SÜLEYMANİYE’DE BORDO BERELİLERE SALDIRI:

"YENİÇERİ ARTIKLARININ” İHANETİ VE İÇ SAVAŞ HAZIRLIĞI

Yılmaz SOLAKBAŞI

Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi

 

4 Temmuz 2003 Cuma günü Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye şehrinde bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait “irtibat bürosu"na yapılan BASKINDA içeride bulunan 23 “vazifelinin” tutuklanması belki de Irak’a yapılan Siyonist saldırıdan da daha mühim bir gelişme olarak kabul edilmelidir.

Irak vatandaşı olup, hizmetli ve koruma olarak vazife yapan şahısların serbest bırakılıp tamamen rütbeli subaylardan müteşekkil olan BORDO BERELİLERİN, gaz bombası ve kurşunlar eşliğinde, dipçik ve yumruklarla kemiklerinin kırılıp, ellerinin arkadan kelepçelenip, başlarına birer poşet geçirilip tutuklanması ve evvela Kerkük’e, ardından da Bağdat’a götürülüp sorgulanmaları, sıradan ve basit bir “vukuat” olarak değerlendirilmenin haricinde tutulmalıdır.

Kendi ifadeleriyle, "TSK’nın gözbebeği bordo bereliler”in, -İbda bağlıları olarak bordo bereliler ile “cezaevlerinden” tanışmışlığımız mevcuttur- "savaş kabiliyetini” gösteremeden tam manasiyle ESİR EDİLMELERİ, esasında “göz bebeklerinin” eğitim ve kabiliyetleri hakkında bir malumat veriyor olsa da, bu meseleye değinmek şimdilik lüzumsuz ve gereksiz hamaratlık olur zannındayız.

Hele ki, bizim -ve "ilgililerin"- bu "savaş kabiliyetleri” meselesi üzerinde duracağı apaçık olduğundan ötürü, baskın meselesini, “önce çay içmeye geldiler, sonra da silahlarını çıkartıp tutukladılar” diyerek manipüle etmeye kalkışmak, ÇOK TEHLİKELİ bir gelişme olacaktır ve olmuştur

•...

Mesele üzerinde o günden bugüne birçok "gazeteci" ve "politikacı” laf sarfetti; şimdiden küçük çaplı bir kitab oluşturacak hacime sahibtir bu ifadeler...

Fakat bunların hepsi, manipülasyon kokmakta ve MESELENİN ESASINI maskeleme maksadı göstermektedir.

Hele, Sabatayist Ilıcakların “Tercüman”ının, “vukuatı”, bölgede görevli bulunan bir ABD’lı Albay’ın şahsi meselesi-inisiyatifi olarak takdim etmesi, manipülasyon üstü bir mevzudur.

Affedersiniz ama, "USA Army", sanki TSK imiş de, “ismini vermeyen bir çok üst düzey generalin açıklaması” benzeri, hiyerarşı düşmanı ve kutupçu ifadeler orada da serdedilebilirmiş gibi bir değerlendirmedir bu; gerçekten de sıkı bir disiplin ve emir-komuta hiyerarşisine sahib ABD askeriyesine -gerçekten de!- hakarettir bu ifade...

Ama, bu hakaretin de bir sebebi var elbette...

Daha evvelden yapılmış tetkiklerde, sitemiz yazarları ABD’nin TC’de bir İÇ SAVAŞ hesabına oynadığını kaleme almışlardı.

"Genç Subaylar rahatsız!” türünden çıkan haberlerin de bu minvalde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdi.

4 Temmuz’da meydana gelen vukuat, işte bu “iç savaş”ın bir adımı ve TSK’nın içindeki “belli kutupların” bertaraf edilmesinin EN BARİZ İŞARETİ olarak görülmeli...

