Yeni Türkiye Cumhuriyetin ilk yıllarına
bakıldığında, sınai ve ticari altyapı bakımından Osmanlı’dan pek de parlak
olmayan bir miras devraldığı görülmektedir. Son dönemlerinde oluşturulmaya
çalışılan ulusal sermaye yaratma çabaları sonucunda filizlenmeye başlayan ve
sayıları ve güçleri çok az olan bir grup insan gözardı edilecek olursa,
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkler daha çok askerlik ve bürokrasi
alanlarında faaliyet göstermişler, sanayi ve ticaret ile fazla
ilgilenmemişlerdir. Bu nedenle, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ticaret ve
sanayide azınlıklar faaliyette bulunmuşlardır.
Herşeye rağmen 19. yüzyılın
başlarında Osmanlı imparatorluğunda ufak atölyelerde icra edilen ve loncalar
halinde örgütlenmiş bir sanayi mevcut olduğu görülmektedir. Pamuk ipliği,
bez, ipekli kumaş ihracını gerçekleştiren bu sanayi,özellikle tanzimattan
sonra çökmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar, dış ticaret hammadde
ihraç eden, mamül madde ithal eden bir yapıda oluşmuştur.
1923 yılına gelindiğinde
Türk ulusu 8 yıl süren savaş ve 4 yıllık bağımsızlık mücadelesinden yeni
çıkmış, kömür, bakır, kurşun işletmeleri, Feshane, Hereke, Zeytinburnu gibi
devlet fabrikaları, yabancılara ait mensucat, çimento ve zeytinyağı
işletmelerinden ibaret olan sanayinin büyük çoğunluğu İzmir ve İstanbul
çevresinde bulunduğundan, işgal ordularınca büyük hasara uğratılmıştır.
Bunlara ek olarak, dış ticaretin gelişimi
açısından önemli olan fiziki altyapının durumu da pek parlak değildir.
İmparatorluktan Cumhuriyete 4.138 km demiryolu
kalmıştır. İzmir ve İstanbul dışında ise ticarete elverişli liman mevcut
değildir.
Ticaret ve sanayi alanındaki bu olumsuz
manzaraya paralel olarak Lozan Antlaşmasının dış ticaret rejimi ile ilgili
bölümleri de genç Cumhuriyetin karşı karşıya bulunduğu bir diğer sorunu
oluşturmaktadır. Zira, Lozan Antlaşması hükümlerine göre yeni kurulan
Türkiye Cumhuriyeti, dış ticaret alanında 1929 yılına kadar Osmanlı
Dönemi’de (1.9.1916 tarihli) belirlenen spesifik Gümrük Tarifelerini
uygulamıştır. Ancak, Gümrük Tarifelerindeki Gümrük Resmi miktarlarına
katsayı uygulanarak vergi alınması yoluna gidilerek Gümrük Resmi konsolide
edilmiştir. Lozan Anlaşması’nın bu hükümleri nedeniyle yeni cumhuriyetin ve
onun yöneticilerinin "ulusal ekonomi" yaratma amaçları doğrultusunda
kararlar alması engellenmiştir. İlk kez 1929 yılında ulusal bir gümrük
tarifesi uygulanmaya başlanmıştır.
Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında,
İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti
liberal sayılabilecek bir ekonomik politikası izlemeye çalışmış, ekonomik
kalkınmayı özel sektör -bu arada yabancı sermayeye de olumsuz bir tavır
takınılmamıştır- vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışmıştır.
1923 yılında ihracat 50.8 milyon dolar,
ithalat ise 86.9 milyon dolar iken bu rakamlar 1930 yılında sırasıyla 71.4
ve 69.5 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Bu dönemde 1930 yılı hariç olmak
üzere tüm yıllarda dış ticaret dengesi sürekli açık vermiştir.
İhracatın sektörel dağılımına bakıldığında
ise, tarımsal ürünlerin payının % 86 gibi çok yüksek bir düzeyde olduğu,
sanayi mallarının payının ise % 8.6 olarak gerçekleştiği görülmektedir.
İhraç ürünlerimizin tamamına yakın bölümünü yaprak
tütün, ç.k. üzüm, pamuk, fındık, zeytinyağı, tiftik, gülyağı oluşturmuştur.
Bu dönemde dış ticaretin ülke bazında
dağılımına bakıldığında bugüne benzer bir tablo ile karşılaşılmaktadır.
İhracatımızda ilk sıralarda yer alan ülkelerin büyük oranda bugünkü durum
ile büyük ölçüde örtüştüğü görülmektedir. İhracatımızda ilk sıralarda yer
alan ülkeler sırasıyla; İngiltere, İtalya, Fransa, Almanya ve ABD olmuştur.
