Menu
ANASAYFA
 
 

1.dar aci
2.demedim ki
3.karagun dostu
4.kokmuslar mezarligi
5.onücüncü burcta delirmek
6.bilki bu sensin
7.akarsuya birakilan mektup
8.azimeli temmuz bildirisi
9.azimeli temmuz bildirisi-2
10.borclu
11.dayan dayanabilirsen
12.aciyi bal eyledik
13.agustos siiri
14.hirosima
15.oranlama
16.portresi
17.önce yönler yerlerine
18.dayan dayanabilirsen
19.davullu ninni
20.ucun kuslar
21.birinci kacis
22.zar

Dar açı
		
		
anlamak istedikçe herşeyi birden yitiriyorum
bir kutupyıldızı bir ben bir dinmeyen ağrılarım
yapayalnız kalıyorum birden güzelim
ve müthiş ağlamak isitiyorum

gecenin kanatları kırık bir saatı var bilmem bilir misin
ölüm korkusu alkol gibi yayılır damarlara
sakın o saatta sokaklara çıkma
denize bakma
karanlığa
yıldızlara bakma sakın
o saat
           işte güzelim o saat
                 ölüm, o ateşkuşu
                 ölüm, o mavidüğüm
                denizkızlarının türküsünü söyler
ben yalnızım
orkestrada kırık bir saz
kanayarak koşan bir kurt
yüreğim dağbaşında unutulmuş vakur bir bayrak yırtılırcasına
bir kutupyıldızı bir ben bir dinmeyen ağrılarım
çiftleşen kuşların böceklerin insanların yalnızlığı
ve müthiş ağlamak istiyorum

(temmuz bildirisi) 



listeye don


Demedim Ki
		
		
Bu kenti sevdim dedim  
Benim olsun demedim ki  

Sevdim dedimse akşam kızıllığını  
Gönlüm gibi akıp giden şu çayı  
Şu ormanı şu denizi şu dağı  
Benim olsun demedim ki  

Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine  
Yürek çizen şimşeklerse kaçamak bakışları  
İşte buna sevmek derler dedimse  

Çattımsa acıların en güzeline  
Yedirdimse uykuları o tatlı kuşa  
Benim olsun demedim ki  

Bu akşam kankırmızı şarap istiyor canım  
Bu akşam dünyanın bütün şarkılarını  
Bu akşam dünyanın bütün özlemlerini  
Bu akşam beni yalnız bırakın  
Bu akşam yalnızca onu düşüneceğim  
Onu ve kendimi yalnızca 



listeye don


Karagün Dostu
		
		
biliyorum 
matarada su  
          torbada ekme 
                    ve kemerde kurşun değil şiir 
ama yine de 
matarasında su 
        torbasında ekmek 
                ve kemerinde kurşun kalmamışları 
                      ayakta tutabilir 

biliyorum 
şiirle şarkıyla olacak iş değil bu 
dalda narı 
     tarlada ekini kızartmaz güvercin gurultusu 
ama yine de 
diler arasında bıçak gibi parlar kavgada 
                          şiirin doğrultusu 

göz güzü görmez olmuş 
tek bir ışık bile yok 
yürek bir yaralı şahindir 
                        döner boşlukta 
belki bir şiir 
                           belki bir şiir kırıntısı 
çalar kapımızı umutsuz karanlıkta 
                                    yoklar yüreğimizi 
                                    iğilir yaramıza 
                                   dağıtır korkumuzu 
ve karşı tepelerden 
                 gürül gürül bir kalk borusu 



listeye don


Kokmuşlar mezarlığı
		
		
güneşse güneş benim beyoğlubeyler
topraksa toprak benim beyoğlubeyler
bir şey var anlamadığım bu sabahlarda
eski saraylarda bu yeni saltanatlar
saksılarda çiçek diye kızgın namlular
demirin kömürün petrolün kalleşliği
bir şey var anlamadığım bu sabahlarda
kayguysa kaygu benim beyoğlubeyler
bayramsa bayram benim beyoğlubeyler
                            ya siz kimsiniz

kentlerin göbekleri suların en kadını
kadının en köpresi sofraların padişahı
bir şey var anlamadığım bu yasaklarda
ben güldükçe neden karartılır ışıklar
duvarlar yükseltilir köpekler kışkırtılır
kundakta bebek suçlu tarlada tohum
bir şey var anlamadığım bu yasaklarda
umutsa umut benim beyoğlubeyler
                           ya siz kimsiniz

bu kokmuşlar mezarlığı imamlar sofrası bu
omuzlardan omuzlara bu korku tapınakları
akşamla kargalarla nargilelerle
leblebici bakkalbaşı minder minder üçotuzüç
bir şey var anlamadığım bu yezit yalanlarda
yarınsa yarın benim beyoğlubeyler
barışsa barış benim beyoğlubeyler
                         ya siz kimsiniz

kimsiniz ey şimdi müzelerde yerleri belli
eski beyler yeni beyler bey eskileri 


listeye don



Onüçüncü burçta delirmek
		
		
kollarını o biçim kavuşturma, kötü çok kötü
acır gibi bakma yüzüme yoksulluğum büyüyor
aç şu perdeleri nella aç nella uykum geliyor
kır şu camları nella kır nella boğulacağım
          yapraklar kokunca bir
                  sular  yorulunca
                        sızılar gencelince
                                    bil ki birbaşımayım
                                    bil ki kaçıp kurtulmak
                                    bil ki sayısız
                                    kötü çok kötü

