|

1-UYKU BOZUKLUKLARI
2-BEBEKLİKTE YEME BOZUKLUKLARI
3-TRAVMA SONRASI
OLABİLECEK DURUMLAR
Genelde bebeklik
yıllarında insanın travma ve önemli zararlı olaylara
karşı bedensel savunma mekanizmaları işlemez . Bebek
travmanın bütün etkisini ve şiddetini yaşar. Toplum
olarak bebeklerin anneleri ve babaları ile güven ve
sevgi ortamında büyümeleri sağlanmaya çalışılır. ama
bazen anne babaların elinde olmadan minik bedenler bazı
travmalara maruz kalabilir. bu travmalar onların o
andaki ve sonraki dönemde hatta bütün hayatları boyunca
etkilerini devam ettirebilmekte ve bir çok psikolojik
sorunun doğmasına zemin hazırlamaktadır. genelde
bebeklerin birşey hissetmediği ve olayların farkında
olmadığı gibi yanlış bir kanaat vardır ama bu son derece
yanlış bir anlayıştır. Daha anne karnında iken çocuğun
dış dünya ile psikolojik etkileşimi başlar . Bu
nedenlerden dolayı çocuğun anne karnından itibaren
travmatik olaylardan uzak kalması ve bu türlü olayları
hiç yaşamaması çok önemlidir.
Bu zaman olarak
hayatın kısa ama çok önemli evresinde yani bebeklik
döneminde insanın karşılaştığı olaylara tepkisi de
elbette ki erişkinlerden farklı olmaktadır. Travma
olarak bazen anne babaların haricinde gelişen olaylar
yaşanmak ile birlikte , bazı durumlarda ise bizzat o
minik canlının dünyaya gelmesine vesile olan ve seçme
şansı olmadığı anne babası tarafından çocuğa yapılan
yanlış veya kasıtlı davranışlar onlarda travmatik
yaşantıların oluşmasına ve psikolojik durumların
bozulmasına neden olur.
Travmatik yaşantı
bizzat çocuğa yönelik olabileceği gibi çocuğun şahit
olduğu bir olay ile de olabilir. Genelde bu travmatik
yaşantı sıradışı , şiddetli , tehdit edici , kişiyi
çaresiz bırakan ve o kişi için çok sıkıntı vericidir. Ve
bu olay ile birlikte bebekte bazı belirtiler ortaya
çıkar . Bu belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz ;
genelde yaşanan olaydan sonra o olayı tekrar tekrar
yaşama durumu olur bu yaşama durumu, oyunlarda ,
rüyalarda , göz önüne gelen görüntülerde olabilir. Bebek
normal gelişim dönemi ve mevcut kişilik yapısından
beklenmeyecek derecede hissizleşme belirtileri (içe
çekilme , duygusal kısıtlılık , kazanılmış becerilerde
geçici kayıp , oyun oynamada ve hoşça geçirilen
vakitlerde azalma ) olabilir. Daha önce olmayan bazı
belirtilerin ( sevdiklerinden ayrılmak istememe , yalnız
başına kalmak istememe , kızgın ve öfke dolu davranışlar
, daha önce olmayan korkular ) ortaya çıkması. Bebeğin
aşırı tedirgin ve tetikte olması ( uykuda bozukluklar ,yeme
bozuklukları, dikkat toplamakta zorluklar , çabuk
irkilme ) gibi.
Yukarıda saydığımız
belirtiler genelde travmadan hemen sonra yavaş yavaş
belirgin hale gelmeye başlayabilir. Travmadan aylar
sonra bile travmayı hatırlatan bir olay veya başka
nedenler ile ortaya çıkabilir. Yapılması gerekenler
olarak öncelikle çocuğun bu durumunun farkına varılması
ve bir an önce bir çocuk psikiyatristi ile durumun
değerlendirilmesi önemlidir. Bu durumun çocukta
olabilecek diğer durumlar ile ayrırıcı tanısının
yapılması gerekir. Anne babaın sevgi ve güven mesajları
kuvvetlendirilmelidir. Çocuğun travması ile ilgili oyun
terapisi , psikoterapi (yaşa göre) , gerekirse de ilaç
tedavisi uygulanmalıdır. Eşlik eden belirtilere göre
tedavi ve destek bir an önce ön plana çıkarılmalıdır.
