|
BEKLEDİĞİMİZ “BÜYÜK ANADOLU DEPREMİ” GELİYOR! -ABD Fırçası ve Kürt Meselesi Üzerinden Tahlil- Sinami Orhan Doğu Strateji ve Tahlil Merkezi
Anadolu kıtası, içindeki kaynayan sular seebiyle her gün bir yerde ve her gün değişik şiddette “kırılmalara” sebeb olan bütün kıta sathına yayılmış fay hatları gibi, yerüstündeki “fay hatları” büyük bir “kırılma/depremin” eşiğinde duruyor. Anadolunun üzerinde oturan -yetkili ve yetkisiz, sıradan veya mevki sahibi- insanların ESAS korkmaları ve TEDBİRLERİNİ almaları gereken “kırılma/deprem”, yerin altında meydana gelecek olan BÜYÜK İSTANBUL DEPREMİ değil, topraküstünde meydana gelebilecek olan bu BÜYÜK ANADOLU KIRILMASI/DEPREMİDİR. Yeraltında meydana gelecek olan Deprem, yerüstünde yaşayan belki 40 belki 100 bin insanı yerinaltına alacaktır ama bu yerin üstünde meydana gelebilecek olan “depremin” yokedeceği -MADDESİ VE MANASİYLE- İNSANIN sayısı yanında BİR HİÇTİR. Fizik iliminde geldikleri safha sebebiyle; artık “kar ve yağmur yağdırabilmeleri” ve hatta küçük çaplı yarı kontrollü -sismik darbelerle- “depremler meydana getirebilmeleri”, hülasa tabii amilleri kontrol altına alma faaliyetlerinde geldikleri nokta sebebiyle, Anadolu’da yerüstünde bir “deprem” meydana getirmeye çalışıyorlar. Bunun misallerini ülkemizde üç-dört defa gördük; 27 Mayıslar, 12 Martlar, 12 Eylüller, 28 fiubatlar vesaire... ABD’li "gerçek yetkililerin" şu geçtiğimiz bir hafta içinde yaptıkları açıklamaların akabinde, bir tartışma başladı gidiyor. Acaba Amerikalılar ne dedi?.. Acaba Amerikalılar Silahlı Kuvvetlerimizi ajite etmeye mi kalkıştılar yoksa, “sitem mi?” ettiler?.. Acaba Amerikalılar, bu “sitemlerinde” ne kadar haklılar?.. Acaba Amerikalılar, sadece Grosman ve “Kurtoğlu” gibi mi düşünüyorlar?.. Acaba Amerikalılar arasında Povel gibi “ılımlıların” Türkiye’ye ve Silahlı Kuvvetlerimize bakışını, diğer “şahinlerin” bakışlarına karşı kullanmak için, bir “özeleştiri” yapmalı mıyız?.. Sahi, biz adamları zaten yarı yolda bırakmadık mı?.. Bu Amerika bize bebek katilini teslim etmedi mi?.. Bu Amerika olmasa iktisadi olarak "tasfiye ilanı” isteyecek olmayacak mıydık; IMF’yi para göndermesi için kim uyardı?.. Hem Amerika bize AB’de en büyük desteği vermiyor muydu?.. Biz Irak’ta adamları yarı yolda bırakmadık mı; önce ilk tezkereyi çıkartıp, adamlara milyarlarca dolarlık mallarını, silahlarını ve techizatlarını kapımıza kadar getirtip, içeride milyonlarca doarlık masraflar yaptırıp, ikinci tezkerede yan çizip, paralarını çöpe attırmadık mı?.. Bizim yüzümüzden onlarca Amerikan askerinin ailesini gözyaşına boğmadık mı?.. Onlarca Amerikan askerinin çocuğu ve eşi, kocalarının, babalarının cenazelerini bizim yan çizmemiz seebiyle gözyaşları içinde karşılamadılar mı?.. Çöpçüyü, boyacıyı ile fişleyecek kadar sıkı çalışan, darbeler yapan, hükümetler deviren, iktisaddan siyasete, sanattan hukuka, sivil toplum teşkilatlanmasına kadar herşeye “maydanoz” Silahlı Kuvvetlerimiz, ikinci tezkerenin reddine niye karşı çıkmadı; veya geçmesi için niye baskı yapmadı?.. MGK, niye sessiz kaldı?.. Eh biz hakettik bütün bu sitemleri.... Matbuat aleminde yapılan tartışmaların tümünü toplayın, bunlardan başka ne söylendi, bize bildirin!. Yukarıdakileri söyleyenler, hem de “TC Vatandaşı” kimliğine sahip ve hatta “etkili ve yetkili” yerde durup, “Kemalist bağımsızlıkçıklarından” kıl aldırmayanlar... Bütün bunlar