Dönem sonlarına doğru Almanya’nın dış ticaretimizdeki payının yükselmeye
başladığı görülmektedir.
1930-50 DÖNEMİ
Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin genel ekonomi
ve dış ticaret politikalarında radikal değişikliklere gitmesi, 1929 yılından
sonraya rastlamaktadır. 1929 yılından itibaren ithalatta gümrük vergisi
uygulama hakkının doğması ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın da etkisiyle,
uzun bir süre tamamen "korumacı ve müdahaleci" bir Dış Ticaret
Rejimi uygulanmaya başlamıştır. Bu dönem içinde, ekonomi politikasının temel
hedefi, kendi kendine yeterli bir ekonomik yapı oluşturmak olarak
belirlenmiş, ihracat ekonomik hedefler arasındaki öncelik sıralamasında daha
geride kalmıştır. Söz konusu dönemde, iç piyasaların temel ihtiyaçlarını
karşılamaya yönelen ve hammaddesi yurtiçinden sağlanabilen endüstriler
kurulmaya çalışılmış ve bu endüstriler yüksek gümrük tarifeleri ve kambiyo
denetim uygulamaları ile korunmuştur.
1933-1938 dönemi hızlı bir
sanayileşme ve inşa dönemidir. Devletin fabrika kurmak ve işletmek suretiyle
ekonomik hayata aktif müdahalesi olmuştur. Devlet ekonomiye 5 Yıllık
Ekonomik Planlarla müdahale etmiştir. 1933-37 yılları arasında 1. Beş Yıllık
Sanayi Planı uygulanmış olup, Plan kapsamında, Kayseri, Nazilli, Ereğli,
Malatya İplik ve Dokuma; İzmir Kağıt Sanayi, Kütahya Seramik Fabrikası,
Karabük Demir Sanayi, İzmit Süper Fosfat, Isparta Gülyağı Fabrikaları
kurulmuştur. Ancak, İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlanmasına rağmen,
ikinci dünya savaşının çıkması üzerine uygulanamamıştır.
Bu dönemde ihracat da dahil
olmak üzere dış ticaret ve dış ekonomik ilişkiler, 1930 tarihinde çıkarılan
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, yine aynı tarihli 1705
sayılı “Ticarette Tağşişin Men’i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması
Hakkındaki Kanun” ve bu Kanunda değişiklik yapan ve 1936 tarihinde çıkarılan
3018 sayılı Kanun ile düzenlenmiş, bir başka deyişle kontrol altına
alınmıştır. Ayrıca, dış ticarette örgütlenme gereğinden hareketle Atatürk’ün
imzasıyla “Doğu ve Cenub Vilayetleri Mıntıkası Canlı Hayvan İhracatçıları
Birliği T.A.Ş.” kurulmuştur.
Özellikle savaş yıllarında
dış ticaret rejimimizi sınırlayan ve kontrol altına alan bir sistem
oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda 1939 yılında kamu kuruluşu
niteliğinde Takas Limited Şirketi ve 1941 yılında Ticari Tediyeleri Tanzim
Komitesi kurulmuştur. Ayrıca 1940 yılında çıkarılan Milli Korunma Kanunu ise
hükümete ihracat ve ithalatı sınırlama yetkisi vermiştir.
2. Dünya Savaşı sonrasında,
uluslararası ticareti serbestleştirme çabalarına paralel olarak Türkiye’de
dış ticaret alanında bazı önemli adımlar atmıştır. 1946 yılında TL % 116
oranında devalüe edilmiş (1 $= 2.80 TL), ithalattaki sınırlamalar
azaltılmış, 1947 yılında Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Avrupa
Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) ve Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel
Anlaşmasına taraf olunmuş ve 1949 yılında yeni bir Gümrük Kanunu yürürlüğe
konulmuştur.
1946 yılına kadar
-1938 yılı hariç- dış ticaret dengesinin fazla verdiği görülmektedir. Ancak,
yapılan devalüasyona rağmen, ithal sınırlamalarının kaldırılması ve ihraç
mallarımızın arz elastikiyetinin düşük olması nedeniyle 1947 yılından
başlamak üzere dış ticaret dengesi açık vermeye başlamıştır. 1930 yılında
71.4 milyon dolar olan ihracat ilk kez 1937 yılında 100 milyon doları
aşmış ve 109.2 milyon dolar olmuştur. 1950 yılına gelindiğinde ise bu rakam
263.4 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Yine aynı şekilde 1930 yılında
69.5 milyon dolar olan ithalatımız 1938 yılında 118.9 milyon dolar 1950
yılında ise 285.7 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
1950-60 DÖNEMİ
1950'li yılların başında, politik hayatta
ve dünya ekonomi konjonktürün de yaşanan gelişmelere de bağlı olarak daha
liberal bir dış ticaret politikası izlenmeye başlanmıştır.