sessizliği sevmiyorum sustur şuçığırtkanları
ben bu bulvarları güzel günlere götüreceğim
bırak ellerini ellerime mutluluklara götüreceğim
dalgınım kırıkdöküğüm bu düzenler beni böyle
           uzak konuşunca bir
                   anılar tutuşunca bir
                            kollarım öksüzleşince
                                     bil ki dolaşıp düşmek
                                     bil ki kendimden öte
                                     bil ki karışık
                                     kötü çok kötü

bu karanlık sürdükçe kendimizden kurtulamayız
sığmıyor sığmuyor sesim bu yorgn biçimlere
çözdüm suları, bıraktım kısrakları, ardımsıra yıldızlar
onüçüncü burçtan beni gecelere dağıtacaklar
onüçüncü burçtan beni gecelere dağıtacaklar
           acılar bağrışınca bir
                     şarkılar susunca bir
                             ninniler tükenince
                                       bil ki ben
                                       bil ki çok yakın
                                       bil ki apaçık
                                      kötü çok kötü

(Temmuz Bildirisi) 


listeye don



Bil ki bu sensin
		
		
başımsın başeğmiyeceğim
gücümsün darmadağın
savaşıyorsam dişimle tırnağımla
bil ki bu sensin

ölmek öylesine kolaş ki
utanıyorum
yaşamak öylesine zor ki
utanıyorum

dönsek de dursak da sonuç değişmiyecek
o ışık hep ilerde biryerlerde
kutsal yerimiz ağrıdıkça özlenecek
gökyüzünü sessizce bölüştüğümüz

bil ki bu sensin 


listeye don



Akarsuya Bırakılan Mektup
		
		
                          - incecikti 
                                 gül dalıydı  
                                       dokunsam kırılacaktı 
                                                dokunmadım 
                                                        kurudu-

gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç 
ağaçlar bükmesinler n’olursun boyunlarını 
neden akşam oluyorum tren kalkınca 
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince 
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum 
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki 
az önceki  çiçekler nasıl da diken diken 
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç 
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti 
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti 
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz 
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı 
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı 
kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı 
nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu 
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç 


listeye don



Azime'li temmuz bildirisi -1
		
		
benim yalnızlığım başka-dinamit bilmiyor kimse
hiçkimse bilmiyor havaların neden oynadığını
bu durgunluk arefeyse, ey selyelim, barış bakışımı hiçkimse
susuz köprü bilmiyorlar- bilmiyorlar grevci çoğalmışlığı
çocukların tohumların anaların çoğalmışlığı
               acıyor gözlerim ey tükenmiyen
benim yalnızlıım başka-dinamit bilmiyor kimse
              hiçkimse giyotin karanlığını
                     susmaları susmaları
                                hiçkimse
bir damla kan kaldığını o masmavi güneşlerde-delireceğim
              bütün kırmızıları birden kullanıyorum

'ben bu mektupu sana yazabilir miyim şimdi'
'acıyor gözlerim'
acıyor gözlerim acıyor gözlerim-anlamıyorlar yakın uzaklıkları
hiçkimse- hiçkimse - dinamit bilmiyor hiçkimse
ey çocuklar ey çocuklar elibayraklı çocuklar ey
korkunun döllenmediği günlerin çocukları ey
                              sürtüne sürtüne kızarır şafak
              ve yıldızlar uzak değil
                              zincirler korkak
             diş diş ağrıyor etlerimde bir alacavaktin son çırpınışı
            yetkin elma- tükenen su - ve çocuklarla büyüyen ölüm

ben bu mektubu sana yazabilir miyim şimdi - temmuzum!
sızlıyor sensizliğim ey tükenmiyen - sen temmuzu kavuşmaların
yarim benim altım benim suyum havam eşkıyalığım
gün döner sular eskir ne varsa güneş altında
              eskir ne varsa en tapınılan ey tükenmiyen
                         sevmek hep yeni
                                  sevmek hep yeni
                                    sevmek hep yeni
'ben bu mektubu sana yazabilir miyim şimdi'
'acıyor gözlerim'
acıyor gözlerim ey tükenmiyen- köprüleri susuz göremiyorlar
benim yalnızlığım başka -dinamit bilmiyor kimse
                       hiçkimse
                            hiçkimse

yolumun üstünde bir top temmuz - sen ne çok sevilgensin
ey tutsak kırmızım benim, emzikli dalım, kavgabayrağım ey
anamın toprak ağırlığı, yaramın dişikurdu, sabahım
sen ne çok temmuzsun ey tükenmiyen - ey benim köprülü suyum
diri yanım, susuzluğum, mapusanem, zincirim, kızgın arafem benim
                     yanıyor yumruklarım susmaktan
                             içimi susturmaktan karanlığı boyamaktan
                     ve gözgöze serpilip gelişenle
                                              hiçkimse

hiçkimse bilmiyecek yörüngede neden temmuzlar tutuştuğunu
                     suya süren kısrakların al susuzluğunu
                     geceleri mektupların acılığını
                     ölçülerin hiçliğini hiçkimse
                     içkilerin yenikliğini
                                hiçkimse bilemiyecek
                                                 hiçkimse

benim yalnızlığım başka - dinamit bilmiyor kimse
                    'kızılırmak gibi dağlar başında'
                     dağlar başında gibi bir kızılırmak
                                  hiçkimse
                                  hiçkimse
                                  hiç