söylendi, tekrarlandı, “atmosfer” oluşturuldu ve ardından da “acaba, darbe mi geliyor?” tartışması başlatıldı... Niye?.. Yahudilerin; Cronvel devrinde atağa kalkan ve kısa bir zaman içinde idari mekanizmaların başına geçen ve D’Israel devrinde de hakimiyetini tescil ettiren ve o günden bugüne Yahudi veya Judaizer olmayan bir başbakanın ve V. Edvard ile de Yahudi olmayan bir Kral’ın gelmediği Yahudi hakimiyetindeki İngiltere’nin “seçkin” strateji kurumlarından birinin hazırladığı ve “hiçbir ülkeye olmadığı kadar, tam 15 sayfalık bir metin”le Türkiye’den bahsedildiği bir rapor, zurnanın zort dediği yer oldu. Kısa adı IISS olan Milletlerarası Stratejik Tahliller Enstitüsü’nün hazırladığı rapora göre, “Eger Türk hükümeti önümüzdeki birkaç yil içinde herhangi bir radikal adim atarsa batida ne kadar kabul edilemez ve zitlasmayi göze alan bir tavir olarak görülürse görülsün, ordu hükümeti devirebilir”miş... Gördünüz mü?.. "Ne kadar kabul edilemez olsa" da, "darbe" olacaktır diyorlar; bu “izin”den ama “karşı çıkmalarına rağmen, makul bulmaktan” başka bir manaya gelmez. Ülkenin girdiği “iktisadi hal”den sorumlu olanlar MÜSLÜMANLAR MI?.. Ülkenin girdiği siyasi krizden sorumlu MÜSLÜMANLAR MI? Doların geçiğimiz senenin de altında “tutulmasından”, borsanın buna rağmen çıkmamasından, faizlerin inmemesinden sorumlu MÜSLÜMANLAR MI?.. Kurtoğlu yahudisinin Silahlı Kuvvetlerine “sitem” etmesinin sorumlusu MÜSLÜMANLAR MI?.. Irak’ın kuzeyindeki, “basiretsizlik” sebebiyle meydana gelen halden sorumlu olanlar MÜSLÜMANLAR MI?.. Eğer bunun sorumlusu “bizsek”, boynumuz kıldan ince... Ne olacaksa olsun... Ve, eğer bütün bunların hepsini “biz” yaptıysak, İKTİDARI DA BİZE VERİN VE SONRA OLACAKLARI, ÇÖZÜMSÜZLÜKLERİN NASIL “BİRİLERİNİN PROBLEMATİĞİ” HALİNE GETİRİLECEĞİNİ GÖRÜN, demekten başka diyecek bir sözümüz yok... Ama, iktidarda, "referansları İslam” olan (reference: başvurma, gönderme; ilişki; ilgi; yetki; söyleme, anma; iyi hal kağıdı; bonservis) ama bu “reference”yi “zor”u gördüklerinde hemen değiştirebilecek olan bir Parti var... AKP... İsimleri ve “reference”ları dışında İslam’la ve onun “tarafiyle” alakalarını gören, bize haber versin... "Hayatlarının hiçbir devrinde İslamı devlet istemediğini; İslam’ın devleti öngörmediğini” utanmazca. arsızca söyleyebilen (böylece de milyarlarca müslümanı yalancılıkla” itham eden!) bu “reference’ları İslam” olan guruhun elindeki ülkenin yaptıklarından “biz”, MÜSLÜMANLAR niye sorumlu olacakmışız?.. Hadi böyle olsun diyelim; bu ülkenin yüzde 90ı “reference”ları değil kendileri İslam olan insanlardan müteşekkil ise, Devlet’in de buna uygun “yapılanması” “DEMOKRATİK” olarak kabul edilmesi gerekirken, “ordu hükümeti devirebilir” demek, hani “demokrasinin beşiği” denilen İngilterenin “saygın kurumuna” yakışır mı, diyerek “demokratik ve antidemokratik kurum/anlayış” tartışmasını başlatacak değiliz; gerçi “gazete köşesi yazarı” olsak, böyle bir tartışmayı başlatıp, “seçkin tv”lere çıkıp, ünümüze ün katar, “demokrasi havarisi” olarak mimlenebilir ve “köşemizi” de en az on günlüğüne “malzemeye” boğabilirdik ama, ne yazık ki “öle” değiliz. İnternette, gerçekten de seçkin, burnu iyi koku alan, yazdıklariyle hadiseleri evvelden gören ve “uyarı” vazifesini yapan “hakiki seçkinler”den müteşekkil bir “seçkin site”nin “seçkin yazarları”nın gölgesinde ilerleyen biriyiz... Onun için, şimdi, “darbe mi olacak... asker