|
ÇOCUKLARI
DUYARLI KILAN NEDİR? ŞİDDET DOLU BİR DÜNYADA
ÇOCUKLARIMIZA YUMUŞAK YÜREKLİLİĞİ ÖĞRETMEK
Bazen
kendimizi sanki çepeçevre şiddet ve zulümle
çevrilmiş bir dünyada yaşıyor gibi algılayabiliriz.
Amerika Birleşik Devletleri Ulusal İstatistikleri’ne
göre, okullarda ya da okulların civarında her yıl,
üç milyona yakın suç işlenmektedir. Bu sayı, her
okul
gününde 16.000 suç ya da her 6 saniyede bir suç,
şeklinde de açılabilir. Ev içi şiddete yönelik bir
çalışma, pek çok liseli erkek öğrencinin, eğer
kendisini öfkelendiriyorsa, kız arkadaşına vurmanın
uygun olduğunu düşündüğünü göstermiştir. 1980’lerin ilk
dönemlerinde, 17.000 kişinin evlerindeki eşleri
tarafından öldürüldüğü ortaya çıkmıştır.
Şiddet ve
zalimliğin çok sık görüldüğü ve hatta neredeyse
kabul edildiği bir dünyada, çocuklarının daha
duyarlı, iyilikçi insanlar olarak gelişebilmeleri,
diğerlerine karşı daha çok sevgi ve ilgi
gösterebilmeleri için, neler yapmaları, nasıl
davranmaları gerektiği, pek çok anne-babanın merak
ettiği bir sorudur. Duyarlı çocuklar yetiştirmenin,
dünyamızdaki şiddet sorununun tek çözümü olmadığı
açık. Ama acaba, gerek televizyonda
gerek caddelerde şiddete maruz kalmaları,
çocuklarımızın gittikçe daha “katı yürekli”
olmalarına yol açıyor mu? Bunun olmamasını
sağlayabilir miyiz?
Kuşkusuz
anne-babalar çocuklarının yaşamını etkileyen her
şeyi kontrol edemezler. Çocuklarımız dışarıdaki o,
genellikle sertliklerle, acımasızlıklarla ya da en
azından mutsuzluklarla dolu, "gerçek dünya"da(!)
daha çok zaman geçiriyorlar. Ayrıca, ana-babaların
kontrol edemeyecekleri kendilerine özgü kişilikleri,
özellikleri vardır. Bütün bunlara rağmen,
çocuklarının daha şefkatli, daha adil ve daha
sorumlu olarak yetişebilmeleri için anne-babaların
yine de yapabilecekleri birşeyler olduğunu
söyleyebiliriz.
Acaba
çocukların doğasında bu sevgi dolu özellikler var mı?
İnsanlar
bazen çocukların, dışarıdaki dünyayı ve insanları,
yetişkinlerin bildiği şekilde "bilemedikleri"ni
düşünürler. Onların dünyayı kendilerine göre, kendi
bakış açılarıyla değerlendirdiklerini sanırlar. Ama
acaba bu ne kadar gerçektir?
Bir
zamanlar araştırıcılar, diğer insanlara yönelik
gerçek bir şefkat ve ilgi duygusunun, yaş
yetişkinliğe doğru ilerledikçe ortaya çıktığına
inanırlardı. Ama artık, bu inancın doğru olmadığı,
kişinin kendini bir başkasının yerine koyma (empati)
ve ilgiyle karışık endişelenme işaretlerinin çok
daha küçük yaşta
gözlenebildiği ortaya çıkmaktadır.
Örneğin,
Zahn-Waxler, Radke-Yarrow ve King adlı psikologlar,
anne-babaları fiziksel (örneğin başağrısı) ya da
duygusal (örneğin annenin kötü bir haber karşısında
ağlaması) bir nedenle sıkıntı içinde olan çocukları
izlemişler ve çok küçük yaştaki çocukların bile,
anne ya da babalarıyla birlikte bu sıkıntıyı
yaşadıklarını görmüşlerdir. Bu çocuklar,
ebeveynlerine ilgi ile yaklaşmışlar, sorunun
nedenini sormuşlar, çözmek istemişler ve sıkıntıda
olan ebeveyni rahat ettirmek
için ellerinden geleni yapmışlardır.
Örneğin,
annelerden biri, eşiyle yaptığı bir tartışma
sonucunda ağlamaya başladığında, daha 21 aylık olan
kızı yanına gelip, kucağına oturmuş ve annesine
fisiksel şefkat gösteren davranışlar içine girmiş,
Anne, "Minik kızım uzandı ve beni alnımdan öptü. O
dakikada tüm depresyonum ortadan kalktı, ben de ona
sarıldım. Daha sonra yüzünde bir tebessüm oluştu.
Rahatlamıştı." sözleriyle ifade etmektedir.
