

Gayri müslimlere "bedel" yerine askerlik hizmeti konulması...

 

1909-1910

Osmanlı Mühendis ve Mimar Mecmuası'nın çıkması...

 

13 Nisan 1909

Meşhur (Hicrî 31 Mart 1325) 31 Mart Vak’ası...

Kendi ifadesiyle "önce bir müslüman şimdi ise medeni” olan Derviş Vahdeti isimli yobaz bile olamayan bir alçağın İngiliz gizli servisinin talimatiyle başlattığı ve amacın Sultan Abdülhamid’i "askerin ayaklandırılmasiyle hal edilmesi” olan bu "asrî yeniçeri isyanı”, masraflarını dahi kendilerinin karşıladığı Hareket Ordusu isimli tamamen başıbozuk takımı ve Selanikli yahudiler ve Sabatayistlerin kontrolündeki Makedonya çeteçilerinden oluşan bir tabur vasitasiyle Almanların hakimiyetine girmiş; Enver Paşa Erkan-ı Harbiye Reisi, Mahmut Şevket Paşa Hareket Ordusu Kumandanlığına “tayin!!! edilmiş”; İstanbul’da kargaşalık hakimkin ve “sulhu sağlamak maksadına matuf” olduklarını açıklayan “Hareket Ordusu”na Selanikteki merkezden, “Teşkilat kuruluş tarihi olan 10 Temmuz’a nazıre yapmak istiyor; onun için 10 Nisan’a kadar istanbul’a hareket etmeyin” emri verilmiş; Selanikten gelen “ayan”ın Ayasofya’daki bir binada “Meclis-i Ayan-ı Milli” ismi altında zorla alınan bir “Hal’ fetvasını” tasdiki (27 Nisan 1909 Salı günü) ve bu tasdikin Sultan Abdülham’de bildirilme işini de, “Ayan-ı Milli”nin ne kadar “milli” olduğunu gösterici şu kadro gerçekleştirmiştir: Ermeni Aram Efendi, Selanik mebusu Yahudi Karaso, Draç mebusu Arnavut Esad Toptani ve Bahriye Feriki Arif Hikmet Paşa!..

Böylece "31 Mart Vak’ası” sona ermiş, fatura da Sultan Abdülhamid’e kesilmiştir.

Burada dikkati çeken, Yeniçeriliğin ruhunun mütekamil olarak hala yaşadığı ve devşirmeler eliyle devlete hakim olduğudur. Hal heyetindeki tablo, aralarında bir tane Türk üyenin olması (o da yarım’dır), devşirmelerin maksadlarına (Türk-İslam’ın tarih sayfalarına kaldırılması ameliyesi!) ne kadar yaklaştığının bir ifadesidir.

Yine dikkati çeken nokta, tıpkı “12 Eylül Darbesi”ni yapan “Asrî Yenicerilerin”, “darbenin gerekçelerinin olgunlaşması için bir sene beklemeleri” gerektiğini, kendilerinin ceddi “Hareket Ordusu”nun “10 Temmuz” naziresinden öğrenmiş olmalarının büyük ihtimal olduğudur!

"31 Mart Vak’ası” ile İttihat ve Terakki isimli çetenin iktidarı başlamıştır.

Filistin’de kendilerine "Yahudi Milli Yurdu" kurma çabasında olan Siyonistler, Sultan abdülhamid’in tahttan indirilmesinin gerçekleştiği bu günlerde istanbul’da bir büro açmış, Selanikli zengin Yahudi ve Sabatayistlerin yardımlarını almış ve hatta “Hareket Ordusu” içine gönüllü bir grub dahi vermişlerdir.

İT Fırkası da ilk olarak, Sultan Abdülhamid’in kendi üzerine aldığı Filistin ve Musul-Kerkük’teki arazileri, bir “irade” çıkararak iptal etmiş, Siyonistlere borcunu ödemeye başlamıştır.

 

27 Nisan 1909

SULTAN ABDÜLHAMİD’İN HAL’İ VE BEŞİNCİ MEHMET REŞAD’IN CULÜSU...

Yıldız Sarayı’nın yağması... “Balkanlardaki her türlü mahlukattan müteşekkil Hareket Ordusu”nun içindeki “mahlukatın”, en küçük eşyasına ve Sultan’ın hususi hazinesine kadar Sarayı SOYMASI! Yeniçeriliğin bir başka tezahürü!..

 

17 Aralık 1909

Meclisin açılması...

 

1910

Arnavutlar'ın ayaklanmaları...

 

1911

İttihat ve Terakki ismi altında teşkilatlanmış Dönme, Mason ve Devşirme koalisyonun, Sultan Reşad'ın Arnavutlar'ı teskin için Rumeli seyahatine çıkartılması...

Yeniçeri ruhu, devletin tek temsilcisi olmuş ve eski devirlerde görülmemiş bir tarzda Sultan-Halife’yi ellerinde oynatmaktadır.

 

1911

Gayri müslim cemaatlerin birleşerek mektepleri konusunda yeni bir düzenleme istemeleri...

Deniz Harb Okulunda ingiliz askeri öğretmenlerin çalışması; denizcilik sisteminin ingiliz sistemine döndürülmesi... Bu iş, Birinci Dünya Harbinin çıkışına kadar devam edecek, sonrasında da Almanların hakimiyeti gelecektir. Harb esnasında sadece Deniz Kuvvetlerinde görevli alman subay sayısı 140 olduğu düşünülürse, bu hakimiyetin büyüklüğü ve tesiri anlaşılmış olur.

Yeniçeri ortadan kalkmış olmasına rağmen, “devşirmeler”, işi ileriye götürmüş ve ülkenin silahlı kuvvetlerini tamamen bağlı oldukları mihraka teslim etmişlerdir.

 

28 Eylül 1911

İtalya'nın Osmanlı Devleti’ne bir nota vermesi, ardından beklemeden bir Osmanlı harb gemisini batırmaları ile Trablusgarp ve Bingazi'ye saldırması ve işgali; 1912’ye kadar devam edecek olan ve "Teşkilat-ı Mahsusa”nın (o zamanki ismi "Fedai-yi Zabitan"dır ve çoğunluğunu Araplar meydana getirmektedir.) bilfiil karıştığı, çeteleri ve sabotajları planladığı Osmanlı-İtalyan Harbi’nin başlaması...

 

Kasım 1911

İtalyanların işgaline karşı Osmanlı hükümetinin “beklemede” ve aciz sbir durumda olması üzerine Berlin’den dönen Enver Paşa’nın (daha o zamanlar elbette “Paşa” değil) Sadr-ı azam M. Şevket Paşa ile yaptığı görüşme neticesinde Enver Paşa’nın bu işgale karşı direnişi teşkilatlandırmak için bir grub arkadaşiyle beraber bölgeye sevkine ve “ama eğer yakalanırlarsa, Osmanlı hükümetinin bu kişileri tanımadığı ve görevlendirmediğinin açıklanması taahhütü” üzerine sözleşmeleri; Mustafa Kemal de Enver Bey ile birlike aynı gruptadır ve İskenderun’da “naif bedeni hastalandığından” görevden ayrılmıştır. İşte bu birim, "Fedai-yi Zabitan"dır ve bölgedeki aşiretleri teşkilatlandırıp İtalyanlara karşı mücadele verilmesini sağlamıştır.

 

1912

Yeşilköy Tayyare Okulu'nun açılışı...

 

18 Ocak 1912

Meclis-i Meb'usan'ın feshi...

 

25 Mart 1912

Türk Ocaklarının kurulması...

 

18 Nisan 1912

II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın toplanması...

 

18 Nisan 1912

İtalyanlar'ın Rodos, Oniki Ada ve Çanakkale Boğazı'na tecavüzleri...

 

5 Ağustos 1912

II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın feshi...

 

22 Temmuz 1912

"31 Mart Vakası” ile işbaşına gelen İttihat ve Terakki’nin Sadr-ı azam Said Paşa’nın istifasiyle 16 Temmuz’da iktidardan düşmesi neticesi kurulan Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükümeti; Büyük Kabine...

 

Eylül - Ekim 1912

1912-1913

Balkan devletlerinin Osmanlı-İtalyan Savaşı'ndan istifade etmek istemeleri ile 1912’nin Ekim ayında başlayan I. Balkan Harbi...