mi gelecek... patlamalar olabilir, birileri ortamı hazırlayabilir...” vesaire sözleri dinledikçe, okudukça, “uyanın da balığa gidelim!” demekten başka birşey yapamıyoruz... Bakınız, bu “darbe tartışmaları” ve “Amerikan fırçası” meselesi üzerine İnternette bulunan, -Kürt milliyetçilerinin mezbul miktarda bulunduğu ve “tesirli”- “Kürdistan Tarih ve Demokrasi Forumu”nda bir “yazar” (koku alma melekesi olan bir yazar) neler yazmış (olduğu gibi iktibas): «- Makale yazari: Ernur Balaban [BlokIletişim] Tarih, gün ve saat : 11. Mayis 2003 03:01:11: Su yaziya cevaben: Savas Karsiti Hareketler Uzerine Bir Degerlendirme makale yazari: Ozcan Ozen'den aktaran D.K. Tarih, gün ve saat : 10. Mayis 2003 21:42:07: ABD 'nin Türkiye hakim siniflarina çektiği son"firça" yi ABD'nin bir küstahliği ve müdahalesi olarak algilayabilecek kadar, hakim sinif görüş açisiyla bakan solcularimiz, tipki liberaler ve Genek Kurmay tetikçileri gibi,miliyetçilik- ve Kemalizmle donatilmiş "vatan" askerleri halinde"savunma" hattina dört nala koşmaya başladilar. Oysaki, biraz siyaset bilgisi olanlar, biraz yaşadiği ülkede olup-bitenlere bağimsiz bakabilme yetisi gösterbilenler görecektir ki,ABD'nin son "firçasi"nin Türkiye'yi sikiştirmaya yönelik değil, seçimleriden bu yana içerde meydana gelen bölünmeyi kaşimaya ve kişkirtmaya yöneliktir. ABD,Türkiye’nin 20-30 yildir bastiği bütün siyasi konsepleri, savaş boyunca değiştirdiği bilnmekteydi.ABD ve AB eksenli meydana gelen ciddi boşluğun ABD lehine doldurulmasina yönelik bu manevra,Türkiye'nin gelecek stratejilerine yön vermeyle birlikte, içerdeki hakim sinif klikleri arasindaki bölünme de askeri hizipleri kullanmaya yönelikti. Yani ABD'nin son tutmu,Türkiye'ye stratejik ilişkiler içinde çeki düzen vermek deği, içerde yönetmeme krizinin giderek derinleşmesi, iktidar organlarinda meydana gelelen işlevsizliği derinleşemesiyle oluşmakta olan istikrarsizliğa müdahale isteyen bir uyari niteliğindeydi.. Evrensel Gazetesi kalemşörleri dahil kendinden menkul solcularimiz, teslim oluşlarinin bir tezahürü olarak miliyetçiliğe sarilmlari,Türkiye egemen siniflarinin çoktan iç savaşa yönelik haziliklar yaptiğini görmeye engel oluyor. Ve bu ucube yazarlar tahifesi, Türkiye'de kapida bekleyen zor döneme ilişkin üç maymunlari oynamaya devam ediyorlar. Siz hiç, bu "solcu" tahifenin (F.Polat'in iki yazisi hariç) Genel kurmayía yönelik tek bir değerlendirmelenzi gördünüzmü?..Türkiye'hakim siniflarina yönelik, siyasal alan tespitlerini gördünüz mü? Genel anti emperyalizm söylemi kolay ve hasimlari kizdirmaz.ABD karşiti şarkilar söylemek te öyle.. Ama iş Kürt sorunu gibi çözülmek yerine, giderek karmaşiklaşan ve yakici sonuçlar doğuran bu sorunun, Türkiye'de ki artan yoksullaşmayla birlikte, açik bir iç hesaplaşmayi hazirladiği gerçeğine gelince, AKP'li parlemeterlerden medet umma düşkünlüğü yaşakmak gibi tuhaflikla taçlanabiliyor.. Türkiye hakim siniflarinin bir iç savaşa hazirlandiğini bu "solcu"milliyetçi tahifeden çok önce siyasi islami çevreler görmüştü..Onlarin bundan bile haberleri yok Evet Türkiye hakim siniflari iç savaşa hazirlaniyor..Kiyim ve yikima hazirlaniyor..Toptanciliğa hazirlaniyor.. Üzerinde tutnmaya çaliştiği bütün dengeler Irak'in işgaliyle bozuldu..Türkiye hakim siniflari yeni dengler kurabilmeleri için,önce içerdeki"sorunlardan geçiciliğin de olsa arinmasi gerkiyor.. Bunu için, ABDínin