3. max scheler'de insan .................................... 3.1 - ideleştirme aktı (3)

3.2 - savı kanıtsama

3.3 - dört problem (4)

3.4 - menşe/menba/maden - ukde/ asl /esas

3.5 - varlık ve yokluk

3.6 - yarısı koparılan ilim (5)

3.2 - Savı Kanıtsama

     Hem bu yabancı antropoloji yerli felsefi antropoloji gibi metafizikten kaçmadığını, tersine metafizik yaptını resmen ilan ettiği için yukarıdaki soruları cevaplamaya mecburdur. Bizimki bu noktadan yabancı antropolojiden daha üstündür. Ancakz Scheler metafizik kimliğinin yüklediği bu açıklama mecburiyetini yerine getirmiyor, sadece ideleştirme aktını tasvir ediyor, kökenine inip dayandıracağı delili getiremiyor...Yani ideleştirme aktını yine ideleştirme ile "izah" ediyor. Savına kanıt getirmeden savı kanıt yerine kullanıyor, davasını delil gibi kullanıyor,"kanıtsıyor".

Biz insandaki hayatın ve şuurun kaynağını ve kökenini arıyoruz. Geist felsefesi bize hayatı tasvir ediyor şuurun çalışmasını betimliyor. Ama biraz daha ayrıntıya inen bu belge adına sunulan gözlemsel tanıtımların ve kanıt olarak verilen yorumsal tanımlamaların tecrübe verilerinin daha ötesindeki bir olguya ve mantıkı ilkelerin daha ardındaki varlığa ulaşdığını görmüyoruz.

İnsanın düşünceye, düşüncenin tasarıma, tasarımın akıl yürütmeye, akıl yürütmenin karşılaştırmaya, karşılaştırmanın akıl ilkelerine, akıl ilkelerinin özdeşlik ilkesine indirgenmesi bir açıklama değildir. Bu çözümleme ile ulaşılan sonuç düşünce=özdeşlik ifadesidir. Nasılki 2=1+1 ifadesinde iki kavramı, iki tane bir, kavramını içeriyorsa düşüncede özdeşlik kavramını içerir. Asla yeni bir öge, yeni bir varlık değildir ve düşünceyi açıklayan bir delil olamaz. Bunun için de tasarımı dayanağı olan bir kanıt, akıl yüretmenin kökeni olan bir olgu, karşılaştırmanın nedeni olan bir varlık olamaz. Bunun içindirki özdeşlik denilen akıl ilkesini delil olarak ileri süren bir çözümleme , düşünceyi dolayısıyla insanı açıklayan bir anlatım olamaz, sadece ayrıntı veren bir indirgeme olabilir.

Keza özdeşlik ilkesinin betimleme dahi bir açıklama değildir: Özdeşlik ilkesinin bütün insanlarda ( genel) yaratılıştan bulunan (önsel) bir yetenek olduğunu, Bu yeteneğin hiç değişmeden sürekli varlığını koruduğunu, bunun biçimsel bir imge ve tasarımsal bir kurgu olarak tüm ve tümel kavramları oluşturduğumuzu, hem salt hem koşullu alanda hem düşünsel hem deneysel kullanılan öznel/özel ve nesnel/nesnesel bir soyutlama aracı bulunduğunu söyleyrek tasvir etmek dahi insanı ve aklı açıklayan bir anlatım olamaz. Nasılki cisim kavramı içinde boşlukta yer tutmak olan hacim kavramı varsa, özdeşlik kavramı içinde de yukarıda anlatılan genel, önsel, biçimsel, kurgusal v.s. nitelikler bulunmaktadır. Bunların tasviri (betimlemesi) düşünceye ve dile açıklama bir (izah) getirmek değildir. Dolayısıyla da kanıtlama (delil getirme) olamaz.

Gözlem ve deneyimin bedaheti ile akıl ve mantığın zarureti arasında sıkışan Scheler'in anlattığı "boş" gerçekler ve "saçma" doğrular elbette real olarak gerçek ve rasyonel olarak doğrudur ama öteye geçen bir metafizik için asla anlamlı ve tümü ve kesini arayan bir felsefe için amaç olamazlar. Çünkü gözlemlerdeki duyumların ve verilerin "körlükte"ki imgelerini gerçegin kendisi olarak görürsek ve yorumlardaki düşünceler ve kavramların "görünüşte"ki kurgularını doğrunun kendisi olarak onarsak ; o zaman bu varsayımların sonuçları olan doğumun doğal-rastgeleliği ve ölümün dönel-gelişigüzelliğnden hasıl olacak başıboş bir dünyanın hiçbir işlevinin olmaması ve herhangi bir görevinin bulunmaması, her şeyi bir anlama dayanan her işi bir amaca bağlanan insana asla anlamlı ve amaçlı gelemez. Böyle bir sonuç hayatın kendisi ve şuurun özüyle çelişir. İnsanın yaşantısıyla ve davranışıyla çatışır.

