Menu
ANASAYFA
 
 


1.icerde
2.hani kursun siksan gecmez geceden
3.kara
4.otuz uc kursun-1
5.otuz uc kursun-2
6.otuz uc kursun-3
7.otuz uc kursun-4
8.otuz uc kursun-5
9.rustemo
10.vay kurban
11.uy havar
12.terketmedi sevdan beni
13.unutamadigim
14.merhaba
15.aksam erken iner mahpushaneye
16.anadolu
17.ay karanlik
18.bu zindan bu kirgin bu can pazari
19.diyarbekir kalesinden notlar

İçerde
		
		
Haberin var mı taş duvar? 
Demir kapı, kör pencere, 
Yastığım, ranzam, zincirim, 
Uğruna ölümlere gidip geldiğim, 
Zulamdaki mahzun resim, 
Haberin var mı? 
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş, 
Karanfil kokuyor cıgaram 
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin... 


listeye don




Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden
		
		
Yiğit harmanları, yığınaklar, 
Kurulmuş çetin dağlarında vatanların. 
Dize getirilmiş haydutlar, 
Hayınlar, amana gelmiş, 
Yetim hakkı sorulmuş, 
Hesap görülmüş. 
Demdir bu... 

Demdir, 
Derya dibinde yangınlar, 
Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs... 
Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde, 
Çelik kadavrası korugan'ların. 
Ölünmüş, canım, ölünmüş, 
Murad alınmış... 

Gelgelelim, 
Beter, bize kısmetmiş. 
Ölüm, böyle altı okka koymaz adama, 
Susmak ve beklemek, müthiş 
Genciz, namlu gibi, 
Ve çatal yürek, 
Barışa, bayrama hasret 
Uykulara, derin, kaygısız, rahat, 
Otuziki dişimizle gülmeğe, 
Doyasıya sevişmeğe, yemeğe... 
Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri, 
Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret 
Ve asıl biz biliriz kederi. 

İçim, bir suskunsa tekin mi ola? 
O Malta bıçağı, kınsız uyanık, 
Ve genç bir mısradır 
Filinta endam... 
Neden, neden alnındaki yıkkınlık, 
Bakışlarındaki öldüren buğu? 
Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri... 
Nasıl da almış aklımı, 
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan, 
Dost, düşman söz eder kendi kavlince, 
Kınanmak, yiğit başına. 
Bu, ne ayıp, ne de yasak, 
Öylece bir gerçek, kendi halinde, 
Belki, yaşamama sebep... 

Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu. 
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden, 
Anlatamam, nasıl ıssız, karanlık... 
Ve zehir-zıkkım cıgaram. 
Gene bir cehennem var yastığımda, 
Gel artık... 

listeye don



Kara
		
		
Çarpmış, 
Paramparça etmiş, 
Kara sütü, kara devdayla seni... 
Ve kara memelerinde dişlerin asi, 
Karadır, upuzun yattığın gece, 
Felek, ah ettirir, boynun kıl-ince... 
Cihanlar, çocuklar, kuşlar içinde 
Sızlar bir yerlerin 
Adsız ve kayıp 
Sızlar, usul-usul, dargın 
Vekan tadında bir konca, 
Damıtır kendini mısralarınca... 

De be aslan karam, 
De yiğit karam, 
Hangi kalemin yazısı, 
Zorlu yazısı, 
Belanda? 

Anadan doğma nişan mı, 
Sütlü barut damgası mu, 
Bir gece parçası mı kaburgandaki? 
Kız kakülü, ne hal eylermiş teni, 
Ellerin, deli hoyrat, 
Ellerin, susuz, yangın. 
Ellerin ooooy alarga... 

De be aslan karam, 
De yiğit karam, 
Hangi güzelin diş yeri, 
Mavi diş yeri, 
Sevdanda? 

Vurmuş, 
Demirlerin çapraz gölgesi, 
Alnın galip ve serin. 
Künyen çizileli kaç yıldız uçtu, 
Kaç ayva sarardı, kaç kız sevişti, 
Gelmemiş, kimselerin... 

De be aslan karam, 
De yiğit karam, 
Hangi zehirin meltemi, 
Saran meltemi, 
Hülyanda? 