gözlerine baka baka eşkıya olmak

(temmuz bildirisi) 


listeye don



Azime'li temmuz bildirisi-2
		
		
beklerdi tohum
beklerdi tohum
beklerdi tohum upuzun karanlıkta- sen yoktun
öfkemi mermer mermer- öcümü çocuk çocuk - çıldırttım kırmızıları
bir başka parladı yoğun karanlıkta ışıklar - sen yoktun
bütün kapıları birden zorlamanın o korkunç güzelliği
o korkunç büyümesi ellerin fitillerde - sen yoktun
                               benim aşkımda o vardı

evrendi nasıl
evrendi çelikmavisi
grev grev ateş ateş büyüdüm ülkelerce
yepyeni bir öfke doğurdum kalabalık özlemlere - sen yoktun
uff ne kötü kullanmışlardı ah ne güzel gözlerini - ölümdü
sana değip değip durdum o sarhoş görüngede - sen yoktun
bilenirdi türkülerde en soylu ayrılıklarım - sen yoktun
                               benim aşkımda o vardı


soğuktu yeşillerim
soğuktu temmuzlarım en bayram gülmelerimde bile
kar yağardı sabah çaylarıma - sen yoktun
sofralarda ekmek diye öpülürdü altın dişleri ölülerin
adını söyletmiyorlardı ölüm gibi özlenen şeyin - sen yoktun
ölümdü sabah vardiyaları- öfkemi demir demir - sen yoktun
bütün dillerde sana varmak - bilemem bilemem
                                benim aşkımda o vardı

ben hep koşan atları sevdim soyulan lokomotifleri
benim aşkımda çelikmavisi gagarinli uzayların
toprak nasıl sancılanır ağaçlar nasıl gerinirler çiçeklenirken
kurşun nasıl ıslık çalar diş nasıl gıcırdar karanlıklarda
alabalık nasıl ölür o kendi sularının kıyıcığında
bilemem bilemem - sen yoktun
ateşler yanardı biryerlerde yepyeni biçimlerde yanardı
                                  benim aşkımda o vardı

söyle ey anamın en güzel kızı söyle
sular nasıl kaçırılır, kuşlar nasıl susturulur
nasıl sığar şu koskoca evren daracık zindanlara - söyle
balçık balçıktı o narçiçeği çağı çocuklarımın
karanfil olurdu yakalarda bacımın kanlı gözleri
dimir nasıl paslanırdı sıcacık bileklerde - bilemem
bilemem ey anamın en güzel kızı bilemem - sen yoktun
                                   benim aşkımda o vardı

sen geldin
badem çiçek açar gibi geldin, düşte sever gibi geldin ey kavgabiçim
yepyeni bir düzendi gelişin, yoluna başkoyduğum ülkemdin
eskidi birden kentler, eskidi gökyüzünün çok uzaklığı, eskidi hep
öldü bakkal, öldü bakkalbiçim, öldü bakkalbiçim aşk
bu senin gözlerindi ey benim ülkem -arılar oynaşan içinde
bu senin duruşundu ey kavgabiçim - en haklı silah güzelliğince
güneş gibi acımasız, toprak gibi unutkan, tohum gibi umutlu
sen geldin ey benim özlemim ülkem, kadınım devrimbiçimim
yıkıldı ölülerin öğlesonu sarılıkları

sen geldin
eskidi biryerleri zamanın, eskidi gözleri kadınların - sen geldin
evler eskidi birden - eskidi evimsilerde kölemsi yalnızlıklar
bayramlar eskidi gülüm, derinlikler eskidi - ve pişmanlıklar
eskidi yatakbiçimlerde iğreti ikililer - ve çok çok
saksılarda çölbitkileri, salonlarda kartpostal mutluluklar
eskidi maskelerin sırıtan düşmanlıkları - ve nice yazlar
oh ne güzel yeniden - bu senin güzelliğin ne demek
sel ne demez azime'm, savaşlarda durma ne demek, güzel ne demek
sen geldin ey benim kadınülkem - yepyeni ufuklar geldin
dürülü bayraklarım güldü gülüm - sen geldin
kutuplarım değişti

bir horoz öter biryerlerde bir horoz bir horoz bir horoz daha
bir ateş yanar biryerlerde bir ateş bir ateş bir ateş daha
bir yumruk sıkılır biryerlerde bir yumruk bir yumruk bir yumruk daha
               düşer barış cemreleri sabah çaylarımıza
                                      biter kahpelik
               biter bu gökyüzünün çok uzaklığı

sen geldin ey anamın en güzel kızı - yaşamak geldin
badem çiçek açar gibi geldin, yürek sızlar gibi geldin - sen geldin
al beni kankırmızılardan vur beni kankırmızılara
dürülü bayraklarım gülsün gülüm, kutuplarım değişsin ey benim ülkem
                           bitsin bu zulüm
                           bitsin bu zulüm
                           bitsin bu zulüm

sanki dünyada ilk şafaktı kollarımda uyanmaların
                           o büyük barışa bir adım kala