son "firçasi" stratejik ilşikilere yönlik değil, örtülü bir darbeye çağiridir. Ama görünüyor ki, Bu darbe girişimi ya da kendisi, öncekilerinden farkli olarak,"solcu" tahifleri de yanina alacak. Ne diyelim..en çok hükmünüz kadar cürümünüz olur..» Evet; son sözüne ve yukarıdaki sözlerine -hafif şerhlerimiz olmakla birlikte- katılmamak mümkün mü?.. Bizim için mühim olan, "Türkiye hakim siniflarinin bir iç savaşa hazirlandiğini bu "SOLCU"MİLLİYETÇİ TAHİFEDEN ÇOK ÖNCE SİYASİ İSLAMİ ÇEVRELER GÖRMÜfiTÜ..Onlarin bundan bile haberleri yok Evet Türkiye hakim siniflari iç savaşa hazirlaniyor..Kiyim ve yikima hazirlaniyor..Toptanciliğa hazirlaniyor.. “ kısmı... Bunu ta seçimlerin ardından yapılan “seçim değerlendirmeleri”nde ve ardından yazılan “tetkiki makaleler”de başta Dr. Hakkı Açıkalın, Mustafa Saka olmak üzere -“köşesi olmayan”- bu sitenin yazarları söylemişlerdi, yazmışlardı... "Ağustos böcekleri” ise, def çalıp oynuyorlardı... fiimdi de "yumurta kapıya geldikten” sonra, “ne olacak bu halin sonu” demeye başladılar.... Evet, "yakıcı sorunları” var TC’nin “seçkinlerinin” ve bu kafayla gittikleri sürece de “yanacaklar”... Bunu aşmak için de Yalçın Küçük taifesiyle birlikte İslamcılara el atmışlardı; “Sabatay oltasını” kullanmışlardı... Sanki bu ülkeyi kuranlar "Sabatayistler" ve bizi çekmeye çalıştıkları yerde -Dr. Hakkı’nın söylediği gibi- “Kemalist Judaizm” değilmiş gibi, yani herkesi kendileri gibi “sersem ve ahmak” sanarak “Sabatayistlere karşı el birliği yapalım!” demeye başlamışlardı ve hala da diyorlar... Bir de diğer taraftan çalışıyorlar... Sabatayist "liboş” Mehmet Barlas, “Kemalist İslamcı ittifağından” bahsediyor... Sanki, "biz" böyle birşeyi yapıyormuş gibi... Bu bir taktik; Kemalistlerle İslamcıların biraraya GELEMEYECEKLERİ meselesini “es geçirtip”, akıllarınca, Kemalistlerle İslamcıların “muttehid” olabilecekleri noktaları tesbit ettirmeye çalışıyorlar; bu saatten sonra ister misiniz, Kemalizm şunu istiyor, islam da; Kemalizm, şöyle diyor, islam da vesaire “ortak noktalar” tesbiti gayretinde olacak hamarat “İslamcılar” çıksın!? Olur, olur!. "Hoşgörücü”, “diyalogcu”, “Medineci” o kadar çok insan var ki “müslümanların safında”, bunlar şimdi alırlar ellerine kağıdı bu “ittifak maddelerini” yazıp çizerler... Ama bütün bu hesabları altüst edecek birşey var ki, buyrun okuyunuz: «- Medya TV'deki "Demokratik Çözüm" adli programa telefonla katilarak siyasal gelismeleri degerlendiren KADEK Genel Baskanlik Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, "Biz özgürlük savasçisiyiz ve Kürt sorununu çözmek için ortaya çiktik" dedi. Karasu, "Önderligimizin durumu çözülmeden, Türkiye'de demokratik adimlar atilmadan ve Kürt sorununda adimlar atilmadan bu sorunun çözülecegini düsünmek çok tehlikeli bir seydir" seklinde konustu. Türkiye'nin geçmis politikalarinin iflasinin ABD Savunma Bakan Yardimcisi Paul Wolfowitz tarafindan da teyit edildigini belirten Karasu, ABD'yi KADEK gerillalari ile karsi karsiya getirme politikasinin Türkiye'nin hatalar zincirinin son halkasi oldugunu vurguladi ve söyle devam etti: "Türkiye'nin kalkip kendi sorununu bir yere havale etmesi yanlistir. Bütün güçlerimiz tekrar içeri girerse savas yeniden baslar. Türkiye tüm bunlari kaldirabilecek mi? Biz özellikle güçlerimizi disari çektik ve Türkiye'yi rahatlatalim, firsat taniyalim ve demokratik yollardan bu sorunu çözelim