Hakikatlı dostun muydu, 
Can koyduğun ustan mıydı, 
Bir uyumaz hasmın mıydı, 
"Ooooof" de bunlar olsun muydu? 

De be aslan karam, 
De yiğit karam, 
Hangi kahpenin hançeri, 
Saklı hançeri, 
Yaranda? 


listeye don



Otuzüç Kurşun -1
		
		
Bu dağ Mengene dağıdır 
Tanyeri atanda Van'da 
Bu dağ Nemrut yavrusudur 
Tanyeri atanda Meruda karşı 
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur 
Bir yayın seccade Acem mülküdür 
Doruklarda buzulların salkımı 
Firari güvercinler su başlarında 
Ve karaca sürüsü, 
Keklik takımı... 

Yitik inkar gelinmez 
Tek'e-tek döğüşte yenilmediler 
bin yıllardan bu yan, bura uşağı 
Gel haberi nerden verek 
Turna sürüsü değil bu 
Gökte yıldız burcu değil 
Otuzüç kurşunlu yürek 
Otuzüç  kan pınarı 
Akmaz, 
Göl olmuş bu dağda... 



listeye don


Otuzüç Kurşun -2
		
		
Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı 
Sırtı alaçakır 
karnı sütbeyat 
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı 
Yüreği ağzında öyle zavallı 
Tövbeye getirir insannı 
Tenhaydı, tenhaydı vakitler 
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı 

Baktı otuzüçten bire 
Karnında açlığın ağır boşluğu 
Saç, sakal bir karış 
Yakasında bit, 
Baktı kolları vurulu, 
Cehennem yürekli bir yiğit, 
bir garip tavşana, 
Bir gerilere. 

Düştü nazlı filintası aklına, 
Yastığı altında küsmüş. 
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay 
Perçemi mavi boncuklu, 
alnında akıtma 
Üç topuğu ak, 
Ekşini hovarda, kıvrak, 
Doru, seglavi kısrağı. 
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde! 

Şimdi, böye çaresiz ve bağlı, 
Böyle arkasında bir soğuk namlu 
Bulunmayaydı, 
Sığınabilirdi yüceltilere... 
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir, 
Evvel allah bu eller utandırmaz adamı, 
Yanan cıgaranın külünü, 
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan 
Engereğin dilini, 
İlk atımda uçuran 
Usta elleri... 

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı 
Çığ bekleyen bogazların kıyametini 
Karlı, yumuşacık hıyanetini 
Uçurumların, 
Önceden bilen gözleri... 
Çaresiz 
Vurulacaktı, 
Buyruk kesindi, 
Gayrı gözlerini kör sürüngenler 
Yüreğini leş kuşları yesindi... 


listeye don



Otuzüç Kurşun - 3
		
		
Vurulmuşum 
Dağların kuytuluk bir boğazında 
Vakitlerden bir sabah namazında 
Yatarım 
Kanlı, upuzun... 

Vurulmuşum 
Düşüm, gecelerden kara 
Bir hayra yoranım çıkmaz 
Canım alırlar ecelsiz 
Sığdıramam kitaplara 
Şifre buyurmuş bir paşa 
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız 

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz 
Rivayet sanılır belki 
Gül memeler değil 
Domdom kurşunu 
Paramparça ağzımdaki... 

listeye don




Otuzüç Kurşun - 4
		
		
Ölüm buyruğunu uyguladılar, 
Mavi dağ dumanını 
ve uyur-uanık seher yelini 
kanlara buladılar. 
Sonra oracıkta tüfek çattılar 
Koynumuzu usul-usul yoklayıp 
Aradılar, 
Didik-didik ettiler 
Kirmanşah dokuması al kuşağımı 
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler 
Hpsi de armağandı Acem elinden... 

Kirveyiz, kadeşiz, kanla bağlıyoz 
Karşıyaka köyleri, obalarıyla 
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, 
Komşuyuz yaka yakaya 
Birbiine karışır tavuklarımız 
Bilmezlikten değil, 
Fıkaralıktan 
Pasaporta ısınmamış içimiz 
Budur katlimize sebep suçumuz, 
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız 
Kaçakçıya 
Soyguncuya 
Hayına... 

