KÜÇÜK ODAMIZ

                 Çocukken bir çok koleksiyon yapardım.Eski paralar, 45 lik plaklar, düğün davetiyeleri, tebrik kartları, ünlülerin gazete ve dergilerden kesilen resimleri, 70 li yılların ve 87 ye kadar olan 80 li yılların tv ve sinema filmlerinin oyuncularının resimleri.......

                 Düğün davetiyeleri ve ünlülerle film oyuncularının resimlerini içeren koleksiyonlarım bana Tekşen ablamdan intikal etmişti.Tekşen ablam benden 10 yaş büyüktü ve 80 yılında evlenerek sahip olduğu koleksiyonlarını bana devretmişti.

                 Çocukluğumda nerede hoşuma giden bir resim görsem kesmek, saklamak için can atardım.Ablamların aldıkları Ses ve Hayat dergileri, babamın periyodik olarak getirdiği günlük gazeteler, okundukları ilk günün akşamı sayemde oyuk oyuk olurlardı.Ben bunlarla kalmaz eve giren her türlü kağıt parçasına ağzının suyu akıp ciğere bakan kedi misali büyük bir iştahla bakardım.Çoğu zaman fırından aldığım sıcak ekmeğin altındaki gazete kağıtları da nasiplerini alırlardı bu durumdan....

                  O yıllarda babamın planını çizip yaptırdığı, benim de içinde doğduğum dubleks evimizin, iki katını ayırmamıştık henüz.....Üst kattaki odalardan birini boydan boya rafla kaplayarak kitaplık haline getirmişti babam.......Hatta o odanın ön tarafındaki küçük bir bölümüne de plan çizme masasını yerleştirmişti.......Okumak isteyen, o odanın kapısını açıp içeri girer, saatlerce dışarı çıkmazdı....O odamızın adı ''Küçük Oda'' idi.Evin diğer bölümlerinden söz ederken mutfak, misafir odası, yatak odası gibi isimler kullanıyorsak, o oda için de Küçük Oda derdik hep...

                 Duvardaki kitaplığın bir bölümü babamın kitaplarına aitti.Babam tam bir ''kebikeç'' yani kitapkurduydu. Şu an 75 yaşlarında olsa da babamı hala boş vaktinde kitap okurken görmeniz mümkündür.

                 Babamın kitaplık bölümünde bir yığın kitap vardı.Kalın kalın ansiklopediler, osmanlıca kitaplar, hani şu Almanya'dan getirilen her türlü giyecek ve ev eşyalarının bulunduğu kalın kitaplar var ya (çocukken öğrenmiştim adı sears mış.) onlardan, ev dekorasyon kitapları, ingilizce gramer kitapları ve sözlükleri, astronomi, matematik, kimya, fizik, biyoloji gibi konuları içeren bilimsel kitaplar, hiçbir ideolojik fikir taşımayan, okuduğunuzda muhakkak yeni şeyler öğreneceğiniz türden kitaplar, ingilizce romanlar ve belki de hatırlayamadığım başka kitaplar........

                Babamın bölümünde hiç Türkçe roman bulunmazdı.Yani hiç roman okumazdı babam...Ama ablamların bölümünde meslekleriyle ilgili kitapların dışında,cep fotoromanlar, romanlar, pembe diziler, dünya klasikleri vb. bulunurdu... Bir de kardeşimle benim bölümümüzde ders kitaplarımızın dışında çocuk romanları, hikayeler ve teksas tommiksler olurdu....Babam bu tür kitapları okumazdı, ama bizlere de okumamamız konusunda kesin bir yasaklama getirmezdi.Sadece romanlar ve teksas, tommiksler için; ''bunlar boş kitaplar, size hiçbir yarar getirmezler, boşuna okuyorsunuz'' diye bizlere nasihatta bulunurdu.

                   Ben o yıllarda babamın sears larına ve ev dekorasyonuyla ilgili kitaplarına az önce yazdığım ciğere bakan kedi misali iç geçirerek bakar ve beğendiğim sayfaları kesmek için can atardım....Hatta birkaç kez ufak girişimlerde bulunmuştum ve babamın öfkeli sesiyle korkup, bir daha o kitaplar bana yakınken, makası yanıma hiç yaklaştırmamıştım bile :- )

                   Babam raflarındaki kitapların yerlerini ezbere bilir, yeri değişen ya da alınan bir kitabı farkettiğinde, şiddetli bir sesle hesap sorardı.Bizler de korkumuzdan babamızdan izinsiz kitaplarını çok fazla karıştıramazdık.Liseyi bitirip üniversiteye başladığımda babam iki küçük liliput sözlüğünü ve büyük webster ingilizceden ingilizceye sözlüğünü büyük bir toprak parçasını bağışlamış gibi törensel bir ifadeyle vermişti bana....Yurtta kaldığım öğrencilik yıllarımda babamdan emanet aldığım bu sözlüklere gözüm gibi bakmıştım.Oysa çaldırdığım çok kıyafetim hatta iç çamaşırlarım olmuştu ama babamın emanetlerine Allah'tan hiçbir şey olmamıştı.