Nitekim 29.5.1950 tarihinde Başbakan tarafından TBMM’nde okunan hükümet
programında “iktisadi ve mali görüşlerimizin esası, bir taraftan devlet
müdahalelerini asgariye indirmek, diğer taraftan iktisadi sahada devlet
sektörünü mümkün olduğu kadar daraltmak ve buna mukabil emniyet vermek
suretiyle hususi teşebbüs sahasını mümkün olduğu kadar genişletmektir”
ifadeleri ile ekonomi politikalarının ana hedefleri ortaya konulmuştur.
Bu serbestleşme çabaları
sonucunda 1950-52 yılları arasında ithalat % 65 oranında libere edilmiştir.
Dış ticaret alanında 1953 yılına kadar devam eden bu süreç başgösteren döviz
sıkıntısı nedeniyle bu tarihten itibaren itibaren yavaş yavaş terkedilmeye
başlamıştır. 1950’li yılların başında yapılan liberalizasyon ithalatın,
tarımsal ürünlerin üretiminde görülen artış ise ihracatın artmasında etkili
olmuştur.Ancak, 1953 yılından sonra alınmaya başlayan tedbirler neticesinde
ithalat dönem sonuna kadar devamlı düşmüş, ancak bu dönemde dış ticaret
dengesi sürekli açık vermeye devam etmiştir.
Nitekim, dış ticaret açığının sürekli
artması neticesinde, 1958 yılından sonra bazı istikrar tedbirleri alınmış,
büyük oranlı bir devalüasyonla birlikte (1$
= 9TL) ithalat, tarife ve miktar kısıtlamalarıyla kontrol altına
alınmaya çalışılmıştır. 1957 yılında 345 milyon dolar seviyesine kadar
yükselen ihracat, tarımsal gelişmenin durması, yükselen iç fiyatlara rağmen
sabit kur politikasının sürdürülmesi ve sübvansiyon politikalarının ihracatı
caydırıcı şekilde uygulanması neticesinde, 1958 yılında 247 milyon dolar
seviyesine gerilemiştir. Bu dönemin temel özellikleri; kronik dış açık,
geniş çapta hava şartlarına bağımlı bir ihracat ve dış yardım ve kredi
imkanlarıyla sınırlanan ithalat hacmi olarak özetlenebilir. Bu gelişmeler
neticesinde, 1948 yılında yüzde 0.34 olan ülkemiz ihracatının dünya
ihracatındaki payı 1958 yılında yüzde 0.23’e gerilemiştir.
Şüphesiz bu dönemin en
önemli gelişmelerinden birisi de, 1959 yılında o zamanki adıyla AET’ye
üyeşik başvurusunun yapılması olmuştur.
Bu dönemde ihracatın % 70
kadarını tarımsal mallar oluşturmuştur. Belli başlı ihraç ürünlerimiz ise;
tütün, fındık, kuru meyvalar, pamuk ve tahıl gibi hammadde niteliğinde
tarımsal ürünlerden oluşmaktadır.
1960-70 DÖNEMİ
1960 yılından sonra, ekonomik ve dış
ticaret politikalarında radikal değişikliklerin yapıldığı yeni bir döneme
girilmiştir. "Planlı Kalkınma Dönemi" olarak adlandırılan bu dönemde ekonomi
beşer yıllık planlarla yönlendirilmeye çalışılmıştır.
Bu dönemde dış ticaret stratejisi olarak
"İthal İkameci" politikalar uygulanmaya başlanmış ve bu yolla sanayileşmeye
çalışılmıştır. 1960-70 yılları arasında ithal ikamesi stratejisi çok daha
yoğun bir şekilde uygulanmış ve ihracat özendirilmekten ziyade caydırılmış
ve sadece iç pazara yönelik üretim yapan sanayiler kurulmuş, bu sanayilerde
yüksek koruma duvarlarıyla korunmaya çalışılmıştır.
Bununla birlikte,
İhracat I. Beş Yıllık Plan hedeflerini aşmış ancak yapısında değişim
olmamıştır. Sanayi ürünlerinin payı dönem boyunca artmamış hatta bazı yıllar
azalış göstermiştir. Tarım ürünlerinin payında ise tam tersine bir artış
yaşanmış ve % 80 düzeyine yükselmiştir. 5 yıllık süre boyunca ihracat
ortalama % 7.6, toplam 5 yılda ise % 38 oranında artış göstermiştir. 1960
yılında 320.7 milyon dolar olan ihracat, 1970 yılına gelindiğinde 588 milyon
dolara;1960 yılında 468 milyon dolar olan ithalat ise 1970 yılında 948
milyon dolara ulaşmıştır.