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz 
Rivayet sanılır belki 
Gül memeler değil 
Dondom kurşunu 
Paramparça ağzımdaki... 

listeye don




Otuzüç Kurşun - 5
		
		
Vurun ulan, 
Vurun, 
Ben kolay ölmem. 
Ocakta küllenmiş közüm, 
Karnımda sözüm var 
Haldan bilene. 
Babam gözlerini verdi urfa önünde 
Üç da kardaşını 
Üç nazlı selvi. 
Ömrüne doymamış üç dağ parçası. 
Burçlardan, tepelerden, minarelerden 
Kirve, hısım, dağların çocukları 
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda 

Bıyıkları yeni terlemiş daha 
benim küçük dayım Nazif 
Yakışıklı, 
Hafif 
İyi süvari 
Vurun kardaş demiş 
Namus günüdür 
Ve şaha kaldırmış atını. 

kirvem hallarımı aynı böyle yaz 
Rivayet sanılır belki 
Gül memeler değil 
Domdon kurşunu 
Paramparça ağzımdaki... 

listeye don




Rüstemo
		
		
Modan yaylasına eşkin almadan 
Maktela üzerinde sağımız 
Karbeyaz Çermik Dağları 
Solumuz kan kırmızısı Fırat'tır 
Dört mevsim yeşildir orman 
Ve toprak çetin 
Baharları aşiretler iner Dersim üstünden 
Sürü otlatır. 
Odunda 
Kömürde 
Pamukta 
Gönlü bir akarsu gibi alıp götüren 
Irzdan ve ekmekten yana 
Bir kara sevdadır 
Yeşil murattır 
Ve bundan ötürü tutmuş dağları 
Ve almış yürümüş sulardan öte 
Kıl çadırlarda maceramız 
  
Yasak bundan böyle zulum; 
Ve öşür 
Ve haraç 
Ve angarya 
Ve katil 
Ve sirkat 
Ve talan 
Ve küfür kıza kısrağa 
Yasaktır, emreder Dağlar Paşası 
Elinde, affetmez Fransız üçlüsü... 
  
Gayri malumunuz olsun halim 
Hayrola encam 
Malum ola 
Ayan beyan 
Dosta ve düşmana serencam 
  
Önce şeyhülislam fetva buyurur 
Katlim dört mezhepte vacip görülür 
Sonra saray ferman eyler 
Ve kaltak vurulur ordugahlarda 
Dar vakit yetiştin tatar ağası 
Bir elimde kana batmış hamaylim 
Bir elim derman eyler 
Dostooo 
Buncasına kavga demezem 
Kızanlar idman eyler 
Hele sarılmasın dört bir yanımız 
Tamam cümle dağlar mevzi almıştır 
Ve yatmış pusuya patikalar 
  
Salavat getirir dağ dağ taburlar 
Narlı Bahçe üzre kanlı bir akşam 
Gelen elçi değil 
Azrail olsun 
Anam avradım olsun kaçarsam 

listeye don




Vay Kurban
		
		
Dağlarının, dağlarının ardı, 
Nazlıdır. 
Uçurum kıyısında incecik bir yol 
Gider dolan-dolana, 
Bir hastan vardır, umutsuz, 
Belki ayşe, belki Elif 
Endamı kuytuda başak, 
Memesinin, memesinin altında, 
Bir sancı, 
Bir hayın bıçak... 

Ölüm bu, 
Fukara ölümü 
Geldim, geliyorum demez. 
Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü, 
Ya da seher, mahmurlukta, 
Bakarsın, olmuş olacak. 
Bir hastan vardı umutsuz, 
Hayreti uykularda, 
Hayreti soğuk sularda. 
Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri, 
İki mavi, kocaman korku çiçeği, 
Açar, derin kuyularda... 

Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur. 
Hiçç akıl edip de düşünen var mı? 
Gün kimin hesabına tutar akşamı, 
Rahmetinden kim demlenir bulutun, 
Hayırlı evlat makina 
Nasıl canavar kesilir. 
Kurdun, karıncanın rızkını veren 
Toprak nasıl ayartılır, 
Yüz vermez topal öküze, 
Ve almaz koynuna kara sabanı. 