Böyle yarım ve yanlı KURAMLAR da;

Tecrübenin nesnel apaçıklığında;

ZAHİR'deki hayatın degişken faktörel işlevinde

iç ve dış dünyanın edilgin ağırlıkta "gözlemler"iyle

dizgeden, öğretiye görecel-öznel GÖRÜŞLER de;

tümdengelimden, tümevarıma AKILYÜRÜTMELER ve

kurgu (düşün-işletim)'lama ve

imge (duyum-izlenim)'lemeye ilişkin öz içeren DÜŞÜNCELER'in

DÜŞEY (cismî ve zihnî)

fizik süreçlerdeki hat biçimleme (teşekkül) ve

psik işlemlerdeki had tasarlama (tasavvur) birlikteliğiyle
 
 

Aklın tümel zorunluluğunda;

BATIN'daki şuurun değişmez fiktif yapısında

seçen ve bölen nefsin etkin ağırlıkta "yorumlamalar"ıyla

yönelimden, yaklaşıma kişisel-kimsel TUTUMLAR'la;

eşitlemeden, özdeşleştirmeye TANIMLAMALAR ile

kab (deyim-değişken) ve

dolgu (değiştiren-değerlendiren) yükü taşıyan ADLAMALAR'ın

YATAY (eşyaî ve eşhasî)

rasyonel tefekkürde kavram soyutlaması (tecrid) ve

empirik tekellümdeki terim somutlama (tesmiye) berberliğiyle

Doğa(tabiat)dan, ben(ene)e kadar bütün KAVRAMLAR hakkında;

Özdek(Madde)den, insanlık(beşeriyet)e her türlü KURGULAR için;

Evren(Kainat)den Adam(insan)a tüm VARLIKLAR anlatılmasında,

Yaratılışın veri,koşul, ölçü ve yasalarının NESNELLİĞİ

(Eşyaîliği);

süreksiz ve değişken kalarak, salt ve evrensel olmayan bir BİLİM

adına

Buyuruluşun ilke, kural, doğrultu, ve yasaklarının KİMSELLĞİ

(Eşhasîliği);

tikel ve özel olarak, kuşatıcı ve yetkin olmayan bir HUKUK

hesabına,

hiç bir zaman tam gerçek ve kesin doğruya ulaşamadan;

çelişki ötesi SAÇMA bir gerçek içeren anlamsız bir bilim ve

aykırılık ötesi BOŞ bir doğru taşıyan amaçsız hukuka dönüşmeye

mahkumdur.

Bu bilimle varsayılarak ve hukukla öngürülerek kurulan:

Hayretsiz düşüncenin yaratılış adına parçalı evren düzenleri ve

kusurlu uygarlık düzeylerinin çıkardığı; insanın aklını yalnız başına ıssız ve karanlıkta bırakan bilgileri ve insanın nefsini doldurmayan ve doyurmayan teknikleri ile bağımsız fakat sahipsiz bir insanın "çokluk" dünyasının acımasız ve kör-sağır TABİATI bir olgudur. Muhabbetsiz davranışın buyuruluş adına yaptığı geçici toplum

düzenlerinin ve sahte kültür dizgelerinin doğurduğu;

insanın kalbini kimsesiz bırakan korkutan ve ürküten ilişkileri ve

insanın ruhunu üzen ve hoşnud etmeyen ülküleri ile

özgür fakat korumasız insanın "teklik"dünyasının

akılsız ve şuursuz TARİHİ bir gerçektir.
 
 

Böyle bir doğa (tabiat) ve döne (tarih) tablosu insana korku ve ürküntüden başka bir şey vermeyen yokluk ve hiçlik tablosu çizemektedir; hüsran ve haybetten başka bir şeyi olamyan anlamsız ve amaçsız bir dünya ortaya koymaktadır. Çünkü bu mekan ve zaman tablosundaki gösterimlerin hepsi birer boş bir indirgemedir ve bu insan ve kainat dünyasındaki görüngülerin tümü kuru bir betimlemeden ibarettir.

