|
2. FELSEFİ ANTROPOLOJİ ..................................... 2.2 - Hayvanın Çevresi 2.3 - İnsanın Dünyası 2.4 - İnsan Felsefesi mi, İnsan Fenni mi? 2.5 - Tasvir (Betimleme) ve İzah (Açıklama) 2.6 - Sorun Kaynakta mı, Erekte mi ? 2.3 - İnsanın Dünyası Felsefi antropoloji, insanın somut varlığından kaynaklandığını 2-Yapıp etmesi 3-Konuşması 4-Kıymetlerin sesini duyması 5-Tavır takınması 6-Önceden; görmesi, tayin etmesi,istemesi. 7-Hür hareketleri olması. 8-Tarihi olması 9-İdeleştirmesi(soyutlaması) 10-Kendisini bir şeye vermesi 11-Sevmesi 12-Çalışması 13-Eğitmesi 14-Eğitilmesi 15-Devlet kurması 16-İnanması 17-Sanatı olması 18-Tekniği oluşturması
Ayrıca "Bütün varlık şartları insanın kendisinin eseri olduğu halde, bu başarılarının kalıcılığını sağlayan, onları kuşaktan kuşağa aktaran dil, bir ayrıcalık taşır; çünkü dil insanın bir başarısı değildir. Dil insanla birlikte ortaya çıkar. Fakat dilin gelişmesi yada gelişmesi ve zenginleşmesi yada yoksul kalması insanın kendisinin ve başarılarının eseridir. İnsanın kendisinin başarısı olmayan dil, öteki insan başarılarının taşıyıcısıdır."(insan ve hayvan sh.82) Şimdi, UEXKULL'ün insanın hayvandan apayrılığını ortaya koyan çevre teorisinden kalkan Felsefii Antropolojinin insan kuramının üç parçası var: Birinci parça; insanın tabiat tarafından verilmiş somut; maddi ve görünen mevcudiyeti yani "bio-psişik varlık yapısı" dır. Bu "İNSAN" kavramı; insanın bütün mahiyetini yani ten (cisim) bio ve tin (ruh) psik yapısını içeren bir bütün. Kuramın ikinci diğer parçası da insanın varolması için gerçekleşmesi gerekli olan "varlık şartları" yani yukarıda 18 kalemde sayılan vakıalar (olguları) ve fenomenler (olayları) oluşturuyor. Sayısı az ve çok olabilir, önemli olan İnsanın, ancak bu varlık şartlarının, bu olayların meydana getirdiği "DÜNYA" denilen bir atmosferde yaşayabilmesi, sadece böyle bir ortamda varolabilme imkanını buluyor olmasıdır. Ancak ve ancak böyle bir dünya; insanı insan yapıyor. Kuramın üçüncü parçası "insan" ile "dünya" ortasındaki arayüz olan "LİSAN"dır. Çünkü bu varlık şartlarından yalnız birinin yani dilin özel önemi bulunuyor. Zira "DİL" insanın bir başarısı olmuyor. İnsanın kendisiyle birlikte kabli (apriori=önsel) olarak yaratılıştan getirilmiştir. "Bio-psişik varlık yapısı" gibi "dil" de insana "TABİAT" bağışlamıştır ! Çünkü bu felsefede "tabiat" terimi bazan insan yaşadığı, "şartlar"la koşullanmış bir dünyayı ifade ettiği gibi bazan da salt ve yetkin bir varlık , sonsuz ve kuşatan bir "Tanrı" kavramını dahi içererir. /dünya...-lisan-...-insan/ bütünlemesinin boşlukları mutlak ve tanrısal tabiat kavramı ile doldurulup, bilinmezlikleri çözen ve gizemleri açan "mistik" bir tavır ve eksikliklerini gideren ve kusurlarını örten "dini" bir yaklaşım sergilemektedir. Bütün bunlara rağmen kuram kendini ilmi ve fenni ; akli ve felsefi bir görüş olarak sunabilmektedir. Bir defa dindar insan, bilimin dinsizlik olduğu kanısına kapılır. Çünkü kaynak ve kökene ilişkin bu açıklamalar külli alana mütedair olduğu halde mutlak varlık olarak "Tanrı" kavramına başvurulmuyor. Bu kavram yerine "tabiat" konularak, tabiata da tecrübe üstü özellikler yüklenerek fenle karşı karşıya geliniyor. Hem bilim adamı, sanki bilim dini düşünceyi yasaklıyor ve din, bilime aykırı şeyler söylüyor izlenimini edinir. Çünkü cüz'i betimlemeler içerisinde sahte "düşünen ve acıyan, kayıran ve planlayan" tabiatlar ve sıfatlar, nitelikler ve özellikler konularak gerçek Mutlak Tanrı kavramı zihinlerden uzaklaştırılıyor. Dini karşısına alıyor. Ama daha dikkatli düşünülürse "fenden elini çekmemiş ve dini yaklaşımı terketmemiş SÖZDE FELSEFENİN, fenni merakdan hasıl olan boşluğu ve dini ihtiyaçtan doğan açlığı, dinileştirilmiş felsefi kavramlarla, kutsanmış bilimsel ilkelerle, indirgenmiş fenni yanılgılarla ve belgelenmemiş entegre imgelerle doldurduğu anlaşılır. Şimdi soruyoruz: objectif ve rasyonel "gözlük" ile bakıldığında yansız ve nesnel bir "yaklaşım" ile incelendiğinde; mantık ilkelerine ters saçmalıklar belki akla aykırı çelişkilerle dolu olduğu görülen ve verisi olmayan olgu boşlukları deneyim dışı felsefi kavramlarla doldurulduğu anlaşılan bu anlatımın; Betimleme mi yoksa açıklama mı? İndirgeme mi yoksa yorumlamamı? Fen mi yoksa din mi ? Yoksa içerikli olduğundan yanlışı kurtulamayan Felsefe mi ?
|