Sepetçioğlu'm bir kömür işçişidir, 
Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif 
Mal, haraç-mezattır, 
Can, pazar-pazar. 
Kırmızı, ak ve esmer, 
Yumuşak ve sert buğdayları 
Yaratan ellerin sahibidir bu, 
Kör boğaz, nafaka uğruna, 
Haldan düşmüş, tebdil gezer... 

Dağlarının, dağlarının ardı, 
Nasıl anlatsam... 
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz. 
Çırılçıplak, 
Vay kurban... 
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda." 
Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile 
Fedayı kabul etmektir, 
Cennet yapabilmek için seni, 
Yoksul ve namuslu halka. 
Bu'dur ol hikayet, 
Ol kara sevda. 

Seni sevmek, 
Felsefedir, kusursuz. 
İmandır, konkunç sabırlı. 
İp'in, kurşun'un rağmına, 
Yürür, pervasız ve güzel. 
Sıradağları devirir, 
Akan suları çevirir, 
Alır yetimin hakkını, 
Buyurur, kitabınca... 

Gün ola, devran döne, umut yetişe, 
Dağlarının, dağlarının ardında, 
Değil öyle yoksulluklar, hasretler, 
Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır, 
Bir tek zeytin dalı bile yalnız... 
Sıkıysa yağmasın yağmur, 
Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ. 
bu yürek, ne güne vurur... 
Kaçar damarlarından karanlık, 
Kaçar, bir daha dönemez, 
Sunar koynunda yatandan, 
Hem de mutlulukla sunar 
Beynimizin ışığında yeraltı. 

Her mevsim daha genç, daha verimli, 
Sunar, pırıl-pırıl, sebil, 
Ömrünün en güzel aşk hasadını, 
Elimizin hünerinde yeryüzü. 
Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar, 
Bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe 
Şafakla doğan işgücü. 
Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür, 
Olm kitapta böylece yazılıdır, 
Ol sevda, böyledir çünkü... 


listeye don



Uy Havar
		
		
Yangınlar, 
Kahpe fakları, 
Korku çığları 
Ve irin selleri, aç yırtıcılar, 
Suyu zehir bıcaklar ortasındasın. 
Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay! 
Pusatsız, duldasız, üryan 
Bir cana bir de başa 
Seher vakti leylim -leylim 
Cellat nişangahlar aynasındasın. 
Oy sevmişim ben seni... 

Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu! 
He canım... 
Çiçekdağı kıtlık, kıran, 
Gül eçmaz, çağla dökmez. 
Vurur alnım şakına 
Vurur çakmaktaşı kayalarıyla 
Küfrünü, Medetsiz, Munzur. 
Şahmurat Suyu kan akar 
Ve ben şairim. 

Namus işçisiyim yani 
Yürek içisi. 
Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, 
Ne salkım bir bakış 
Resmin çekeyim, 
Ne kınsız bir rüzgar 
Mısra dökeyim. 
Oy sevmişem ben seni... 

Ve sen daha demincek, 
Yıllar da geçse demincek, 
Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm, 
Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim, 
Yaran derine gitmiş, 
Fitil tutmaz, bilirim. 
Ama hesap dağlarladır, 
Umut, dağlarla. 

Düşün, uzay çağında bir ayağımız, 
Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri 
Düşün, olasılık, atom fiziği 
Ve bizi biz eden amansız sevda, 
Atıp bir kıyıya iki zamın 
Yarının çocukları, gülleri için 
Herbirinin ayvatüyü, çilleri için, 
Koymuş postasını, 
Görmüş restini. 
He canım, 
Sen getir üstünü. 