dedik. Eger Türkiye bunu bir çözümsüzlük noktasi olarak görüyorsa, çok büyük bir yanilgi içerisindedir." Karar organlarina uyari Kürt sorununun kendisini bu kadar dayattigi bir dönemde, Türkiye'nin çözümsüzlükten medet ummasina tepki gösteren Karasu, "Biz bu konuda karar alicilari uyariyoruz. Türkiye'nin gerçekten güç olmasini, demokratik bir ülke olmasini, bir strateji ve politikaya kavusmasini isteyenlere sesleniyoruz. Bunlar zaman kaybetmedir ve Türkiye'ye hiç bir sey kazandirmaz, tabii çözüm gücü de olamaz" mesajini verdi. Dönemin sorunlarin kisa sürede çözülmesini gerektirdigini vurgulayan Karasu, "Geçmiste 4 yil böyle geçirildi, ama bir 4 yil daha artik böyle geçmez. Eger öyle geçilebilecegi saniliyorsa bu yanlistir" dedi. Kürt sorununun çözümü çerçevesinde her türlü iliskiye açik olduklarini da dile getiren Karasu, Kürt halki ve bölge halklarinin çikari için "istemlerimize, ulusal haklarimiza ve özgürlügümüze saygili olan herkesle" iliski kurabilecekleri açiklamasini yapti. Türkiye dönüm noktasinda Türkiye'nin bölgede artik stratejik öneme dayali iliskisinin kaldigini dile getiren Karasu, söz konusu temele dayali arayislara girse bile bunun "zayif ve demokratik olmayan bir iliski" olacagi görüsünü dile getirdi. Bu iliski biçiminde Suriye ve Iran'i örnek veren Karasu, "Ancak bu da çözüm degil" dedi. En uygun yöntemin Türkiye'nin durum degerlendirmesi yaparak stratejik bir konum elde etmesi ve politika belirlemesi oldugu tespitini yapan Karasu, "Türkiye kendi iç sorununu çözerse bölgede etkili olur ve çekici bir güç haline gelir, Güney'deki veya bir baska yerdeki durumlardan endiselenmez" seklinde konustu. Bu durumun Iran ve Suriye'ye de örnek olacagina isaret eden Karasu, Ortadogu'da çözümün iç dengelere göre oldugunu vurguladi. Bu nedenle Kürt sorununun muhatabinin da ABD veya Israil degil, Türkiye, Suriye ve Iran oldugunu belirtti. Irak'ta ise durumun, ABD müdahalesiyle degistigini, bu ülkenin kendisinin iliskileri kurdugunu animsatti. Öcalan'a yaklasim Kürtlere yaklasimdir Karasu, KADEK Genel Baskani Abdullah Öcalan üzerindeki kati tecrit durumuna da dikkat çekti. Türkiye'nin Kürtlere samimi yaklasimi ancak Öcalan'a samimi yaklasimla gösterebilecegini belirterek, sunlari kaydetti: "Önderligimize yaklasim Kürt sorununa yaklasimdir. Kürt sorununa hem Türk, hem de Kürt halki açisindan en makul çözümler ortaya koyan birisine, bu kadar olumsuz yaklasiliyorsa, demek ki Kürt sorununa olumlu bir yaklasim yok. Burada Önderligimize yaklasimi en olumsuz bir yaklasim olarak ele aliyoruz ve bu konuda karar alicilari bir kez daha uyariyoruz. Atesle oynamasinlar." Bazi aydinlarin bu durumu görerek genel af istedigini dile getiren Karasu, "Kürt sorunu çözülürse silahlarimizi birakacagimizi daha öncede belirttik. Yoksa ABD buraya geldi ve müdahale etti diye degil. Biz bunu yillardir söylüyoruz" mesajini verdi. Pismanlik yasasi çözemez Ancak yeni bir pismanlik yasasinin piyasaya sürülmesine tepki gösteren Karasu, bunu reddetti. Sorunun sunun veya bunun pismanligi olmadigini kaydeden Karasu, "Eger bir pismanlik varsa herkesin yaptiklarini ortaya koymasi gerekir. En basta da Türkiye'nin faili meçhul cinayetleri, köy yakmalari ortaya koymasi gerekir. Bunlar çok agirdir. Belki bizim de yanlis eylemlerimiz olmustur, ama biz bunlarin özelestirisini vermisiz" dedi. Kürt sorununun sözkonusu yasayla çözülemeyecegini