Çünkü betimlemeler metafizik ve ilahi bir köke dayanmıyorsa yapılan bütün FENN+ "açıklama"lar sözdedir. Tecrübenin "kör" verilerin den başka bir şey degildir. Keza indirgemelerinde parapsik ve müteal bir temeli yoksa verilen bütün FELSEF+ "yorumlama"lar görünüştedir. Mantığın "boş" oyunlarından ibarettir. Epistemolojik birikimimizin ulaştığı konsept bugün bize bunu açık-seçik göstermektedir.

Tecrübenin apaçıklığının ontik kapalılığa ve aklın zorunlulu ğunun etik karanlığa dönüşmesinin sebebi, çıkarcı bencilliğin yolaçtığı toleranssız taassub ve kaypak benliğin sebeb olduğu disiplinsiz şüphe yüzünden alan ve yöntem değişimininin ayırdında olmayıp parça ve bütün ayrımını yapamamaktır.

İşte bu basit bir cehalete yolaçan tanrı-tanımazlık fikri sabiti ve öte-dünya sızlık peşin hükümden dolayı şu yöntembilimsel sorun yüzünden, alt dilden üst dile geçişin farkında olunmaz ve mecazın aslına giden yol bulunmaz ise şebihin hakikatı na bakan yön görülmez; bunun için de bütün anlamlar saçma tüm amaçlar boş olur.

Bunun nedeni de benine meftun (bağımlı) ve kendine mahcub (perde) olan dünya talibi ve Allah düşman nefislerin, Risaletin öğretisi olan Dinden uzaklaşmaları sebebiyle İlahi ve semavi bilgi ve deneyimlerdenlerden yoksun olmalarından dolayı O'nu tanıyarak bilip sevemedik lerindendir. Bu mahrumiyetden dolayı İNSANIN şifresi (cifri)ni çözemediklerinden ve KİTABIN simgesi (remzi)ni öğrenmedikle rinden KAİNATIN zaman ve mekan sahifelerindeki varlıklar ve olaylar satırlarını okuyamamakta onların anlamını ve amacını kavrayamakta, kendilerinin işlevini ve görevini öğrenememekte ve dinin savınıve çağrısını arayıp bulamamaktadırlar.

Evren ve insan ortasındaki ara varlık olan KİTAB VE HİTAB, lisan yani DİL, ancak DİN de açıklanır ve aydınlanır. Oysa onlar bu ışığa ve kanıta karşı önyargılı tutum ve saplantılı yaklaşımlarını bırakmaya yanaşmıyorlar. İçlerini kemiren kuşkuculuk ve dışarıya kapanan tutuculukları, akıl ve iradelerini doğrulara ve gerçeklere karşı gevşetmiş ve katılamış, iyiye ve güzele mukabil kilitlemiştir.
Alt dil ve üst dil ilişkisi kurulmadan, zarf ve mazruf ilişkisi belirtilmeden , asıl ve mecaz durumu gösterilmeden, hakikat ve şebih yönü açıklanmadan yapılan bütün anlatımlar; ayniyet (özdeşlik) ve illiyet (nedensellik) ilkeleri ile kurulan yarı-doğru bir "gerçek" ve parça-bölük bir "dünya"dır. Asla tüm bir gerçek ve tam bir dünya olamaz. Çünkü Faaliyet (Etkinlik) ve Gaiyet (Amaçlılık) ilkeleri gözardı edilmiş Mutlak (salt) ve Kemal (Tüm-Sonsuz-Yetkin) düşüncesi unutulmuş ve Tanrı'ya açılan kapılar kapatılmış, öte'ye uzanan köprüler yıkılmıştır.
 
 
 
 

Bunun için kendisinin Darvinizme yaptığı tenkidin aynısını, "teselsül" iddiasını, Scheler'e de yöneltebiliriz: Kendisinden açıklanması gereken soruları, kendisine bir dayanak, bir ön şart olarak alıyor. "Savı kanıtsama" denilen İspatı istenen davada, kapalı bir davayı daha açık olan bir delile dayandırma gereğine uymadan, davayı delil olarak kullanma mantık hatasına düşüyor.

Felsefi antropoloji insanı HAYAT tarafından ele alıp olgusal betimleme yaparken Max Scheler onu ŞUUR tarafından görüp kavramsal betimleme yapmaktadır. Ama bu tasvirler hiç bir zaman çözüm veremez.

