İnsan, gençlik döneminde
düşünce yapısı olarak büyük dönüşümler yaşar. Gençlik
dönemine girilmesiyle birlikte düşünce işleyişi somuttan
soyuta doğru kayar; insanlığın durumu, moral ve etik
değerler ve din konuları kökten ve yeni baştan ele alınır.
Zekanın en işlek olduğu dönem olan 18-24 yaş arasında
gençler, herşeyi sorgularlar. Kendileri, dünya, varoluşun
nedenleri gibi konularda enine boyuna düşünmeye başlarlar.
Genç insan, sadece görünen gerçekliğe bağlı değildir.
Olabilecek alternatifler üzerine düşünebilir. Bu dünyanın
nasıl başka türlü olabileceğini de kapsayan bir sorgulamayı
getirir bu. Olumsuzlama bu dönemin en tipik
özelliklerindendir ve politik seçimlerde dahil olmak üzere
yaşamın tüm alanlarını kapsar. Anababanın sahip olduğu tüm
değerler olumsuzlanabilir. Genç ailesinden kopmaya ve
bireyselleşmeye başladıkça "ben kimim?" ve "nereden gelip,
nereye gidiyorum?" soruları sorulmaya başlanır. Genç,
kuralları incelemeye, bu kuralların ardında yatan ilkeleri
tartışmaya başlar. Soyut ve kurgusal bazen de pratikle pek
doğrudan ilişkisi olmayan bu düşünme tarzıyla genç insan,
ahlaki, dini ve politik alanlarda varolan sistemi yetersiz
bulabilir ve bu nedenle köktenci karşı çıkışlara
yönelebilir. Çok ortada ve ayan beyan olan yanlışlıkları
gördükleri halde düzeltmedikleri için erişkinleri
ikiyüzlülükle suçlayabilir. Yaş ilerledikçe kafasında
kurduğu ideal dünya ile gerçek dünya arasındaki fark ortaya
çıktıkça hayal kırıklıkları yaşayabilir.
Gençlik döneminde ailenin
dışındaki dünya ve arkadaş grupları daha birincil bir konuma
geçer. Genç insan, kendisini akranlarının gözüyle
değerlendirir; arkadaş grubunun normlarından sapma kendine
güvenini azaltan ve istenmedik bir şey olur. Birçok insan
için gençlik dönemi ahlaki gelişmenin ve değerlerin
şekillendiği bir dönemdir aynı zamanda. Soyut düşünce
döneminde artık sadece ailenin değil, geniş ölçüde toplumun
ve insanlığın çıkarları da devreye girer.
Gençlik döneminin bir diğer
özelliği de gençlerin kolaylıkla tehlikeli ve riskli
davranışlar sergileyebilmesidir. Bunun için zaten toplumu
savunmak hep onlara kalmıştır; toplumun vurucu gücü gençler
olmuş, onlar öne çıkmıştır. Benzer şekilde ideolojik, ulusal
mücadelelerde, spor karşılaşmalarında gençleri görürüz hep.
Fiziksel bedensel gücün zirveye ulaştığı yaşlardır gençlik
yılları. İstatistiklere göre gençlerin ölüm nedenleri
arasında kazalar özellikle de motorlu taşıt kazaları birinci
sırada yer almaktadır. Bu durumun kolay risk alıcı
davranışlara girme eğilimi ile ilişkisi olduğu
sanılmaktadır. Gençlerin kolay tehlikeye atılmaları
yetersizlik duygularını örtmeye yönelik aşırı tepkiler,
gruba benzeme ve uyma, kendisini çok güçlü, zedelenemez ve
ölümsüz görme gibi nedenlerle açıklanmaktadır.
Gençlik döneminin bu
özelliklerini alt alta sıraladığımızda tablo daha
netleşiyor; gençlerin kurulu düzene olan sorgulayıcı
tavırları, köktenci ve ödün vermez düşünce biçimleri,
arkadaşlığa verdikleri önemleri, enerji dolu olmaları ve
kolay tehlikeye atılabilmeleri neden siyasi mücadelelerde ön
saflarda yer aldıklarını açıklıyor. Hele de böyle bir
mücadele norm haline geldiğinde yani diğer gençler de aynı
şeyi yaptıklarında arkadaş grubunun kuralları genç için önem
kazandığından ailenin tutumu ne olursa olsun genç, politik
grupların içinde yer alabiliyor. Gencin içinde yer aldığı
politik grubu seçimi, bireysel özellikleri de hesaba katan
ayrı bir tartışmayı gerektiriyor.