şmanın Çatalca’ya kadar büyük zulümler yaparak gelmesi, Balkanlardan anadolu’ya göçlerin başlamasna sebeb olmuş, Edirne (Şükrü Paşa) , Yanya (Esad Paşa) ve İşkodra Kalelerinin (Hasan Rıza Paşa) mukavemete devamı dışında ordu ric’at haline girmiştir.

İçeride hertürlü darbeyi yapabilen ve halkına karşı silah kullanan Ordu, asıl silah çeirmesi ve maharetlerini göstermesi gereken harb meydanında yüzgeri durumdadır.

İttihat ve Terakki Fırkası, bütün bu zulümler meydana gelirken, nümayişler yapmakta ve “Rumelinden size ne!” diyerek askerin bu zulmü engellemesi için harbe girmesine mani olmaya çalışmaktadır.

Bu zihniyet, 2003 yılında “Musul vatan değildir; misak-ı millide değildir; Yemende boşu boşuna askerler öldü!” diyen ASRİ YENİÇERİ RUHUNUN temsilcisi Sabatayist-Devşirme kökenli TSK mensublarıyla devam etmektedir.

 

15 Ekim 1912

Trablus ve Bingazi'nin İtalya'ya terki; Ouchy Antlaşması ile Rodos ve Oniki Ada'nın İtalya elinde kalması...

 

22 Ekim 1912

Bulgarların Edirne’ye muhasara ve taarruzu; buna karşı direnen ve bu direnişi sebebiyle “askerî tarihe geçen” Ferik rütbeli Şükrü Paşa ve askerlerinin hem dış düşmana hem de “iç düşmana” karşı destansı müdaafası...

 

29 Ekim 1912

Gazi Muhtar Paşa’nın istifası ve Kamil Paşa'nın (dördüncü ve son) sadareti...

 

29 Kasım 1912

Arnavutluk'un istiklalini ilan etmesi...

Talat Paşa’nın “askere yazılarak” Edirne’ye “direnişe destek” için gitmesi; fakat -Sabatayist ve Bektaşi- Talat Paşa, burada, direnişe destek vermek yerine, Anadolu çocuğunun Rumeli toprakları için, kendi toprakları olmadığından ölmesinin ve harbetmesinin manasızlığından” bahsetmeye başlayınca, Edirne müdafii Şükrü Paşa tarafından Edirne’den çıkarılıp İstanbul’a gönderilmiştir. ardından gelen İT Fırkası’nın başka bir mesulu “Hilal-i Ahmer Müfettişi” -Sabatayist- Dr. Bahaeddin Şakir de aynı şekilde davranmış ve hatta dünyanın hayran kaldığı Selimiye Camiin -ne demekse!- “düşmanın eline geçmemesi için dinamitle imha edilmesi”ni dahi teklif etmiştir.

Devşirme ruhu, Yeniçeri ruhu dolu dizgindir!..

 

23 Ocak 1913

Babıali Baskını; “çılgınlık derecesinde İngiliz hayranı” Kamil Paşa’nın düşürülüşü ve Almanya taraftarı İttihat ve Terakki Fırkası’ndan “şerefli!!! Hareket Ordusu Başkumandanı” ve “Alman Golç Paşa’nın sadık bir müridi” Mahmud Şevket Paşa'nın sadareti...

Bu baskın, Yeniçeriliğin azgın bir tezahürüdür; Balkan Harbinin olduğu, düşmanın Çatalca’ya dayandığı ve mevcut hükümetin “Edirne’nin asla Bulgarlara verilmeyeceği ve işgal ettikleri bölgelerden hemen çekilmesini” havi notayı Bulgarlara verdiği bir devirde, sanki bunları mevcut hükümet istemiyormuş gibi, “Edirne’yi alacağız!” bahanesi ileri sürülerek baskının halkın gözünde meşrulaşmasını ummuşlardır.

Artık devlet, milletin ve İslam’ın menfaatini değil, sadece kendilerini ve arkalarına aldıkları devletlerin menfeatlerini düşünenlerin elindedir; Yeniçerilik, devşirmelik en ileri safhasına vasıl olmuş ve Devleti, İslamların Devleti’ni ele geçirip, kendi menfaatleri için menfeatperestleri kullanır duruma gelmiştir.

Mahmut Şevket Paşa’nın sadareti esnasında muhalefet üzerine büyük bir şiddetle gidilmiş, insanlar zindanlara tıkılmıştır.

 

30 Ocak 1913

Balkan harbi esnasında Yanya ve Edirne’nin düşmesine rağmen hala müdafaaya devam eden İşkodra’nın Kumandanı Hasan Rısa Paşa’nın İT Fırkası mensubu, “Liva” rütbeli ve “Kuva-yi Mütehaşside Komutanı” Arnavut Esat Toptanînin adamlarınca, Esadın evinden geceyarısı çıktıktan sonra vurularak şehid edilmesi... Esad Toptani, bu hain suikastinden sonra İşkordanın hakimiyetini eline almış, kısa bir pazarlıktan sonra şehri Karadağlılara teslim edivermiştir.

 

13 Mart 1913

Muvakkat İdare-i Umumiyye-i Vilayet Kanunu (kanun meclisten geçmeden yürürlüğe girer)...

 

30 Mayıs 1913

I.Balkan Savaşı'nın sona ermesi

 

Haziran 1913

Anadolu gençliğini teşkilatlayan "Türk Gücü Derneği”nin kuruluşu....

Bu teşkilat, Alman Van Der Golç Paşa’nın, “Harbde Almanyanın yükünü hafifletmek için Osmanlı ordusuna genç kaynak bulma” ihtiyacını organize etmesi ve Almanyada kurulu bulunan "Pfadfinder-İz bulucu/İzciler” klublerinin kopyası olarak ortaya çıkmıştır. Bu teşkilat bir manada “sivil savunma” teşkilatı gibidir.

 

11 Haziran 1913

Sadrazam Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi ve Said Halim Paşa'nın sadareti...

İngiltere Sefareti Baştercümanı ünvanlı ama İngiliz gizli servis ajanı Fitz Maurice ile Binbaşı Tyreelın planladığı ve "31 Mart Vak’ası” ile iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Fırkasının önde gelen bütün üyelerinin suikastlerle telef edilmesinin hesablandığı ve bu amaçla "Halaskaran Grubu"na mensub Çerkez Kazım Bey’in ve ekibinin kullanılacağı İngiliz planının ilk ve son hamlesidir M. Şevket Paşa’nın sokak ortasında öldürülmesi; öyle ki, bu suikastler başarıya ulaştığı takdirde adaret makamına geçmesi için sürgünde bulunan “sabık bir İngiliz hayranı” eski Sadr-ı azam Kamil Paşa dahi istanbul’a getirilmiştir. Fakat plan beklenildiği işlememiş, tek bir suikast meydana gelmiş, büyük ihtimal bütün planı haber alan İT Fırkası, kendilerine “beyinsiz” diyecek kadar “küstah” olarak gördükleri Mahmut Şevket Paşa’nın katline bile bile izin vermiş ve ardından da büyük bir terör faaliyetine girişerek sürek avına çıkmış, Said Halim Paşa’nın Sadaret makamına getirilmesini sağlayıp, birinci dünya harbinin nihayetine kadar devam edecek olan TALAT-ENVER-CEMAL İKTİDARININ temellerini atmışlardır.

 

29 Haziran 1913

Balkan devletleri arasında savaş; Osmanlı mirasının paylaşılmasının kanlı kavgası...

 

21 Temmuz 1913

Edirne'nin geri alınması...

Edirne’deki silahlı kuvvetlerin başında bulunan Binbaşı Süleyman Askerî’nin idaresi altında -çevrenin tamamen Bulgar şgali altında olması ve devletin rahat haraket edebilmesi için- "Garbî Trakya Hükümet-i Muvakkatesi" ismi verilen bir devletin kuruluşu; öyle ki, bu devletin kendi çapında bir bürokrasisi, ordusu, posta pulları dahi vardı. Bu devlet-hükümetin tesisi, ileride "Teşkilat-ı Mahsusu” olarak nam salacak teşekkülün bir eseridir.

 

29 Ağustos 1913

Osmanlı-Bulgar sulhü; İstanbul Antlaşması...

 

14 Kasım 1913

Osmanlı-Yunan sulhü; Atina Antlaşması...