anlatan Karasu, "Bizim gerillamiz dünyanin en onurlu gerillasidir, en onurlu savasçisidir" mesajini verdi ve Enver Pasa politikalarindan vazgeçilmesini istedi. Karasu, söyle konustu: "Türkiye çok kanun çikariyor. Iskence de yasak diyor, ancak sürüyor. Önemli olan anlayis degisikligidir. Kürt gerçegini kabul edecekler mi? Kürtlerin kimligini ve haklarini kabul edecekler mi? Kürt dili, kimligi ve kültürü yasalarla güvenceye kavusacak mi? Bu konudaki engeller kalkacak mi? Bunlar önemlidir. Burada samimiyet ve bir zihniyet degisikligi önemlidir. Biz bir zihniyet degisikligi görmüyoruz." Herkesi gerçekçi olmaya, Türkiye'yi ve demokratik güçleri bu konuyu dogru tartismaya ve Kürt halkini da Türk halkiyla, demokratik güçleriyle birlikte mücadeleyi yükseltmeye çagiran Karasu, söyle devam etti: "Kürt sorununun çözümünü dayatmaya çagiriyoruz. Biz tüm demokratik güçleri ve Kürt halkini mücadelesini yükseltmeye ve Türkiye'nin gerçek kurtulusuna sahip çikmaya ve bu temel de herkesi göreve çagiriyor.» Geçmişte “İsrail Kürtlerin müttefiği değildir; halkların içine sokulmuş bir emperyalist hançerdir!” diyerek dikkatlerimizi üzerine çeken PKK içindeki mühim şahsiyetlerden Mustafa Karasu, “KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEDEN SİLAH BIRAKMAYIZ!” diyor. Kemalistlerle İslamcıların “ittifak noktaları”nı arayanlar, bu “sorunu” nasıl çözecekler acaba?.. Bu "yakıcı sorun”, Irak’ın kuzeyinin -doğrusu Irak’ın- girdiği “çözümsüzlük” sebebiyle daha da YAKICI olmadı mı?.. Bu "sorunu" nasıl halledecekler?.. fieyh Saitlere, fieyh Rızalara TC’nin ilk döneminde SABATAYİST SOLUN KUTSAMASI ile girişilen KATLİAMLARIN aynını bugün de “devletin ve milletin bekası” için bu sefer KEMALİSTLERLE İSLAMCILAR MI (VE MİLLİYETÇİLER) gerçekleştirecek veya bunun “planları” mı yapılıyor?.. Irak’ın Kuzeyinde meydana gelen durum sebebiyle, Kürt milliyetçilerinin ve kürt insanını her türlü “talebi” artık SİLAHTAN BAfiKA NE İLE karşılanabilir mevcut Devlet SİYASETİNCE?.. Bu "durum" öyle bir noktaya geldi ki, kimi Kürt nasyonalistleri", "kimin eliyle ve izniyle kurulursa kurulsun, Kuzey’deki Kürdistan kurulmalı ve Kürtlerin bir toprağı olmalı!” demeye başladılar... Manzara şöyle... Anadoluda Kürtlerin talebleri "cıss!” olarak görülüp, “silahla” karşılanacak; buna elbette MHP ve İP-TKP “emperyalizmin maceracı örgütlerinin kışkırtması”, “Kürt yoktur; Türk vardır!” diyerek karşı çıkacak, “paramiliter kuvvet” olmak için “sıraya girecekler”; bu ekibe, “ne olursa olsun Kürdistan!” diyen “nasyonalistler” de katılacak ve hem Kürd Kürde, hem de Kürd Türk’e kırdırılacak... Eh "durumdan vazife çıkartacak!” Generaller muhakkak bulunacak ve ASKERİ DARBE gelecek... Irak’ın kuzeyindeki şimdiki durum ile, Ortadoğu içerisinde planlanan “yeni harita’laşma”da TC’nin BUGÜNKÜ SİSTEMİ İLE YERİ YOK! Özal’ın başlattığı ama ömrü yetmediğinden geçiremediği “Yerel İdare” kanunu ve arada bir meydana çıkartılan (ve hatta ciddi ciddi bir yerlerde hazırlanan) “BAfiKANLIK SİSTEMİ” tartışmaları, boşuna değil... Amerikalı, pragmatist insandır.. Bu coğrafyada, kendilerinin ne derece barbar bir SİYONİST olduklarının ortaya gün gibi çıktığı bugünlerde, FRANSIZ LAİKLİĞİNİN “sıkıntı” oluşturacağını bilmekte ve bunun içindir ki “reference’ları İslam” olan “tayyip”leri köküne kadar desteklemekte (arada da “kayıkçı dövüşü” yapmakta); bu ülkede çok kısa bir dönemde