                   87 de yapmış olduğum evlilikle bu emanetleri tekrar babama verdim.

                    Evin en küçük kızı da evlenince, bu dubleks  evin iki katı ayrıldı ve alt kat kiralık olarak verildi. Mutfak alt katta kalmıştı ve üst kata da bir mutfak gerekiyordu.Küçük Odamız boşaltılmış ve artık mutfak vazifesi gören ama içine girdiğimizde bizi çocukluk anılarımıza götüren bir mekana dönüşmüştü. Artık küçük odamız yoktu.

                    Rafların bir bölümü yatak odasının duvarına monte edilmiş ve sadece babamın kitaplarının konulduğu bir kitaplık haline gelmişti.O cep fotoromanların, klasiklerin, pembe dizilerin ve de teksas tommikslerin yerlerinde yeller esiyordu.Bana ait olan kitaplar da gelin gittiğim şehirden bir gün gelir de içinden istediklerimi alırım diye bir çuvala yerleştirilmişti.

                  Henüz birkaç aylık evliyken eşimle annemleri ziyarete geldiğimin ertesi günü annem bu çuvalı getirdi önüme.

-''Kızım bunlar senin eski kitapların, istediğin bir şey varsa içinden al, yoksa sobada yakacağım.''

                   Eski dostlarıma kavuşmuş gibi saldırmıştım çuvala...Çıkardığım her kitapla ilgili küçük de olsa bir anım vardı.Bir taraftan eski dostuna kavuşan birisinin heyecanıyla caf caf konuşuyor, bir taraftan da kitaplarımı ve eski koleksiyonlarımı inceliyordum.Ha bir de çocukken yazmış olduğum şiir ve öykülerimi bulduğum için çok seviniyordum.Ama en çok içimi sızlatan şey de ilkokul ve orta 1 ile 2 de yazmış olduğum tüm şiirlerimin içinde bulunduğu defterim geliyordu aklıma...O bu çuvalda yoktu, olamazdı zaten.....Onu orta üçteki ingilizce öğretmenim okumak için almış bir türlü de getirmemişti.Ben hala unutamıyordum. Ama birkaç dakika sonra içimi daha çok sızlatan başka bir olayla karşılaştım.Çuvalın dibi gelmişti ve hala benim içinde ünlülerin ve oyuncuların resimlerinin bulunduğu harita metot defterlerim çıkmamıştı.Can havliyle anneme sordum.Annem:

-''Sen büyüdün, dahası evlendin artık.......Ne yapacaksın onları......Ben onları sobada yaktım'' demez mi?Şu an 34 yaşındayım ama hatırladıkça hala içim cız eder.

İçinde o dönemin tüm ses ve sinema sanatçılarının resimleri, vadideki hayat, uzay yolu, tatlı sert, tatlı cadı, bonanza......... daha bir sürü sevdiğim dizi film kahramalarının resimleri vardı. Çok iyi bir arşivdi....Ne yapalım olanla ölene çare bulunmazmış. :-(

                     Geçenlerde yine annemlere gittim.Babamın kitaplığının dörtte üçü boşalmış. Yine bir çuvalı önüme indirdi annem.

-''Kızım bunlar babanın en az 30 yıllık kitapları.....İçlerinden istediğin varsa al......Kalanları sobada yakacağım.''

                    Bu sırada babam da yanıma geldi, çocukluğumda gözü gibi baktığı kitapları artık bir çuvalda yakılmayı bekliyordu.Babama soramadım..........75 yaşına gelince demekki böyle oluyormuş diye düşündüm.Kendini 18 lik delikanlılarla kıyaslayan çocukluğumun babası yaşlanmıştı artık.Usulca çuvalı açtım, osmanlıca antika değeri olan bir kitabı ve 17 yıl önce bana elleri titreyerek verdiği webster sözlüğü aldım.Babamdan bana kalacak en değerli miras onlardı....

                   Yanmaktan kurtardığım diğer koleksiyonlarıma ne mi oldu? Onlar da benden kızıma intikal ettiler.Dilerim yüzlerini göremeyeceğim torun torunlarıma kadar elden ele dolaşırlar....

 

 

 

Ruşen Ergün

            

bklg1a.gif

 

 

 

 

 

Anılarım Sayfasına Geri Dön

 

Geri

Ana sayfa

İleri

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1