"Alman Heyet-i Askeriyye-i Islahiyye"sinin gelmesi ve Osmanlı ordusunun Almanya tarafından ıslahı faaliyetlerinin başlaması...

 

17 Kasım 1913

"Umur-u Şarkiyye Dairesi” veya bilinen ismiyle "TEŞKİLAT-I MAHSUSA”nın kuruluşu.

(Teşkilat-ı Mahsusa”nın kuruluş tarihi olarak muhtelif rivayetler mevcuttur ki, 5 Aralık 1914 tarihi bunlardan birisidir. Fakat bilinmesi gereken bu ismin “hususi teşkilat” manasına geldiği ve teşkilatın gerçek ismi değil ancak tanıtıcı bir isim olduğudur. Bu isimlerden olarak "Fedai-yi Zabitan" ve "Edirne Gecici Hükümeti" de telaffuz edilmektedir.)

Bu teşkilat, Sultan Abdülhamid Hanın kurduğu "Yıldız İstihbarat Teşkilatı” isimli teşkilatın II. Meşrutiyetten hemen sonra İT Fırkası mensublarınca lavhedilmesinin ne kadar sakıncalı durumlar meydana getirdiğinin idrakine varan Enver Paşa tarafından planlanarak kurulmuş ve başına da Süleyman Askeri getirilmiştir.

Bu ve bundan önceki "Yıldız” teşkilatı, çalışma ve teşkilatlanma şekli bakımından özellikle ABD tarafından ciddi olarak incelenmiş ve OSS’den CIA’ye geçiste bir “program” olarak ele alınmıştır.

Nizameddin Nazif’in ifadesiyle, bu Teşkilat şöyledir:

"- Para, silah, zevk, ölüm... Herşey, herşey vardır, eksik olan ise sadece şudur: Yıldız’ın, yani Abdülhamid Han’ın dehası!.. Nerede Abdülhamid Han, ve nerede Enver Paşa!”

İT Fırkasının iktidarı, “Türkçülük” akımının da celallenmesine, bunun ise başta Araplar olmak üzere birçok Osmanlı teb’asının sıkınıtı içine girmesine sebeb olmuş, devletin parçalanmasını bekleyen emperyalist kuvvetler ise bu dumunu kendiliri için fırsat bilmiş ve bu sıkıntıları kendi faydaları cihetine değerlendirici faaliyetlere girişmiştir. İT Fırkasının “Türkçü” (oysa ki kendileri Yahudi ve Sabatay mensubu veya kırmalarıdır) faaliyetleri özellikle Araplar üzerinde tesir etmiş, Arap aydınları içinde “Arap Milliyetçiliği” fikrinin “ayaklanma-ayrılma” seviyesine çıkmasına vesile olmuştur. İşte "Teşkilat-ı Mahsusa”, hem bu fikrin doğmasına vesile olucu hem de bu doğan fikri sebebiyle onların üzerine gidilmesine vesile olucu bir yönü de içinde barındıran teşkilatdır. Acımasız tenkidler yapmadan söylemek gerekirse, bu teşkilat, bir devletin kurması gereken bir teşkilatken, yanlış zamanda kurulmasiyle bambaşka hadiselere vesile olunmasına sebeb olmuş fakat, Osmanlı toraklarının tamamen işgal edilmesi sürecinde olması gereken yerine gelerek “esas vazifesi”ni gerçekleştirmeye başlamış, yanlış ellerde idare edildiğinden faydası zararından az ve asrî birçok teşkilatın teşkilatlanmasına misal olmuş bir teşekküldür.

 

1914

Ecnebi postalarının hepsinin kapatılması...

İthalatda gümrük resmi oranının %15'e çıkarılması...

Beyrut’taki Fransız Konsolosluğunun Eşref (Kuşçubaşı) Bey komutasındaki "Teşkilat-ı Mahsusa” müfrezesi tarafından basılması, kendileriyle işbirliği yapan Arap ve casusların isimlerinin yazıldığı dosyaların elde edilmesi ve yakılması..

.

8 Şubat 1914

Anadolu'da Ermeni talepleri doğrultusunda ıslahatı öngören Osmanlı-Rus Antlaşması...

 

14 Mayıs 1914

III. Dönem Meslis-i Meb'usan...

Osmanlı Devlet’inde “nüfus istatistiğinin” çıkarılışı; bölgelere göre etnik grubların (müslüman ve gayr-ı müslimlerin) kağıda dökülmesi... Bu nüfus istatistiği neticesi, aşağı yukarı 1920 Ocak ayında kabul edilip açıklanan “Misak-ı Milli”deki hudud ve referandum taleblerine denk gelmektedir.

 

28 Haziran 1914

Avusturya-Macaristan veliahdının Saraybosna'da öldürülmesi...

 

28 Temmuz 1914

Avusturya Macaristan'ın Sırbistan'a savaş ilanı...

 

1 Ağustos 1914

Almanya'nın Rusya'ya savaş ilanı...

 

2 Ağustos 1914

Meclis-i Meb'usan'ın süresiz tatili... (IV. Ve son dönem meclis 12 Ocak 1920'de toplanacak ve 2 Nisan 1920'de İstanbul'un işgali üzerine dağıtılarak mebuslar sürgüne yollanacak.)

Osmanlı Devleti ile Almanya arasında ittifak antlaşmasının imzalanması...

 

4 Ağustos 1914

Almanya'nın Fransa'ya, İngiltere'nin Almanya'ya savaş ilanı: I. Cihan Harbi’nin başlaması...

 

10 Ağustos 1914

Alman savaş gemilerinin (Yavuz ve Midilli) Boğazlardan geçmelerine, bizzat Enver Paşa tarafından hükümetten, İttihat ve Terakki’nin diğer elebaşlarından habersiz olarak izin verilmesi...

 

9 Eylül 1914

4. Ordu’nun kurulması. Bu ordu, yedi tümenden (50.000 ile 80.000 kişilim) meydana geliyordu ve ekseriyeti Araplardan müteşekkildi. İlk komuandanı, bir Alman subay, sonra Zeki Paşa idi; sonradan Cemal Paşa başa geçti. Kanal Harekatını, Mısır Seferini yapan kuvvet, bu ordu idi..

1 Ekim tarihinden geçerli olmak üzere kapitülasyonların kaldırılması...

 

 

29 Ekim 1914

Karadeniz'e açılan Osmanlı filosunun Rus limanlarını topa tutması...

 

Kasım - Aralık 1914

Enver Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Sarıkamış felaketi...

 

3 Kasım 1914

Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı...

 

5 Kasım 1914

İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı...

 

11 Kasım 1914

Osmanlı Devleti'nin İtilaf Devletleri'ne savaş ilanı...

 

14 Kasım 1914

Fatih Camiinde okunan "Cihad-ı Ekber Fetvası” ilanı...

İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'nin açılması...

 

23 Kasım 1914

Sultan-Halife Reşad’ın “Beyanname-i Cihad” bildirisinin neşri.

 

18 Aralık 1914

Birinci Cihan Harbinin çıkmasını vesile bilen İngilizlerin, Mısır'ın İngiltere himayesinde bir "krallık" haline getirmesi, Osmanlı Devleti'nin oradaki hukukuna-haklarına son verilmesi...

Kasım ayında Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın tahtan indirilmesinin akabinde İngilizler bu tarihte kendilerinin tarafındaki -eski Hıdiv’in amcası- Hüseyin Kamil’i başa geçirdiler ve onu Kral ilan ettiler.

 

Eylül 1914

Süvari Binbaşı İzmitli Mümtaz Bey’in komutasındaki "Teşkilat-ı Mahsusa” birliğinin Mısır’daki İngiliz askerlerine karşı gerçekleşitirilecek askerî taarruz öncesi bölgeye sevkedilmeleri...

 

Aralık 1914

Cemal Paşa’nın “Mısır’ı fethetmek” için Şam’a gelişi...

 

Ocak - 18 Mart 1915

Müttefiklerin Çanakkale Boğazı'nı geçmeye çalışması; destanlık Çanakkale Harbleri...