4-UYUM BOZUKLUKLARI
Uyum bozuklukları
genelde geçici ve hafif durumlar için sözkonusudur. Yani
bebeğin normal gelişimi içinde karşılaştığı stres
faktörlerine geçici ve hafif şekilde verdiği cevabı
gösterir. Bu durum travma oluşturacak kadar şiddetli
değildir ve hiç önemsenmeyecek kadarda belirsiz değildir
. Yani bu iki uç kutup arasında kalır. Uyum güçlüğü var
diyebilmemiz için çocuğun yaşına uygun gelişimi , çevre
şartları , açık stres faktörleri göz önüne alınmalıdır.
Uyum güçlüğü bebek
veya küçük çocuğun kendi kişilik özellikleri , aile
yapısı ve çevre şartlarının durumuna göre değişen
derecelerde gösterdiği geçici bir reaksiyondur. Uyum
güçlüğünde bebekte görülen sıkıntılar hiçbir zaman dört
aydan uzun sürmez. Dört aydan uzun sürer ise o zaman
başka psikiyatrik tanıların ve sıkıntıların olduğunu
düşünmek gerekir.
Çocukta
görülebilecek belirtiler olarak sessizleşme , yavaşlama
, hareketlilikte azalma veya artma , hırçınlık, üzgün
bakış , karşı gelme , uyumaya karşı koyma , öfke
krizleri veya çabuk sinirlenme , tuvalet eğitimi ve
alışkanlığında zorluk ve problemler , uyku sorunları ,
iştah değişiklikleri ve problemleri sayılabilir.
Uyum bozukluğu
oluşturabilecek nedenler arasında bebeğin bakım
vereninin değişmesi , annenin işe başlaması , anne baba
arasındaki ilişki bozuklukları , bir evden diğerine
taşınma , çocukta olabilecek hastalıklar , ailedeki
fertlerde değişik psikiyatrik ve bedensel hastalıklar vb
gibi durumlar sayılabilir.
Uyum bozuklukları
durumunda bebeğin gösterdiği belirtilerin geçmemesi ve
giderek ağırlaşması durumunda bebek ve bakımverenin bir
çocuk psikiyatristine giderek durumu değerlendirmeleri
ileride olabilecek psikopatolojileri önleme açısından
önemlidir.
5- BEBEKLİKTE KAYGI BOZUKLUKLARI
6-
BEBEKLİKTE CİNSEL KİMLİK BOZUKLUKLARI
7- BEBEKLİKTE VE ERKEN ÇOCUKLUKTA OTİSTİK BOZUKLUK
Otistik bozukluk
genel anlamda belirgin belirtileri olmasına karşın bazı
durumlarda anne babalar tarafından geç
farkedilebilmektedir. Otistik bozukluk genel olarak
hayatın ilk 36 ayında bazı belirtiler vererek yavaş
yavaş kendini göstermeye başlar. Normalde bebeklerin
gelişim dönemleri içerisinde bebeklerin anne veya diğer
insanlar ile iletişim ve etkileşim şekli önemlidir.
Bebek ilk doğuduğu andan itibaren etrafı ile iletişim ve
etkileşime girmek ister . Bu iletişim ve etkileşim göz
ile nesneleri ve insanları takip ederek , agulama ile
sinyal vererek , karşısındakine gülümsemede bulunarak ,
göz kontağı kurarak olabilir. Otistik bozukluğun
başlangıcı ilk 36 ayda belli bir normal gelişim dönemi
olduktan sonra olmakla beraber doğumdan itibaren bazı
belirtiler ile birlikte de görülebilir.
Otistik bozukluğu
olan çocuklarda üç temel belirti vardır. Bunlardan
birincisi iletişim alanındadır. Yani konuşma , jest ve
mimikler vb araçlar ile etraf ile iletişimin olmaması
veya çok kısıtlı ve sınırlı olmasıdır. Aileler
çoğunlukla çocuklarını ''konuşmuyor'' diye Kulak burun
boğaz hekimine veya Çocuk hastalıkları hekimine
götürürler. Daha sonrada orada yapılan tetkiklerin
normal çıkması ile Çocuk Psikiyatristlerine gelirler.
İkinci bozulan alan ise çevre ve diğer insanlar ile
etkileşim alanıdır. Yani çocuk başkaları ile duygularını
, başarılarını , sevinçlerini paylaşmaz ve etrafındaki
insanlar ile herhangi bir karşılıklı etkileşime girmek
istemez , zaten otizmin kelime anlamına uygun olarak ''
kendi halinde , kendi kabuğunda '' davranır. İnsanların
duygusal değişiklikleri ve sinyalleri onları etkilemez
veya çok sınırlı olarak etkileşim görülür. Yaşıtlarının
yanına gitmez onlar ile ilgilenmezler .Üçüncü temel
bozulma alanı ise ısrarla tekrarlayan davranışlar (
dönme ,sallanma , zıplama vb.) ve çok sınırlı olan ilgi
alanıdır. Bu durumdaki bir çocuk çamaşır makinasının
dönen merdanesi karşısında saatlerce oturup bakabilir
veya bir arabanın tekerleğini saatlerce çevirebilir veya
bir eşyanın parçası ile saatlerce oturup uğraşabilir.
