İskence intihara itti *
İskenderun'da
işkence yapılanlar yalnızca N.C.S. ile F.D.P. değil. Aynı davada mahkûm olan Yusuf
Öntaş, İskenderun Enmiyet Müdürlüğü'ndeki işkencelere dayanamayarak üçüncü
kattan atlamış
Adana DGM'deki yargılama boyunca işkence
iddiaları gündeme geliyor, suç duyuruları yapılıyor, Türk Tabipleri Birliği
tarafından gençlerin emniyette işkence görmüş olabileceğine ilişkin raporlar
veriliyor, ancak bu savların sonucu beklenmeden yedi genç dört yılla 18 yıl arasında
hapis cezalarına çarptırılıyor.
Gençlerin mahkûmiyetiyle sonuçlanan duruşmaların tutanaklarına bakınca, gündeme
gelen işkence savlarının yalnızca sanık iki kızdan 16 yaşındaki lise birinci
sınıf öğrencisi N.C.S. ve üniversiteye hazırlanan F.D.P. ile ilgili olmadığı
çıkıyor ortaya.
İşte sanık olarak gözaltına alınan ancak hakkında daha sonra takipsizlik kararı
verilen ve
davada savunma tanığı olarak gösterilen Nurettin Yağmur'un tutanaklara geçen
anlatımı:
"Ben HADEP İl Yönetim Kurulu Üyesi'yim. 1991 senesinde de gözaltına alındım.
Karakolda kötü muamelenin ne olduğunu bilirim. Zorla, yapılmayanın da yüklendiğini
bilirim. Fakat diğer sanıkların bilgisi yoktu. Emniyet'in sorgu odasında
çırılçıplak soyuldum. Emniyet bana işlemediğim suçları kabul etmemi önerdi.
İşlemediğimi ifade edince sistemli işkence başladı. Testislerimden sıkılmak
suretiyle iki kez bayıldım. İşkence sırasında bağırırken yüksek sesli mehter
marşı ve müzik sesleri açıyorlar. Ara sıra diğer sanıkların bulunduğu yerde
aynı tür müzik sesleri geliyor. Ben suçsuz olduğumu her aşamada ifade ettim ve
hakkımda takipsizlik kararı verildi. Tuvalete giderken bu sanıklardan üçünü
çırılçıplak soyulmuş olarak gördüm. Yüzleri duvara dönüktü."
Demek ki davada 'konuşmayan yırtmış'.
Duruşmaya sargıyla
çıktı
İşin ilginci Yağmur, duruşmaya kafası sargılı olarak geliyor. Gençlerin avukatı
Bülent Akbay bu durumu bakın nasıl açıklıyor:
"Gördüğü işkenceler nedeniyle Nurettin'in kulak zarı patlamış. Serbest
bırakılınca ameliyat oluyor. Bu nedenle de hastane sargılarıyla geldi
mahkemeye."
Yargılama sonucu 'örgüt üyeliği'nden 12 yıl 6 ay hapse mahkûm olan gazeteci Yusuf
Öntaş gözaltındayken, İskenderun Emniyet Müdürlüğü'nün üçüncü katından
atlayarak intihar girişiminde bulunmuş ve yaralı olarak kurtulmuş. Ancak Öntaş daha
sonra verdiği ifadede ve duruşma sırasında, "Beni polis aşağı attı"
demiyor. Tersine, işkencelere dayanamadığı için intihar girişiminde bulunduğunu
söylüyor:
"Hastanede yaralı halde savcı ifademi alırken karakolda işkence gördüğümü
söyledim. Bize işkence yapan polisler orada olduğu için söylediklerimi savcı zapta
geçirmedi. Yine savcı adliyede ifademi alırken bizi sorgulayan komiser de orada
oturuyordu.
O olduğu için suçu kabul etmek zorunda kaldım. Suçsuzum."
16 yaşındaki N.C.S.'nin babası, Eğitim-Sen İskenderun Şube Başkanı T.S. kızının
mahkûm olmasına neden olan 22 Şubat 1999'daki otobüs yakma olayını sorgularken,
"Gece yarısı saat 02.30'da gerçekleşiyor eylem. Olayın olduğu yer bizim eve
hayli uzak.
O saatte bir çocuk bu eylemi yapıp nasıl eve dönsün? Kızım gözaltına alınınca
okuluna gidip olaydan sonraki gün okula gidip gitmediğini araştırdım. O gün okula da
gitmiş. Gece yarısı böyle bir eylem yapıp hayli uzaktaki evine dönen çocuğun
birkaç saat sonra okuluna gitmesi mümkün mü? Öğretmenlerine de sordum. Hiçbir
anormallik fark etmemişler o gün çocukta" diyor.
Üniversiteye hazırlanan F.D.P.'nin babası İ.P. de kızının hakkını aramakta
kararlı:
"Kızımızı, suçsuz olduğuna inandığımız için teslim ettik. Kızım, öne
sürülen iddiaları kendisine yapılan iğrenç muamele karşısında kabul etmiştir.