 

Ocak - Şubat 1915

Ordunun moralini yükseltmek, kendisine duyulan hürmet hissinden faydalanmak Oradoğu ve Hindistan’da büyük bir alaka celbetmiş bulunan Mevlevîliğin, başlarındaki Şeyh Veled Çelebi (İzbudak) ile "Mücahidin-i Mevleviyye/Mevlevî Gönüllü Taburu" ile Birinci Dünya Harbi’ne iştirakleri... Ekseriyeti Araplardan müteşekkil 4. Ordu’ya bağlı bir tabur olarak kurulan bu birim, bu bölgede ve özellikle Gelibolu’da büyük faydalar sağlamış, askerin moralini ve azmini tepe noktalara taşımıştır.

Yine aynı günlerde Beşktaşi Tarikatı müridlerinden müteşekkil bir birlikte kurulmuş ise de, bu tarikatın lavhedilen ve devletin başına uzun seneler bela olan Yeniçeri Ocağı ile alakasından ötürü “Tabur” seviyesine çıkartılmamıştır.

 

Şubat 1915

Cemal Paşa’nın “Kanal hezimeti”...

 

3 Mart 1915

Binbaşı Saleyman Askerî’nin idaresindeki birliklerin -Kuzey Irak-Irak havalisinde- Abadan petrol rafinerisinin boru hatlarını kullanılamaz hale getirişleri...

 

12-14 Nisan 1915

Binbaşı Süleyman Askerî’nin idaresindeki birliklerle İngiliz ordusu arasında Şuayba Ormanı yakınıda gerçekleşen üç günlük harb; Osmanlı ordusu ağır bir hezimete uğradı, hezimete (3000 asker şehit oldu, 600’ü de esir oldu; bunun yanında İngiliz kuvvetlerinden de 60’ı subay 1000 civarında telefa mevcuttur.) katlanamayan Binbaşı Süleyman Askerî aynı gün intihar etti.

 

27 Mayıs 1915

Bu tarihte çıkarılan "Sevkiyat Kanunu"nun ikinci maddesinde, "Ordu ve mustakil kolordu ve fırka kumandanları icabat-ı askeriyyeye mebni veşya casusluk ve hiyanetlerini hissettikleri kura-köyler ve kasabat-kasabalar ahalisini münferiden veya müctemian-toplu halde diğer mahallere sevk ve iskan ettirebilirler.” denilmekte ve böylece, Doğu Anadolu'da Ruslar'la işbirliği yapan ve Kürt ve Türk müslümanları acımasızca katleden çeteleri içlerinde barındıran Ermeni nüfusun iç bölgelere taşınması (Tehcir!) temin edilmektedir.

 

Ağustos 1915

Fransız Konsolosluğundan “Teşklat-ı Mahsusa”nın baskıniyle elde edilen belgelerin zemininde, düşmanla işbirliği yapan Arap subay ve aydınların Beyrut Âliye Divan-ı Harb-i Örfi’sinde muhakeme edilmesine başlanması... Bu minvalde ilk muhakeme Şubat 1915’de yapılmıştır. Muhakeme neticesinde, yargılanan 99 kişiden 34’ü idam cezasına çarptırılmış (ikisi afedilmiştir.) 54’ü de gıyaben idam cezasına çarptırılmıştır. Bu gıyabında idam cezasına çarptırılanlardan birisi de BAAS Partisinin kurucusu Mişel Eflak’ın eniştesi (kızkardeşinin kocası) Refik Rızık Sellum’dur.

 

Ekim 1925 Suriye4nin Fransa’ya, Irak’ın da İngiltereye taksiminin karar altına alındığı "Sykes-Picot Andlaşması”nın gerçekleşmesi.

 

Kasım 1915

Osmanlı Devleti ile İtalya arasında yeni harbin başlangıcı... "Teşkilat-ı Mahsusa” ve bilhassa Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa (Kıllıgil) burada çok mühim rollerde bulunmuştur.

 

Haziran 1916

Mekke Emiri Şerif Hüseyn’in isyanı...

 

8 Mart 1916

Rize’nin Rus silahlı birliklerince işgali...

 

Nisan 1916

Osmanlı ordularının “Kut-ül Amare” zaferi; buradaki harb neticesinde binlerce ingiliz askeri komundanları General Townshend ile birlikte esir edilmiştir.

 

17 Nisan 1916

"Türk Gücü Teşkilatı”ndan sonra, resmen kurulan "Osmanlı Genç Dernekleri”nin bir kanun ve padişah iradesiyle kuruluşu...

 

19 Nisan 1916

Trabzon ve çevresinin Rus kuvvetlerince işgali... Rize ve Trabzon’un Ruslarca işgali, bölgede yaşayan Ermeni ve Rumlar tarafından sevinçle karşılanmıştır. Trabzon Metropilitliği (Metropolik Hırisantos’dur.) daha işgal başlamadan evvel Ruslara davetiye göndermiş ve Rum ve Ermeni çeteleri tezgahlayarak edhiş faaliyetnde bulunmuştur. İşgal sonrasında Metropolitlikte yapılan ayinde, “Çarın sağlığına, Çar Ordusunun kesin zaferine ve Hıristiyanların Türkleri boyunduruğundan kurtarılmasına” dualar edilmiş, böglede yaşayan müslümanlara karşı tedhiş faaliyetlerine başlamış, Trabzon’da yedi camiide ibadet yapılmasını yasaklayıp, bunları kiliseye çevirmişlerdir.

 

Temmuz 1916

İsyancıların İngiliz donanmasiyle yaptığı işbirliği neticesinde Hicaz ve Mekke'nin kaybı...

 

1917

Yıldırım Orduları Grubu'nun kurulması...

 

1917

Irak ve Suriye cephelerinin çöküşü...

 

1917

Rusya'da Bolşevik ihtilalinin çıkması ve Çarlık rejiminin sonu...

Cemaat mahkemelerinin kaza yetkisinin kaldırılışı...

 

25 Mart 1917

Şer'iyye mahkemelerinin Adliye Nezaretine bağlanması...

 

6 Nisan 1917

Amerika Birleşik Devletleri'nin savaşa iştiraki ve Almanya'ya savaş ilanı...

 

2 Kasım 1917

Meşhur "Balfour Bildirisi"nin (Yahudilere işgal altında tutulan Filistin’de Milli Yurd verileceği kaydedilmektedir.) İngiliz hükümetince neşri... Bu bildiri, İngiltere Hariciye Bakanı Lord Balfour’un, Siyonist Lord Rotschild’e yazdığı bir mektubdur.

 

1918

Şam Mekteb-i Tıbbiyesi'nin Beyrut'un işgali neticesinde kapanması...

Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın ölümü...

 

24 Şubat 1918

Vehib Paşa idaresindeki Türk birliklerinin Trabzon’a girişi ve işgalden kurtarışı.

 

3 Mart 1918

Brest Litowski Antlaşması...

 

3 Temmuz 1918

SULTAN REŞAD'IN VEFATI VE SULTAN VAHİDÜDDÎN HAN’IN TAHTA ÇIKMASI...

 

2 Ekim 1918

Bulgaristan'ın savaştan çekilmesi...

 

8 Ekim 1918

Sadrazam Talat Paşa'nın istifası, Ahmed İzzet Paşa'nın sadareti... Bu kabinenin kuruluşunu Sultan’a bulunduğu cepheden telgraflar çekerek Mustafa Kemal Paşa istemiş, hatta Sultan Vahidüddîn Han, sadece kendisi ve İsmet Paşa hakkındaki isteğini haric tutarak onun verdiği hükümet listesini aynen kabul etmiştir.

İT Fırkası’ndan Talat Paşa, Bahaeddin Şakir, İsmail Canbolatın Sultan Vahidüddîn Hanı hal veya katletme teşebbüslerine girişmeleri; Devşirme ve Sabatayistler, eski oyunlarına devam etmekte ve uzun zamandır görülmeyen fiili gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.

 

30 Ekim 1918

Mondros Mütarekesi'nin imzalanması... Bu mutarekenin 7. maddesince Anadolu’nun bazı yerlerinin İngiliz, Fransız ve İtalyan birliklerince işgali... Bu mütareke esnasındaki hududlar, “Misak-ı Milli”nin hududları olarak belirlenmiştir.