Şimdi sırada “Kürt ve Türk savaşı”nın “yeniden!" meydana çıkarılması için gerekli olan “faaliyetler”de; fakat bu noktada PKK’nin “iradesi” büyük bir rol oynayacaktır; açıkca yazmak gerekirse, eğer bu maksadı belli “iç savaş aktörü” olma rolüne soyunursa, dört senedir şu veya bu bahanelerle engelleyebildiği BÖLÜNMEDEN kurtulamayacak ve tarihin “ihanet örgütleri” rafına kaldırılacaktır.

ABD-İsrail-İngilere üçlüsü, büyük bir hamle yapmış oldular. Şimdi sıra TC-TSK içindeki “ulusalcı kuvvetlerde”; Üçlü, şimdi bunlardan karşı hamleyi bekliyor.

Bunu şu şekilde tasvir edebiliriz:

Katilin biri elindeki satırı sallaya sallaya geliyor ve karşısındakinin boğazını çok kısa bir sürede keseceği de kesin olarak ortada... Rakibin yapacağı, satır yaklaşmadan gerekli müdahalele ve hazırlık işlemlerini başlatmak veya satırın boğazını kesmesine izin vermek...

Bu satır öyle sallanıyor ki hem, daha “boğazı kesmeden”, sanki kesmiş gibi faaliyetlerde bulunuyor. Katil bağırıyor; “hadi, ne duruyorsun, yap hamleni veya uzat boğazını!”

ıkçası, son hadise, bunun dışındaki bir manalandırma ile YETERİNCE tesbit edilemez ve değerlendirmeler kısır kalır.

ABD, bu hamlesiyle bahsettiğimiz bu AS HAMLESİ yanında TSK’nın faaliyetlerinin de tamamen farkında olduğu işaretini vermiştir.

Genelkurmayın, esasında kıyameti kopartması gerektiği bir noktada, "çok çok çok tessüf ediyoruz efendim!" kabilinden bir açıklamada bulunması, bir dedikodu veya “iddia” olarak meydana çıkan “suikast” meselesinin de bir zemine dayandığını, ama “beceriksizlik”den “sızmaya” kadar uzanan bir ihtimal içerisinde bunun ABD tarafından farkına varıldığını ortaya koymakta...

İster Kerkürk Valisine isterse KADEK Başkanlık Konseyi Üyelelerinden herhangi birisine veya şehir temsilcilerinden birine olsun, planlanan bir “teşebbüs”, ABD tarafından öğrenilmiştir ki, TSK-TC tarafından da acı olan bu cihetidir meselenin...

Başta kaydettiğimiz “savaş kabiliyeti” meselesi de bu cihetin içindedir.

Normal şartlar altında “nota” ve “misilleme” veya devletlerarası ilişkileri askıya alma ile karşılanması gereken bu vukuatda, TC’nin Hükümeti ile Genelkurmayının tepesini işgal eden müstakbel general eskilerinin kıllarını kıpırdatmamaları, esasında akıllara SIZMANIN NEREDEN OLDUĞUNA DAİR bir ipucu veriyor olsa da, şimdilik bu meseleyi fazla eşelememek gerektiği kanaatindeyiz.

Biliyoruz ki, TSK içindeki VATANSEVER SUBAYLAR, bu vukuatın nerelerden kaynaklandığını gerçeğiyle bilmektedirler ve TSK’nın tepesindeki bu CESET HİSSİZLİĞİNE DE, vukuatın 80 senelik bir devletçiğe değil de BİN SENELİK BİR DEVLET VE KÜLTÜRE SAHİP ANADOLU MÜSLÜMAN MİLLETİNE yapıldığının farkında olarak öfkelerini bilemektedirler...

Bu hadise, öyle sıradan bir hadise değildir ve bu ceset hissizliği devam ettiği takdirde DAHA DA AĞIRLARI gelecektir...

Hele RTE’ın, vukuat karşında, “biz bakkal dükkanı değil, devlet idare ediyoruz ve meselelere o ciddiyetle yaklaşıyoruz!” sözü, “laf dedin mi bööle böyyük söleceksin!” yollu ukalalıklardan başka birşey değildir.

