bana yazmak için tıkla

Paramparça bir aşka daldık seninle
yüzümüzde maskemiz
umutsuzluğumuzu sakladık

Bize ağlıyorum sevgilim
İkimiz de ne iyi biliyoruz
mutluluğun olmadığını
Sadece çaba var
terk ediş var
Yaşam boyu bizi bağlayan
tüm engelleri, sevenlerimizi bile
terk ediyoruz bir bir
Birlikteliğimizde dahi
yalnızlığın kaçınılmaz olduğunu
ikimiz de ne iyi biliyoruz
değil mi sevgilim
Her şeyi geride bırakırken
bir başımıza kalmak uğruna
nasıl da bencilleşiyoruz aslında

Bu bırakışların sonu gelmez
bir gün gelmiş bakarsın
birbirimizi terk ediyoruz sevgilim
yalnızlığımız uğruna
kaçarcasına

Durak kaldırımlarında
yıllar öncesinde olduğu gibi
sallanıyorum yere yakın
İnsanların bakışlarında
netameli görüyorum kendimi
Sokağa uzanmak geliyor içimden
boylu boyunca
Karnımı yumruklamak
kahkahalarla bastırmak sessizliği
Ruhumdaki güneşlikleri söküp atmak
bir yün yumağının peşinde koşturan
küçük bir kedi yavrusu gibi
yuvarlanmak istiyorum yerlerde
Anlıyorum yaşamı şekillendirmek
seçimlerimle benim de elimde
Belki utancı unutmak
ya da deliliği kabullenmek kadar kolay

Belki biraz daha karanlık gerekirdi
odaya duygularımı yansıtmak için
çok net olmayan
hatta biraz da karanlık

Uzun yıllar kendine dönerek
büyüyen bir sevginin ardından
şimdi karakterli bir ilişkinin
kişilik çatışması var içimde 

Ben, o
ve bizim gibi
kimliği reddedilmiş sevgimiz

Kaygılar geri çekiyor beni
zihnimde özgünlüğüme dair
yarım kalan ya da ertelenen
her ne var ise
oraya sürükleniyorum

Biliyorum ki alıyorum
karşılığında ürettiğim
ilgiyle karşılanacak mı,
yoksa varolanın bence sunusu gibi
tepkisiz bir sevginin monotonluğunda
kifayetsiz mi kalacak
bilmiyorum 

Bütün şarkılar yavaşlasın istiyorum şu an
yıkık duvarların arasından dumanlar sızsın
ben yıkıldım dünya da yıkılsın istiyorum

Yaşananları kıskanıyorum şu an
bütün o şuh kahkahaları,
sevgi sözcüklerini,
umut dolu ıslak parlak gözleriIşıltılı geceleri özlüyorum şu an
dokunabilmeyi, okşanabilmeyi
Şehveti özlüyorum şu an

Dalgalanan denize hasretim şu an
Korkusuz adımlara, alevli tırmanışlara

Bir Fransız parçası çalınıyor şu an,
utanmadan benim yalnızlığıma nazır

Çıldırıyorum adeta,
ve bıkıyorum galiba
uzaktan sevilmekten,
bir başıma beklemekten...