Umumi olarak bakıldığında bu tarihte Türk ordularının bulunduğu mevkiiler şunlardı: Güneyde; İskenderin Körfezinin güneyinden, Halep ile Hatma İstasyonu arasındaki Cerablus Köprüsünün güneyindeki Fırat nehri, Deyrizor, Musul, Kerkük ve Süleymaniye... Doğu/Kafkas Cephesinde; Bu cephedeki 9. Ordu ile Azerbaycan ve Dağıstan’daki Kafkas islam Ordusu’un Sovyet Rusya ordusuna karşı anlaşmalarla sağlanan bir üstünlğü mevcuttu. Türk birlikleri, Tebriz, Dilman, Hoy, Gulfa, Serderabad, Rumiye, Kars, Kamarlı, Erivan, Gümrü, ahırkelek, Ahıska, Batum, Çürüksu, Nahçıvan, Şuşa, Ağdam, Gence, Bakü, Dağıstan’da Petrovsk cephesinde; yani Kuzeybatı İran, Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya...

3-4 Kasım 1918

Almanya ve Avusturya'nın savaştan çekilmeleri...

İT Fırkası’nın Başkanı Talat Paşa’nın Sultan Vahidüddîn Hanın tazyikiyle sadaretten çekilmesinin akabinde yeni kabine tarafından imzalalan Mondros Mutarekename’nin ertesi günü toplanan “İt Fırkası Kongresi”de, baştan aşağı yalanlarla dolu bir muhasebe yapan Talat Paşa, Fırkanın Başkanlığından ayrıldığını açıklamış ve diğer delegelerin kararıyle Fırkanın isminin "Teceddüd Fırkası” olarak değiştirilmesine karar verilmiştir.

Devşirmelerin ve Yeniçeri habis ruhunun mütekamil bir nmünesi ve organizasyonu olan İT Fırkası, devleti 5 sene içinde tamamen bitirmiş, iflas ettirmiş, “esaret andlaşmasını” da imzalatmış ve yeni şartalara uyuylu hale gelebilmek (“teceddüd”) için isim değiştirmiştir.

 

8 Kasım 1918

İzzet Paşa'nın istifası ve Tevfik Paşa'nın sadareti...

 

13 Kasım 1918

İtilaf Devletlerinin İstanbul önlerine gelerek şehri işgal etmeleri...

 

15 Kasım 1918

Mondros Mütarekenamesinin imzalanmasının hemen akabinde İngilizlerin tazyiki sebebiyle "TEŞKİLAT-I MAHSUSA”nın -SİYASETEN!- resmen ilgası; bunun tatbikine 31 Ekim 1918 tarihinde Kurmay Albay Hasan Bey memur edilmiştir.

Fakat "Teşkilat-ı Mahsusa”nın esas planlayıcısı Enver Paşa, harbin bir yenilgiye doğru gittiğini gördüğünden, yurtdışına çıkmadan evvel teşkilatdan Albay Hüsamettin Ertürk’ü vazifelendirmiş, “yakında bu teşkilatın İngilizlerin baskısiyle lavhedileceğini ama mücadelenin bir başka isim altında devam edeceğini” söylemiş ve onu bu yeni teşkilatın başına atamıştır.

Teşkilatın bundan sonraki ismi de Enver Paşa tarafından verlmiştir: "UMUM ALEM-İ İSLAM İHTİLAL TEŞKİLATI”...

 

26 Kasım 1918

Mondros Mutarekenamesi’nden sonra İngilizlerin direktifiyle kurulan soruşturma komisyonlarından “Beşinci Komisyon”un, “Teşkilat-ı Mahsusa” hakkında idarecilerin bilgisine başvurması; fakat bu Komite’nin ifadesine başvurmak istediği üç kişi ENVER-TALAT-CEMAL PAŞALAR, bu tarihte yurtdışına kaçıklarından ifadeleri alınamamış ve gıyablarında yargılanmışlardır; Enver ve Cemal Paşa, 1919 Ocak ayında da ordudan atılmışlardır.

 

1919

Harbiye Mektebi'nin adının "Muhtelit Harbiye Mektebi" olması...

"Paris Konferansı”nın toplanması... Bu toplantı, Osmanlı Devleti’nin topraklarının nasıl paylaşılacağını ortaya koyduğu gibi, üzerinde nasıl bir sistemin de çalışacağını ortaya çıkarmaya yöneliktir. Toplantıya damgayı, ABD Başkanının adiyle anılan "Vilson Prensibleri" damgasını vurur: “Milletler kendi encamını tayin etme hakkına sahibtir!” Ayrıca, yeni düzenin garantörü ve denetleyicisi olarak "Cemiyet-i Akvam/Milletler Cemiyeti" isimli bir üst teşkilatın kurulması da karar bağlanmıştır. Keza, bu toplantıda, İngiltere’nin Balfour Bildirisi ile deklare ettiği Filistin’de Yahudi devleti kurma planının bu “ilkelere” aykırı olduğu, ABD temsilcisi tarafından açıklanmış ve "King-Crane Komisyonu"nun raporuna geçilmiştir. (Filistin’deki hadiselerin kronolojik takibi ve sebeblerinin görülebilmesi için “"Lanetli İttifak”ın Barbarlık Tarihi: “SİYONİZM”İN VE EMRİNDEKİ “TAPINAK ŞÖVALYELERİ TARİKATI”NIN MÜTTEHİD KRONOLOJİSİ -kişi, teşkilat, ihtilal ve vakıalar-” isimli makaleye bakılmasını tavsiye ederiz.

 

4 Mart 1919-4 Mart 1919

İngiliz hayranı Damat Ferid Paşa'nın sadareti; Hürriyet ve İtilaf Partisi'nin iktidara geçmesi...

 

15 Mayıs 1919

Yunanlılar'ın İngilizlerin kışkırtması ve desteğiyle İzmir'i işgali ve Batı Anadolu'da ilerlemeleri...

 

19 Mayıs 1919

Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu'ya gönderilmesi...

 

23 Temmuz 1919

Erzurum Kongresi...

 

4 Eylül 1919

Sivas Kongresi...

 

2 Ekim 1919

Damat Ferid'in istifası ve Ali Rıza Paşa'nın sadareti...

 

20-22 Ekim 1919

İstanbul ile Anadolu’daki Heyet-i Temsiliye’nin "ortak hareket etme kabiliyetini" düzenleyen (ikisi gizli beş kıta protokolden mevcut) Amasya Protokolü... (Burada Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararların İstanbul hükümetince kabul edildiğini, bunların daha yüksekten dillendirilebilmesi için de İstanbul’daki Meclis’in açılması ve buraya gidecek vekillerin birlikte seçilmesinin karar altına alındığını bildirmek isteriz.)

 

12 Ocak 1920

Son Osmanlı Meclis’i 72 vekilin katılımiyle açıldı. Heyet-i Temsiliyye adına Mustafa Kemal Paşa’nın “tebrik”i okundu.

 

28 Ocak 1920

MİSAK-I MİLLİ’NİN SON OSMANLI MECLİSİ TARAFINDAN İLANI...

"Ahd-ı Milli Beyannamesi” olarak bilinen "Misak-ı Milli” belgesi, Meclis-i Mebusan’daki "Felah-ı Vatan” grubu tarafından müzakere edilip kabul edilmiş ve 17 Şubat 1920 Meclis tarafından açıklanmıştır. Buradaki ifadeler, Amasya Protokolü ile uyum içindedir.

"Felah-ı Vatan” grubuna gelince... Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinden seçilip İstanbul’a gidecek olan vekilleri Mustafa Kemal Ankara’ya davet etmiş ve onlardan Meclis’de "Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Grubu" kurmalarını istemiştir. Bu grub içinde, Rauf Orbay, Bekir Sami Bey, İbrahim Süreyya Bey, Dr. Adnan Adıvar, Câmi Bey, Yunus Nadi gibi vekiller bulunmaktaydı ve sonraki katılmalarla rakamı artmıştır. Fakat bu vekiller, bahsi geçen "Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Grubu"nu kurmak yerine "Felah-ı Vatan Grubu”nu kuruşlardır ki bunun sebebi de, 12 Ocak’da Meclis’in açılışında okunan Sultan Vahidüddin’in nutkunda, "Bundan dolayı her türlü ayrılma ve bölünmeden kaçınarak, bütün milli istek ve çabaların felah-ı vatan noktasında birleştirilmesi gereklidir” diye geçen sözlerin tesiridir. M. Kemal, bu işe çok kızmıştır.