Bu dönemdeki önemli bir diğer gelişme ise
1963 yılında AET ile imzalanan “Ortaklık Anlaşması” olmuştur. Yine bu
Anlaşma uyarınca öngörülen Geçiş Süreci de bu tarihler arasında yaşanmıştır.
1963 yılında İhracatı Geliştirme Etüd
Merkezi kurulmuştur.
1970-1980
DÖNEMİ
1970'li yıllarda ise, geniş kapsamlı vergi
iadesi uygulamaları ile sanayi ürünleri ihracatını özendirici politikaların
izlendiği görülmektedir. Ancak, dünya konjonktöründeki olumsuzlukların da
etkisiyle bu çabalar yeterli olmamış ve özellikle uygulanan sabit kur
politikası, iç talepteki genişleme ve arzın belirli mallarda yetersiz
kalması sonucu ihraç edilebilir ürün fazlası daralmış ve Türkiye’nin
ihracatının dünya ihracatı içindeki payı sürekli olarak gerileme
göstermiştir. Nitekim, 1973 yılında yüzde 0.24 olan bu oran 1979 yılında
yüzde 0.14 düzeyine kadar gerilemiştir.
1970’li yılların başında ve
sonlarında görülen iki büyük Petrol Krizi Türkiye’yi de olumsuz yönde
etkilemiştir. İhracat gelirinin büyük bir kısmı ancak petrol ithalatını
karşılayacak düzeye gelmiştir. Ayrıca, 1974 yılı Kıbrıs Barış Harekatı
sonrasında, ABD’nin ülkemize ambargo koyması dış ticaretimizi olumsuz yönde
etkilemiştir. 1970’li yılların sonunda ödemeler dengesindeki açık büyümüş,
ekonomik ve siyasi istikrarsızlık artmış, döviz darboğazı üretimi durma
noktasına getirmiştir.
3. Beş Yıllık Planın da
uygulandığı bu dönemde, ithalat hızla artarken, ihracat fazla bir gelişme
gösterememiştir. 1971 yılında ithalatımız, 1973 yılında ise ihracatımız ilk
kez 1 milyar doları aşmıştır. İhracatın mal gruplarına bakıldığında, tarım
ürünleri ilk sıralarda yer alırken, sanayi ürünlerinin payında belli bir
yükselme yaşandığı ve % 27’ler düzeyine yükseldiği görülmektedir.
1980-1990
DÖNEMİ
1980 yılı Türk ekonomisi ve dış ticaret
politikaları açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır. 1970’li yıllarda
yaşanan 2 petrol krizi sonrasında dünya ekonomik konjonktöründe başgösteren
olumsuz gelişmelere paralel olarak Türkiye ekonomisinde de yaşanmaya
başlayan sorunlar, radikal kararların alınmasını kaçınılmaz hale
getirmiştir. Bu nedenle, 24 Ocak Kararları olarak bilinen geniş kapsamlı bir
ekonomik paket uygulamaya konulmuştur.
Temel amacı ülke ekonomisinin serbest
piyasa mekanizması kurallarına göre işlemesini sağlamak ve dünya ekonomisi
ile bütünleşmeyi gerçekleştirmek olan bu ekonomik program ile birlikte
Türkiye, ülke ekonomisini dışa kapalı bir hale getiren ithal ikamesine
dayalı sanayileşme stratejisini terketmiş ve “ihracata dayalı
sanayileşme” stratejisini benimsemiştir.
İhracatta önem arzeden
ulaşım, haberleşme ve diğer altyapı yatırımları hız kazanmıştır.
İhracatçılık saygın bir bir meslek haline gelmiş ve ihracat seferberliği
başlatılmıştır.
Bu dönemde, ihracat ile ilgili bürokratik
engeller büyük ölçüde azaltılmıştır. Nitekim, 1567 sayılı Türk Parası
Kıymetini Koruma Kanunu ile ilgili olarak Temmuz 1984 tarihinde çıkarılan
Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 30 Sayılı Karar, 1989 tarihine kadar
kambiyo rejiminin esasını oluşturmuş, bu tarihte yapılan değişiklikle her
türlü dövizin ithali serbest bırakılmıştır. 1990 yılında Kambiyo Rejimi daha
da liberalleştirilerek Türk Lirası’sının konvertibilite özellikleri
güçlendirilmiş ve 32 sayılı Karar'da yapılan değişiklikle, TL ile ihracat ve
ithalat serbest bırakılmıştır.