Gidiyoruz çok uzaklara
sevgimizi ve anılarımızı
ardımızda bırakıyoruz giderken
Gözlerimiz aydınlık bakmıyor geleceğe
karanlıklara gidiyoruz belki de
kaygılar çöreklenmiş hayallerimizin üstüne
çocukluğumuza dokunulmuş
kirli eller uzanmış masumiyetimize
ümit yetmiyor bize
ısıtmıyor yüreğimizi
barış istiyoruz umarsızca
artık ağlayamıyoruz
alışmışız acılara
kan kokuyor sokaklarımız
arınamıyoruz suçluluğumuzdan
ölemiyoruz bile
çünkü yaşamıyoruz
Oynuyoruz sadece
bu acımasız oyunda hep
yenilen tarafı oynuyoruz hem de
Savaşıyoruz
en çok kendimizle
çok dürüst davranmışız
dışlanmışız
yalnızlığımıza terk edilmişiz
ama bir gerçek var
kimliğimizden vazgeçmiyoruz
Sevilmiyoruz utanmıyoruz
aldırış etmiyoruz
Yüzümüzde tebessüm yok
başkalarına göstermelik
neysek oyuz
Bizler bu dünyada kaybolmuşuz
yolumuzu bulamıyoruz
Evet gidiyoruz
bu yaşamı içimize gömüyoruz
elimizde küçük bir umut
ve kocaman bir hüzün
yaşar gibi yapıyoruz isteksizce
Karar veriyoruz yola çıkmaya
giderken çocukluğumuzu da yanımızda götürüyoruz
gittiğimiz yerde her şeyi unutup
oyuna yeniden başlayabilelim diye...

Masallarım

bencil olduğumu sanma sakın
yarım kalan hayallerime ağlıyorum
bir çocuğun dinletemediği sözü gibi
gerçekleşmeyen rüyalarımı anımsıyorum

unuttun mu yoksa, bana masal anlatacaktın
bu gece çok yorgunsun
dün de öyleydin
yarın yine yorgun olacaksın
doğru zaman hiç gelmeyecek biliyorum
masallarını dinleyemeyeceğim

hayal dünyamda
-ya da anılarımın arasında-
parçalanmış iki kara bulut arasında
göz yaşlarım damlıyor
uçurtması kçan
ya da dondurmayı yalayamayan bir çocuk
belki ağlayan

ama ben
mutluyum yarım da olsa hayallerim
hala masallarını bekliyorum

hem biliyor musun,
sen olmazsan yarın;
ben kendi kendime anlatırım.

Dün gece ayı gördüm o damdan
Bulutların arasına gizlenmişti
Ne görkemli ve yalnızdı aslında
Beni bekler gibiydi umutsuzca
Bir gün yeniden buluşuruz belki,
ağaçların arasında gözlerimizi yumarız
sonbaharda kuruyan bir aşka...

 

Sana uzanmaya çalışıyorum
avuçlarımın arasından
kayıp gidiyorsun
küçüğüm, küçücüğüm
yetişemiyor ellerim sana
 

 

Durağan

Aceleyle geçip gidiyor hayatımın günleri; otobüse yetişme çabası, işe yetişme çabası, derse yetişme çabası. Sana, ona daha bin tane önemsiz şeye yetişmek için çırpınıp duruyorum.
Para, onu kazanmak farkına bile varmadan amaç halini alıyor. Sahip olunca ne yapacağımı bilemediğim para ya da gün gelip ceplerimi doldurunca harcamaya hiç cesaret edemeyeceğim para.
Aşk, ilişkilerin gündeminde usulca arka sıralara düşen o kutsal duygu. Nasıl yaşayacağımı bilemediğim zehirli coşku. İnsan tiplemeleri yapıp duruyorum zihnimde. Uzun-kısa, akıllı, seksi, duygusal, romantik, haşin, asi, serseri ruhlu, terbiyesiz, ruhsuz, ukala, bencil, sevecen, saf, züğürt, zalim, güleç, sinirli, sarışın, esmer, kumral, yeşil gözlü, kel, keçi sakallı, topal, güçlü, fodul, narin, yaşlı, genç, kıllı-kılsız, özverili, güvensiz, cesur-ödlek... dünya yüzeyinde ya da yerin dibinde ya da gökyüzünde yaşamasını sürdüren milyar sayıda insandan seçmeler. Hepsini analiz edip şöyle ama böyle, öyle olduğu kadar da böyle diye diye ideal ideal daha ideal tiplemelerimden bir-iki tane bırakıyorum geriye. Bu elde kalanlar benim potansiyel aşıklarım tabii. Sonra bir de bakıyorum ki sahip olduğum ve olmak istediğim ne kadar özellik varsa bunlardan yapılı bir adam belirlemişim hayalimde. Bir de diyorum ki ben buna aşık olurum işte! ya da böyle biriyle olmak isterim. Tabii kendime aşık oluyorum dönüp dolaşıp; elemelerimdeki kriterler benden çıktıkça kaçınılmaz olan sonuç. Aslında durmayı bir öğrensem. Yemyeşil çimlere uzanıp öylece saatler boyu dursam. Ruhum, bedenim, düşüncelerim dursa. Dünya dursa; yaşam dursa. Amaçlarımız dursa. Saatler dursa bir. Bir an olsun durağanlığı yakalayabilsek. Ben de içimde her şeyin olması gerektiği gibi ya da olabileceği gibi olduğuna dair o güven veren duyguyla ciğerlerimi doldurup bir oh!, desem.