Bu tür
tepkileri gösterebilenler sadece küçük çocuklar
değildir. Gösterdikleri bu yakın ilgi ve şefkat
duygusu da sadece anne ve babalarına yönelik
değildir. Bir kaç yıl önce, 12 yaşındaki bir
Filedelfiya'lı çocuğun "evsiz" kişiler için kendi
kurduğu bir barınağı açması, gazetelere yansımıştı.
Pek çok çalışmada, çocukların ister
sınıf arkadaşları, ister komşu, ister bir yabancı
olsun, acı çeken insanlardan hemen etkilendikleri
görülmüştür. Ayrıca, çocukların hayvanlara yönelik,
sanki doğuştan getirilmiş bir yakınlıkları olduğu,
çok iyi bilinir. Yeni doğan bebeklerin bulunduğu kliniklerde,
bir bebek ağlamaya başladığında, diğerlerinin de
ağlamaya başlaması, belki de bu ilgi ve duyarlılığın
ilk işaretleridir.
Magen ve
Aharoni tarafından yapılmış bir araştırmada da
diğerlerine yardım etme davranışları içine giren
ergenlerin, kendi yaşamları hakkında çok daha olumlu
duygular içine girdikleri ve kendi gelecekleri için
daha umut dolu beklentiler geliştirdikleri
görülmüştür. Bu çalışmadaki ergenlerden biri bu
duygularını, "Müthiş bir duyguydu! Kendimi bir
kırlangıç kadar hafif, özgür ve
mutlu hissetmiştim. Yaşamın çok heyecan verici
olduğunu düşünmeye başladım" sözleriyle dile
getirmişti.
Anne-babalar neler yapabilir?
Neler
hissettiğinizi bilmelerini sağlayın.
Yapabileceğiniz en önemli şey, çocuklarınızın sevgi,
şevkat ve sorumluluk duyguları içinde
davranmalarının, sizi ne kadar mutlu edeceğini
onlara açıkça söylemenizdir. Çocuğunuzun düşüncesiz
ve acımasız bir davranış içine girdiğini
gördüğünüzde hemen müdahale edin ve bu şekilde
davranmasını istemediğinizi söyleyin. Çocuğunuzla
konuşurken
içten ama kesin bir dil kullanın. Üzerinde
durduğunuz şey onun kişiliği ya da herhangi bir
özelliği değil, yapmış olduğu ve dikkatinizi çeken
davranışı olsun. Diğer deyişle, "İyi çocuklar böyle
yapmaz!" ya da "Kötü bir çocuksun!" yerine, "Yaptığın
(..……davranış)
iyi bir davranış değil." deyin.
Çocuklarınızın diğer insanlara yönelik
davranışlarının, sizin için duygusal açıdan da çok
önemli olduğunu anlamalarını sağlamak, bu işin temel
anahtarıdır. Eğer sizin herhangi bir konudan
duygusal olarak çok etkilendiğinizi bilirlerse, bu
konu onlar için de önemli hale gelir. Bu duygusal
tepkilerin aynı zamanda konuya yönelik bilgiyle de
desteklenmesi çok önemlidir. Diğer deyişle
çocuklarınız, sizin o tür davranışları neden
onaylamadığınızı da bilmelidir. Örneğin,
"Bak arkadaşın ağlıyor, çünkü sen oyuncağını onun
elinden aldın. Bu iyi bir davranış değil!" ya da "Bak
öyle yaptığında kedinin canı yanıyor, o yüzden de
seni tırmaladı. Ona bu şekilde acı vermek iyi bir
davranış değil ve artık bunu yapmanı istemiyorum!"
şeklinde konuşulabilir.
Hangi tür
davranışları onayladığınız, hangilerini
onaylamadığınız konusunda çocuklarınızla açık,
dürüst ve kesin konuşun. Cümlelerinizi kısa ve konu
ile ilgili tutun. Önemli olan onların suçluluk
duymasını değil, bir şeyler öğrenmesini sağlamaktır.
Onlar için iyi modeller olun
Clary ve
Miller adındaki iki psikoloğa göre, çocukların
şefkatli olmalarına yardımcı olabilmek için
anne-babalar, iki açıdan model olabilirler:
Bunlardan biri diğerlerine karşı, ikincisi de
çocuğunuza karşı gösterdiğiniz şefkatli
davranışlardır.
Diğer
deyişle, somut davranışlar laf olarak söylenenlerden
daha etkili olur.
Eğer siz
kendiniz, tutarlı olarak sevgi ve şefkat dolu
biriyseniz, çocuklarınızın da bu şekilde yetişmesi
olasılığı daha yüksektir. Çocuklar nasıl
davranacakları konusunda ipuçları almak üzere
anne-babalarını ve diğer yetişkinleri gözlerler.