 

16 Mart 1920

İtilaf işgal kuvvetlerinin İstanbul'daki resmi binalara girmeleri, meclisin dağıtılması ve kapanması...

Mebusların Anadolu'ya kaçmaları, ele geçenlerin İngilizler tarafından sürülmesi...

 

5 Nisan 1920

İngiliz hayranı Damat Ferid Paşa'nın sadareti...

 

11 Mayıs 1920

Damat Ferid Paşa hükümetinin Mustafa Kemal'i idama mahkum etmesi ve askerlikten tardı...

 

10 Ağustos 1920

Sultan Vahidüddîn Hanın tasvib etmemesine rağmen, İstanbul Hükümeti'nin SEVR ANTLAŞMASI'nı imzalaması; milletlerarası hukuka göre, geçensiz bırakılmış bir “proje” olarak nitelenmiş ve tarihin raflarına kaldırılmıştır...

 

2-3 Aralık 1920

Gümrü Antlaşması'nın imzalanması...

 

27 Ocak - 12 Şubat 1921

LONDRA KONFERANSI; ANADOLU İÇİN SÖZ SÖYLEME HAKKININ ANKARA HÜKÜMETİ'NDE OLDUĞUNUN TESPİTİ...

 

31 Mart 1921

II. İnönü Harbi...

 

3 Eylül 1921

Sakarya Meydan Savaşı...

 

20 Eylül 1921

Fransa ile sulh...

 

27 Ağustos 1922

Büyük Taarruz; işgalci Yunan kuvvetlerinin imhası...

 

30 Ağustos 1922

Yunan Başkumandanı'nın esir edilmesi...

 

9 Eylül 1922

İzmir'in Yunan işgalinden kurtarılışı...

 

11 Ekim 1922

Mudanya Mütarekesi...

 

24 Temmuz 1922

Filistin’de MANDA idaresinin resmen başlaması...

Amerikan Kongresi’nin "Vilson Prensiblerinin zıddına, “Filistin’de bir Yahudi Yurdu’nun kurulmasına müsbet yaklaştığının” bir kanunla açıklanması...

 

1 Kasım 1922

OSMANLI DEVLETİ’NİN FİİLEN ANKARA HÜKÜMETİNCE SONA ERDİRİLMESİ: SALTANATIN İLGASI...

Ankara’ya sıçrayan “Yeniçeri habis ruhu”, işe başlamıştır; ekseriyeti General ve devşirme kökenli olan vekillerin mahareti.....

 

16 Kasım 1922

Osmanlı Devleti’nin son Sultanı, İslamların son Halifesi Sultan Vahüdiddîn Han'n yurtdışına çıkması...

 

16 Kasım 1922

Abdülmecid Efendi'nin halife olarak seçilmesi...

 

24 Temmuz 1923

İslam topraklarının paramparça edilmesine, İngiliz sömürgeciliğin rahat hareket edebilmesine. İslam-Türk’ün Anadolu topraklarına hapsine sebeb olan LOZAN ANTLAŞMASI...

Yeniçeri, tarihe damgasını yine vurmuştur.

 

25 Eylül 1923

Mekteb-i Harbiye'nin Ankara'dan İstanbul'daki eski Harbiye binasına nakledilmesi...

 

13 Ekim 1923

500 senelik Devlet ve Hilafet Merkezi İstanbul’un “tahtan indirilmesi” ve Ankara'nın başşehir olarak kabulü...

 

29 Ekim 1923

Cumhuriyet'in ilanı...

 

3 Mart 1924

HİLAFETİN İLGASI VE OSMANLI HANEDANI MENSUPLARININ YURTDIŞINA ÇIKARTILMALARI...

 

 

NOTLAR:

 

1. "PENÇİK:BEŞTEBİR KANUNU

Kanunun Tarihi.

Bu kanunun çıkarılışı hakkında muhtelif yazmalarda farklı tarihler kayıt edilmiştir; Oruc Bey’in tarihine göre bu tarih (1362) esasken, Zaim Mehmet Bey, "Sırp sındığı meydan muharebesi ertesi" olduğunu, Kavanin-i Yeniçeriyan ise "Bilecik taraflarına yapılan akınların” olduğu devri işaretlemektedir.

Bu tarih aynı zamanda "Pençik Resmi"nin de çıkarılışı tarihi olduğuna göre, Kanunun çıkarılış tarihinin -daha evvelden yapılan ve belli bir kanunu nisbet edilmeden sadece bir “deneme” olarak sayılabilecek tatbikatları haric tutmak gerekirse- 1362 olduğu kuvvetle muhtemeldir.

 

Pençik Kanunu

Yeniçeri Ocağı’nın kuruluması fikrini veren, Karamanlı Molla Kara Rüstem’dir ki, tarihler onu, "Danişmend-Bilgili adam” diye kaldederler. Rumelindeki fetihler esnasında Karamandan Bursaya gelen bu zat, Birinci Sultan Muradın Kadıaskeri Çandarlı Kara Halil Paşa ile görüşmüş ve ona, “Akıncı gazilerin aldıkları esirlerin BEŞDEBİRİ Allahın emriyle Hakanımızındır; niye almıyorsunuz?” demiş ve Kara Halil’in de bu teklifi Sultan Murad’a arzetmesi ve onun "Allahın buyruğu ne ise o olun!” emriyle Akıncı gazilerin elindeki “beş esirden biri” Hakan adına alınmaya başlanır.

Alınacak esiri seçme hakkı Hakan’a aittir ve esir başına 125 akçe fiyat biçilir; elinde beş esiri olmayan 2 akçe verir. İşte “Allahın emri icabı” alınan bu vergiye “Beşdebir/Pençik Resmi” ismi verilir.

Padişah adına alınacak bu esirler ile Padişahın hükümdarlık haklarını koruyacak bir asker oağının tesisine karar verilir ve bunlara da “Yeni Çeri:Yeni Asker” namı verilir.

"Pençik Resmi"ne bağlanan esirler evvela erkek ve kadın; sağlam ve sakat olarak ayrıldı. Sonra da sağlam erkekler altı kısıma tasnif edilerek isimlendirildi:

1) Şîrhor: Süt çocuğu ki, en çok üç yaşına kadar olanlar.

2) Beççe: Yavru ki, 3 ila 8 yaş arası olanlar.

3) Gulamçe: Oğlancık ki, 8 ile 14-15 yaşına yani buluğ çağına kadar olanlar.

4) Gulâm: Oğlan, tüysüz erkek, buluğ çağından 18 yaşına kadar olanlar.

5) Sakallı: Tüylenmiş gençlerle, gösterişli erkekler.

6) Pîr: İhtiyarlar.

Akıncı Gazilerin elinden Hakan adına alınacak olanlar iki sınıfa tabii idi ki, 8 ila 18 yaş arası olan "Gulâmçe" ile "Gulâm"lardır. Bunlar, vücut sıhhatı, beden tenasübü ve yüz letafeti bakımında da seçkin olacaklardı. İşte bu şekilde toplanan bu iki sınıfa ait esirlere "PENÇİK OĞLANI” ismi verilmiştir.

Ellerinde kadın, kız sakat erkek veya yukarıdaki 6 sınıfın içindeki -Gulamçe ve Gulam sınıfının dışındaki- 4 sınıfa dair esir bulunan Gaziler ise, esir başına Hakana 25 Akçe vergi vereceklerdi ki, buna “Pençik Resmi” ismi verilir.

Mesela, bir Gazinin elinde esir olarak "Pençik Oğlanı” vasfında iki esir olsa ve elinde de fazla esir olmasa, bu “Oğlanlar”, “beşdebir” gereği -10 esiri olamadığından- alınmıyor ama bu gazinin bu iki esir için ödemekle mükellef olduğu vergi-resim 50 akçe, padişahın alacağı iki “Pençik Oğlanı”nın kıymeti ise 250 akçedir. O zaman bu akıncı gaziden Pençik Resmi alınmıyor ve üstelik kendisine 200 akçe verilip elindeki iki oğlan alınıordu.

Esir kafileleri arasından “Pençik Oğlanı” seçilmek, esasında -esir için de!- büyük bir nimetti. Şöyle ki, eğer bu namın içirisine girmese, ömrü boyunca “esir” olarak yaşayacak, kimbilir “kaç sahibin emri” altında yaşayacak ve ömrünü “esaret” altında tamamlayacaktı.