 

Saniyeler koşturdukça
Yaşam yolunda kaygısız,
Geriye kalan
Her bir bedenden hatırat
Kolyeler taşır anıları
Boncuk boncuk paylaşımlar
İki sıcak tenin ürettiği
Aynı dizgide toplanır
Duyguların mirası gibi
Derine dalan gözlerinden
Sızılan son damla yaş
Düğüme varan en son taş
Zaman tünelinin
En orta yerinde
Sarf edilen sevi sözleri
Ya da yıldızlar altında
Bir aşk gecesinde
Sevginin solmaz şahidi,
Fotoğrafıdır kolyeler
Kimileri kıvılcım misali,
Parlayıp sönen
Aşk masallarından
Anılası yek saniye uğruna
Sallana durur
Boş zincirin ortasında
Kimiyse siyah incilerden
Yılansı, boynuna dolanan
En hüzünlü armağan
Buruk çocuğunun
bitmeyesi rüyasından
İster maviye sevdalından
İlan-ı aşk eden
Muğlak sözcüklerin
Nafile çözümlenmiş ifadesi
Bir tılsım ola
İster tutkuyla saranından
Kan taşı serti,
kırmızı dudaklarına
Soğukluğunca kondurduğun
Her Öpücüğe bedelli
İçinde dağlanan umuttan
Arda kalan onca sayılı halka
123'ü de katrandan kara
Kolyeler ki
Bir şiirin imgeleri kadar
Gizemli ve sessiz aşklarını
Boğazına tasma yapan
Çoklarınca değersiz
Zehri nefesine katık
Sakladığın o ilk sigaranın
külleri kadar
Seni bağlayan
Safran sarısı bir hüzünle
Geçmiş geçmemiş mi?' ye
Zihninde yıkılan ve yanan
Ahşap evlerin enkazından
Daha somut ne var ki
Saklanıp yaralanmayan
Kış varır gelir yeniden
Ruhunda karlaşır
Sevmelerinin gerçekliği
Kalmasa da anı defterinde
Sevişmelerinin sıcaklığı
Isıtır seni
Boynundaki kolyen

küçük soğuk adam
otobüs basamaklarında oturup
geçmişimde kucakladığım
geri gelmez
kısık gözlü koca kafalı
akıllı
sert acımasız duygusuz
çekici
yalnız hırslı
tek boyutlu
siyasi ukala
10'larca adamdan biri
küçük soğuk adam
aşık olduğum
imkansız ilişkilerde
uğruna kendimi küçümsediğim
horultulu kokulu
kabuslu terli uyur-gezer
bencil idefiks
100'lerce adamdan biri
küçük soğuk adam
yine bir gece yorgunluğunda
sarsıntılar içinde
ankara'ya hiç varmayacak olan
o karanlık yolda durağansız
geçiyorum gözlerinin önünden
kokumu bile almıyorsun
bakışların üzerimden ışıklanmıyor bir an
sen
unutmak istediğim
aşkının zehrini içime boşaltan
küçük soğuk adam

15/11/2001

 