kanunların da tüzüklerin de İslam “reference”lı olduğu günler hazırlanıyor. Ama buna karşı “direnç” var... İşte Kemalist ve İslamcı ittifağı laflarının “sebeb-i hikmeti” de bu... Kemalistler, "gidici" olduklarını gördüklerinden; İslamcılar da “gelenin” İslamla uzaktan yakından alakası olmadığını gördüklerinden karşı çıkıyorlar; çıkıyoruz. Bu manada da "Kemalist ve İslamcı İttifağı” lafları, YOK EDİLMESİ ZORUNLU İKİ GRUBUN İFfiAI OLMAKTA... Peki ne yapacağız?.. Buyurunuz bir iktibas daha yapalım: «- Bir de söyle diyorlar. Darbe sartlarinin olusmasi isteniyor. Ama bir darbe yapilacak olursa, özellikle Batililar darbecileri köseye sikistirip, görevi birakmaya zorlayacak ve sonra da sanik sandalyesine oturtacaklar ve bastirilan darbenin ardindan tüm reformlar bir çirpida yapilacak.. Darbecilerle birlikte darbecilerin destekledigi ve darbecileri destekleyen güçler de tasfiye edilecek ve o sartlarda Türkiye yeniden yapilandirilacak.. Ama bu defa kesin olarak halk darbeye sessiz kalmayacak, darbecilere boyun egmeyecek ve darbeciler de agir bir sekilde cezalandirilacaklar.. (Abdurrahman Dilipak. Vakit. 13. 5. 2003)» Yazılarımızı okuduğunu sözle değil de işte böyle yazdığı makalelerle gösteren Dilipak’ın yazdığı son cümle önemli: «- Ama bu defa kesin olarak halk darbeye sessiz kalmayacak, darbecilere boyun egmeyecek ve darbeciler de agir bir sekilde cezalandirilacaklar.» fiimdi... İnsan olanın, insan olmanın tabii haysiyetine ve “endişelerine” sahib olanın, yukarıdan beri anlatılan “tablo” karşısında ne yapması gerekir?.. Basbayağı KAN DÖKÜLECEK!. Bu ülkenin insanın, KÜRDÜYLE, TÜRKÜYLE, LAZİYLE, ÇERKEZİYLE, ARABİYLE, ARNAEVUTUYLA, ÇEÇENİYLE, BOfiNAĞİYLE, MUHACİRİYLE, GENÇ YAfiLI, KADIN ERKEK, İHTİYAR, ÇOCUK, BU ÜLKENİN İNSANININ HEM DE BİRBİRİNE KIRDIRILARAK KANI DÖKÜLECEK!.. Önümüzdeki "süreç", bunu gösteriyor; er veya geç bunun alametleri başlayacak ve kısa bir zaman içinde de İÇ SAVAfi, CEHENNEME DÖNDÜRÜCEK BU ÜLKEYİ... İşte, sismik bombalarla “kontrollü deprem” yapma başarısını gösterecek kadar fiziki ilimlerde, teknolojide ilerleyen ABD’nin hakimiyeti altındaki topyekün Batı veya esas ismiyle JUDAİZİM, “21. Amerikan Yüzyılı” çerçevesinde ülkemizde, yerin altında değil de “YERÜSTÜ DEPREM”i meydana getirmek için “SİSMİK DARBELER” atmaya başladı bile; Kurtoğlu yahudisinin, Grosmanların, Perlelerin (tümü Yahudi) açıklamalarının hikmeti işte bu!. İslam olmanın ilk şartı “LA İLAHE....”dir... ALLAH’TAN BAfiKA İLAH YOKTUR!. Ve yine batın kahramanlarının ifadesiyle, ZELZELE DENİLEN HADİSE, ALLAH’IN ARZ TECELLİSİDİR!. VE AHİRZAMANDA ÇOK OLACAKTIR!. Çünkü, "Allah’ın Va’adi Vardır!” Nedir o Vaad?.. İSLAMIN TOPYEKÜN DÜNYA HAKİMİYETİ!. Teknolojideki devasa ilerlemeleri sebebiyle "fiziki amilleri bile kontrol altına almaya” CÜRET eden, bu sayede de ALLAHLIK TASLAYAN YAHUDİ KONTROLÜNDEKİ BATI da, kendisini “besleyen” ideoloji olan “JUDAİZM”in “DAVUD’UN SOYUNDAN GELECEK, KRAL SALOMONUN GÜCÜNE SAHİB YAHUDİ MEHDİSİ”ni BEKLEMEKTE ve DÜNYAYI ONA HAZIRLAMAK İÇİN “YERÜSTÜ DEPREMLER” YAPMAYA KALKIfiMAKTA... Son tahlilde, kaskatı maddeci olduğuna inanılan Batı, geliyor ve “Yahudi Mehdi”sine işi bağlıyor.. İşte, bu nokta, “medeniyetler çatışması” denilen nesnenin, “denilme” sebebidir.. Kim hakim olacak?.. IISS’ın “buyurduğu” üzere, “TC’nin değeri tartışılmaz”; bunu değiştirmek gerekiyor, “ANADOLUNUN DEĞERİ TARTIfiILMAZ!”