Uy havar! 
Muhammed, İsa aşkına, 
Yattığın ranza aşkına, 
Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü! 
Benim de boş yanım hançer yalımı 
Ve zulamda kan-ter içinde, asi, 
He desem, koparacak dizginlerini 
Yediveren gül kardeşi bir arzu 
Oy sevmişem ben seni... 

listeye don




Sevdan Beni
		
		
Terketmedi sevdan beni,  
Aç kaldım, susuz kaldım,  
Hayın, karanlıktı gece,  
Can garip, can suskun,  
Can paramparça...  
Ve ellerim, kelepçede,  
Tütünsüz, uykusuz kaldım,  
Terketmedi sevdan beni... 


listeye don



Unutamadığım
		
		
Açardın, 
Yalnızlığımda 
Mavi ve yeşil, 
Açardın, 
Tavşan kanı, kınalı-berrak. 
Yenerdim acıları, kahpelikleri... 

Gitmek, 
Gözlerinde gitmek sürgüne. 
Yatmak, 
Gözlerinde yatmak zindanı. 
Gözlerin hani? 

"To be or not to be" değil. 
"Cogito ergo sum" hiç değil... 
Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı, 
Durdurulmaz çığı 
Sonsuz akımı. 

İçmek, 
Gözlerinde içmek ayışığını. 
Varmak, 
Gözlerinde varmak can tılsımına. 
Gözlerin hani? 

Canımın gizlisinde bir can idin ki 
Kan değil,sevdamız akardı geceye, 
Sıktıkça cellad, 
Kemendi... 

Duymak, 
Gözlerinde duymak üç-ağaçları 
Susmak, 
Gözlerinde susmak, 
Ustura gibi... 
Gözlerin hani? 


listeye don



Merhaba
		
		
Gün açar, 
Karın verir yağmurlu toprak. 
İncesu Deresi, merhaba. 
Saçakta serçeler daha çılgındır, 
Bulutlarda kartal, 
Daha çalımlı. 
Koparır göğsünden bir düğme daha, 
Tezkere bekliyen biri. 
İncesu Deresi, merhaba. 

Genç bayraklar vardır, 
Barış düşünür, 
Kuyularda işçi, mavilikleri. 
Ben hepsini düşünürüm, 
Yirmidört saat 
Ve seni düşünürüm, 
Karanlık, hırslı... 
Seni, cihanların aziz mevyası. 
İlan-ı aşk makamından bir mısra, 
Yeerip, kımıldar içimde, 
Düşer aklıma gözlerin... 

Oysa murad alamam. 
Osya akdan-karadan 
Bilirim, payım bu kadar... 
Unutulmuş gülmeyi gözbebeklerim. 
Unutmuş dudaklarım öpmeyi. 
İncesu Deresi, merhaba... 


listeye don



Akşam Erken İner Mahpushaneye
		
		
Akşam erken iner mahpusaneye. 
Ejderha olsan kar etmez. 
Ne kavgada ustalığın, 
Ne de çatal yürek civan oluşun. 
Kar etmez, inceden içine dolan, 
Alıp götüren hasrete. 

Akşam erken iner mahpusaneye. 
İner, yedi kol demiri, 
Yedi kapıya. 
Birden, ağlamaklı olur bahçe. 
Karşıda, duvar dibinde, 
Üç dal gece sefası, 
Üç kök hercai menekşe... 

Aynı korkunç sevdadadır 
Gökte bulut, dalda kaysı. 
Başlar koymağa hapislik. 
Karanlık can sıkıntısı... 
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri, 
Bense volta'dayım ranza dibinde 
Ve hep olmayacak şeyler kurarım, 
Gülünç, acemi, çocuksu... 

Vurulsam kaybolsam derim, 
Çırılçıplak, bir kavgada, 
Erkekçe olsun isterim, 
Dostluk da, düşmanlık da. 
Hiçbiri olmaz halbuki, 
Geçer süngüler namluya. 
Başlar gece devriyesi jandarmaların... 

Hırsla çakarım kibriti, 
İlk nefeste yarılanır cıgaram, 
Bir duman, kendimi öldüresiye. 
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin, 
Ama akşam erken iniyor mahpusaneye. 
Ve dışarda delikanlı bir bahar, 
Seviyorum seni, 
Çıldırasıya 


listeye don



Anadolu
		
		
Beşikler vermişim Nuh'a 
Salıncaklar, hamaklar, 
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır, 
Anadoluyum ben, 
Tanıyor musun? 