Çünkü bu kuramlardan ilkinin cismi-tabii mutasyon çekirdegine ikincisinin ruhi-tarihi geist identitesine yaptığı indirgemenin ne hayatın ne şuurun kökenine inip insanın cesedine ve zihnine kaynak bulamadıkları ortadadır.

Ortada sadece tasvir edilen bazı gerçekler ve kısmi doğrular var.Bu yarı doğruların ve parçalı gerçeklerin hiç biri "dil"i izah etmeye ve başlangıcını bulmaya güçleri yetmiyor. Hatta bu ikisini bir araya getirsek ve hayati biolojik genler (çekirdekcik) ve şuuri psikolojik identiteler (özdeşlik) e dayalı bir insan kuramı yapsak bile doğumu ve ölümü çözülmemiş bir hayat ve şuur denklemi boşlukta kalacak, varlığın iki yakasını bir araya getirmeyecek ve böyle bir öğreti bizi doyurmayacak, kandımayacaktır. Çünkü doğumun ve ölümün, yatayının hayatın ve şuurun düşeyinin anlamı ve amacı nedir ? Bunların oluşturduğu zaman ve mekan düzlemindeki varlık bütününün ve bilgi ve değer yönlerinin yorumlaması nasıl olacaktır ? Bunların neyin kanıtı ve göstergesi ve görüngüsü olduğunun açıklaması ve yukarıdaki soruların cevabı yoktur. Bütün bunlar:

Hakikatın genişliği

(bilinmeyenlerin yanında bilinenlerin azlığı veya çözülen on

sorunun yüz soru doğurması, gerçeğin ve bütünün mutlaklığına

karşın, bilgi'nin ve parça'nın koşulluluğu)

karşısında aklın kısalığını

(duyu verisinin duyum eşiği aralığına sıkışması, birikimin

sürekli değişmesi, gelişmesi ve mantık ilkesinin biçimsel

boşluğu, akli görüşün zorunlu iki uca bölünmesi)

nazara almayan

ve bunun için İlahi ışıktan ve Kur'anî aydınlıktan mahrum kalan

fennî sözde-açıklama ve felsefi görünüşte-yorumlamalardır.
 
 

Bilgi kaynaklarını makulat ve mahsusata hasreden sözde

felsefe ve resmi bilimin;

Akıl fenerinin yetersiz, diyalektik yanlama ve ikilemelerin

götürdüğü doğmatik-perdeli-karanlık uçlamaları Tecrübe terzisinin iki taraflı salınıp sallanan veri ve ölçümlerin verdiği septik-kararsız-kapalı betimlemeleri arasında kısılı kalarak hapsolmaları kaçınılmazdır.
Yarı doğru ve yarım gerçek olan sözde felsefe ve resmi bilimin fizik yada psik betimlemeli yada emprik yada rasyonel indirgemeli tek taraflı açıklama ve yorumlamalar anlamsız ve amaçsız olmasının sırrı işte bu akıl ve tecrübe arasında hapsolmasının yol açtığı davayı delil olarak kullanan kısır döngülerdedir.
 
 

Bu kısır döngü ve savı kanıtsamayı anlatabilmek için insanın temel gerçeğini ele alarak doğumdan ölüme değin süren dış ve düş varlığımızın birlikteliğinin ortaya koyduğu sorunların kuramsal bütünlüğünün gösterimi gerekmektedir. Ömr-ü hayat (dünya) da yaşantının ŞEKL-İ TARZININ ve akl-ı şuur (nefs) de davranışın SURET-İ TAVRININ boylamlar ile idhal-i dünya (mevlid) İBTİDA ve ihrac-ı dünya (mevt) İNTİHA enlemlerinin resmettiği KİMSEL "kürre-i arz"ımızın dar iskeletini parçalayamazsak, "fî amedim/mümeddede" diye tanımlanan NESNEL kozmik hapishanenin içinde sonsuza dek sıkışmak ihtimali var.

Küfür tohumumun zakkum meyvesi verecek cehennem hapishanesinden kurtulmak istiyorsak önce buradaki kapalılığı ve karanlığı kaldırarak bu kısır döngü ve savı kanıtsamayı kırmalıyız. Kısaca resmi bilimin yüzeysel-betimci açıklamaların ardına ve sözde felsefenin görünüşsel-indirgemeci yorumlamalarının ötesine geçmeliyiz
 

3.3 - Dört Problem
Ana Sayfa 
Hosted by www.Geocities.ws

1