(temmuz bildirisi) 


listeye don



Borçlu
		
		
Erik çiçek açmış da bahçenin kıyısında  
Sen ona hiç bakmadan geçmişsen oracıktan  
Leylek dansa durmuş da bacanın tepesinde  
O baharlım laklakını durup dinlememişsen  
Şakır şakır bir tren bir gece köprüsünden  
Islıkla dalmamışsan gurbet türkülerine  
Akasya mor akasya ak akasya sarı sarı sarkmış da bahar mavilerinden  
Yaşamak ne güzel şey diye ağlamamışsan  
Çocuklar birdirbir oynuyorlar da çöplük arsada  
Dikilip yanıbaşlarına göğüs geçirmemişsen  
Yanından geçip gitmiş de çilekçinin arabası  
Kaçtan veriyorsun hemşerim diye yutkunmamışsan  
İskelenin tepesinden türkü döken gurbetçi gence  
Varolasın koçum benim diye el sallamamışsan  
Bahar dalı gömleğiyle utangaç bir uçurtma  
Bu ne şıklık delikanlım diye laf atmamışsan  
Ve çapkınca bakmamışsan  
Göğsü domur domur yeniyetmeye  
Sesi bambam  
Sesi ramazan topu  
Kendini herkül sanan delikanlıyı  
Yaştaşınmışcasına süzüp selamlamamışsan  
Öpmemişsen gözlerine bakıp duran bir gözleri şenlikliyi  
Yaşama itmemişsen iter gibi denize  
Girmemişsen koluna bir yıkılmışın  
Yalanla da olsa avutmamışsan umutsuzu  
Su diyene bir avuç su  
Bir yaralı parmağa işememişsen  
Kolay gelsin dememişsen taş kıranlara  
Günaydınsız bırakmışsan bahçe bezeyenleri  
Eğilip koklamamışsan çitten gülen çiçeği  
Bayram bayram donanmamışsan  
Sevinciyle dostlarının  
Acısını dostlarının  
Yüreğinde duymamışsan  
Kapı kapı dolaşmamışsan iş dilenerek  
İşsizliğe düşmemişsen hakkım dedikçe  
Ve bayraklı pankartlı yürüyüşlere  
Halaylı horonlu grev şenliklerine  
Katılmayı aşk gibi duymamışsan şuranda  
Ağrın ağrım  
Acın acım  
Dememişsen insan kardeşlerine  
Ve dilinin en görkemli  
Ve dilinin bando-davul sövgülerini  
Sıralayıp sallamamışsan deyyuslar saltanatına  
Hangi yaşta olursan ol  
Kardeşim  
Kaptırıp gönlünü sevda fırtınasına  
Evin yolunu şaşırmamışsan  
Sende iş yok be kardeşim  
Sen artık hapı yutmuşsun  
Borçlusun sen ağaçlara kuşlara  
Borçlusun sen trenlere otobüslere  
Yağan kara esen yele borçlusun  
Borçlusun sen herşeye  
Gözdeki ışıltıya  
Alındaki çizgiye  
Eldeki şaşkınlığa  
Borçlusun herşeye  
Kardeşim  
Yaşamın kendisine 


listeye don



Dayan dayanabilirsen
		
		
bir bir yitiriyorum sevdiklerimi
ellerimden kuşlar gibi
uçup uçup kuşlar gibi
        uzak dağlar ardına

çivilenmiş gözlerime kiminin
            o yalvaran gözleri
yakıyor kollarımı kiminin kanı
            kimi sitem sitem vuruyor beni
dövünmek tepinmek neye yarar ki
       neyi kurtarır ki üzmek şu canı
her bahar yenilense de dallarda tomurcuklar
o bahar gitti gider

kolay değil ozanın ağlamaması
         gülmesi kolay değil
bulutlar her zaman yağmur getirmez
        şimşek gülmez bulutlardan herzaman
bulut var ki yaz yağmuru güzelim
         geçip gider gül kokulu yel gibi
bulut var ki taş başına yoksulun
       orman söken köy göçüren bir karabasan

tam da başlamışken sevmeği öğrenmeğe
tam da başlamışken bal doldurmağa
           özlem denen peteğe
bir bir uçup gidiyorlar canlarım
gidiyorlar kopar gibi acılı kollarımdan
           dönülmez karanlığa

dövünmek tepinmek neye yarar ki
neyi kurtarır ki ölüme sövmek
             sövmemek ne yazar ki
dağbaşında tek ağaç
fırtınada bir tekne
uçurtması kopup gitmiş bir çocuk
bakıyorum yalnızca
şaşkın ve umarsız gözlerle arkalarından

dayan yavrum
dayan hasan hüseyin
dayan dayanabilirsen 


listeye don



Acıyı Bal Eyledik
		
		
                   -Pir sultan ölür dirilir-   

Bak şu bebelerin güzelliğine  
Kaşı destan  
Gözü destan  
Elleri kan içinde  

Kör olasın demiyorum  
Kör olma da  
Gör beni  

Damda birlikte yatmışız  
Öküzü hoşça tutmuşuz  
Koyun değil şu dağlarda  
San kendimizi gütmüşüz  
Hor baktık mı karıncaya  
Kırdık mı kanadını serçenin  
Vurduk mu karacanın yavrulusunu  
Ya nasıl kıyarız insana  