Şunu
unutmayın! Eğer onlara bir şey söylüyor ama
davranışlarınızla tersini yapıyorsanız, çocuklarınız,
sizin yaptıklarınızı daha çok dikkate alacaklardır.
Eskilerin,"Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma"
deyişi, genellikle işe yaramamaktadır. Diğerlerine
karşı anlayışlı, hoşgörülü, şefkatli olma konusunda
ise hiç işe yaramaz.
Herkesin
gönüllü yardım kuruluşlarına ayıracağı zamanı ya da
bağışlayacağı parası olmayabilir. Ama tüm ailenizin,
gündelik yaşantının bir parçası olabilecek küçük "iyilikçilik"
davranışları olabilir. Bu davranışların, öyle
muhteşem, gazetelerde çıkacak kadar sansasyonel
şeyler olması gerekmez. Bir komşunuzun bir ricasını
kırmamak, onlar istemeden
bir ihtiyaçlarını önceden görmek, incinmiş bir
hayvanı korunaklı bir yere çekmek, evsiz bir insana
biraz para verip iyi bir şeyler söylemek, bir grup
ergen tarafından alaya alınmış biri için araya
girmek, caddeden karşıdan karşıya geçen bir görme
engelliye yardımcı olmak, otobüste bir yaşlıya ya da
çocuklu bir kadına yer vermek gibi, pek çok, "ilgi-sevgi-şefkat"
göstergesi olabilecek, küçük davranışlar vardır.
Çocuklarınız siz bunları yaparken sizi
izleyebildikleri gibi, kendileri de bu işlerde rol
alabilirler.
Çocuklarınızın çevresinde bu tür özellikleri
gösteren kişilerin bulunmasını ve dolayısıyla sizden
başka modeller de olmasını sağlayın.
Yapabileceğiniz bir başka şey de, çocuklarınızın bu
tür eylemlere katılabilecekleri organizasyonlar
bulmanız ya da düzenlemenizdir. Bunlara
katılmalarını teşvik edin. Okul aile birliklerinin "kardeş
köy", "kardeş yuva", "Bizim huzurevi", vb. sosyal
yardım klüpleri kurmalarına ve bu klüplerin çocuklar
tarafından yürütülmesinde yardımcı olun. Toplumda
varolan, TEMA,
AKUT, Sivil Savunma, Yeşilbarış, vb. gibi
organizasyonlar hakkında onların yanında konuşun.
Siz ve
Çocuğunuz
Eğer
çocuklarınızın onuruna saygıyla yaklaşır,
başarılarına ilgi gösterir ve farkederseniz, onlara
vereceğiniz mesaj, tüm canlıların onuruna saygı ve
ilgi gösterilmesi gerektiği olacaktır.
Bunun bir
boyutu da çocuklarınızın sevgi ve şefkat dolu,
iyilikçi davranışlarının ödüllendirilmesidir.
Psikolog Segal, çocuklara zalim davranışlarının
onaylanmadığının belirtilmesi ne kadar önemliyse,
olumlu davranışlarının ödüllendirilmesinin de bir o
kadar önemli olduğuna dikkat çekmektedir. Onlara bu
tür davranışlarının sizi ne kadar mutlu ettiğini
coşkulu bir şekilde ifade edin. Örneğin, "Biraz önce
düşen arkadaşının yanına gidip, ona yardım ettiğini
gördüm. Ne kadar iyi bir davranış yaptın! Çok hoşuma
gitti, gururlandım!" diyebilirsiniz.
Peki dış
dünyanın etkileri ne olacak?
Anne-babalar, evde verdikleri bu çabalarının,
çocuklarının arkadaşlarından gördükleri,
çevrelerinde yaşadıkları ve televizyonlarda
sinemalarda izledikleri, bencil kahramanları
taçlandıran bir kültürden edindikleri olumsuz,
bencilliğe, zalimliğe, yok edip ezmeye, şiddete prim
veren mesajlarla, boşa gideceği kaygısını yaşamakta
haklıdırlar.
Bu etkilere
karşı durabilmek için yapacağınız bir kaç şey vardır.
Örneğin, onlara yardımsever davranışları ön plana
çıkaran kitaplar verin. Ancak unutmayın, çocuklar,
özellikle ergenler, kendilerinin ya da "normal"
insanların ulaşamayacakları kadar abartılmış ve
yüceltilmiş kahramanları pek sevmezler. Bu yüzden,
her zaman rastlanabilecek sıradan türden iyilikçi
davranışları sergileyen kahramanların öykülerini
anlatan kitaplar seçin.
Ulusal Ruh
Sağlığı Enstitüsü'nün bir araştırmasında,
televizyonda iyilikçi davranışları izleyen
çocukların, bu davranışları taklit etme eğiliminde
oldukları görülmüştür. Bu nedenle, şiddete yönelik
filmler izlemelerini engelleyebilir, bunun tersi
davranışların sergilendiği filmleri
özendirebilirsiniz.