Anılan dönemde, “Dış Ticaret Sermaye
Şirketleri” (DTSŞ) teşvik edilerek bu şirketlerin pazar bulma, dış ticaret
işlemlerini yürütme, tanıtım gibi hizmetleri yapması düşünülmüştür. Bu
sistemin temelinde büyük firmaların beraberinde getireceği avantajlardan
faydalanma isteği bulunmaktadır. 1980'li yılların başındaki "ihracat
seferberliği"nin temeli de bu büyük şirketlere dayalı bir modele
oturtulmuştur. Nitekim, 1981-89 döneminde DTSŞ’nin ihracattaki payı %35
civarında gerçekleşmiştir. 1990’lı yıllara gelindiğinde ise, ülke
ekonomisinde ve istihdamında çok önemli bir yere sahip olan Küçük ve Orta
Ölçekli İşletmelerin biraraya gelmesi ve işletmelerin “Sektörel Dış Ticaret
Şirketleri” adı altında kurulan çok ortaklı şirketler aracılığıyla ihracat
yapmaları gündeme gelmiştir.
24 Ocak 1980 Kararları çerçevesinde,
gerçekleştirilen devalüasyon sonucu TL’nin değeri ABD Doları karşısında %49
oranında düşürülmüş ve iç talep kısılarak ihracata ivme kazandırılması
amaçlanmıştır. Sabit kur uygulamasından günlük olarak ayarlanan esnek kur
sistemine geçilmiş ve bu sayede gerçekçi kur politikası uygulanmaya
çalışılmıştır. Başta parasal ve nakdi teşvikler olmak üzere ihracat değişik
destek unsurları ile teşvik edilmiştir.
Dış ticaret rejiminin liberalleştirilmesi
1983 yılından sonra artan bir hızla sürdürülmüş, ithalatta pozitif listeden,
negatif listeye geçilmiş, miktar kısıtlamaları yerine tarife uygulaması ön
plana çıkarılmış, koruma oranları giderek düşürülmüştür.
İhracat Rejimi zaman içinde yapılan
değişiklik ve düzenlemeler ile tescil, lisans ve ruhsat uygulamaları
yürürlükten kaldırılarak, ihracat serbestisi prensibi getirilmiştir.
İhracatı artırmak için hukuki düzenlemelere
ilave olarak ihracatçılara, vergi iadesi, gelir vergisi istisnası, döviz
tahsisi, gümrük muafiyetli hammadde ithalatı ve ihracat kredileri gibi bazı
parasal ve mali teşvikler sağlanmıştır. Ayrıca, yine ihracatçılara Kaynak
Kullanımı Destekleme Fonu ve Destekleme Fiyat İstikrarı Fon’undan finansman
desteği sağlanmıştır. 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren,
ihracatçıların kendi ayakları üzerinde durmaya başlaması ile 1990’lı yıllara
doğru nakit teşvik uygulamasına yavaş yavaş son verilmeye başlanmış, ihracat
kredi ve sigorta yolu ile desteklenmeye başlamıştır.
Türk ihracatçılarının dış pazarlarda
rekabet gücünü artırmak ve Türkiye’nin ihracata yönelik stratejisini
desteklemek amacıyla 1987 yılında Türk Eximbank kurulmuştur.
1980’li yılların ortasında,
dış ticarette gözlenen artış trendini devam ettirmek, yabancı sermayeyi
çekmek ve teknoloji transferini sağlamak ve mamül madde ihracını arttırmak
amacıyla “serbest bölge”ler kurulması gündeme gelmiştir.
Yukarıda kısaca özetlemeye çalışılan
politikalar sayesinde, ülkemiz dış ticaret hacmi ve özellikle ihracatında
önemli artışlar gerçekleşmiş ve ihracatımızın ürün kompozisyonu da büyük
oranda değişmiştir.1980 yılında 2.9 milyar dolar olan ihracatımız 1990
yılına gelindiğinde 12.9 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. İhracatımız içinde
tarım ürünleri payı hızla gerilerken sanayi mallarının payı radikal bir
şekilde artış göstermiştir. Nitekim 1980 yılında % 36 olan sanayi
ürünlerinin toplam ihracat içindeki payı 1990 yılına gelindiğinde % 80’e
ulaşmıştır.