Sen olmazsan öldürmek ne  
Çürümek ne zindanlarda  
Özlem ne ayrılık ne  
Yokluk ne yoksulluk ne  
İşşiz güçsüz dolanmak ne  
gün gün ile barışmalı  
kardeş kardeş duruşmalı  

koklaşmalı söyleşmeli  
korka korka yaşamak ne  

kahrolasın demiyorum  
kahrolma da  
gör beni  

kanadık toprak olduk  
çekildik bayrak olduk  
döküldük yaprak olduk  
geldik bugüne  

ekmeği bol eyledik  
acıyı bal eyledik  
sıratı yol eyledik  
geldik bugüne  

ekilir ekin geliriz  
ezilir un geliriz  
bir gider bin geliriz  
beni vurmak kurtuluş mu  

körolasın demiyorum  
kör olma da  
gör beni 


listeye don



Ağustos şiiri
		
		
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek
beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
hep böylesi havalar besler fırtınaları
korkarım bu mavi ışık çabuk sönecek
duymazdım durgun suların bezgin türkülerini
alışmak ölümün bir başka adıymış bilmezdim
bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
bu rüzgar kulaklarımdan hiç eksilmiyor
esirgenmiş bir dünyada müthiş yalnızım
geri dönsem bile ben artık o ben olmıyacağım
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmiyecek

ben mısralarımı kerpiç gecelerinden çekmişim
beş numara lamba kederi var mısralarımda benim
yitirmişim yıldız ışığında dost çizgileri
deli çizgi gözlerimi kör etmiş kör etmiş kör etmiş
göçmüş kıtalar üstünde kuşlar dönüyor garipsi
çığlıkçığlığa kuşlar dönüyor evcil ve tedirgin
gökmavisi bir türkü dolanmış yüreceğime
selsele yolculuklar tütüyor gözlerimde-neyleyim
insan demişim kitap yüzlü insanlar demişim gidemiyorum
kaderim kaderleri demişim alı'nın kızı
sen olmasan ben böyle uysal değildim
böyle uysal ve kırılmış değildi şiirlerim
bir yangınsonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmiyecek

yılandere ölüler yatağı helalim ölüler
katran mazot bidonları paslı putreller
kargalar üşüşmüş ahmedo'mun ellerine kargalar
ahmedo'mun düşlerine yılan çiyan doluşmuş
garipler mezarlığı doymamışlar dünyası
yıkılası karakuşak kurudere sırtları
ahmedo'm bir yaz bulutu bir varmış bir yokmuş
fenerler titreşiyor bıçaklanmış türkülerin gözbebeklerinde
vinçler beni balçık gibi akşamlara bindiriyorlar
sen olmasan şu sabahlar olmasa
şu benim büyük büyük susamışlığım
bu mızmız takvimi bir solukta susturacağım
yılandere ölüler yatağı helalim ölüler

rüzgar gibi bir ağustos geçti ellerimizden
meyvalar bizi balrengi günahlara çağırıyorlar
biryanda yaşanmamış günlerin hırsı
biryanda boşa geçen gecelerin acısı
malum o dramın en güzel perdesindeydik
ağustos şarap olmuş, kanımıza akmıştı
göçmüş kıtalar üstünde kuşlar gibiydik
duracak vaktimiz yoktu bitmiştik
her gören didik didik bizi denetliyordu
biz kendi derdimize düşmüştük

orda da akşamlar olacak allı'nın kızı
kanlı mendil gibi ağustos akşamları
şu benim çektiklerimi görmiyeceksin
belki yanında başkaları olacak
belki düşlerine bile girmiyeceğim
gün oldu acıların şiirini yaşadım
gün oldu zehir gibi yokluğunu yaşadım
bana sen ne diye duyurdun yalnızlığımı
ne diye gurbet gibi mısralarıma sindin
dokunsan parmaklarıma tutuşacağım

yine ağustos gelse elele versek
sen anandan kaçsan ben yalnızlığımdan
yeni yoldan sazanlı çaydan geçsek
güneşin bahçeleri  emzirdiği saatta
susamışlar aşkına, kandım diyesi 
                         uzun uzun öpüşsek
yine ağustos gelse kovulsak cennetimize
şantiye hiç durmadan ötse bağırsa
lazoğlu büyükharflerle sövse işçilerine
damlarda kaysı yarsalar rumeli göçmenleri
dillerini sevdiğim kıvırcık dillerini,
ıssız bahçelerden geçsek unutulmuş sokaklardan
çocuklar mavi mavi gülüşüp kaçışsalar
bir masal dinler gibi sessizliği dinlesek
kendimizi dinlesek köklerin çığlığını
seni kollarıma alsam, yine yumsan gözlerini
yine kapışılsa yavrum, batan şehrin hazineleri
biz yine kendi derdimize düşsek

yere batan şehrin tek yalnızıyım
yüzyılın ağrısını anlıyarak çekiyorum
ekmeğime barut sinmiş bulanık özgürlükler
tepmişim rahatımı boynubükük mutluluğumu
            yaşıyorsam erkekçe yaşıyorum
istemem sarmasın yumuşak duygular susuzluğumu
geceler bıçak bıçak böğrümde yatsın uyusun
kaderim kaderleri demişim allı'nın kızı
                        ellerimi kemirmekten memnunum
düşün ki coğrafyanın en güzel yerindeyiz
en güzel günlerinde gençliğimizin
ölümden ötesini aklım almıyor
beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
istesek cenneti kurtarabiliriz.
ben bir ışık için tepmişim rahatımı
ellerimi kemirmekten memnunum
bu güleç yüzlülerin bu acı türkülerini
bu yoksul yerleri anlıyarak seviyorum
delice anlıyarak allı'nın kızı