Geçmişimizin unutulmazları arasında yer alacak ilişkimiz, üzerine kafa yormamı kaçınılmaz kılan düşüncelere sürüklüyor beni. Evet aylar geçip gidiyor, mevsimler değişiyor birlikteliğimizin toprakları üstünde ,ama yüreğimde donup kalan ve içimde oynaştıkça sivri köşeleri etime batıp batıp canımı yakan bir taş gibi sana olan aşkımın kumullarının sancılar içinde bedenimden dökülmesini bekliyorum. Kum dökmek çok sancılıdır bilir misin; seni temizleyişim de gıdım gıdım, nebze nebze ıssız kalbimden her bir parçanın ayrılışında ciğerim dağlanarak sürüncemede bir karar gibi uğursuzca gerçekleşiyor. Eminim bütün bu olan bitenden bihabersin. Sosyal statünün ve politik kimliğinin getirilerine mahkum, yaşamını törpüleyen tek boyutlu anlayışın kucağında sürüklenip gitmektesin. Seni hiç tanımayan o iyi dostlarınla aynı sokaklarda, aynı kahve köşelerinde ulusun sosyalliğini kurtarmaktasın. İnan sana olan aşkıma lanet etmiyorum. Başlarda gözlerim kızarıncaya kadar ağladığım günlerde belki biraz ,ama şimdi içimde yükselen duyguların coşkusuyla senin üzerine taşan o güzel anlarımın şerefine ölesiye mutluyum. Her bir anın tekilliğinin bilinciyle de çocukça hüzünlüyüm. Zihnimde dalgalanan gelecek-geçmiş arası düşünceler, odağı kaymış hedeflerim ve haftanın beş günü ben olma hakkımı elimden alan o güzel işim sayesinde çılgınca yorgunum. Yaşamayı ve savaşmayı seçmiş tüm diğer deliler gibi buğulu otobüs camlarında gördüğüm mat çehremin renkleri içinde bilhassa geçmişimi izliyorum. Sezinlenemeyişim için seni suçlamaktansa sezdiremediğim için sana kapılan kendimi yargılıyorum -acımasız değilim, merak etme-. Kendimi en az senin kadar seviyorum. Dedim ya yorgunum, aşkımı analiz edecek kadar gücüm kalmadı. Bu gece kendime verebileceğim en büyük armağan seni düşünmekten vazgeçip uykuya dalmak olabilir. Karabasanlar arasında terleyen bedenine sımsıkı sarılıp da horultularını dinleyen başka bir yakışıklı var mıdır acaba yatağında?

 

 

bulanık sularım

senin gidişin
-ya da benim bırakılışım- için
üzülmemek gerek belki
bu gece yıldızlara baktım
gözlerim yaşardı
öylesine parıltılıydılar ki
gökyüzünün altında
boynu bükük
gözü düşük
yürüdüğümden utandım
hayat çok kötü diye
hıçkıra hıçkıra
ilerlemeye devam ettim
evet hayat çok kötü
ve çok güzel
bir köre en çok
yıldızları göremediği için üzüldüm o an
sözcükler öylesine yalın
öylesine bayağı ki
bu coşkuyu anlatamam onlarla
tek sözüm var
heyecanım henüz bitmedi
hala aşka inancım var
hala zıplayarak
hala bir deli gibi
koşturarak yürüyorum
ya da yarın ölecekmiş gibi
vakur ve sessiz
yaşamın tadına vara vara
ilerliyorum
sen gittin artık
önceleri de gidenler oldu
acılar içindeyim yalan yok
ama bitmedi işte
hala gencim
hala seviyorum
hala umutluyum
sen,
akdeniz'in suları gibi
bin yılda bir temizlenen yüreğimde
bulanık bir tortusun sadece
tek korkum seni içimden atamadan gitmek
hep aynı suların içinde
aynı pislikle boğuşmak
yüreğimdeki parmak izini
gerekirse kazıyarak silerim
içim sızlar
canım yanar ama
sevdiğime lekesiz bir kalp veririm

 

 

 

Bir Deneme

 

Hosted by www.Geocities.ws

1