Ek olarak ayak ucunda yürüme , yandan bakış , ağrıya
dayanıklılık, yemek konusunda gıda seçimi vb belirtiler
ile otistik çocuk diğer çocuklarıdan kolaylıkla ayırt
edilir. Otizmin temel tedavisi eğitim olmakla birlikte
erken tanı ve başka sorunların eşlik edip etmediği
önemlidir. Önemli olan anne babaların bu konuda uyanık
olarak erken tanı ve tedavi açısından bilgili
olmalarıdır.
8-BEBEKLİKTE
REAKTİF BAĞLANMA BOZUKLUĞU
9- BEBEĞİ ETKİLEYEN PSİKOSOSYAL
STRES FAKTÖRLERİ
Bebekler ve
dolayısıyla çocuklar stresten en çok etkilenen ve en
savunmasız durumda olan varlıklardır. Özellikle ailenin
üzerindeki stres baskısında en kolay bir şekilde belirti
vererek belirti gösteren , psikiyatrik semptomlar
gösteren kişi genelde evin en küçük bireyidir.
Erişkinlerkendi sıkıntılarını gizleme eğiliminde iken
bebekler ve çocuklar çok farklı belirtiler ile stres
etkenlerini çabucak yansıtırlar.
Bebeğin stres
faktörleri genelde ailenin ve bakımverenin stres
faktörleri ile aynıdır. Daha ego adaptasyonu gelişmemiş
çocukta bu stres etkenlerinin gelişmesinde daha çok
çevresel faktörler önemlidir. Ayrıca bakımveren -bebek
ilişkiside başlı başına stres etkeni olabilmektedir.
Stres etkeni kısa
zaman içinde etkileyip geçen veya sürekli olabilir.
Aynı zamanda bir tane stres etkeni olabileceği gibi
birden fazlada stres etkeni olabilir ( örneğin
depresyondaki baba hem çocuğu ile ilgilenmez hem
tahammülsüzlükten dolayı anne ile kavga eder bu iki
durumda bebeği etkiler ). Stres etkeni direk çocuğa
yönelik (çocuğun hastalanarak hastaneye yatırılması )
olabileceği gibi dolaylı olarakda olabilir (annenin
çalışmaya başlaması).
Bazı stres
faktörleri arasında annenin işe dönmesi , fiziksel
istismar , taşınma , kaçırılma , duygusal ihmal , kardeş
doğumu , hastaneye yatma , tıbbi hastalıklar , anne baba
hastalığı , aileyi etkileyen her türlü stres etkeni ,
yoksulluk , tıbbi bakımın olmaması , doğal felaketler ,
çevreden şiddet , boşanma , ayrılık , anne baba yada
bakımverenin ölümü veya değişmesi , anne baba madde
kullanımı , cinsel istismar , sözel istismar vb.
sayılabilir.
Stres faktörleri
olduğu zaman vakit geçirilmeden çocuk bu olumsuz etkiden
korunmaya çalışılmalıdır. Yeterli ve zamanında müdahale
olmadığı zaman çocuğa bu stresin etki süresi ve etki
şiddeti giderek artacaktır. Stresten elbetteki her çocuk
aynı derecede etkilenmemektedir. Bu etkilenmede çocuğun
kişisel özellikleri, kişilik farklılıkları , destek
faktörleri , çevre şartları etkili olmaktadır.
Özellikle fazla etkilenmesi muhtemel çocuklara gerekli
ve etkili müdahale geciktirilmemelidir.
Stres sonucunda
çocukta görülebilecek bazı değişiklikler arasında , uyku
bozuklukları , gece kabusları , gece terörleri , çabuk
sinirlenme , çabuk ağlama , hırçınlık , iştah
bozuklukları , hareketlilik artışı , hareketlilik
azalması , depresif durum , ilgi ve meşguliyetlerde
isteksizlik , anne ve babadan ayrılamama , kreşe gitmek
istememe , karşı gelme , yatıştırılamayan ağlamalar ,
aşırı gerginlik , iletişimi kesip içe çekilme , yalnız
kalmaktan korku , kişiler arası ilişkilere girmek
istememe gibi belirtiler sayılabilir.
10-BEBEKLİKTE BEDENSEL
DURUMA BAĞLI GÜÇLÜKLER |