(temmuz bildirisi) 


listeye don



Hiroşima
		
		
bir sedef kayıktı capon denizlerinde
altın yaldızlı kürekleri
            kimbilir kimlerin eleinde
                    capon denizlerinde
yorgundu -sis çökmüştü- ak uçakları kalkıyordu alanlardan
uzak kasımpatılar çiziyorduk üşümüş kağıtlara
bayraklar örtüyorduk üşümüş çocuklara - ısınıyorduk
biz ne çocuktuk, ama ne çocuktuk, nasıl anlatmalı bilmem
poem caponez diyordu- ama nasıl anlatmalı bilmem
alaturka bir ölümdü, nasıl anlatmalı bilmem.
sular 
              sular hiç geri dönmüyorlardı
biz ne kırallar büyütmüşüz kiyo
              ne kıral korkulara alkışlar!
kitaplar indirmişiz kiyo-sürülerle açlığımıza
sabahlar telliduvaklı geceler kanlıbıçaklı
biz ne kırallar yemişiz büyük kurtuluşlara
nasıl anlatmalı bilmem
alaşafakları söyler bayraklarımız

kiyo kiyo!
beni görmüşlüğün var mı hiç
kaç galeri kaç yitikkent kaç masal morluğu soğumaklarda
                 ölüler çiçek istemiyorlar kiyo
                 bu elleri hangi topraklar
ben eşsiz serüvenler delisi matakatakatuka
                       takdim ederim kendimi
                       aynalar paramparça kiyo
                      aynalar hiroşima
fincanımın üstünde ipincecik bir masal
alır beni götürür erguvan yelkenli gemim
güneyden taa güneyden bir yel eser kiyo kiyo
                                                      kakaolu muzlu bir yel
bilmem ki nerden gelir tokyo bulvarlarına bahar
yine yalnız saraylarda yine yalnız kırallar
yine capon denizlerinde bir sedef kayık
inanmadan ölmekse pek alaturka
nasıl anlatmalı bilmem
nasıl 
nasıl
nasıl sevilir bu altınzincir
               bu hergün ölüm
                      bu gükyüzü yas
                              bu yakın güneş
                                      bu uzak fujiyama
bilmem ki nasıl
bilmem ki neresinden
bilmem ki kaç güvercin
                  kaç yürek
                            kaç kasımpatı
ve kocaman gülleri capon sabahlarının
harakiri karanlıklara

bilmem ki nasıl çizmeli bu yuvarlak sarıyı bu gergin gökyüzünü
ve bu ateş kelebekleri
                   aynalar paramparça kiyo
                   aynalar hiroşima

sular geri dönmüyorlar kiyo, sular hiç geri dönmüyorlar
koklanmıyor bu karanfil bu başka temmuzlarda
daha biz havamızı bile kullanmamışken
daha biz hiçbirşeyimizi kullanmamışken
safkan arapları tutup
                    kıral arabalarına koşmak
bir masal uğruna kiyo, bir hiç uğruna kiyo, ama pek alaturka
                                                             ama pek ortaçağlı
                                                             ama pek güvercinsiz
volonlar bilmez bunu kiyo
dişliler bilmez
raprapla bir yatakta gitmez bu kocaman sari gülleri bu hızlı düşün
öyle ürkek ki kiyo
öyle kaygan ki kiyo
nası nasıl nasıl anlatmalı bilme
ya nasıl kanamışız gencecik yerlerimizden
                    o hiç dönülmiyenin ortayerinde
sular geri dönmüyorlar kiyo, sular hiç geri dönmüyorlar

capon denizlerinde bir masal kayık
bir capon şarkısı tokyo bulvarında güneş
yine saray yalnızlıkları yine kıral uykularda başkaldırışlar
yine bayraklar örtülüyor üşümüş çocuklara
                       yine borular çalınıyor kiyo
                                        yine sürülerle güvercin ellerimizden
tarlalara tezgahlara denizlere bir daha dönememek
bir daha kafa tutamamak bayram sabahlarına
                 oh kiyo
                        oh kiyo
                        oh benim yenik yanım
                                  köle rengim
                                               balinam
ben eşsiz serüvenler delisi matakatakutuka
ben hiç bitmeyen çığlık
                    aynalar paramparça kiyo
                    aynalar hiroşima

bir sedef kayıktı capon denizlerinde
altın yaldızlı kürekleri
                  kimbilir kimlerin ellerinde
                              capon denizlerinde

(temmuz bildirisi) 


listeye don



Oranlama
		
		
bir sen eksiktin sarıyıldız hoş geldin
geç bakalım karşıma benimle içer misin
ağlar mısın içince burnunu çeker misin
gözyaşların yakabilir mi dudaklarımı
ama neden titriyorsun öyle sarıyıldız

bak ben su taşıyorum ince elekle
iğne deliğinden dünyayı geçiriyorum
bak ben aklıma uyup böyle sarıyıldız
durmadan aklımı şaşırıyorum
sen beni kaçıncı binden tanıyorsun ki

hadi bana çelikmavisi bir gece getir
hadi dostlukları tek tek koparıp getir
alnımdan öp beni e mi, yitik sıcaklığımı getir
gençliğimi çılgınlığımı deli gönlerimi getir
ne o sarıyıldız sen demi ağlıyorsun