Beyefendi, bugün bütün "ticari şirketlerin”, “satış stratejileri” dahil olmak üzere planlamalarını harb üzerine yazılmış eserlerden üretilmiş ve harbin kazanılmasına yönelik stratejilerin ticari hayata/harbe tatbikinden başka birşey olmadığının BİLE farkında değil!!!

Günümüz harbinin -son iki sene hariç- iktisadi bir hakimiyet kurma ("harbden gaye, düşmanın iradesinin teslim alınmasıdır” der Klozvitz), iktisadi olarak “bağımlı” hale getirme olduğunun BİLE farkında değil!!!

Oysa ki, "3 milyar dolar vereceğiz ama 15 günde 15 kanunu da çıkartmalısınız!” EMİRLERİ, IMF’den daha iki sene önce alınmıştı...

RTE, esasında “Bakkallar ve Esnaflar Odası”nın, kendilerini “küçük gören” bu ifadesinden ötürü mahkemelerde açacağı davaların muhatabı olması gerekirken, Başbakanlık makamını işgal etmekten çekinmemekte...

Bir bakkalın “satış strateji” ne ise, bir devletin “stratejisi” de aynı GAYE ve MANTIK içindedir; bunu görmeyen, göremeyen bir adamın da görevlerini terki gerekir; keza, ona bu “konuşma metnini” yazdıran “çok bilmiş danışman güruhunun” da kapı dışarı edilmeleri...

Toparlarsak...

Bu vukuat, büyük ve ardı gelecek bir büyük vukuattır.

Adına “ulusalcı güçler” denilen ve bu ifade ile kastedilen GERÇEK SAMİMİ VATANSEVER GÜÇLERİN haricindeki Kemalist dinazorların SONLARI GELMİŞTİR.

Ya hamle yapacaklar ki, bu vukuat ona dair bir "kışkırtma”dır öyle “halledileceklerdir” veya rezilane bir şekilde TASFİYE EDİLECEKLERDİR.

Fakat bu kemalist dinazorların dışındaki sahici vatansever güçlerin, bu iki kutub arasındaki “hesablaşmada” BİTARAF KALMASI ama altında toparlanabilecek bir “şemsiye” pozisyonuna geçmesi de gayet tabii olarak gerçekleşmeli, gerçekleştirilmeli...

ABD-İsrail kliğinin hertürlü “operasyonel bilgiye” ulaşabildiklerinin de haberini veren bu vukuat, önümüzdeki günlerin SICAK, hatta CEHENNEMİ BİR SICAKLIK içerisinde geçeceğinin bir işareti olarak görülmeli...

ABD-İsrail, yani Siyonist saldırıya karşı maddi temelli bir anlayış ile karşı çıkmanın imkanı görülmüyor; “28 Şubat” evvelinde AB’ye karşı çıkma oranının, yaşanan iki sene içerisinde “yok” derecesine inmesi, “vatan millet sakarya” edebiyatının milletin gözünde bir değerinin -haklı olarak!- kalmadığını göstermekte...

O halde, yeni bir "kültür", yeni bir "anlayış” ile bu saldırıya karşı konulabilir.

Onun ne olduğunu da yazmaya gerek yok...

Netice olarak...

Tek kurtuluş yolu, ortada...

Ceddine layık olmak isteyenler, bu "yeniçeri artığı” soysuzların “sızdırmalarına” karşı dikkatli olmalı ve GEREĞİNİ YAPMALI!...

EK: 

MGK Sitesindeki Yazı / Dr. Hakkı Açıkalın

Bekledigimiz "Büyük Anadolu Depremi" Geliyor! / Sinami Orhan

 

8 Temmuz 2003

www.sinamiorhan.up.to

 

Hosted by www.Geocities.ws

1