Fakat, "Penik Oğlanı” olduğu takdirde, HAKANA BAĞLILIK MUTLAK KAYDI İÇERİSİNDE EVVELA HÜR OLACAKTI; eğer ileriki safhalarda da LİYAKAT, SADAKAT, FEDEKARLIK VE HİZMET karşılığı kendini isbatlarsa, asker ocağında zabitliğe ve hatta Kumandanlığa kadar da yükselebilme imkanına sahib olacaktı.

Bahsettiğimiz gibi Yeniçeriler, daima Hakan’a bağlı, onun yanında ve en kıdemsiz neeri dahi bütün emirlere bağlı ve tabiki için ölümü dahi göze almış bir “kıta-ı muntazır” olarak yetiştirileceklerdi. (Ki, böyle de oldular ilk başlarda.)

Bunun için de bir eğtimden geçirilmeleri şart idi.

Pençik Oğlanları için, Gelibolu’da bir "Acemioğlanlar Asker Ocağı” kuruldu; Pençik Oğlanları evvela, "acemioğlan” sonra da -nasibse!- "Yeniçeri" olacaklardır.

Acemioğlanı Ocağına kayıdedilmeden evvel de, İslam’ı, kurallarını ve Türk örf ve adetlerini öğrensinler diye “oğlanlar Anadoluda Türke ulaştırıldılar, çift sürdüler ve hem Türkçe öğrendiler”...

 

 

2. YENİÇERİ OCAĞI

Yeniçeri Ocağı, 196 Orta-Taburdan oluşurdu.

Yeniçeriler, "Cemaatliler", "Bölüklüler" ve "Sekbanlar" olarak üçe ayrılmıştır.

196 ortanın 101 ortası Cemaetli, 61 Ortası Bölüklü, 36 Ortası da Sekban ortaları idi.

Padişahlar, Birinci Bölüklü Orta’nın 1 numaralı neferi idiler.

 

 

101 Cemaatli Ortasından dört Orta, 60, 61, 62 ve 63. Ortalar bayram günlerinde, cuma namazlarında, cülüs merasiminde, yeni Padişahın kılıç kuşanma merasiminde, elçi kabulunde merasim kıtaları olarak İstanbula yerleştirilmişti; ancak Padişah sefere çıkarsa onunla birlikte sefere de giderdi.

Cemaatlilerin diğer Ortaları, devletin üç kıta üzerindeki hudud, kale ve şehirlerinde muhafız olarak vazifelendirilmişlerdi ve içlerinden seçilen askerler nöbetleşe oralara gönderilirdi. Geri kalan da İstanbul’un muhafazasına bakardı.

 

 

61 Bölüklü Ortasından 31 Orta, İstanbul’da muhafız olarak bulunurdu.

Büyük şehirlerin her semtinin asayişine bu Ortalar memur kılınmıştır.

Bölüklüler’in geri kalan 30 Ortası devletin iç vilayetlerinin kalelerine dağtılmışlardır.

Yedikule’nin ve bütün İstanbul surlarının emniyeti 65. Ortanın, Galata kulesi ve Kalesinin kapıları ile Rumeli Hisarının muhafazaıı ise 65. Ortanın tasarrufunda idi.

 

Yeniçeri Ortası ve Odası

Ocağın en küçük birliğini teşkil eden bir Yeniçeri Ortası, 60 veya 70 erden müteşekkildir. Buna göre, Osmanlı ordusunun zincirleme zaferler kazandığı Fatih ve Kanunu devirlerinde bile bütün yeniçerilerin sayısı 12-14 bir nefer arasındaydı.

Yeniçeri Ocağının en küçük birimi olan Ortaların-taburların da birer bayrakları ve ayrıca “Nişan” denilen alemet-i farikaları vardı.

Kışladaki koğuşlara “Oda” denilirdi. Bundan ötürüdür ki, eskisi Şehzadebaşında, yenisi Aksaray’da iki büyük Yeniçeri kışlası vardı Eski Koğuşar ve Yeni Koğuşlar anlamında “Eski Odalar” ve “Yeni Odalar” diye anılırdı

Kesin olarak rakamla göstermek mümkün değilse de bir yeniçeri ortası, kışlada 3-4 koğuşa-odaya yerleştirilmişti.

Orta kumandanı “Çorbacı ünvanını taşırdı ve onun emrindeki koğuş zabitlerine de "Odabaşı” denirdi.

Üçüncü Murad zamanında suistimaller başladı. Ve Padişah, bunu kendi elleriyle yaptı; Yeniçeri’nin namı yayılmaya başladığından “hediyye” olarak bu makamda asker olma imkanı verildi sevdikleri insanlara ve Ortaların nefer kadroları genişletildi, 100, 200, 300 nefere çıkarıldı.

Kışla ve kolluklarda yatacak yer kalmayınca, Yeniçeriler, bekar odalarında, hanlarda, hamamlarda yatmaya başladı.

Böylece, Ocak mevcudu Üçüncü Mehmed zamanında 45 bin, Üçüncü Selim zamanında 110 bin, İkinci Mahmud devrinde ise 140 bine yükseldi.

"Vakayı Hayriyye” sırasında kayıtlı Yeniçeri sayısı 200 bin civarındaydı.

Bu esnada kütügü kayıtlı bilfiil Yeniçeri sayısı 140 bin idi. İstanbul’dakilerin sayısı 10-15 bin civarındaydı.

 

Yeniçeri Ocağı’nın ve Ortalarının Alametleri

Devleti Sancak-ı Şerif, Yeniçeri Ocağını “İmam-ı Azam Bayrağı” temsil ederdi; bu bayrağın üzerine de “İnna fetahna......” ayeti işlenmişti.

Ortaların nişanı, alemet-i farikası ise evvela kışlalarındaki odalarına bir levha halinde asılırdı. Neferler ise ortanın nişanı, vücudlarına görünür veya kolayca görünebilecek yerlere, ellerinin üstüne, kollarına, bazularına dövmeletirlerdi.

196 ortanın bazı alamet-i farikası şunlardan meydana getirilmiştir:

Çataluçlu kılıç/Zülfikar, ok ve yay, tüfek, gülle, mızrak, tuğ, çadır, başak, balta, camii, minare, minare âlemi, cami merdiveni, adi merdiven, arslan, fil, deve, kurt, köpek, kartal, şahin, balıkçıl kuşu, kadırga, gemi çıpası, el-pençe, güneş kursu, hilal, hurma ağacı, selvi ağcı, makas, ibrek, süpürge, araba tekerleği...

Nişen olarak resiler arasında yazı da kullanılmıştır; “Çifte vav” veya “Tevvelketü alellah” gibi...

 

Orta Hiyerarşisi

Yeniçeri Ortasının hiyerarşısı şu sekilde tesbit edilmiştir:

1) Acemi er: Ortanın en kıdemsizi,

2) Karakollukçular: Ortanın kıdemli erleri.

3) Başkarakollukçu: Aşçı muavini; karakollukçular arasından bu işe yatkın olanı seçilirdi.

4) Usta: Ortanın aşcısı; ustalık boşalınca başkarakollukçu usta olurdu.

5) Başeski: Ortanın en kıdemli neferi.

6) İmam: En ahlaklı ve faziletli olanı idi ki, kendisine zabitler dahi hürmet ederdi.

7) Bayraktar: Neferlerin en mümtazı. Bayraktarlık boşalınca Başeski “Bayraktar olurdu.

8) Vekilharc: Ortanın en küçük zabiti, idare memuru.

9) Odabaşı: Ortanın kumandan vekili, aynı zamanda veznedarı, Ortanın para sandığı. Odabaşılık boşalınca Vekilharc, Odabaşı olurdu.

10: Çorbacı: Ortanın kumandanı, herşeyinden mesul zabit.

 

Ocak’ın Hiyerarşisi

Yeniçeri Ocağını idare eden “Ağalar” şu şekilde tesbit edilmiştir:

1) Yeniçeri Katibi Ağa

2) Ocak İmamı Ağa

3) Solakbaşı Ağası (Dört Ağadır ki, 60, 61, 62, 63. Ortaların Çorbacılarının ünvanı idiler ve bu Ortalar İstanbul ile Sultanın muhafazasından sorumlu idiler.)

4) Bölükbaşı Ağa.

