2. FELSEFİ ANTROPOLOJİ .....................................
 

2.1 - Üexkull'ün Çevre Teorisi (2)

2.2 - Hayvanın Çevresi

2.3 - İnsanın Dünyası

2.4 - İnsan Felsefesi mi, İnsan Fenni mi?

2.5 - Tasvir (Betimleme) ve İzah (Açıklama)

2.6 - Sorun Kaynakta mı, Erekte mi ?


 
 
 
 
 
 

2.2 - Hayvanın Çevresi:


Kene'yi ele alalım. Hayvanların derisine yapışıp asalak olarak yaşayan bu hayvan (ixodes ricinus) 4 mm boyunda iken kan emdikten sonra üç kat şişer. Sakırga da denen bu asalak hastalıkta bulaştırır. Çok kan emdiğinden hayvanların zayıflamasına sebeb olur. Bu hallerde sürü sahipleri DDT gibi tozlarla özellikle kenetozu ile ilaçlarlar.

“Bir iki milim büyüklügünde olan bu hayvan çalılar ve çok yüksek olmayan ağaç dalları üzerinde yaşar. Burada avını bekler. Avı bulunduğu yerin altından geçerken kendini hemen onun üzerine bırakır. Kenenin avı sıcak kanlı memeli hayvanlardır. Keneye verilen de memeli hayvanın kendisi değil ondaki asitli yağ kokusudur. Yumurtadan yeni çıkan kene yavrusu bu ilk halinde olgulaşmamış bir durumdadır. Henüz bir çift ayağıyla cinsiyet organı eksiktir. Bu haldeki kene bulunduğu yerde avını bekler. Avı geçerken üstüne düşer. Bu yavru kenenin avı bu aşamada kertenkele gibi soğukkanlı hayvanlardır. Kene üstüne düşüp yapıştığı bir hayvanın üstünde bir çok defa derisini değiştirir. Eksik olan organlarını tamamlar. Erkek ve dişi kene çiftleşirler.

Dişi kene çiftleşme fiilinden sonra bütün ayakları teçhiz edilmiş halde yere değen bir çalının tepesine tırmanır. Bu aşamada çalının altından geçen memeli hayvanların üstüne düşer yada hayvanların ağaca sürünmesini bekler. Kenenin gözü yoktur. Onun için kene ağacın dallarına derisinde bulunan genel bir ışık hissi ile tırmanır.

Kör ve aynı zamanda sağır renk ve ses dünyasından yoksun olan bu hayvan avının kendisine yaklaştığını koku hissi vasıtası ile fark eder. Memeli hayvanların derisindeki bezler tarafından çıkarılan asitli yağ kokusu, keneye bu hayvanların kendisine yaklaştığını haber verir. Kene yaklaşan avının üzerine kendisini bırakıverir. Eğer kene sıcak bir şeyin üstüne düşmüşse bunu keneye sıcaklık hissi haber verir. O zaman kene avını elde etmiştir.

Şimdi kenenin bütün işi dokunma hissi yardımı ile mümkün olduğu kadar tüysüz bir yer aramaktır. Bu yeri de bulduktan sonra, başı ile hayvanın derisi içine girer. Emebildiği kadar sıcak kan emmeye başlar. Fakat eğer kene avının üzerine değil de soğuk bir yere düşmüşse, yeniden bir ağaç dalına tırmanır, yeni av bekler. Eğer kene avını yakalamış ise o zaman emilen bu kan kendisinin son yiyeceği olacaktır. Çünkü tamamı ile doyduktan sonra yere düşer. Yumurtalarını bırakır ve ölür. Yumurtalardan çıkan yavrular aynı olayı tekrar ederler.

Bu tasvirler bize kene için memeli hayvanın şu üç niteliğin taşıyıcısından ibaret olduğunu gösteriyor:

1.koku

2.dokunma

3.sıcaklık

Bunlar dışında kene kendisini çevreleyen hiç bir uyarımı alamaz. Ama dişi kenenin hayatta kalabilmesi, yeni bir nesil meydana gelebilmesi için, tek besini olan memeli kanından başka bir yiyeceğe de ihtiyacı yoktur. Keneye uyarım gönderenler de yalnız memeli hayvanlardır. Böylece keneye kendisini çevreleyen bu koca dünyadan uyarım olarak sadece memeli hayvan, onun da sadece üç özelliği veriliyor. Bu nitelikler keneye yolunu gösteren üç ışık oluyor. Bu ışıklar keneyi tam bir güvenlikle hedefe ulaştırıyor.