(temmuz bildirisi) 


listeye don



Portresi
		
		
tarlakuşlarına inanır
allaha inanmazdı
denizi ilk gördüğü gün
ölüm ölüm diye bağırırdı
ve gözlerinde mavi
yıllarca çalkalanıp durdu

bakınca ağaçlar inildeşir
taşlar toz olurdu içteniçe
suların akışında bulduğu neydi
neden ıslık çalardı rüzgarda
neden ağlardı

bir dostu vardı mahpustu
pas tutmuş yıllaryılı zinciri
dilermek bir hızlı yaşamaktı
zamana sığmamaktı bunu bilirdi
bir köpeği vardı ado doç'tu
aşksız geceler gibi karaydı
göğsü yürek biçiminde aktı
zincir sesleri geliyordu ötelerden
karanlık uluyordu korkunçtu
ve gözleri bal damlası kadar tatlı
forsa gözleri gibi uzaktı
bir sevdiği vardı adını kimse bilmez
bir dileği vardı anlaşılmaz
alnına gecelerce çökmüş gölgesi
onu hem herkes bilir
hem de hiçkimse bilmezdi

birgün bütün okuduklarını unuttu
birdenbire sevdiklerini unuttu
nesi varsa yaşanmış
bırakıp gitti 


listeye don



Önce yönler yerlerine
		
		
gece balçık kokuyordu inceden
otuzdokuzuncu paralelde biryerde
mor üstüne direkleme bariton
hey anam-denizin altı gibi
hani şu direnmek de olmasa
camgömbeğinde bir kara nokta
yönlerin hiçbir önemi yok artık
bir gece sallanıyordu açıkta

o gece büyük kopuştu gördüm
köprülerin bıçak açmıyordu ağızlarını
ağaçlar çözülmüşlerdi uykularından
uykular, çözülmüşlerdi
karaca gözleriydi ürkütülmüş
sürülerle karacalardı insanlardı
hey anam - ne de güzel doruklar
ne de güzeldi direnirken insan
bu sel gecesi olmasa kendimizi bulamazdık
delirmiş dal uçlarını kahverengini
yeşili kırmızıyı  maviyi bulamazdık
cam göbeğinde bir kara nokta

isterseniz o dalgadan da verebilirim
paraşüt dünyayı indiremez ki
balıklar sofralara sürüklenmişler
yaşamak olabildiğince dişi
iki şimşek arasında bir sellice düş
isterseniz yönleri de verebilirim
elele- isterseniz-ayrılmamacasına
hey anam- ne de güçlüydük birden
yıldızlar hep yukarda yukardaydılar
hani şu sözgelimi yukarda

(temmuz bildirisi) 


listeye don



Dayan dayanabilirsen
		
		
bir bir yitiriyorum sevdiklerimi
ellerimden kuşlar gibi
uçup uçup kuşlar gibi
        uzak dağlar ardına

çivilenmiş gözlerime kiminin
            o yalvaran gözleri
yakıyor kollarımı kiminin kanı
            kimi sitem sitem vuruyor beni
dövünmek tepinmek neye yarar ki
       neyi kurtarır ki üzmek şu canı
her bahar yenilense de dallarda tomurcuklar
o bahar gitti gider

kolay değil ozanın ağlamaması
         gülmesi kolay değil
bulutlar her zaman yağmur getirmez
        şimşek gülmez bulutlardan herzaman
bulut var ki yaz yağmuru güzelim
         geçip gider gül kokulu yel gibi
bulut var ki taş başına yoksulun
       orman söken köy göçüren bir karabasan

tam da başlamışken sevmeği öğrenmeğe
tam da başlamışken bal doldurmağa
           özlem denen peteğe
bir bir uçup gidiyorlar canlarım
gidiyorlar kopar gibi acılı kollarımdan
           dönülmez karanlığa

dövünmek tepinmek neye yarar ki
neyi kurtarır ki ölüme sövmek
             sövmemek ne yazar ki
dağbaşında tek ağaç
fırtınada bir tekne
uçurtması kopup gitmiş bir çocuk
bakıyorum yalnızca
şaşkın ve umarsız gözlerle arkalarından

dayan yavrum
dayan hasan hüseyin
dayan dayanabilirsen 


listeye don



Davullu ninni
		
		
hayır, kastro istemiyorum, çek bir bira arjantin
ne zaman davul duysam mışıl mışıl yaşlanıyorum
işvereni seviyorum, çok ortodoks güzel hırsız
ortaçağı sokaklarda baremli dilenciler
gürültüyü seviyorum davulu sevmiyorum
ne zaman davul duysam mışıl mışıl yaşlanıyorum

ısırganlı tosbağalı atomlu bir yaz öğlesi
çok kösnük az ingiliz biraz asil çok pragmatik
başka oluyor böyle ingilizli kıraliçelik
eskiden marşlar çalındıkça taylar kişnerdi içimizde
şimdi sünnet düğünlerinde domuzuna çingenelik
hayır, kastro istemiyorum, çek bir bira arjantin

tin tin eder tinimini amma da komik burcoybank
yataklar yakmış haspam fakatı yok tabancası var
öyle bir kan sarhoşluğu, tapınaksa garsonyer
kutsal mutsal kaşkariko, davul kurban alaturka
bu bulutlar ah ne güzel, ah ne güzel bu yaşamak
yataklar yakmış haspam fakatı yok tabancası var

o zaman başka değildi, mum yakardık davul aydınlığında 
tüfekleri yağlardık, barut derdik karanlıklara
çocuklar birden büyürdü, ekmek olurdu cumhuriyet
diktatör derdik ördeklere, ah ne güzel ateşlerdi
ah ne güzel kurtuluş'tu ne güzel havafişekleri
davul çala çala eskittik o güzelim kurtuluş'u

günebakan akşam diyor birazdan sular kokacak
kocaman ölülüklerde minnacık insan müsveddeleri
davulu sevmiyorum, çok aptal az demokratik
hadi artık yum gözlerini hadi şeyim hadi şuyum hadi bitanem hadi
hadi benim etkafalım kuşkonmazım bismillahım hadi
davulum kurusıkım cennetim cehennemim hadi
bak sular kokuyor artık, hadi artık yum gözlerini
devrim götürsün seni, hadi işte hadi ulan hadi işte ninni