5) Başyayabaşı Ağa (101 adet ortanın Çorbacıların hepsi “Yayabaşı” ünvanını taşır, içlerinden en kıdemlisine de “Başyayabaşı” denilirdi.)

6) Kethüdayeri Ağa.

7) Muhzir Ağa,

8) Başçavuş Ağa.

9) Haseki Ağalar. (Dört Ağadır ki 14, 49, 66 ve 67. ortanın çorbacılarının ünvanıdır. Ve en kıdemlisi “Baş Haseki Ağa” ünvanı taşırdı. Misal olarak, Mimar Sinan da bir Haseki Ağa idi.)

10) Turnacıbaşı Ağa. (68. Cemaat Ortasının Çorbacısının ünvanıdır. Devşirme Kanunu kaldırılıncaya kadar Acemioğlanı devşirmeye bu Ağa memur edilirdi.

11) Seksoncubaşı Ağa. (Samsoncu başı Ağa da denilirdi ve 71. Cemaat Ortasının Çorbacısıdır. Sekson veya Samson, seferde ordugan muhafazasında kullanılar gayet iri ve sarp köpeklerin adıdır ve bu ortanın vazifesi ise bunların beslenmesi ve terbiyesi idi. Merkezleri Tophane sırtlarında idi.

12) Zağarcıbaşı Ağa (64. Cemaat Ortasının Çorbacısının ünvanıydı. Padişahın av zağarlarını bu Orta yetiştirirdi.)

13) Kulkethüdası Ağa yahut Kethüda Bey (Bir nevi Yeniçeri Ağasının muavini idi. Terfisi ya Yeniçeri Ağalığı veya Paşalık rütbasiyle Sancak Beyi veya Vali olmaktı.

14) Sekbanbaşı Ağa (Kulkethüdası ile aynı seviyede ikinci Büyük Yeniçeri Ocağı zabiti.

15) Yeniçeri Ağası

 

Yeniçeri’nin Terfi İşlemi

Bu 15 kademeden; Ocak Ağalıklardan, Yeniçeri Katibi Ağa’dan Kethüdayer Ağaya kadar olan mevkiiler herhangi bir sebeble boşaldığı zaman, büyük Ağalardan Kethüdaağası, alt kademedeki Ağalardan yahut Çorbacılardan birini seçip tayin ederdi ve Yeniçeri Ağasının tasdiki ile de bu fiiliyata geçerdi.

Kethüdayeri Ağa’dan Sekbanbaşı Ağa’ya kadar olan en yüksek mevkiilere, -Yeniçeri argosonda- "Katar Ağalıkları” denilirdi; bu silsilede bir yer boşaldı mı, alt kademedekiler bir üstüne otomatik olarak yükselirdi.

Yeniçeri Ağalığı boşalır ve Padişah Ocağın başına hariçden bir kimseyi “Ocak Ağalığı”na geçirmek isterse, ya Kethüdü Ağası veya Sekbanbaşı’yı “Ağa” olarak tayin ederdi; daha alt kademedeki bir ağayı, Kulkethüdasını ve Sekbabaşıyı atlatarak Yeniçeri Ağası yşapamazdı.

Fakat, 56. ortanın terfi imkanı yoktu; bu orta İstanbul’un meyve, sebze ve marangozluk gibi piyasa işlerinin kontrolünden memur edildiklerinden, esnaf ile sıkı fıkı olmaları sebebi ile idari ve askarî işlere karıştırılmaz ve “askerlik ruhları kaybedilmiş” sayılırdı.

 

Yeniçeri Ocağı’nın Gelirleri

Ulufe:

Acemioğlanı kapuya çıkıp Yeniçeri olunca 2 akçe yevmiye bağlanırdı. 17. asısda bu gündeliğe zam yapıldı ve 3 akçe oldu.

En kıdemli Yeniçeri yevmiyesi 16. asır başlarında 5, 16. asır sonunda 8, 17. asır sonunda 9, 17. asır sonunda 12 akçeye çıkarılmıştır.

Yeniçerinin gündelik ücretine, "Ulufe" veya "Mevari" denilirdi ve üçer aylık istihkaklar üzerinden senede dört takside bağlanmıştı ama üç taksidde ödenegelmiştir.,

Bu taksitlere Muharrem ayında başlanırdı ve Hicri takvim aylarının isimlerinden baştaki harfleri alınarak birer isim verilmişti.

Bunların isimleri de şunlardır:

1) Masar mevacibi (Muharrem, Safer, Rebiülevvelin ilk harflerinin kısaltması)

2) Recec mevacibi (Rebiülahir, Cemaziülevvel ve Cemaziülahir)

3) Reşen (Receb ve Şaban ile Ramazan)

4) Lezez mevaibi (Şevvel ayının lam’ı, Zilkaade ile Zilhiccenin Zel ve Zal’ı)

 

Cülus Bahşişi

Yeniçerinin ikinci geliri "Cülus Bahşişi” idi.

İlk bahşiş, Kosovada, Sultan Murad’ın şehadetinden sonra tahta çıkan Sultan Beyazıd tarafından verilmiş ve sonradan da her tahta çıkışda bu bir anane olmuştu.

(Yeniçeri hakkında, Osmanlı Ordusu-Ordu-yu Hümayun hakkındaki tetkikimizde daha geniş bilgiler verilecektir.)

 

 

3. DEVŞİRME KANUNU

Çelebi Süleymanın veziri Çandarlı Ali Paşa tarafından Ankara Muharebesinin hemen ardından yapılan bu Kanun, daha sonra yapılan hurda tsarruflarla birlikte 17. asrın ikinc yarısına kadar yürürlükte kalmış ve Yeniçeri Ocağı’nın temel taşı olmuştur.

Devşirme Kanunu’nun ana maddesi; Yeniçeri yapılmak üzere Akıncı Gazilerden alınan “Pençik oğlanları”nın yerine, Padişahın Rumeli ve Anadoludaki hiristiyan tebasının evlatlarından oğlan devşirmek idi.

Bu kanun hem Yeniçeri ocağının tükenmez insan kanağı oldu, hem de fatih olarak girip yerleşen Türkler müstesna, ahalisi hemen baştan başa hıristiyan olan Rumelinin yavaş yavaş İslamlaştırılmasını sağladı.

Kanun maddeleri kısaca şunlardır:

1) Devşirilecek oğlanlar en küçüğü 8 en büyüğü 18 yaş arasındaki çocuklardır.

2) Aranılan evsafı haiz olursa, azami 20...

3) Bu yaşlardaki çocukların yüz melehat ve letafeti ile vücud tenasübüne ve tam sıhhate sahib olmaları devşirmelik için şarttır.

4) Devşirme zaman ile mukayyed olmanıp Yeniçeri Ocağı’nı besleyen “Acemioğlanlar Ocağı”nın ihtiyacına göre ve Yeniçeri Asker Ocağının en büyük kumandanı olan Yeniçeri Ağasının bu ihtiyacı bildirmesi ile yapılabilir.

5) Devşirme, ihtiyaca göre, memleketin her tarafında yahut tesbit edilecek mahut bir bölgeden yapılır.

6) Bir devşirme devresinde köylerden veya kasabalardan, mahallelelerden kırk evden bir çocuk alınır.

7) Evsafı kanuna uygun olarak devşirilecek oğlan en az iki erkek kardeşden biri olacaktr.

8) Evsafa uygun olsa da tek erkek çocuk alınamaz.

9) Evsafa uygun olsa ve 18 yaşından küçük olsa da evli ise devşirme olarak alınamaz.,

10) Devşirilenler nihai olarak bir elemeye tabi tutulurlar ve oğlanların en seçkinleri padişah hizmetine “İçoğlanı=Enderun oğlanı” olarak ayrılır, geri kalanlar Acamioğlanı olur.

Devşirme Kanunun tatbiki, her türlü suistimali engellemek için alınan tadbirleri de havidir. Buna göre,

1) Devşirme için Ferman şarttır.

2) Fermanda o devre için kaç oğlan ve nerelerden devşirileceği kaydedilir.

3) Devşirme işi Yeniçeri Ocağı’nın "Kataroğlanları” denilen büyük zabitlerinden "Turnacıbaşı Ağa”nın vazifesidir.

 

 www.sinamiorhan.up.to

Hosted by www.Geocities.ws

1