Hukuki yönden tüm haklarımızı kullanacak, ne gerekiyorsa yapacağız. Kızım
kendisine işkence yapanları görmüş. Karşılaşırsa onları tanıyacağını
söylüyor. İşkencecilerin cezalandırılması için elimden geleni yapacağım."
Polis amcası şokta Yaşananlara en çok hayıflanan da F.D.P.'nin amcası M.P.. 21 yıl
polis teşkilatında çalıştıktan sonra emekli olan ve yeğenini babası ile birlikte
polise teslim eden eski polis M.P. "İşkence yaptıklarını zaten biliyordum. Rica
da ettim. Herhalde yeğenime dokunmazlar diye düşündüm" demekten kendisini
alamıyor. F.D.P.'nin annesi M.P.'nin de bir iddiası var:
"Gözaltındayken kızım temiz çamaşır istemiş. Kızıma temiz çamaşır
götürdük. Ancak polis bize kirli çamaşır teslim etmedi. Bu çamaşırlar nerede? Bu
durum işkence şüphelerimizi artırdı."
Aileler her ne kadar şüphe duyuyorlarsa da, işkence konusunda hiçbir şüpheleri
olmayan, araştırma yapma gereği bile duymadan yalanlamaya kalkan politikacılar ve kamu
görevlileri de var. Tıpkı Manisa davasında, Metin Göktepe'nin öldürülmesinde
olduğu gibi. Olay ortaya atılınca hemen büyük bir refleksle yalanlayanlara, daha
sonra iddiaların gerçek olduğu yargı kararıyla belirlenince, daha doğrusu
yalanlamaları yalanlanınca kim, ne sordu?
Dün Ankara'da Emniyet Genel Müdürü Turan Genç'e İskenderun'da gençlerin işkence
görmesiyle ilgili soru yöneltiyor gazeteciler. Genç, "Elimizde iki üç tane rapor
var. Onları inceledikten sonra basına ayrıca açıklama yapacağız" diyor.
İskenderunlu gençler gözaltındayken verilen raporlar ne kadar geçerli acaba? Sağlık
Bakanlığı'nın, Türk Tabipleri Birliği'nin bildirge ve genelgelerine uygun mu? Bu
soruların yanıtları olayla ilgili olarak TTB'nin verdiği 'yorum rapor'da ayrıntılı
biçimde belirlenmiş. İşte TTB'nin 16 yaşındaki N.C.S. ile ilgili raporundan bir
bölüm:
Dehşet raporu
"Gözaltı sırasında var olan makat ve genitala bölge civarındaki ağrılar, kaba
dayak, askı, çıplak bırakma, basınçlı soğuk su uygulama öyküsü ile uyum
göstermesine karşın bu konuda objektif bulgu aranmamış, buna karşın 'bakire olup
olmadığına ve yakın zamanda cinsel ilişkide bulunup bulunmadığına dair' kişi
kadın doğum uzmanına muayene ettirilmiştir. Aynı gerekçeyle muayene istemi kişi
tarafından kabul edilmemiştir. Adli rapor için yapılacak jinekoloik değerlendirmeler,
kişinin onayı alınarak yakınmaları ve öyküsü dikkate alınarak yapılmalıdır.
Aksi davranışlar adli raporun amacı konusunda kuşku uyanmasına neden olur. Bu olayda
yapılan girişimlerin, kişinin sağlığı ve gerçek bir adli rapor amacının göz
ardı edilip kişinin onurunun kırılması amacıyla yapıldığı kuşkusunu
uyandırmıştır."
İskenderun'da beş doktorun gençler için verdiği raporların çoğunda tek bir tümce
yer alıyor; "Darp ve cebir izine rastlanmamıştır" diye. Yani Emniyet Genel
Müdürü Genç'in 'inceleyeceği' rapor birkaç sözcükten ibaret.
Oysa TTB raporunda Sağlık Bakanlığı genelgelerine, Adli Tıp Formu'na, TTB bildirge
ve genelgelerine göre olması gerekenlere ayrıntılarıyla yer veriliyor:
"Kişi çok detaylı ve özenli bir şekilde muayene edildikten sonra saptanan
bulgular yazılmalıdır. Kişinin bulgulara yaptığı nedensel açıklamalara raporda
bulguların yanına kaydedilmelidir. Raporda müspet bulguların yanı sıra psikoloik
yakınma ve bulguların araştırması gerekmektedir."
TTB raporunda sonuç olarak "Sağlık Bakanlığı ve Türk Tabipleri Birliği'nin
belirlemiş olduğu tüm bu kriterlerden yoksun olan resmi raporlar bilimsel açıdan
geçerli bulunmamıştır" deniliyor.
İşte değerlendirmeler bunlar.
Şimdi siz 'işkence yok' mu diyorsunuz, kolayı var. TTB raporunda önerildiği biçimde
tıbbın son geliştirdiği yöntemleri de kullanarak İskenderunlu gençlerin fiziki ve
ruhsal konsültasyonlarını hemen yaptırın. Böylece polisi de işkence gibi insanlık
dışı bir uygulamayla suçlanmaktan kurtarmış olursunuz!
(*) CELAL BAŞLANGIÇ,
Radikal, 9 Kasım 1999