|

Gençlik döneminin en
önemli psikososyal yanı, kimliğin kazanılmasıdır. Gencin
bu dönemde sağlam bir kimlik duygusu geliştirebilmesi
gerekir. Kimliğin en kısa tanımı "kişinin kim olduğunun
ve nereye gittiğinin farkında olması"dır. Yani genç
insanın "ben kimim?" sorusuna verebilecek cevabı
bulunmasıdır. Kimlik, özdeşimlerin bittiği yerde başlar.
Çocuk, ruhsal gelişimi sırasında çeşitli özdeşimler
kurar. Yani çevresindeki yetişkin insanları, dar
anlamıyla da ana-babayı model alır, onların
davranışlarını taklit eder içine sindirerek kendi
özellikleri haline getirir. Çocukluktaki bu özdeşimlerin
birbiriyle bütünleştirilmesi ve gençlik dönemindeki
arkadaş gruplarının değerlerinin alınmasıyla kimlik
oluşur. Yani kimlik, çocuklukta çevredeki kişilerden
kazanılan özelliklerin bütünleşerek benliğe
yerleşmesiyle oluşur. Kimlik duygusu ise bu
bütünleşmenin yaşanması ve buna bağlı güven duygusudur.
Kimlik duygusu sağlam bir bireyin "ben neyim?", "kimim?"
soruları karşısında duraksamadan vereceği cevapları
vardır. Bunun rahatlıkla yapılabilmesi için kişinin
kendi bireysel benliğine yerleşmiş olan süreklilik ve
aynılık duygusuna gereksinim duyulur. Kimlik duygusu
güçlü olan bireyler, kendilerini diğer insanlardan ayrı
bir kimse olarak ayırabilirler. Zaman içinde kendileri
ile ilgili devamlılık, tamlık ve bütünlük hissine sahip
olurlar. Kimliğin gelişimi için toplumsal ortam, çevre
önem taşır; yani kişinin kendisini nasıl gördüğü diğer
insanların onu nasıl gördüğü ile bağlantılıdır. Gençlik
döneminde kişi, yaşamının önceki dönemlerinde yaptığı
özdeşimleri birleştirerek tek ve bir kimliğe
dönüştürebilmelidir. Bu da gençlik döneminde ulaşılan
bilişsel kapasiteyle başarılabilecek bir durumdur.
Kimlik oluşumunda aile
ile olan ilişkiler de büyük önem taşır. Kimliği ile
ilgili tam bir netliğe ulaşamamış kimlik araştırması
içinde olan gençler, aileye daha bağımlı olan,
bağımsızlığın ve atılganlığın hoş görülmediği ailelerden
çıkan gençlerdir. Kimlik gelişimi, çeşitli biçimlerde
yolla duraklar veya bozulabilir. Kimlik duygusu
oluşmamış kimselerin yaşamla ilgili seçimleri amaçları
sağlıksız seyredecek; sonuçta ortaya çıkan durum ise
kimlik karmaşası olacaktır. Kimlik krizi ise, kişisel
aynılık ve tarihsel süreklilik duygusunun yitimi, toplum
tarafından kişiden beklenilen rolü kabullenememe veya
yerine getirememe durumudur. Bunun sonucunda toplumsal
yalıtılma ve geriye çekilme, aşırılıklar, isyankarlık
veya her şeyi reddetme gibi tutumlar ortaya çıkarlar.
Güçlü bir kimlik
duygusuna sahip olan insanlar, daha otonom, yaratıcı,
çevrenin uyum için yapacağı baskılara direnebilen,
yakınlık kurabilme kapasitesine sahip kimselerdir.
Kimliğin önemli bir
bileşeni de cinsel kimliktir. Cinsel kimlik, bedensel
biyolojik cinsel yapısının farkında olmak ve buna göre
kendisini kadın veya erkek kabul etmekle kazanılır.
Gençlik döneminde toplum, genç insandan açık bir şekilde
tanımlanmış bir cinsel kimlik kazanmasını bekler ve ona
bunun için bir imkan sunar. Gençlik dönemindeki bu
gelişme cinsiyet yoğunlaşması olarak adlandırılır. İlk
gençlik döneminde gerçekleşen bedensel değişiklikleri
izleyerek erkeksi veya kadınsı görünüşün daha
belirginleşmesine erkeksi ve kadınsı toplumsal rollerin
alınması eşlik eder. Sağlıklı bir şekilde cinsel
kimliğin kazanılması halinde genç insan, erkek veya
kadın olmak durumuyla ilgili kendisini rahat
hissetmelidir. Ancak özellikle bu dönemde gençlerde
beden imgesi ile cinsel kimliğin uyumu konusunda
-örneğin yeterince erkek görünümlü veya yeterince kadın
görünümlü olunup olunmadığıyla ilgili- kaygı çıkabilir.
Ahlaki Gelişim
İnsan yaşamının hiçbir
döneminde ahlaki değerler, gençlik döneminde olduğu
kadar önem taşımazlar. Birçok insan için sınırları
belirlenmiş net bir ahlak duygusunun gelişimi gençlik
döneminde tamamlanır. Ahlakı "içinde bulunulan çevre ve
toplum tarafından paylaşılan kurallar, haklar ve
görevler manzumesi" olarak tanımlayabiliriz. Ancak bazen
kabul edilen kuralların birbiriyle çeliştiği olabilir,
bu durumda birey kendi bilinçli seçimiyle ahlaki bir
tercih yapmayı öğrenmek durumundadır.