1990-2000 YILI İHRACAT DEĞERLENDİRMESİ
90'lı yılların başında gerek dünya
ekonomisinde yaşanan durgunluk ve Körfez krizi gibi dış faktörler, gerek
ekonomideki yüksek enflasyon oranı, kamu açıkları, artan iç ve dış borç
stoğu gibi kronikleşen sorunların sonucunda, ülkemiz, 1994 yılında ekonomik
kriz yaşamış ve bu kriz sonrasında 5 Nisan Kararları olarak bilinen,
ekonomik istikrarın sağlanmasının teminen bir dizi tedbirler paketini
uygulamaya koymuştur. Yukarıda değinilen iç ve dış faktörler 1990-1993
döneminde ihracatımızın artış hızında yavaşlamaya sebep olmuş, anılan dönem
boyunca ihracatımız ancak, 15 milyar dolar düzeyine gelebilmiştir.
1994 yılında yapılan yüksek oranlı devalüasyon ve uygulanan ekonomi
politikaları, uluslarası piyasalardaki rekabet gücümüzü olumlu yönde
etkilemiş olup, 1994 ve 1995 yıllarında ihracatımız iyi bir performans
göstererek sırasıyla %18 ve %19,5 oranında artış kaydetmiştir.
1995 yılında, bir yandan uluslararası
ticaretin serbestleşmesinin sağlanması amacıyla İkinci Dünya Savaşı'ndan
sonra başlatılan GATT sürecinin tamamlanması ile oluşturulan Dünya Ticaret
Örgütü'ne üye olunurken diğer yandan, 1.1.1996 tarihinden itibaren AB ile
gümrük birliğine gidilmesi karara bağlanmıştır.
Küresel ve bölgesel bazda yaşanan sözkonusu gelişmeler neticesinde, 1980
sonrasında yoğun bir şekilde uygulanan ihracat performansına dayalı doğrudan
ve nakdi teşvikler kaldırılarak, uluslararası yükümlülüklerimize uygun
olarak hazırlanan "İhracatta Devlet Yardımları" programları Haziran 1995
yılından itibaren uygulamaya konulmuştur.
Avrupa Topluluğu Mevzuatına uyum çalışmaları çerçevesinde, İhracatı
Teşvik Mevzuatının da Topluluğun Gümrük Kodu'na uyumlu hale getirilmesi için
yapılan çalışmalar kapsamında; Gümrük Birliği'nin temel prensiplerine de
sadık kalınmak suretiyle, ülkemiz dış ticaretinin yapısı ve ihracat
potansiyeli dikkate alınarak oluşturulan Dahilde İşleme Rejimi 1.1.1996
tarihi itibariyle İhracatı Teşvik Mevzuatı yerine ikame edilmiştir.
Ayrıca, ihracatçılara doğrudan nakdi yardımların kaldırıldığı ve dış
ticaretin uluslararası normlara uygun hale getirildiği 1995 sonrası dönemde,
ihracatın desteklenmesinde tanıtım faaliyetleri de ön plana çıkmıştır.
1996 yılında ihracat artış hızının %7,3 oranında gerçekleşerek
yavaşlamasının en önemli nedeni dünya ticaretinin büyüme hızındaki
yavaşlamadır. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, dünya ticaret hacmindeki
artış 1995 yılında %9,1 iken 1996 yılında %5,4'e düşmüştür.
İhracatın 1997 yılında bir önceki yıla kıyasla daha hızlı gelişme
göstererek %13,1 seviyesinde artması ve 26,2 milyar dolar düzeyine
çıkmasının esas nedeni, yılın ikinci yarısında Asya'da ortaya çıkan mali
krizin etkilerine rağmen, dünya hasılasında kaydedilen önemli ölçüde büyüme
sonucunda artan dış talep olmuştur. Nitekim, dünya hasılasında büyümeye
paralel olarak Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, 1997 yılında mal
ticaret hacmi %10,7 oranında artış göstererek 1976 yılından bu yana
kaydedilen en yüksek artış hızına ulaşmıştır.
Ancak 1997 yılı ortalarından itibaren, önce Uzakdoğu ülkelerinde mali
piyasalarda başlayan kriz, zamanla reel sektörü de kapsamış ve bunun sonucu
olarak, 1998 yılında dünya ekonomisinin büyümesi sadece %2,2 oranında
kalırken, dünya ihracatı ise %1,6 oranında gerilemiştir. Sözkonusu gelişme
doğal olarak ülkemiz ihracatını da olumsuz etkilemiştir. Özellikle küresel
krizin 1998 yılı Ağustos ayında Rusya'ya sıçraması ülkemiz ihracatında
beklenen artışın gerçekleşmesini engellemiştir. Dünya talebindeki daralma,
dünya mal fiyatlarında gözlenen düşme sonucu ülkemiz dış ticareti önemli
ölçüde etkilenmiş ve 1998 yılında ihracatımız %2,7 oranında artarak 27
milyar dolar olmuştur.