Utanırım, 
Utanırım fukaralıktan, 
Ele, güne karşı çıplak... 
Üşür fidelerim, 
Harmanım kesat. 
Kardeşliğin, çalışmanın, 
Beraberliğin, 
Atom güllerinin katmer açtığı, 
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında, 
Kalmışım bir başıma, 
Bir başıma ve uzak. 
Biliyor musun? 

Binlerce yıl sağılmışım, 
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar 
Nazlı, seher-sabah uykularımı 
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar, 
Haraç salmışlar üstüme. 
Ne iskender takmışım, 
Ne şah, ne sultan 
Göçüp gitmişler, gölgesiz! 
Selam etmişim dostuma 
Ve dayatmışım... 
Görüyor musun? 

Nasıl severim bir bilsen. 
Köroğlu'yu, 
Karayılanı, 
Meçhul Askeri... 
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini. 
Sonra kalem yazmaz, 
Bir nice sevda... 
Bir bilsen, 
Onlar beni nasıl severdi. 
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı, 
Minareden, barikattan, 
Selvi dalından, 
Ölüme nasıl gülerdi. 
Bilmeni mutlak isterim, 
Duyuyor musun? 

Öyle yıkma kendini, 
Öyle mahzun, öyle garip... 
Nerede olursan ol, 
İçerde, dışarda, derste, sırada, 
Yürü üstüne-üstüne, 
Tükür yüzene celladın, 
Fırsatçının, fesatçının, hayının... 
Dayan kitap ile 
Dayan iş ile. 
Tırnak ile, diş ile, 
Umut ile, sevda ile, düş ile. 
Dayan rüsva etme beni. 

Gör, nasıl yeniden yaratılırım, 
Namuslu, genç ellerinle. 
Kızlarım, 
Oğullarım var gelecekte, 
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası. 
Kaç bin yıllık hasretimin koncası, 
Gözlerinden, 
Gözlerinden öperim. 
Bir umudum sende, 
Anlıyor musun? 

listeye don




Ay Karanlık
		
		
Maviye 
Maviye çalar gözlerin, 
Yangın mavisine 
Rüzgarda asi, 
Körsem, 
Senden gayrısına yoksam 
Bozuksam, 
Can benim, düş benim, 
Ellere nesi? 
Hadi gel, 
Ay karanlık... 
İtten aç, 
Yılandan çıplak, 
Vurgun ve bela 
Gelip durmuşsam kapına 
Var mı ki doymazlığım? 
İlle de ille 
Sevmelerim, 
Sevmelerim gibisi? 
Oturmuş yazıcılar 
Fermanım yazar 
N'olur gel, 
Ay karanlık... 
Dört yanım puşt zulası, 
Dost yüzlü, 
Dost gülücüklü 
Cıgaramdan yanar. 
Alnım öperler, 
Suskun, hayın, çıyansı. 
Dört yanım puşt zulası, 
Dönerim dönerim çıkmaz. 
En leylim gecede ölesim tutmuş 
Etme gel, 
Ay karanlık... 

listeye don




Bu Zindan, Bu Kırgın, Bu Can Pazarı
		
		
Gördüler 
Yedi cihan, 
İn, cin, Kaf dağının ardındakiler, 
Kıtlık da kıran da olsa 
Gördüler analar neler doğurur 
Aman aman hey... 

Dünyalar vardır elvan, 
Bir su damlasında, bir kıl ucunda, 
Meyvalar vardır, meyvalar, 
Ağacı, omcası yok, 
Sana vurgun, sana dost. 
Beride Kabil'in murdar baltası 
Ve kan değirmenleri, 
Kader kahpesi. 
Beride borazancıları o puşt ölümün, 
Hazır, zilzurna keyfinden, 
Hazır ırzını vermeğe 
Yiğitler vuruldukça. 
Timsah kısmı çünkü yavrusunu yer 
Akarsu duruldukça. 
Cadı, yalan hamurunu dağ-dağ yoğurur 
aman aman hey... 

Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı, 
macera değil. 
Yaşamak, sade "yaşamak" 
Yosun, solucan harcıdır. 
Öyle açar ki murat. 
Susuz, güneşsiz de kalsa, koparılsa da 
Şavkı, bulut güllerinden daha bir suna, 
Daha bir burcu-burcudur. 

Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı 
Macera değil 
Sardığım toprağımın altın sabrıdır. 
O sert, erkek hüznüdür lahza başında 
Cıgara değil. 
Ve sevgilim uykusunda bağrır 
Aman aman hey... 

Meltemin bir tadı, ustura ağzı 
Biri, kız memesi, tılsım, 
Yağmurun bir damlası süzülmüş küfür, 
Bir damlası, aşk. 
senin uykuların hayın, 
düşlerin kardeş. 
Duyar mısın, anlayıp sızlar mısın ki? 
Gece, samanyollarında rüzgar çıkıncayadek, 
Mısralarım kardeş-kardeş çağırır 
Aman aman hey... 

Serabın bir sonu vardır, 
Ufkun, sıradağın sonu. 
Uçarın, kaçırın bir sonu vardır 
Senin sonun yok. 
Mandaların, kavakların pazarı olur, 
Senin pazarın olamaz. 
Sensiz nar çatlamaz, bebek gııı demez. 
beni böyle şair, divane etmez, 
Kızımın çatal göğsü. 
Senin yüzün suyu hürmetinedir 
Bugdalara, cevizlere yürüyen 
Kara toprağın ak südü... 

Bir bilsen kimlere tasa, kedersin, 
Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki? 
Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar 
Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar. 
Akşam-akşam, kara sevdam ağırır
Aman, aman hey... 


listeye don



Diyarbekir Kalesinden Notlar Ve Adiloş Bebenin Ninnisi
		
		
1. 
Varamaz elim 
Ayvasına, narına can dayanmazken, 
Kırar boynumu yürürüm. 
Kurdun, kuşun bileceği hal değil, 
Sormayın hiç 
Laaaaal... 
Kara ferman çıkadursun yollara, 
yarin bahçesi tarümar, 
Kan eder perçem 

Olancası bir tutam can, 
Kadasına, belasına sunduğum, 
Ben öleydim loooy... 
Elim boş, 
Ayağım pusu. 
Bir ben bileceğim oysa 
Ne afat sevdim. 
Bir de ağzı var dili yok 
Diyarbekir Kalesi... 

2. 
Açar, 
Kan kırmızı yediverenler 
Ve kar yağar bir yandan, 
savrulur Karacadağ, 
Savrulur zozan... 
Bak, bıyığım buz tuttu, 
Üşüyorum da 
Zemheri de uzadıkça uzadı, 
Seni, baharmışın gibi düşünüyorum, 
Seni, Diyarbekir gibi, 
Nelere nelere baskın gelmez ki 
Seni düşünmenin tadı... 

3. 
Hamravat suyu dondu, 
Diclede dört parmak buz, 
Biz kuyudan işliyoruz kaba-kacağa, 
Çayı, kardan demliyoruz. 
anam sır gbi saklar siyatiğini, 
"Yel" der. "Baharın geçer". 
Bacım, ikicanlı, ağır, 
Güzel kızdır, bilirsin, 
ilki bu, bir yandan saklı utanır 
Ve bir yandan korkar 
Ölürüm deyi. 
Bir can daha çoğalacağız bu kış. 
bebeğim, neremde saklayım seni? 
Hoş gelir, 
Safa gelir, 
Ahmed arif'in yeğeni... 

4. 
Doğdun, 
Üç gün aç tuttuk 
Üçgün meme vermedik sana 
adiloş Bebem, 
Hasta düşmeyesin diye, 
Töremiz böyle diye, 
Saldır şimdi memeye, 
Saldır da büyü... 
  
Bunlar, 
Engerekler ve çıyanlardır, 
Bunlar, 
Aşımıza, ekmeğimize 
Göz koyanlardır, 
Tanı bunları, 
Tanı da büyü... 

Bu, namustur 
Künyemize kazılmış, 
Bu da sabır, 
Ağulardan süzülmüş. 
Sarıl bunlara 
Sarıl da büyü... 




listeye don


<< Geri dön Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Ozgur yasam © 2002 sitenin hicbir kurum kurulus yada orgutle bagi yoktur 
Hosted by www.Geocities.ws

1