Gencin bilişsel açıdan
olgunlaşması, toplumsal beklentiler ve talepler, ahlaki
gelişimi hızlandırır. Genç insan, kendisine sunulan çok
çeşitli değerlerden kimilerini alır ve benimserken
kimilerini reddeder. Her gencin yaşamına kılavuzluk eden
şöyle ya da böyle bir değerler sistemi vardır. Güçlü bir
kimlik duygusu ile değerlere sahip olma arasında sıkı
bir bağlantı bulunmaktadır.
Genç için ahlak ve
değerler alanının önem taşıdığını hemen herkes kabul
etmesine karşın ahlaki değerlerin gelişimiyle ilgili tam
bir fikir birliği yoktur. Ahlaki gelişimi anlayabilmek
için değişik teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan
bilişsel yaklaşımı savunanlar, ahlaki değerlerin ahlaki
bir duruma uygun şekilde düşünebilme yeteneği ile
gerçekleşebileceğini öne sürerler. Bazılarına göre ise
ahlak, insanların ne düşündükleri ile değil ne
yaptıkları ile ilgilidir. Jean Piaget'nin zihinsel
gelişimle ilgili çalışmaları, bu konuda önem taşırlar.
Piaget, ahlakın bilişsel gelişime paralel olarak
kademeli biçimde geliştiğini belirmiştir. Buna bağlı
olarak küçük çocuğun sahip olduğu ahlaki değerlerle
gencin sahip olduğu ahlaki değerlerin, bilişsel
kapasitelerinin farklı olması nedeniyle birbirinden
farklı olduğunu öne sürmüştür. İşlem öncesi zihinsel
düzeyde olan çocuk, basit bir şekilde anababanın koyduğu
kuralları izler; somut işlemler döneminde çocuk,
kuralları kabul etmekle birlikte bunların istisnası
olabileceğini anlar. Gençlik döneminde gelinen zihinsel
düzey olan soyut işlemler dönemindeyse artık genç insan,
kuralları geniş ölçekte toplumun ve diğer insanların
yararına göre değerlendirmeyi öğrenir.
Lawrence Kohlberg,
Piaget'nin kavramlaştırmasını genişleterek ahlaki
gelişmenin üç temel devreden oluştuğunu belirlemiştir:
Gelenek-öncesi, geleneksel ve gelenek-sonrası. Her dönem
de kendi içinde iki alt-gruba ayrılmaktadır. İlk düzey
olan gelenek-öncesi ahlak döneminde ceza ve anababaya
uyma temel belirleyici etkendir; ikinci düzey olan
geleneksel rol uyumunda ise çocuk, onaylanmak, takdir
edilmek için diğer insanlarla iyi ilişkiler sürdürmeye
çalışır. Ahlaki gelişimin son aşaması olan
gelenek-sonrası dönemde ahlaki ilkelere gönüllü olarak
uyulur ve gerektiğinde belli durumlarda bu kuralların
istisnası olabileceği bilinir.
Gençlik döneminde önce
geleneksel ahlaki düşünce baskındır: Buna göre doğru
davranış, kişinin yapması gereken şeyleri yapması,
otoriteye saygı göstermesi, ve varolan sosyal düzeni
sürdürmesidir. Önceden savunulanın aksine son
araştırmalar, birçok gencin bu aşamadan öteye
geçmediğini ve burada kaldığını ortaya koymuştur. Bazı
gençler ise gelenek-sonrası döneme geçerler. Bu dönemde
herhangi bir toplumsal gruba ait olmayan, evrensel
olarak kabul edilebilir, soyut ahlaki ilkeler kazanılır.
Bilişsel olarak ahlaki
ilkelerin kazanılması, onlara uyulacağı anlamına gelmez.
İnsanların doğru bildikleri şeyi yapmaları, ahlakın
kendi kişiliklerinde ve kimliklerinde tuttuğu yerin
önemine bağlıdır. Ahlaki değerlerin genç tarafında
içselleştirilmesinin güce ve disipline ya da sevgiden
yoksun bırakmaya dayanan bir eğitimle değil; ilgi ve
sıcaklığın eşlik ettiği açıklama ve anlatmaya dayanan
bir eğitimle sağlanabileceği çeşitli çalışmalarla
gösterilmiştir. Gençliğin değer sistemi ile ilgili
olarak Batı'da yapılan araştırmalarda günümüze doğru
yaklaştıkça giderek daha fazla sayıda gencin kendi
finansal ve genel iyiliğini toplumunkinden daha önemli
gördüğü izlenmektedir. Yine 1970'li yıllarda yapılan
araştırmalarda iyi eğitim daha ön plandayken, 80'li
yıllarda daha fazla para kazanmak öne geçmiştir.
Yeterince sistemli bir şekilde yapılmasalar da son
yıllarda ülkemizde yapılan daha ziyade popüler nitelikli
çalışmaların sonuçları da bu doğrultudadır.
|