80 sonrası gençlerin siyasi
katılımları, en azından görünürde de olsa azaldı. Bir kere
genelde tüm toplum için siyasi mücadele daha az önemli hale
geldi. Politikacılar özelinde tüm bir politika,
olumsuzlandı, onların "uğruna mücadele vermeye değmeyecek
insanlar olduğu" vurgulandı. İnsanların kendilerini
tanımlamasında politik kimlik daha ikincil oldu. Bu gençleri
de etkiledi ister istemez. 80 öncesinde hemen tüm gençler
için siyasi tercih, kişisel kimliklerinin en önde yer alan
bir bileşeni idi. Neredeyse bazı gençlerin bu alan dışında
uğraşıları kalmamıştı: okul, eğitim, meslek, arkadaşlık
ilişkileri, karşı cinsle ilişkiler, hobiler, özel zevkler,
sanat ve güncel politika dışındaki düşünsel etkinlikler hep
ikinci planda kaldı. Dolayısıyla gençlik döneminin diğer
özellikleriyle birleştiğinde 80 öncesi yıllar, gençlerin
"siyasi şiddet"e yönelmeleri için çok elverişli bir vasat
oluşturdu.
Şüphesiz gençlik
dönemininde hız kazanan siyasi ilgi ve etkinlikler,
gençlerin sağlıklı bir gelişim gösterebilmesi için olduğu
kadar dünyamızın yenilenmesi ve değişimi için de gereklidir.
Üstelik bu tür ilgi ve etkinlikler, barışçı bir mecrada
sürdürüldüğünde, gençlik dönemindeki şiddete yönelmenin de
gerçek panzehiridirler. Ancak sağlıklı bir kişisel gelişim
için gencin politik alanların dışındaki tüm diğer alanlarda
da belli bir varlık gösterebilmesi, olgunlaşması, seçimler
yapması gereklidir. Ülkemizin gençleri 1980'lerden yakın
zamanlara gelene kadar politik alanının önceki kıyıcı ve
bıktırıcı hegomonyasından kurtulmanın verdiği rahatlıkla
hareket etmişlerdir. Artık enerjiler oralara akıtıldığından
sanatta, ticarette, ekonomide gençlerin etkisi daha fazla
hissedilmiş, Yuppiler her yerde boy göstermişlerdir. Politik
olmak, belli bir siyasi gruptan yana tavır almak, bir norm
olmaktan çıkmış, gençler hem kendi seçimlerini daha rahat
belirleyebilmişler hem de seçenekleri daha fazlalaşmıştır.
Ne var ki bu olumlu atmosferin ülke geneli için geçerli
olduğunu söyleyebilmeye imkan yoktur. Tam tersine bir yandan
depolitizasyon süreci işlerken diğer yandan toplumun bıçak
sırtında duran dengeleri alt-üst olmuş, toplumun ve
dolayısıyla gençlerin çok büyük kesimi için yoksullaşma,
göç, ani kültürel değişim, teknomedyatik dünyadan gelen
uyaran bombardımanı gündeme gelmiştir. Kaosa gidiş,
gençlerin büyük bölümünün yaşam karşısındaki seçim yapma,
sağlıklı bir bireysel kimlik oluşturabilme fırsatlarını
ortadan kaldırmış, öfkelerini biriktirmiştir. Ortaya çıkan
tablo, 1990-1996 arasındaki dönemin karakteristiklerini
belirlemiş; özellikle daha tutucu bir ahlaki gelişim
düzeyinde olan lise gençliğinin özellikle umutsuz ve lumpen
kesimlerinin amaçsız ve sudan gerekçelerle birbirlerine
kıyasıya saldırılarını ve çete cinayetlerini gündeme
getirmiştir.
1996'dan sonra yeniden
gençliğin siyasallaşması gündemdedir. Siyasallaşma ve
barışçı bir siyasi mücadele ortamı olmadığından "siyasi
şiddet"e yönelme eğilimi, yüksek okullardan liselere doğru
hızla yayılmaktadır.
Biz, hepimiz, gençlerimizin
neden şiddete başvurdukları olgusu üzerinde yeterince kafa
yormazsak ve uygun tedbirler almazsak toplumumuzun yeni genç
boğazlaşmalarına sahne olmasını istemesek bile en azından
seyirci konumunu benimsediğimizi itiraf etmek, bu suçun
sorumluluklarına hazır olmak durumundayız
|