... Hesap-kitab, bu PAHA BİÇİLMEZ HAZİNEYE KİMİN SAHİB OLACAĞI ÜZERİNDE!.. İSLAM MI YOKSA JUDAİZİM Mİ?.. Eğer ikinci kazanırsa, reklamlarda seyrettiğimiz “çip para” misali, geldikleri bu teknolojik seviyede “ÇİP İNSAN” olmamız veya Matrix’deki gibi “uyutulduğumuz ve yaşadığımızı zannettiğimiz” bir “sanal dünya-matriks” içinde yaşamamız KAÇINILMAZ OLACAKTIR. DNA’ların “klonlanması” bu halin “bidayeti” değil mi... Judaizm, yeraltındaki “başarısından” cüret sahibi olarak yerüstü depremi yapmaya niyetleniyor. Yüce Allah buyuruyor ki: "- Muhakkak ki siz yer(yüzün)de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak ki büyük bir kibirlenişle yükseleceksiniz. Nitekim o ikiden ilk vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. BU YERİNE GETİRİLMESİ GEREKEN BİR SÖZ İDİ. Sonra onlara karşı size tekrar güç ve kuvvet verdik, size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık. Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da kendi aleyhinizedir. Sonunda VAAD GELDİĞİ ZAMAN (YİNE ÖYLE KULLAR GÖNDERİRİZ Kİ) YÜZLERİNİZİ KÖTÜ DURUMA SOKSUNLAR, BİRİNCİSİNDE ONA GİRDİKLERİ GİBİ MESCİDE (KUDÜS’E) GİRSİNLER VE ELE GEÇİRDİKLERİNİ DARMADAĞIN EDİB MAHVETSİNLER.» Allah’ın vaadi var!. Ve, Allah var, problem yok!. Onlar istedikleri kadar "kontrollü deprem" yapmaya cüret etsinler, "Allah’lık taslamaya” kalkışsınlar, YERİN VE GÖĞÜN SAHİBİ, MALINI KİMSEYE VERMEZ! O "kontrollü depremleri", "kaos" haline de sokup, "başlarına bela” haline (“yüzlerini kötü duruma sokar”) getirebilir; buna inancımız tam!. Allah’a bir "İLAH VE RAB”olarak inananların KORKACAKLARI, ÇEKİNECEKLERİ hiçbirşey yok!. Aksine, biz "Musa" gibiyiz... Firavnun eliyle beslediği katiliyiz ki, ne dediğimizi aşağıda anlayacaksınız. Düşünelim, bunlar “konrollü deprem” faaliyetleri yaparken, ya gerçekten de SAHİBİNİN KONTROLÜNDE HAKİKİ BİR DEPREM olursa bu ülkede vaziyet ne olur?.. Bir "Bingöl"deki durumla bile nasıl telaşlandıkları, ellerinin ayaklarına dolandığı ortadayken, BÜYÜK İSTANBUL DEPREMİ, fiU SICAK YAZ AYLARINDA ÇALSA KAPIYI... N E O L U R ?.. Aynı şekilde, yerüstünde yapmaya çalıştıkları “siyasi deprem”/İç savaş teşebbüsü de “kontrolden çıkarsa”?.. İki kutub çekişiyor şimdi... İki “çelik çekirdek”... İki “beyin”... İkisi de “avama” (“avam” sadece köylü mehmet amca değil, “demokratik tartışma” oltasına takılan çoğu “entel dantel” de buna dahil) oynuyor ve onu kendi yanına çekmeye çalışıyor.. Gösterdik, "seçkin site"nin seçkin yazarlarının hadiseleri evvelden görüp, “uyarılarını” yapmalarını ve “bugün”, o uyarı yapılan hadiselerin meydana çıktığını ve bu tablonun da hem soldan ve kürt milliyetçilerinden hem de müslüman gazetecilerden gayet güzel tepki aldığını... Deşifre faaliyeti bu “seçkin sitenin” ve “hakiki entellektüel yazarlarının”, başarılı olarak gidiyor. Düşmanın hamlelerini görmek ve uyarmak, harbde büyük avantaj kazandırır. Bu noktada avantaj bizde!. Fakat iş, bunları bilmekle bitmiyor... Kitlelerin "ayağa kalkması” gerekiyor. İster inanın ister inanmayın, ama bu işi de bize “yerüstü depremi/iç savaş” ile, kafaları dört köşe Siyonistler sağlayacak... Açık davet, kısaca... Buyrun, "yerüstü depremi"ni yapınız! Ne dediğimiz 1999 sürecinde “söylenenleri” hatırlayarak anlamaya çalışın! Evet, buyrunuz! Biz de onu bekliyoruz İNANDIĞIMIZ VE VAADİNDE DURAN ALLAHIMIZLA!.. Tük vatanseverleriyle ANADOLU HALKI OLARAK bekliyoruz.
15 MAYIS 2003
|