17 Ağustos 1999 tarihinde ve daha sonra yaşanan depremlerin sonucunda
%6,1 oranında daralan ülkemiz ekonomisi ihracatımızı da olumsuz yönde
etkilemiş olup, 1989 yılından itibaren sürekli artış gösteren ihracatımız
1999 yılında %1,4 oranında azalarak 26,5 milyar dolara gerilemiştir.
Gelişmiş ülkelerdeki hızlı talep artışı ve Asya ülkelerinde ekonomik
aktivitede görülen canlanmanın etkisi ile 2000 yılında dünya üretimi %4,7,
dünya ticaret hacmi ise %12,4 oranında büyümüştür. Ancak 2000 yılının son
çeyreğinde, dünya ekonomisinin performansında belirleyici rol oynayan ABD'de
başlayan ekonomik durgunluğun diğer ülkelere yayılması ile ekonomik
durağanlık küresel bir nitelik kazanmıştır.
2000 yılı gerek uluslararası piyasalarda Euro/Dolar paritesinde Euro
aleyhine yaşanan gelişmeler, gerekse ham petrol fiyatlarında gözlenen yüksek
artışın maliyetleri arttrıcı etkisi gibi dışsal faktörlerden kaynaklanan
olumsuz gelişmeler sebebiyle, ihracatçılar açısından zor bir yıl olmuştur.
Ayrıca Ekonomik Program'ın ilk yılı olması sebebiyle, enflasyon hedefine
paralel olarak yürütülmekte olan kur politikası, gerçekleşen enflasyon
oranının yüksek çıkmasının etkisiyle, ihracatımızı olumsuz yönde etkileyen
diğer bir gelişme olmuştur.
Dışsal ve içsel faktörlerden kaynaklanan tüm bu olumsuzluklara rağmen,
2000 yılında ihracatımız %4,4'lük artışla 27,8 milyar dolara ulaşmıştır.
2000 yılı toplam ihracatının %91,2'lik bölümünü imalat sanayi ürünleri,
%7,1'lik bölümünü tarım ve ormancılık ürünleri ve %1,4'lik bölümünü
madencilik ürünleri oluşturmuştur.
İhracat değişim oranlarına bakıldığında ise, sanayi ürünleri ihracatı
bir önceki yıla göre % 6,6’lık artışla 25,3 milyar dolar, tarım ve
ormancılık ürünleri ihracatı % 20’ye varan bir azalış ile 1,9 milyar dolar,
madencilik ürünleri ihracatı ise % 4’lük artışla 400 milyon dolar olarak
gerçekleşmiştir.
2000 yılı ihracatının ülke ve ülke gruplarına göre ayırımına
bakıldığında ise; en önemli ihraç pazarımız olan OECD ülkelerine yönelik
ihracatın 19 milyar dolar olarak gerçekleştiği görülmektedir. Aynı şekilde
Avrupa Birliği'ne yönelik ihracatımız 14,5 milyar dolar olurken, anılan
ülkelerin toplam ihracatımız içindeki payı ise % 68,4 olmuştur. Sözkonusu
dönemde OECD üyesi olmayan ülkelere yönelik ihracatımız ise, bir önceki yıla
göre değerde % 1,6 oranında artarak 7,9 milyar dolar olmuş ve genel
ihracatımız içerisindeki payı da % 28,3 düzeyinde gerçekleşmiştir.
Ülke sıralamasında ise, ilk sırada 5,1 milyar dolar ile Almanya yer
alırken onu sırasıyla ABD, İtalya, İngiltere ve Fransa izlemiştir
2001 YILI İHRACAT DEĞERLENDİRMESİ
Dünya ekonomisindeki daralmanın 11 Eylül 2001‘de ABD’de yaşanan terörist
olaylardan sonra derinleşmesiyle birlikte uluslararası kuruluşlar 2001 yılı
büyüme tahminlerini revize ederek düşürmüşlerdir. IMF tarafından kasım
ayında yapılan 2001 yılı tahminlerinde, dünya ekonomisindeki büyüme global
resesyon sınırı olarak kabul edilen % 2,5 oranına ve dünya ticaret
hacmindeki büyüme ise % 1,3 oranına çekilmiştir. Dünya Bankasının
tahminlerine göre, dünya ekonomisindeki bu gelişmeler 2001 yılında
gelişmekte olan ülkelerin ihraç ürünlerine olan talebi yaklaşık % 10
oranında daraltmış bulunmaktadır.
Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri sonrasında ülkemiz ekonomisinde
yaşanan istikrarsızlık, tüketici ve yatırımcı güvenini olumsuz yönde
etkilemiş, döviz kurunun dalgalanmaya bırakılmasından sonra kur ve faiz
oranlarında meydana gelen yüksek oranlı artışların etkisi ile tüketim
harcamaları, yatırım hacmi ve üretim önemli ölçüde düşmüştür. Nitekim, 2001
yılında ülkemiz GSMH'si %9,4 , imalat sanayi üretim endeksi %9,9 ve özel
nihai tüketim harcamaları ise %9 oranında azalmıştır.
TL’nin reel olarak değer kaybetmesi, ithal girdi maliyetlerini
arttırmakla birlikte ihracatçılarımıza dış pazarlarda göreli bir kur
avantajı sağlamış ve iç pazardaki talep daralması üretimin dış pazarlara
yönelmesinde etkili olmuştur. Dünya ekonomisindeki olumsuz gelişmelere
rağmen ihracatımızda bir önceki yıla göre % 12,3’lük bir artış
gerçekleşmiştir.
2001 yılında 31,2 milyar dolar olarak gerçekleşen ihracatımızın 15,2
milyar dolarla % 48,8‘ini oluşturan tüketim malları ihracatı bir önceki yıla
göre %8,6 oranında artış göstermiştir. Toplam ihracat içinde % 42,6’lık paya
sahip olan ara malları ihracatımız yılına göre % 14,9’luk bir artışla 13,3
milyar dolara, % 8,4’lük paya sahip sermeye malları ihracatımız ise % 22,4
‘lük bir artışla 2,6 milyar dolara yükselmiştir.
Sektörel bazda incelendiğinde ihracatımızda % 91,6’lık payı ile (28,6
milyar $) imalat sanayi ürünlerinin önemli bir yer tuttuğu, bunu %7,2’lik
payı ile (2,2 milyar $) tarım ve ormancılık ürünlerinin; % 1,1’lik payı ile
(338 milyon $) madencilik sektörünün izlediği görülmektedir.
Sanayi ürünleri ihracatımızdaki artışta en büyük pay bir önceki yıla
nazaran %46,6 artış göstererek 3,9 milyar $’a ulaşan taşıt araçları ve yan
sanayi sektörüne aittir.
2001 yılında Hazırgiyim ve Konfeksiyon sektörü ihracat artışı %0,4
düzeyinde kalmakla beraber, sektör toplam 7,5 milyar $’lık ihracat
gerçekleştirerek toplam ihracatımızda % 24 gibi büyük bir paya sahip olmaya
devam etmiştir. Öte yandan; tekstil ve hammaddeleri sektörü ihracatını %
10,6 artırarak 2,8 milyar $’a ulaşmıştır. Deri ve deri mamullerinde ise
%17,2’lik bir artış yaşanmıştır.
Sanayi grubu ihracatında dikkat çekici diğer sektörler %18,9 ile demir
ve demirdışı metaller ile %16,2 ile elektrik-elektronik ve makina sektörleri
olmuştur. Çimento ve toprak ürünleri ise %16,6 ile artış gösteren diğer bir
sektör olmuştur.
Tarım ürünleri ihracatımızda en büyük artış % 330 ile zeytin ve
zeytinyağı ihracatımızda yaşanmış, bunu sırasıyla % 27,5 artış ile yaş meyve
ve sebze, %25,4’lük artış ile fındık ve mamulleri ile %16,8’lik artış ile
hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatımız izlemiştir.
2001 yılı ihracatımızın ülke grupları itibarıyla gelişimi
incelendiğinde, % 51,6’sının yapıldığı AB ülkelerine bir önceki yıla göre %
10,8 oranında artarak 16,1 milyar dolara ulaştığı görülmektedir.
İhracatımızın yaklaşık % 66’sı OECD ülkelerine yapılmıştır. % 38,6 ile en
yüksek ihracat artışı Ortadoğu ülkelerine yönelik ihracatta gerçekleşmiş ve
bu ülke grubuna ihracatımız 3,5 milyar dolar seviyesine yükselmiştir. Afrika
ülkelerine yönelik ihracatımız % 10,4 oranında artarak 1,5 milyar dolar,
BDT’lere yapılan iharacat % 19,3 artışla 1,9 milyar dolar, İslam Konferansı
Teşkilatı üyesi ülkelere ihracatımız % 23,6 artışla 4,8 milyar dolar olarak
gerçekleşmiştir.
2001 yılı ihracatında % 17,2’lık pay ile ilk sırada yer alan Almanya’yı,
ABD (%10), İtalya ( %7,5), İngiltere ( %7) , Fransa ( %6,1) ve Rusya ( % 3)
izlemektedir.