Çocuklarınızın görmek istediği filmler hakkında
onlarla konuşun. Aşırı şiddet ögeleri var mı?
Diğerlerini atlatıp, "kazançlı çıkan" suçluları,
insanlara ya da hayvanlara yönelik şiddeti
yüceltiyor mu? Çocuklarınızı bir kavanoz içinde
yetiştiremeseniz de, onlarla bu konularda
yapacağınız konuşmaların etkisi epey uzun sürebilir.
Onlara gördükleri bu filmler hakkında neler
düşündüklerini sorun ve acaba o kahramanların elde
ettiklerinin, kaybettiklerine
değip değmediğini, başka hangi tür seçeneklerini
gözardı etmiş olabileceklerini konuşun.
Çocuklarınızı, kendilerini insanlığın, ülkelerinin
iyiliğine adamış ünlü kişiler konusunda eğitin.
Çevredeki müzeler, televizyon özel programları ve
kitaplar, bunun için birer araç olabilir. Kimlere
hayran oldukları ve neden hayran oldukları
konularında, onlarla söyleşiler yapın.
Peki
çocuklarımızı bu şekilde eğitmeye çalışırken onları
fazla "yufka yürekli" hale de getirebilir miyiz?
Çocuklar
hayatın sert ve acımasız gerçekleriyle her gün zaten
yüzyüze ise, anne-babalar onun dikkatini acılara ve
üzüntülere özellikle çekmenin, iyi bir fikir olup
olmayabileceğini düşünebilirler. Bazıları da hayatın
bir de bu yüzünü göstermenin çocukları
yıkabileceğini düşünebilirler.
Bunlar
anlaşılabilir kaygılardır ve uzmanlara göre, bazı
çocukların, bazı durumlarda diğerlerinin acıları
karşısında aşırı duyarlı hale geldiği olabilmektedir.
Ancak bu bulgular, duygusal açıdan özellikle zayıf
ve kırılgan olan çocuklar için geçerlidir.
"Her tür ve
her koşulda kendinden birşeyler verme" davranışı, "veren
kişi" için her zaman sağlıklılık göstergesi
olmayabilir. Eğer çocuğunuz her ortamda,
diğerlerinin isteklerini kendi ihtiyaçlarının önünde
tutuyor ve kendi düşünce ve isteklerine hiç sahip
çıkmıyorsa, bu tür bir "aşırı vericilik", "kendine
güvensizlik", "boyuneğicilik" gibi bir başka "kişilik
gelişimi" sorunun işareti olabilir.
Çevremizdeki okulların bazılarında çocuklara yönelik
"vericilik" ve "iyilikçilik" davranışlarını
geliştirmeye yardımcı faaliyetler düzenlenmektedir.
Çocuklar katıldıkları bu "klüpler"de, yaşlılara,
özürlülere, fakir çevrelere kendi maddi katkılarını
ya da daha çok manevi desteklerini
sunabilmektedirler. Doğayı, çevreyi, barışı, kültür
hazinelerini koruma eylemlerine
katılabilmektedirler. Genel olarak bakıldığında bu
tür davranışlardan olumsuz etkilenen çocuk sayısı,
yok denecek kadar azdır. Tam tersine bu çocuklar
küçük okul klüplerinde edindikleri bu davranış
kalıplarını, gündelik hayatlarına da taşımakta ve bu
deneyimlerinden
çok olumlu etkilenmektedirler. Bunun aşırıya kaçıp
kaçmadığını anne-baba olarak en iyi siz
görebilirsiniz.
Yokedilemeyen Bağlantı
Psikolog
Segal'in sözleriyle, "Bu küçük broşürde önerilen
yaklaşımların hiç biri, çocuk ve anna-babası
arasında yokedilemeyecek o, sevgi-ilgi bağı olmazsa
işe yaramaz."
Çocuklarımızın verici, iyilikçi insanlar olarak
yetişmeleri için en önemli faktör, onların
kendilerinin ilgi, şefkat, iyilik dolu bir
atmosferde yaşamalarıdır. Uzmanlar, çocukların
yaşadıkları evde kendilerini güvende hissetmelerinin,
dikkatlerini kendi üstlerinden çekip başka insanlara
ve onların sorunlarına yöneltmede önemli bir etken
olduğunu vurgulamaktadırlar. Bunun tam tersi
durumlarda ise, sevgi ve şefkatten mahrum yetişmiş
çocuklar kendilerini sürekli
güvensiz hissedeceklerinden, onların sadece
kendilerini korumayı, kurtarmayı düşünmeleri, sadece
kendi ihtiyaçlarına yönelmeleri doğaldır.
|