Ayrıca bu örnekte çevrelerin bir başka yönü aydınlığa çıkmaktadır: Planlılık.

Şöyle ki yapılan araştırmalar kenenin uzun bir zaman süresi boyunca açlığa katlanabilme yeteneği olduğunu ortaya koymuştur. Bir hayvan enstitüsünde (rostock) bir kenenin 18 yıl besinsiz yaşadığı gösterilmiştir. İşte kenenin bu yeteneğidir ki, onun neslinin devam etmesini sağlayabiliyor: Çünkü memeli hayvanı kenenin üstünde bulunduğu dalın altından geçme şansı çok ender olabilir. Fakat kenenin uzun zaman açlığa katlana bilmesiyle, bu süre içinde memeli hayvanların kenenin bulunduğu yerden geçme olasılığını çok yükseltilmiş, tesadüfe bırakılmamış, hemen hemen bir kesinlik kazandırılmış olur.

Bu durum bize hayvanları çevresiyle kendileri arasında bir "PLANLILIĞIN", bir "harmoninin" (ahengin) bulunduğunu gösteriyor. Fakat bunun teleologik (gayeli) olarak yorumlanması doğru değildir. Bu her türlü teleolojinin (gayeliligin) dışında, tabiatın bir vergisidir.” (insan ve hayvan sf.57)

Keneyi çevreleyen, varlık yapısı bakımından o kadar zengin olan koca dünya, onun için bu şekilde fakirleşip küçülüyor. Onun bütün dünyası; besin, eş ve ortam fonksiyon çemberleriyle kurulan, memeli hayvanın üç özelliği ile kendisinin üç yetisinden ibaret daracık bir dünyadır. Bu fakir dünyanın bütün atmosferi de basit salabet ve hararet ortamına eklenen binlerce kokudan "çirkin" bir kokudur. İşte bu sertlik, sıcaklık ve kokudan iberet dünyaya kenenin "çevre"si adı verilmektedir. Fakat kenenin dünyasının yani çevresinin fakirliği, onun hareketlerinin büyük bir güven içinde olup bitmesi için engel olmuyor. Güvenlilik ise zenginlikten önemli. Kene modeli ve örneğinden, fonksiyon çemberleri daha fazla olan bütün hayvan çevrelerinin yapısının esasları çıkartılabilir

Hayvan, yapı-planı gereği bu sınırlı çevresiyle bağımlı kaldığı için ancak muayyen bir yerde yaşayabilir. Fakat insan sınırsız olarak "dünya"ya açıktır. Bu yüzden her yerde ılıman iklimlerde, kutuplarda, ekvatorda yaşayabilir. İnsanı bir dünyada yaşatan ve bu suretle apayrılığını ortaya koyan nedir? Fıtri hayat bilgisi ve Din'e göre ruhudur, aklıdır. Ancak felsefi antropoloji'ye göre "ruh" kavramı dinin, fen ve felsefeye geçmiş bir hatasıdır. Çünkü insanı insan yapan onun varlık şartlarıdır. O, ruh ile beden arasındaki münasebetten değil, insanın somut varlığından, insandan kaynaklanan varlık şartlarından hareket edeceğini söylüyor. Ama bir taraftan da "güvenlik"i sağlayan FAİL ve "planlılık"ı yapan GAYE gibi resmi bilimde geçerli olmayan soyut kavramları kullanmaktan, TABİAT gibi soyut varlığa bağlamaktarzında bir tasavvurdan ve tabiatı da düşünen ve acıyan bir insan bir şeklinde kurgulamaktan kısaca olguları “dini” bir yaklaşımla nitelemekten kendini alamıyor. Resmi bilimde ki bu kendisinin yadsıdığı "bilim dışı" düşüncenin nereden geldiğini tabiat başlığında daha net anlaşılacak. Şimdi biz felsefi antropolojinin hayvanın çevresinden ayrı saydığı insanın “dünyası” konusunu ele alacağız. Felsefi antropolojiye göre bir hayvanın mesela kenenin biolojik çevresi koku, dokunuma ve sıcaklıktan ibaret üç koşuldan ibaretse insanın sosyo-psikolojik dünyası da aşağıda sayılan bunun altı katı on sekiz şarttan oluşuyor.

Ana Sayfa             2 .3 - İnsanın Dünyası 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1