(temmuz bildirisi) 


listeye don



Uçun Kuşlar
		
		
insandır suda akan yaprakta yeşil gülde kırmızı 
zorlu bir dal gibi eğleniriz de fırtınalarla 
ince bir sızı birdenbire kırar kollarımızı 
ve bir akşam kuşlar gibi elimizden uçup giden mutluluk 
bir sabah ebemkuşaklarının altından dörtnala gelir 
                              yaşayalım çocuklar 
                              her şey bizimdir 
bir giysi örtüsünde buldum ben bu yedi satırı 
bozkırda yüzükoyun bir hitit kasabası 
yedi satır yedi bülbül yavrusu 
vurmuşlar anasını da kalmış yavrusu 
bir sürgün şair yazmış vaktin birinde 
bir genç kız işlemiş onu örtüye 
yedi renk ipek iplik, yedi bülbül yavrusu  
ak örtüde yedi satır, gökkuşağı iğrisi 
bu yalnızlık bu sürgün, insan olmak acısı 
aldım yedi yavrucuğu koydum buraya 
yaşıyor mu bilmiyorum o sürgün şair 
yaşıyorsa bilsin diye o sürgün şair 
bir gün çıkıp gelsin diye o sürgün şair 
‘uçun kuşlar’ 
‘uçun kuşlar’ 
                         koydum adını 

bir giysi örtüsünde yedi bülbül yavrusu 
yedi satır, yedi renk, gökkuşağı iğrisi 


listeye don


Birinci kaçış
		
		
dur gitme bekle biraz bu belki son buluşmamızdır
belki şimdi şuracıkta ama belki hiç bilmediğin
bir ezik kurbağadır ıslak betonda gölgelerimiz
rıhtımlara böldüğümüz bu çocuksu kurtuluşlar
dur gitme bekle biraz hem sonra belki de hiç
belki bir kamyon beni bir akşam gazetesine
belki sokak sokak beni aradıkların
belki bu son buluşmamızdır nella ah nella
dur gitme vakit yakın az sonra belki de hiç
belki de ben, ah nella, bu ayrılık hiç bitmeyecek

seni çeşmeler gibi şarkılara dağıtıyorum
renkler katıyorum seni, uysal biçimlerden alıp
kısraklara çiziyorum kavga arefesi günlere
dönüp kendimi vuruyorum bir akrep karanlığında
dişi bir isa gibi bakma bana çıldıracağım
düşersem esintime karanlığa düşersem
ellerim soyunursa uykusuz diriliğini
yüzünü yitirirsem bence güzel çizgilerini
düşsel ortamlar içinde bir silik bir anlamsız
yaşamak korkubabası, gelsin dinlerin cenneti
sana ben nella dedim, ah nella, belki de hiç

geceleri bambaşka bir adam oluyorsam
karışıksam kendimden yelimden kaçıyorsam
içimde anlamadığın bir beythofun fırtınası
ben bu fırtınayı yıllardır tanıyorum
yıllardır kendimi taştantaşa ama anlıyamazsın
ben beythofun fırtınası bu ölüm bu ürkünç
tarlalar var bu fırtınada fabrikalar umutlar
dilsiz anlaşmalar var erkekçe davranışlar
ben bu fırtınayı yıllardır yaşıyorum
yüzükoyun kentlerin alacakaranlıklarında

yıllar geçecek, sen böyle hep titreyerek bekliyeceksin
şiirlerim hiçbir zaman beni anlatamıyacaklar
yoksul bir kasabada yoksul bir kahve ocaklığı
ışıklı günlere yatmış yıldız ışığında köyler
tezgahlarda ben dokunacağım nakışlarda ben uyanacağım
yorgun istasyonlarda yığın yığın tedirginlikler
ama hep yolda olacağım kendi yelimin önünde
yaşadıkça, adım adım özlemlerimi haykıracağım
belki çok gideceğim belki çok sürüneceğim
belki bu son buluşmamızdır nella ah nella
seni tuzundan özlemlerimin, bitmemiş şarkılarımdan
sana ben nella dedim, ah nella, belki de hiç

bu kasım bu çıplak beythofun fırtınası
şiirlerim hiçbir zaman beni anlatamıyacaklar

(temmuz bildirisi) 


listeye don


Zar
		
		
kötü   
durum kötü  
durum çok kötü  
durum gerçekten kötü  

ya şunda ya bunda  
ya burdan ya şurdan  
ya bugün ya yarın  
ya akşam ya sabah  

durum gerçekten kötü  
durum çok kötü  
durum kötü  
kötü  

yo pek de kötü sayılmaz  
şöyle olursa böyle  
böyle olursa şöyle  
bu yandan gelirse eh biraz  
şu yandan gelirse çok iyi  
dediğim gibi olursa hârikulâde  

iyi iyi  
durum iyi  
durum çok iyi  
durum gerçekten iyi 
listeye don




<< Geri dön Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Ozgur yasam © 2002 sitenin hicbir kurum kurulus yada orgutle bagi yoktur 
Hosted by www.Geocities.ws

1